KASIM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Uyku Bilimi

Michael Finkel

Magnus Wennman

27.7.2018

 

Uyku Bilimi

Fotoğrafçı Magnus Wennman’ın yedi yaşındaki oğlu Wile, bazılarımızın çağdaş bir uyku öncesi ritüeli olarak kanıksadığı biçimde iPad’inde çizgi film izliyor. Uyarılmaların yanı sıra arkadan aydınlatılmış ekran ışığı da uykuyu kaçırıyor olabilir: Geceleri maruz kalınan ışık, günlük biyolojik ritmimizi ayarlayan melatonin hormonunun üretilmesine engel oluyor.

Uyumak mı istiyorsunuz? Öyleyse bu yazıyı okuyun. Gerçekten. Telefonunuzu bir kenara bırakın. Sağlıklı bir gece uykusunun nasıl bir şey olduğunu anlatacağız size. Mavi ışığın sizi yeterli uykudan nasıl alıkoyduğunu da...

Yaşamımız boyunca hemen her gece olağanüstü bir metamorfoz geçiriyoruz.

Beynimiz davranış biçimini ve amacını kökten değiştiriyor, bilincimizi sönümlüyor. Bir süreliğine neredeyse tamamen paralize oluyoruz. Titreyemiyoruz bile. Oysa gözlerimiz –kapalı gözkapaklarımızın ardında– sanki etrafı görüyormuş gibi periyodik olarak sağa sola kayıyor, ortakulağımızdaki minik kaslar da hiç ses olmadığı durumlarda dahi duyarmış gibi hareket ediyor. Kadın erkek demeden hepimiz cinsel olarak uyarılıyoruz. Kimi zaman uçabileceğimize inanıyoruz. Ölümün sınırlarına yaklaşıyoruz. Uyuyoruz.

İÖ 350 civarında “Uyku ve Uykusuzluk Üzerine” başlıklı bir makale yazan Aristoteles, uykunun ne olduğunu ve nedenini merak ediyordu. İzleyen 2 bin 300 yıl boyunca hiç kimse bu soruya doğru düzgün yanıt veremedi. Alman psikiyatr Hans Berger’in 1924’te beynin elektriksel faaliyetini kaydeden elektroensefalografı icat etmesiyle birlikte, uyku araştırmaları felsefeden bilime geçiş yaptı. Ve ancak son 20–30 yılda, görüntüleme aletlerinin beynin derinliklerindeki işleyişe göz atmamıza olanak vermesiyle birlikte Aristoteles’i tatmin edebilecek yanıtlara yaklaşmaya başladık.

Uyku hakkında edindiğimiz tüm bilgiler, zihinsel ve fiziksel sağlığımız için ne denli önemli olduğunun altını çiziyor. Uyuma–uyanma örüntümüz, insan biyolojisinde temel bir özellik; sonsuz bir gece gündüz çarkı içinde dönen gezegenimiz üzerindeki yaşama uyum sağlamanın bir yolu. 2017 Nobel Tıp Ödülü, 1980’ler ve 90’larda yaptıkları çalışmalar sonucu hücrelerimizde yer alan ve bizi güneşle senkronize hâlde tutma amacı güden moleküler saati tanımlayan üç bilimciye verildi. Yakın tarihli araştırmalar, bu sirkadiyen ritim bozulduğunda diyabet, kalp ve demans gibi hastalıklara yakalanma riskimizin arttığını gösteriyor.


Uyku, yaşamı sekteye uğratan bir şey olarak görülüyor ama aslında gerçek sorun uyku değil, kronik uykusuzluk. Japonya’da nüfusun yüzde 40’ı geceleri altı saatten az uyuyor. Tokyo’daki sabaha kadar açık bu lokantada olduğu gibi kamusal alanlarda uyumak toplumsal kabul görüyor.

Oysa yaşam tarzı ile güneş döngüsü arasındaki dengesizlik epidemik bir hâl almış durumda. Harvard Tıp Fakültesi Uyku ve Biliş Merkezi’nin müdürü Robert Stickgold, “Yetersiz uykunun olumsuz sonuçlarına dair dünya çapında bir teste tabi tutulmuş gibiyiz,” diye konuşuyor. Örneğin günümüzde ortalama bir Amerikalının 7 saati bulmayan gece uykusu, yüz yıl önceye kıyasla iki saat daha kısa. Nedeni ise büyük oranda elektrik kullanımının yaygınlaşması ve televizyon, bilgisayar ve akıllı telefonlar. İçinde yaşadığımız bol ışıklı huzursuz toplumda uykuyu genelde düşman olarak görüyor, bizi üretkenlik ve eğlenceden alıkoyan bir durum olarak algılıyoruz. Ampulün mucidi Thomas Edison da “uyku bir saçmalık, kötü bir alışkanlık,” demişti. Bir gün uyku olmaksızın yaşayacağımıza inanıyordu Edison.

Kesintisiz bir gece uykusu artık elle yazılmış bir mektup kadar ender ve eski moda olarak görülüyor. Anlaşılan o ki, hepimiz işin kolayına kaçıyor, insomniye karşı uyku ilaçlarıyla savaşım veriyoruz. Esnemekten kurtulmak için kahve içiyor, her akşam çıkmak üzere biçimlendiğimiz karmaşık yolculuğu göz ardı ediyoruz. İyi bir uyku çektiğimiz gecelerdeyse, her birinin farklı özellikleri ve amacı olan çeşitli uyku aşamalarından dört–beş kez geçiyor, alternatif bir dünyanın bol dolambaçlı gerçeküstü yollarında ilerliyoruz.

1. VE 2. EVRELER: Uykuya daldığımız sırada beynimiz çalışmayı sürdürüyor ve düzenleme sürecine giriyor; neleri hafızada tutup neleri atacağına karar veriyor.

İlk dönüşüm hızlı yaşanıyor. İnsan bedeni etaplar arasında duraksamaktan, kapı aralıklarında beklemekten hoşlanmıyor. Âlemlerin ya birinde ya da ötekinde bulunmayı, ya uyanık ya da uyur olmayı tercih ediyoruz. Bu nedenle ışığı söndürüyor, yatağa uzanıyor ve gözlerimizi kapatıyoruz. Sirkadiyen ritmimiz gün ışığı ile karanlığın döngüsüne bağlıysa, beynin tabanında yer alan epifiz bezi melatonin pompalayıp gece olduğu sinyalini veriyorsa ve bir sürü farklı sistem bir araya geliyorsa nöronlarımız hemen uykuya dalıyor.

Sayıları 86 milyar civarında olan bu nöronlar (beynimizin interneti diyebileceğimiz hücreler), elektrik ve kimyasal sinyaller aracılığıyla birbirleriyle iletişim kuruyor. Uyanık olduğumuzda nöronlar, itiş kakış içinde bir kalabalık, hücresel bir sağanak ortaya çıkarıyor. Elektroensefelogramda (EEG) düzgün dalgalı çizgiler olarak görüldüklerinde olduğu gibi eşit derecede ve ritmik olarak çalışmaları, beynin uyanık durumdaki dünyanın kaosundan uzaklaşıp içe döndüğünü gösteriyor. Aynı sırada duyusal reseptörlerimiz durağanlaşıyor ve kısa sürede uykuya dalıyoruz.

Biliminsanlarının 1. evre adını verdiği bu süreç uykunun sığ ucu. Beş dakika kadar sürüyor. Sonra beynin derinlerinden çıkan elektrik kıvılcımları, dil ve bilince ev sahipliği yapan dış tabakayı kaplayan kıvrımlı gri madde serebral kortekse akın ediyor. İğcik adı verilen yarım saniyelik bu patlamalar 2. evreye geçiş yaptığımızı gösteriyor.

Beynimiz, uzun yıllar boyunca düşünüldüğü gibi uyuduğumuz sırada daha az aktif değil, yalnızca farklı bir biçimde aktif. İğciklerin en son edinilen bilgiyi koruyacak biçimde korteksi uyardığı ve bu arada olasılıkla uzun erimli bellekte yerleşik bilgiyle bağdaştırdığı teorisi yürütülüyor. Uyku laboratuvarlarında, yeni zihinsel ve fiziksel görevler verilen kişilerde iğciklerin sıklığı aynı gece artış gösteriyor. Ne kadar fazla iğcik ortaya çıkarsa, ertesi gün kendilerine verilen görevi yerine getirirken o denli iyi performans sergiliyorlar.

Magnus Wennman

Philharmonie de Paris’de besteci Max Richter, yenileyici bir dinlence için izleyicilere rehber olmayı amaçlayan bilimsel özellikteki minimal Sleep (Uyku) eserinin konserini yönetiyor. Gösteri sekiz saat sürüyor.

Magnus Wennman

10 yaşındaki Francis Ajua, ABD’de, başkent Washington’daki Ulusal Çocuk Sağlık Sistemi tarafından yapılan gece uykusu araştırması sırasında “ışıkların sönmesini” bekliyor. Uyku apnesi testine tabi tutulacak.

Magnus Wennman

Washington’daki Çocuk Uyku Kliniği’nde sekiz yaşındaki Michael Bosak, üst solunum yollarının daralmasını –bir horlama nedeni– engelleyen bir pozisyonda uyuyor. (Çocuk, rahatsız olmaması için kızılötesi çekim yapan bir fotoğraf makinesiyle karanlıkta görüntülenmiş.) Uyku, büyüme hormonunun ve enfeksiyonlarla mücadele eden proteinlerin en fazla salgılandığı çocukluk döneminde sağlıklı olmak ve düzgün gelişmek için çok önemli. Çocuklarda yetersiz uykunun diyabet, obezite ve öğrenim bozukluklarına yol açtığı düşünülüyor.

Magnus Wennman

Yeni bilgiler uyku sırasında pekiştiriliyor. Peki beyinde neler oluyor? Tokyo yakınlarındaki Tsukuba Üniversitesi’nde, Takeshi Sakurai bu sorunun yanıtını optogenetiklerle bulmaya çalışıyor. Bu çalışmada, genetik müdahaleyle lazer ışınlarına hassas duruma getirilen farelerin kimi beyin hücreleri, bir lazer tarafından açılıp kapatılıyor.

Magnus Wennman

Yeni bilgiler uyku sırasında pekiştiriliyor. Peki beyinde neler oluyor? Tokyo yakınlarındaki Tsukuba Üniversitesi’nde, Takeshi Sakurai bu sorunun yanıtını optogenetiklerle bulmaya çalışıyor. Bu çalışmada, genetik müdahaleyle lazer ışınlarına hassas duruma getirilen farelerin kimi beyin hücreleri, bir lazer tarafından açılıp kapatılıyor.

Magnus Wennman

Uykumuzu getiren şey ne? Tsukuba Uyku Enstitüsü’ndeki hava geçirmez oda, araştırmacılara uyuyan bir kişinin oksijen tüketimini ve böylelikle metabolik hızını tam olarak saptama olanağı sağlıyor. Ayrıca ortam ışığının gücü ve rengi tarafından nasıl etkilendikleri de ölçülüyor. Uykuyu tetikleyen koşulları saptamak, insomniye çare bulmanın ilk adımı olabilir.

Magnus Wennman

Uyku savaşımı, ampullerin gece karanlığını yok etmeyi kolaylaştırmasıyla başladı. Tokyo gibi büyük kentler günümüzde genelde LED lambalarla aydınlatılıyor. Enerji tasarrufu sağlıyorlar ama bir yandan da uykuyu en çok bozan mavi ışıktan bol miktarda üretiyorlar.

Magnus Wennman

Irak’ta iki kez görev yapan emekli asker Mike Morris, yanında terapi köpeği Olive ve başında EEG kepiyle uyuyor. Birlikte uyumanın ve uyku sırasında maruz kalınan seslerin travmadan kurtulma üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla Johns Hopkins Üniversitesi’nden Jeffrey Ellenbogen tarafından yapılan araştırmanın katılımcıları arasında yer alıyor.

Magnus Wennman

Irak’ta iki kez görev yapan emekli asker Mike Morris, yanında terapi köpeği Olive ve başında EEG kepiyle uyuyor. Birlikte uyumanın ve uyku sırasında maruz kalınan seslerin travmadan kurtulma üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla Johns Hopkins Üniversitesi’nden Jeffrey Ellenbogen tarafından yapılan araştırmanın katılımcıları arasında yer alıyor.

Bazı uzmanlar gecelik iğciklerinin gücünün, kişinin genel zekâsının göstergesi olabileceğini dahi öne sürüyor. Uyku sırasında, bilinçli olarak asla gerçekleştiremeyeceğimiz bağlantılar kuruluyor ve aslında bizler de içgüdüsel olarak bunun farkındayız. Hiç kimse “Ben bunun üzerine bir yiyeyim,” demiyor ne de olsa. “Ben bunun üzerine bir yatayım,” diyoruz.

Uyanık beyin dış dünyadan gelen uyarıları toplamak, uyku hâlindeki beyinse toplanan bilgiyi bir araya getirmek üzere optimize olmuş. Yani geceleri, kayıttan düzenlemeye geçiyoruz; ki bu değişim moleküler düzeyde dahi ölçülebiliyor. Ama yalnızca düşüncelerimizi rutin biçimde düzenliyor değiliz; uyku hâlindeki beyin aktif olarak nelerin bellekte tutulup nelerin atılacağını da seçiyor.

Yaptığı seçimlerin her zaman bilgece olduğunu söylemek ise biraz zor. Uyku –yalnızca uyku süremizin yarısını geçirdiğimiz 2. evrede değil, gecenin döngüsel yolculuğunun tamamında– hafızamızı öylesine güçlü bir biçimde pekiştiriyor ki, korkunç görevlerden geri dönen yorgun askerlerin doğrudan yatağa gitmemeleri onlar açısından daha doğru bir hareket oluyor. Kaliforniya Üniversitesi’nde (Los Angeles) görevli nörobilimci Gina Poe’ya göre, travma sonrası stres bozukluğunu önlemek için askerlerin altı ila sekiz saat uyanık kalması gerekiyor. Gerek Poe, gerekse diğer uzmanların yaptığı araştırmalar, önemli bir olaydan hemen sonra, yaşanan güçlükler henüz kafada sonuçlandırılamadan uyumanın, bu deneyimi bellekte uzun ömürlü bir anıya dönüştürme olasılığının yüksek olduğunu gösteriyor.

2. evre, gecenin ilk 90 dakikalık uyku döngüsünde 50 dakikaya kadar ulaşabiliyor. (Genelde ardından gelen döngülerin küçük birer bölümünü de kapsıyor.) Bir süre boyunca birkaç saniyede bir gelen iğcikler seyrekleştikçe kalp atışlarımız da yavaşlıyor. Beden ısımız düşüyor. Dış çevreye dair kalmış olan herhangi bir farkındalık sona eriyor. Uykunun derin bölümleri olan 3. ve 4. evrelere doğru uzun bir dalışa geçiyoruz.


İsveç’te, aileleri sınır dışı edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan yüzlerce göçmen çocuk, vazgeçme sendromuna yakalandı. Bu garip hastalığa tutulan çocuklar, dünyadan elini eteğini çekiyor, acı veren bir dürtüye dahi reaksiyon göstermiyor ve kimi zaman yıllar boyunca tüplerle besleniyorlar. Doktor Elisabeth Hultcrantz, “Artık acı çekmiyor,” diyor 10 yaşındaki Suriyeli mülteci Leyla Ahmed’den söz ederken.

3. VE 4. EVRELER: Bedenimiz için gıdanın gerekli olduğu kadar beynimiz için gerekli olan, koma benzeri derin bir uykuya dalıyoruz. Bu rüya görme değil, fizyolojik temizlik yapma zamanı.

İstisnasız tüm hayvanlar en azından primitif bir biçimiyle de olsa uyuyor. Üç parmaklı tembel hayvanlar, yaklaşık 10 saatlik günlük uykuları ile beklentileri karşılamıyor olabilir; oysa bazı meyve yarasalarının uykusu 15 saati bulabiliyor. Küçük esmer yarasaların ise 20 saat boyunca pinekledikleri biliniyor. Zürafalar beş saatten az uyuyor. Atlar gecenin bir bölümünde ayakta, bir bölümünde yerde yatarak uyuyor. Yunusların beyinlerinin yarısı dönüşümlü olarak uyuyor, bir taraf uyurken diğer taraf uyanık kalarak durmaksızın yüzmelerine olanak veriyor. Havada süzülürken uyuyan büyük fregatkuşlarının yöntemini diğer kuşlar da uyguluyor olabilir. Hemşire köpekbalıkları okyanus tabanında üst üste yığılı olarak dinleniyor. Karafatmalar şekerleme yaparken antenlerini aşağı indiriyor –ayrıca kafeine karşı da duyarlılar.

Tepki ve hareket kabiliyetinin azalışıyla kendini gösteren bir davranış olarak tanımlanan ve –kış uykusu ya da komanın aksine– kolayca sekteye uğrayan uyku, beyni olmayan canlılarda dahi görülüyor. Denizanaları bedenlerinin nabız gibi atan hareketini gözle görülür biçimde yavaşlatarak uyuyor; plankton ve maya gibi tek hücreli organizmalarda da belirgin hareket ve dinlenme döngüleri var. Bu da uykunun tarihöncesi dönemlerden kaldığını, evrensel nitelikteki temel fonksiyonunun belleği düzenlemek ya da öğrenmeyi teşvik etmek değil, yaşamın kendisini korumak olduğunu ortaya koyuyor. Anlaşılıyor ki doğa yasalarına göre, boyutu ne olursa olsun hiçbir canlı 24 saat durmaksızın tam gaz işlemiyor.

“Uyanık olmak yorucu,” diyor Harvard Tıp Fakültesi nöroloji profesörü Thomas Scammell. “Varlık göstermek ve hayatta kalmak için diğer tüm organizmalarla yarışmak zorundasınız ve bu nedenle de hücrelerin toparlanması için bir dinlenme dönemine gereksiniminiz var.”

İnsanlarda bu toparlanma asıl olarak 3. ve 4. evredeki derin uyku sırasında gerçekleşiyor. EEG’de birbiri ardına gelen büyük delta dalgalarından oluşan beyin faaliyetinin bu evrelerdeki yüzdesi farklılık gösteriyor. Delta dalgaları 3. evrenin yarısından azında, 4. evrenin ise yarısından fazlasında görülüyor. (Bazı biliminsanları bu ikisini tek bir derin uyku evresi olarak görüyor.) Hücrelerimiz, kemik ve kaslarımızı onarmak için tüm yaşamımız boyunca gerekli olan büyüme hormonunu en çok derin uyku sırasında üretiyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ağustos 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Magnus Wennman

Philharmonie de Paris’de besteci Max Richter, yenileyici bir dinlence için izleyicilere rehber olmayı amaçlayan bilimsel özellikteki minimal Sleep (Uyku) eserinin konserini yönetiyor. Gösteri sekiz saat sürüyor.

Magnus Wennman

10 yaşındaki Francis Ajua, ABD’de, başkent Washington’daki Ulusal Çocuk Sağlık Sistemi tarafından yapılan gece uykusu araştırması sırasında “ışıkların sönmesini” bekliyor. Uyku apnesi testine tabi tutulacak.

Magnus Wennman

Washington’daki Çocuk Uyku Kliniği’nde sekiz yaşındaki Michael Bosak, üst solunum yollarının daralmasını –bir horlama nedeni– engelleyen bir pozisyonda uyuyor. (Çocuk, rahatsız olmaması için kızılötesi çekim yapan bir fotoğraf makinesiyle karanlıkta görüntülenmiş.) Uyku, büyüme hormonunun ve enfeksiyonlarla mücadele eden proteinlerin en fazla salgılandığı çocukluk döneminde sağlıklı olmak ve düzgün gelişmek için çok önemli. Çocuklarda yetersiz uykunun diyabet, obezite ve öğrenim bozukluklarına yol açtığı düşünülüyor.

Magnus Wennman

Yeni bilgiler uyku sırasında pekiştiriliyor. Peki beyinde neler oluyor? Tokyo yakınlarındaki Tsukuba Üniversitesi’nde, Takeshi Sakurai bu sorunun yanıtını optogenetiklerle bulmaya çalışıyor. Bu çalışmada, genetik müdahaleyle lazer ışınlarına hassas duruma getirilen farelerin kimi beyin hücreleri, bir lazer tarafından açılıp kapatılıyor.

Magnus Wennman

Yeni bilgiler uyku sırasında pekiştiriliyor. Peki beyinde neler oluyor? Tokyo yakınlarındaki Tsukuba Üniversitesi’nde, Takeshi Sakurai bu sorunun yanıtını optogenetiklerle bulmaya çalışıyor. Bu çalışmada, genetik müdahaleyle lazer ışınlarına hassas duruma getirilen farelerin kimi beyin hücreleri, bir lazer tarafından açılıp kapatılıyor.

Magnus Wennman

Uykumuzu getiren şey ne? Tsukuba Uyku Enstitüsü’ndeki hava geçirmez oda, araştırmacılara uyuyan bir kişinin oksijen tüketimini ve böylelikle metabolik hızını tam olarak saptama olanağı sağlıyor. Ayrıca ortam ışığının gücü ve rengi tarafından nasıl etkilendikleri de ölçülüyor. Uykuyu tetikleyen koşulları saptamak, insomniye çare bulmanın ilk adımı olabilir.

Magnus Wennman

Uyku savaşımı, ampullerin gece karanlığını yok etmeyi kolaylaştırmasıyla başladı. Tokyo gibi büyük kentler günümüzde genelde LED lambalarla aydınlatılıyor. Enerji tasarrufu sağlıyorlar ama bir yandan da uykuyu en çok bozan mavi ışıktan bol miktarda üretiyorlar.

Magnus Wennman

Irak’ta iki kez görev yapan emekli asker Mike Morris, yanında terapi köpeği Olive ve başında EEG kepiyle uyuyor. Birlikte uyumanın ve uyku sırasında maruz kalınan seslerin travmadan kurtulma üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla Johns Hopkins Üniversitesi’nden Jeffrey Ellenbogen tarafından yapılan araştırmanın katılımcıları arasında yer alıyor.

Magnus Wennman

Irak’ta iki kez görev yapan emekli asker Mike Morris, yanında terapi köpeği Olive ve başında EEG kepiyle uyuyor. Birlikte uyumanın ve uyku sırasında maruz kalınan seslerin travmadan kurtulma üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla Johns Hopkins Üniversitesi’nden Jeffrey Ellenbogen tarafından yapılan araştırmanın katılımcıları arasında yer alıyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA