ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Kelebek Toplayanlar

Matthew Teague

Evgenia Arbugaeva

7.8.2018

 

Kelebek Toplayanlar

Batı Papua’da (Endonezya) bir dev kuşkanatlı, bir turist misafirhanesinin mutfağında kozasından çıkıyor. Kozalarından çıkan kelebekler, kanatlarının korunması için henüz gençken öldürülüyor. Nadir görülen kelebeklerin ticareti –yasal ve yasadışı olarak– toplayıcılardan aracılara, aracılardan koleksiyonculara kadar tüm dünyaya uzanıyor.

Bu narin böcekleri yakalayıp satanların karanlık bir dünyası var, ama bu dünyanın merkezindeki renkler baş döndürücü.

Özellikle bu kelebeği avlamak, rahatlıkla sarpa sarabilecek bir iş.

Kırlangıçkuyruklardan Papilio blumei yalnızca burada, Endonezya’nın Sulawesi adasında ve sadece belirli bir yükseklikte yaşıyor. Dağlardaki yurdu, ince ve ıslak bir toprak tabakasıyla kaplı sarp bir kaya ve elinizi ayağınızı nereye atsanız sağa sola biraz çamur sıçratıyorsunuz. Ve vadi ile zirve arasında, yolun ortasında bir yerlerde, kelebek ekonomisi iyice görünür oluyor: Bazı kelebeklerin çok değerli olmasının da, nadir olanları için bir karaborsa oluşmasının da nedeni bu.

Avcı, bir erkek. Adı Jasmin Zainuddin. Bir an duraklıyor. Elinde çamuru didikleyip yoklamak için bir sırık var. “Biraz daha yukarıda,” diyor.

Jasmin tüm yaşamını bu adada geçirmiş ve onlarca yıl içinde kelebekleri yöre dağlarının zirvelerinden dünyanın dört bir yanındaki koleksiyonculara ulaştırmak üzere muhbirler, kuryeler ve toplayıcılardan oluşan bir ağ kurmuş. Bugün, adanın güneybatı ucundaki Makassar kentinde başlıyor güne. Birkaç yardımcısıyla birlikte bir minibüse atlayıp alçak düzlüklerin sıcağını terk ediyor, kıvrılan yollardan geçerek yağmur ormanının içine giriyor ve sonunda da yolun çok dik ve kaygan hâle geldiği bir dağ köyüne varıyorlar. Oraya ulaştıklarında Jasmin ekibinin –ve malzemelerin– çoğunu, küçük erkek çocukların kullandığı birkaç motosiklete dağıtılmasıyla ilgileniyor. Yol önce bozulup daralarak bir patikaya, ardından ancak tek bir motosikleti taşıyabilecek bir asma köprü sırasına dönüşüyor ve sonunda, bir sonraki köye vardıklarında yol hepten bitiyor. Burada da herkes inip pirinç çuvalları ve su bidonlarını sırtlayarak tırmanmaya koyuluyor.

Zorlu bir yolculuk bu. Çamuru yoklayan ekibine doğru eğilmiş olan Jasmin soluk soluğa kalıyor ama ağzı kulaklarında. “Artık yaklaştık,” diyor.

Dağ sırtı teraslanmış çeltik tarlaları hâlini almaya başlıyor ve nihayet Jasmin’in hedefi yukarıda beliriyor. Kendi inşa ettiği, kalın sırıklar üzerinde yükseltilmiş bir baraka bu. O ve yardımcıları içeri girmek için teker teker bir ağaç kütüğüne tırmanıyorlar. Gün batarken Jasmin barakanın zeminine uzanıyor. Artık orta yaşlara gelmiş ve malzemeleri yüklenmek her yolculukta daha da zorluyor onu. Asıl avın ertesi gün başlayacağını söylüyor. Şimdilik biri orta yaşlı, diğeri daha genç olan iki kadın akşam yemeği hazırlıyorlar.


Baco Bugis, kelebeklerin peşinde, ücra yerlerdeki Endonezya ormanlarının derinliklerinde, aralıktan marta, yüzlerce kilometre yol katederek kendi göç rotasını izliyor. Zor yakalanan ve simsarların yüz dolar, yabancı koleksiyoncularınsa çok daha fazlasını ödeyebildiği kuşkanatlı kelebekleri avlıyor –bazen haftada 1–2 tane buluyor.

Jasmin’in ağzından çıkan her sözün, dokunduğu her nesnenin, aklına gelen her anının merkezinde kelebekler var. Küçük bir çocukken karşılaştığı bir yabancıyla tanıştığı zamandan bu yana onları incelemiş, izlemiş ve yakalamış. Şimdi de kendisi, hepsi incecik tülden birer ağ taşıyan bir alay delikanlıya para veriyor. Kimi koleksiyoncunun camlar ardında sergilediği nadide örneklere binlerce dolar ödediği, uzak diyarlardaki özel salonlar ve yönetim kurulu odalarında son bulan bir kelebek piyasasının en alt basamağını oluşturuyor bu insanlar.

Karanlık bastırdığı sırada, yemek pişiren kadınlar sırtüstü yatan Jasmin’e gülüyorlar. Daha yaşlı olanı, Mujiauna, Jasmin’in neredeyse 30 yıllık karısı. Birbirlerine sık sık gülümsüyorlar.

Jasmin yerinden doğruluyor. “Senin de bir eşin vardır herhalde?” diyor.

İlk defa konuyu kelebeklerden başka bir yere getiriyor ve soru öyle beklenmedik bir yerden geliyor ki zorda kalıyorum.

“Yok,” diyorum. “Yani, artık yok.”

“Ona bir şey mi oldu?”

“Evet.”

Bir an duruyor, sonra yine yere uzanıyor.

Dağın batı yüzüne kurulu baraka, ertesi sabah dağ sırtıyla alçak yağmur bulutları arasından sızan ışık huzmeleriyle karşılıyor günü.

Jasmin artık en tepelere kadar pek çıkmadığını söylüyor ama bugün genç bir adama, en sevdiği kelebek toplayıcısı Aris’e yolun bir bölümünde eşlik edecek. Her birinin elinde bir ağ var.

Çeltik tarlalarının arasından bir akarsu geçiyor. Onu izleyerek küçük bir nehre varıyor ve nehri takip ederek dağın tepelerine doğru ilerliyorlar. Yol boyunca Jasmin rahat rahat konuşuyor –kelebekler insan sesini duyamıyor. Ama gözleriyle özel bir dil biliyormuş gibi okuyor ormanı Jasmin. Eğreltiotları, sarmaşıklar ve su damlalarının arasında bir yaprağın alt tarafında dinlenmekte olan minik ve kanatlı şeylerin hepsini fark ediyor. “Hayır,” diyor her defasında. “Bu da çok yaygın görülenlerden.”

Evgenia Arbugaeva

Bacan adasında (Endonezya) bir toplayıcı, Bali’de satacağı kelebek örneklerini diziyor. Kelebekler Bali’den Asya’nın her köşesine ihraç edilecek, oradan da tüm dünyadaki koleksiyonculara ulaşacak.

Evgenia Arbugaeva

Endonezya’nın Sulawesi adasında genç bir anne yakaladığı kelebekleri birbirinden ayırıyor. Kaynağın merkezine en yakın yerlerde kelebek ticareti önemli bir geçim kaynağı. Aileler çoğunlukla bir mevsimi çiftçilik yaparak, diğerini de kelebek toplayarak geçiriyor. Her bir örnekten birkaç kuruş kazanıyorlar.

Robert Clark

Yumuşak tonlardan canlı renklere: Kuşka- natlı krizalitlerinde –sonunda kanatlı bir ergin bireyin ortaya çıktığı başkalaşımın son aşaması– görülen varyasyonlar, kozadaki tırtılları çevreleyen bitki örtüsünü yansıtıyor. Buradaki örnekler Kamboçya’ya özgü.

Evgenia Arbugaeva

Batı Papua’da bir kelebek taciri, beyaz çarşaflar ve parlak ışıklarla tuzak kurarak Japon bir koleksiyoncu için güveleri kendine çekiyor. Bu tacir, kelebek üretmeleri ve rehberlik yapmaları için köylüleri işe alıyor. Ancak bu, kelebekleri yerel ekonomi için önemli hâle getiren işler yaratsa da koruma çalışmalarına zarar verebiliyor.

Evgenia Arbugaeva

Doğa sergilemeleri, 1831’den beri koleksiyoncuları Paris’teki taksidermi dükkânı Deyrolle’e çekiyor. Lepidopteristlerin tüm dünyadan örnek toplamaya başlamasıyla Avrupa’da kelebek koleksiyonculuğunun şaha kalkması da aşağı yukarı bu dönemde gerçekleşti. Günümüzdeyse koleksiyonculuk özellikle Japonya’da oldukça popüler.

Evgenia Arbugaeva

Her yıl yapılan Tokyo Böcek Fuarı’nda koleksiyoncular ve satıcılar Afrika, Asya, Kuzey ve Güney Amerika’nın pek çok yerinden gelen kelebek örneklerini alıp satıyor. Fuarın bir internet sitesi yok ama dünyanın her yerinden böcek tutkunlarının ilgisini çekiyor. Uluslararası kelebek pazarının da, kelebeklerin kendileri gibi, pek sesi çıkmıyor ve yerini bulmak zor. Yıllık ticaret hacmine ilişkin tahminler yüz milyonlarca dolara kadar çıkıyor.

Jasmin’den önce babası da –1970’lerin başlarından itibaren– kelebek toplamış. Bantimurung köyünde yaşıyorlarmış. Büyük İngiliz doğabilimci Alfred Russel Wallace, yüzyıl önce ziyaret ettiği Bantimurung’u şöyle tarif etmiş: “Rahatsız edildiklerinde yüzlercesi bir arada havalanarak alacalı bulacalı bulutlar oluşturan rengârenk kelebek gruplarının –turuncu, sarı, beyaz, mavi ve yeşil– benek benek bezediği çok güzel bir yer.”

Jasmin’in babasının tekniği oldukça basitmiş. Evlerinin yakınlarında hangi canlı uçuşuyorsa onu yakalar ve adayı ziyaret eden yabancılara satarmış. Çok geçmeden, kelebekler hakkında yerli halktan daha fazlasını biliyor gibi görünen yabancılar gelmeye başlamış. Jasmin gençken bir Fransız koleksiyoncu ona kelebekleri içine bir miktar eter kullanarak hapsettiği cam fanusu göstermiş. “Ölüm kavanozu yani,” diyor Jasmin. Bundan kısa süre sonra bir hükümet projesinin aileyi taşınmak zorunda bıraktığını anlatıyor ama o tuhaf kavanozu unutamamış. Kelebeklerin hareketlerini ve nasıl kolayca hareketsizliğin içine düşüverdiklerini de.

Yaşamının bir sonraki dönüm noktasını ise bundan birkaç yıl sonra, 1980’lerde yaşamış. Küçük bir Japon ziyaretçi grubu Sulawesi’ye gelip kelebekler hakkında bir şeyler sormaya başlamış. Aralarından biri, Jasmin’in Bay Nishiyama dediği bir adam, Endonezya dilini biraz biliyormuş ve genci fark etmiş. Jasmin’in zeki olduğunu ve kelebeklere karşı gerçek bir yakınlık duyduğunu düşünmüş.

İzleyen 20 yılda Nishiyama adaya birçok kez gelmiş ve her defasında, dağlarda keşfe çıktığında ona yardım etmesi için Jasmin’i tutmuş. Yürüyüşleri sırasında ona bütün bir kelebek dünyasını tanıtmış: uçma, eşleşme, dinlenme alışkanlıklarını, nelerin onları cezbettiğini, nelerin uzaklaştırdığını. Jasmin, hocasının Asya’nın en önemli lepidopteristlerinden Yasusuke Nishiyama olduğunu ancak yıllar sonra öğrenmiş. Nishiyama, birlikte buldukları kelebekler hakkında kitaplar yazıyormuş.

Yüksek bir şelalenin ardını işaret ediyor Jasmin. “Orada,” diyor. P. blumeinin yaşadığı yer işte orası.

Aris tırmanmaya devam ediyor. Islak köklerin ve kayaların arasında pars gibi sıçrıyor. Jasmin aşağıda kalıyor. Ormanın içine çekilirken sırtını dönmüyor hemen, gözleriyle şelalenin üzerinde oluşan sisi süzüyor bir süre. Dalgın gözlerle kelebek ağını zarif kavisler çizerek sallıyor ve ağ, havada bir örümcek ağı gibi salınıyor.


Bantimurung Ekoturizm Parkı’nın giriş kapısını süsleyen Papilio blumei heykeli yerel gururun simgesi. Burayı çevreleyen, 2004’te kurulmuş ulusal park, kelebeklerin karşı karşıya olduğu bazı tehditlerin ortadan kaldırılmasına yardımcı oluyor –ve yasadışı kelebek avcılarının yol açtığı zorluklarla mücadele ediyor.

Anlaşılan o ki, bu şelale bir dizi şelaleden ilkiymiş. Aris hepsine tırmanıyor ve sonunda bulutları yarıp geçerek yüksek yağmur ormanı örtüsünün çevrelediği açık gökyüzüne ulaşıyor. Duruyor, kalçasında sallanıp duran üçgen biçimli tahta bir kutuya atıyor elini. Kutudan üçgen biçimli mumlu kağıdı çekiyor, onun içinden de bulmayı umduğu kelebeğin bir örneğini çıkarıyor nazikçe: Papilio blumei. Kanatları siyah kadifedenmiş gibi görünüyor; her birinde tavuskuşlarındaki mavi–yeşil olanları andıran birer çizgi var. Bir mücevher kadar büyüleyici bir şey. Uzak kıtalardaki koleksiyoncuların neden onu elde etmeyi arzuladıkları bir anda açıklık kazanıyor.

Aris bir ağaçtan, kibritten büyük olmayan küçük bir tahta parçası kesip ucunu sivriltiyor. Onu, elindeki kelebek örneğini bel hizasında geniş bir yaprağa tutturmak için kullanıyor; sonra geri çekilip bir kaya çıkıntısının üzerinden izlemeye başlıyor. “Dişi,” diyor, başıyla işaret ederek. “Eş arayan bir erkek gelecek.”

Kayanın üzerinde bir oyuğa çöküp beklemeye koyuluyor. Kendisinin de bir eşi varmış, öyle söylüyor; bir de yeni doğmuş bir bebeği. Yıl boyu Jasmin’in barakasında kalıyor, pirinç ve kelebeklerden elde ettikleri gelirle yaşıyorlar. O da diğer toplayıcılar gibi yakaladıklarını Jasmin’e götürüyor, Jasmin de onlara kelebek başına birkaç kuruş ödüyor. Jasmin bunları ya Bantimurung çarşısında ya da Cakarta’da bir adama –Endonezyalı bir kelebek patronuna– satıyor, o da dünyanın her yanından satıcılara. Blumeinin nihai satıcısı kelebeği teşhir kutusuna yerleştirdiğinde, yüz dolara yakın bir paraya alıcı bulabiliyor. Diğer türler ise –uluslararası koruma altında olan türler– astronomik fiyatlara satılıyor. Kelebek alım satımı kulağa biraz antika geliyor olabilir ama internet günümüzde bu tür bir pazarı olanaklı kılmış. İlk kez 2017’de İngiliz yetkililer, Birleşik Krallık’ın en nadir kelebeklerinden olan bir büyük korubeni kelebeğini yakalayıp öldüren bir adamı mahkûm etti. Dedektifler, Philip Cullen ile internette açıkartırmalara giren bir hesap arasındaki bağlantıyı saptamış.

2007’de ABD Balık ve Yaban Hayatı İdaresi’nin Los Angeles’ta yürüttüğü yıllara yayılan bir soruşturma, kendini “dünyanın en çok aranan kelebek kaçakçısı” olarak tanımlayan bir Japon’un, Hisayoshi Kojima’nın hüküm giymesiyle sonuçlandı. Gizli görevdeki polis memuruna değeri çeyrek milyon doların üzerinde olan yasadışı bir kelebek koleksiyonu satmaya çalışıyordu. Günümüzde küresel kelebek karaborsasının boyutunu tam olarak belirlemek zor ama tahminler yılda yüz milyonlarca doları bulabileceğini söylüyor.

“Memleketinde kelebek görüyor musun?” diye soruyor Aris. “Bazen,” diyorum.

Memleketim Fairhope (Alabama, ABD), hükümdar kelebeklerinin göç yolunun tam ortasında. Karımla yaptığımız son gezilerden birinde, iki kızımızla gittiğimiz müzede, turuncu–siyah hükümdar kelebeklerinin Kanada’dan Orta Meksika’ya, oradan tekrar Kanada’ya her yıl yaptıkları büyük yolculuk hakkındaki Flight of the Butterflies (Kelebeklerin Uçuşu) belgeselini izlemiştik. Hayran kalmıştık. Müzeden ayrılırken kızlar kelebek oyuncakları almamız için yalvarıyordu. Karım Nicole narin bir çift hükümdar kelebeği küpesi almıştı.

Kelebeklerle ilgili bir film fikri Aris’in hoşuna gidiyor. Bu, onu güldürüyor.

O nedenle öyküyü burada kesiyorum. Gezimiz sırasında Nicole’un bedenini çoktan sarmış ve izleyen iki yıl içinde onu azar azar götürecek olan kanserden söz etmesem de olur. Bugünlerde kızlarım bazen kelebek küpelerini kutusundan çıkarıp onlara aynada hayran hayran bakıyorlar. Pahalı bir mücevher değil bu küpeler ama kızlar her zaman bir hazineye bakar gibi bakıyorlar ona.

“Karımı özledim,” diyor Aris. Ben de özlüyorum.

Orada uzun süre oturuyoruz. Saatlerce. Kelebek yakalamak yalnız verilen bir uğraş. Sonra Aris birden parmağını havaya kaldırıyor: “Bak.”

Yükseklerde, ağaç tepelerinin arasında –bir kelebek bulmayı düşüneceğimden daha yüksekte– bir konfeti parçasına benzeyen mavi bir kıpırtı var. Yavaşça salınarak, dolambaçlı bir yoldan tuzağa doğru iniyor. Yaklaştıkça tuzaktakinden ne kadar farklı olduğunu fark ediyorum. Işıltılı bir şey bu; tek bir tavuskuşu tonu değil, bir sürü ton. Renginin dördüncü boyutu da var. Hareketiyle birlikte, an be an, kanatlarının güneşin altındaki açısına göre değişiyor rengi.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ağustos 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Evgenia Arbugaeva

Bacan adasında (Endonezya) bir toplayıcı, Bali’de satacağı kelebek örneklerini diziyor. Kelebekler Bali’den Asya’nın her köşesine ihraç edilecek, oradan da tüm dünyadaki koleksiyonculara ulaşacak.

Evgenia Arbugaeva

Endonezya’nın Sulawesi adasında genç bir anne yakaladığı kelebekleri birbirinden ayırıyor. Kaynağın merkezine en yakın yerlerde kelebek ticareti önemli bir geçim kaynağı. Aileler çoğunlukla bir mevsimi çiftçilik yaparak, diğerini de kelebek toplayarak geçiriyor. Her bir örnekten birkaç kuruş kazanıyorlar.

Robert Clark

Yumuşak tonlardan canlı renklere: Kuşka- natlı krizalitlerinde –sonunda kanatlı bir ergin bireyin ortaya çıktığı başkalaşımın son aşaması– görülen varyasyonlar, kozadaki tırtılları çevreleyen bitki örtüsünü yansıtıyor. Buradaki örnekler Kamboçya’ya özgü.

Evgenia Arbugaeva

Batı Papua’da bir kelebek taciri, beyaz çarşaflar ve parlak ışıklarla tuzak kurarak Japon bir koleksiyoncu için güveleri kendine çekiyor. Bu tacir, kelebek üretmeleri ve rehberlik yapmaları için köylüleri işe alıyor. Ancak bu, kelebekleri yerel ekonomi için önemli hâle getiren işler yaratsa da koruma çalışmalarına zarar verebiliyor.

Evgenia Arbugaeva

Doğa sergilemeleri, 1831’den beri koleksiyoncuları Paris’teki taksidermi dükkânı Deyrolle’e çekiyor. Lepidopteristlerin tüm dünyadan örnek toplamaya başlamasıyla Avrupa’da kelebek koleksiyonculuğunun şaha kalkması da aşağı yukarı bu dönemde gerçekleşti. Günümüzdeyse koleksiyonculuk özellikle Japonya’da oldukça popüler.

Evgenia Arbugaeva

Her yıl yapılan Tokyo Böcek Fuarı’nda koleksiyoncular ve satıcılar Afrika, Asya, Kuzey ve Güney Amerika’nın pek çok yerinden gelen kelebek örneklerini alıp satıyor. Fuarın bir internet sitesi yok ama dünyanın her yerinden böcek tutkunlarının ilgisini çekiyor. Uluslararası kelebek pazarının da, kelebeklerin kendileri gibi, pek sesi çıkmıyor ve yerini bulmak zor. Yıllık ticaret hacmine ilişkin tahminler yüz milyonlarca dolara kadar çıkıyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA