KASIM SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Göçmenlerle Yürümek

Paul Salopek

John Stanmeyer

30.7.2019

 

Göçmenlerle Yürümek

Paul Salopek (solda) ve rehberi Ahmed Elema, yazarın uzun yolculuğunun ikinci gününe, anatomik olarak modern kabul edilen ilk insanların tanıdık Afrika ufuklarını terk ederek bilinmez dünyayı keşfe çıktıkları Herto Bouri köyünde başladı. [Etiyopya, 2013]

İnsanın Afrika’dan çıkış yolculuğunun izini adım adım süren Paul Salopek, dünyanın öyküsünü kayıt altına alıyor. Ve yürüyerek yaptığı bu yolculukta, milyonlarca insanın daha iyi bir yaşam arayışında dahil olduğu kitlesel göçlerin öyküsünü anlatıyor…

Yaklaşık yedi yıldır göçmenlerle birlikte yürüyorum. 2013 kışında, Kuzey Etiyopya’nın Herto Bouri adıyla anılan Homo sapiens fosil alanından çıktım yola ve insanoğlunun bu destansı yolculuğunun –Taş Devri’nde, Dünya’nın insanlar tarafından ilk kez kolonileştirilmesinin– izinde adım adım ilerlemeye başladım. Uzun yürüyüşüm aslında öykü anlatımıyla ilgili. Gezegeni ilk kez keşfederken geçtiğimiz yollar boyunca gördüklerimi rapor ediyorum ben. Rotamın belirsiz olacağını en başından itibaren biliyorum. Antropologlar, türümüzün Afrika’dan ilk olarak 600 asır önce çıktığını ve sonunda, neredeyse amaçsızca dolaşarak, Güney Amerika’nın ucuna vardığını tahmin ediyor –kıtaların henüz bilinmeyen en son köşesi ve kendi yolculuğumun da bitiş çizgisi. Bizler gezgin avcı–toplayıcılardık. Yazımız, tekerleğimiz, evcilleştirilmiş hayvanlarımız ve tarımımız yoktu. Boş sahillerde ilerlerken kabuklu deniz ürünlerinin tadına baktık. Yönümüzü, dalgalı oklar hâlinde göç eden turnalarla tayin ettik. Varış noktası denen şey henüz icat edilmemişti.

Bugüne dek, bu unutulmuş serüvenlerin izinde 16 bin kilometreden daha uzun bir yol kat ettim.

Ve bugün de Hindistan’ı arşınlıyorum.

Evlere hapsolan çağdaş yaşamlarımız, kayıtsız ve özgür keşfin altın çağından beridir tanınmayacak ölçüde değişti. Yoksa değişmedi mi?

Birleşmiş Milletler (BM), 1 milyarı aşkın insanın –yani bugün hayatta olan her yedi kişiden birinin– kendi ülkeleri içinde ya da uluslararası sınırlar arasında göç ettiğini, görüş ve tepkilerini yer değiştirerek gösterdiğini tahmin ediyor. Milyonlarca insan şiddetten kaçıyor: savaş, işkence, yüksek suç oranı, politik karmaşa. Yoksulluktan boğulan daha birçokları da kendi ufuk çizgilerinin ötesindeki ekonomik avuntuların peşine düşüyor. Bu devasa yeni toplu göç akımının kökeni, sosyal güvenlik ağlarını yırtan küreselleşmiş piyasa sistemi, seyrinden sapan bir iklim ve anlık medya tarafından aşırı beslenen insani özlemlerde yatıyor. Sayılardan yola çıkarsak bu, türümüzün uzun tarihindeki en büyük diyaspora.


Afrika Boynuzu’ndan gelen göçmenler Cibuti kentinin Khorley Sahili’nde karanlıkta bir araya toplanıyor. Arkalarında bıraktıkları sevdikleriyle iletişim kurabilmek için, karaborsadan edindikleri telefon kartlarıyla, komşu Somali’den bir sinyal yakalamayı umuyorlar. [Cibuti, 2013]

Dünyayı günde 25 kilometre yürüyerek arşınlıyorum. Ve yürüyüşlerimde yerlerinden edilmiş insanlarla sıkça karşılaşıyorum.

Cibuti’deki kasvetli kamyon duraklarında göçmenlerle çay yudumladım. Ürdün’de, BM’ye ait toz toprak içindeki sığınmacı çadırlarında onların yanı başında uyudum. Acılarla dolu hikâyelerine kulak kesildim. Kahkahalarına karşılık verdim. Onlardan biri değilim elbette: Ben ayrıcalıklı bir yürüyüşçüyüm. Sırt çantamda bir ATM kartı ve bir pasaport taşıyorum. Ama onlarla dizanteri sefaletini paylaştım ve onların can düşmanları olan polisler tarafından birçok kez alıkondum. (Eritre, Sudan, İran ve Türkmenistan bana vize vermeyi reddetti; Pakistan beni sınır dışı etti, sonra da geri dönmeme izin verdi.) Peki sürgündeki bu kardeşlerimiz hakkında neler söylenebilir? İkâmet etmekte oldukları, çelişkili bir biçimde gözler önünde duran, geniş gölgeler diyarları hakkında?

Açlık, azim, korku, politik muhalefet –asıl soru, yer değiştirme nedenleri değil. Daha önemlisi, yolculuğun kendisinin nasıl farklı bir insan sınıfı oluşturduğu. Artık “ev” dedikleri kavram, uzaklarda bir yerlerde başlayıp sizin kapı eşiğinizde biten engin ve tehlikeli bir olasılıklar bütünü olan bir yolu da kapsayan insanlar bunlar. Mesele, bu haberi kollarınızı açarak mı, yoksa yüksek duvarların ardına çömelerek mi karşıladığınız da değil. Çünkü merhamet ya da korku olsun, bu duruma nasıl tepki verirseniz verin, insanlığın yeniden uyanan devingenliği sizi çoktan değiştirdi bile.

Karşılaştığım ilk göçmenler ölüydü. Afrika’nın Büyük Rift Vadisi’nde küçük taş yığınları altında yatıyorlardı. Kimdi bu talihsizler?

Bunu bilmek güçtü. Dünyanın en yoksul insanları Etiyopya’da, en sıcak çöllerden biri olan Afar Üçgeni’nde can vermek üzere uzak diyarlardan yola çıkıyor. Aden Körfezi’ne ulaşabilmek için bu berbat çorak bölgenin derinliklerinde yürüyorlar. Orada deniz, Afrika’nın ötesinde, yeni ama her zaman daha iyi olmayabilen, Arap Yarımadası’nın kentleri ve hurma bahçelerinde köle maaşıyla çalışılan işler anlamına gelen bir yaşama açılan kapı.

John Stanmeyer

Etiyopya, Somali ve Eritre’den yola çıkarak yürüyen ve kendilerini iş arayabilecekleri Yemen, Suudi Arabistan ve ötesine doğru Kızıldeniz’den geçirmeleri için tekne kaptanlarına para ödeyen göçmenler, Cibuti Sahil Güvenliği tarafından durdurularak tutuklanıyor. Bu yolculukta her yıl yüzlerce kişi ölüyor. [Cibuti, 2013]

John Stanmeyer

2011 yılında başlayan savaşla birlikte Suriye’deki evlerinden kaçan sığınmacılar, herhangi bir iş bulabilmek için Ürdün sınırları içinde dolaşıyor –fotoğrafta, Akabe’nin hemen kuzeyindeki Govera köyünde domates topluyorlar. [Ürdün, 2013]

John Stanmeyer

Özbekistan’daki evlerinden arabalarıyla birlikte Rusya’da iş aramak için yola çıkan erkekler, geleneksel bir koruyucu olarak saygı gösterilen ve yakınlardaki bir kabristanda yatan Davud–Ota’ya saygılarını sunmak için duraklamış. [Özbekistan, 2017]

John Stanmeyer

Bangalore’daki Indian Design Exports Private Limited, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu yaklaşık 2 bin 800 tekstil işçisi çalıştırıyor. İşçilerin yüzde 70’inden fazlasını, çoğunlukla Kuzey Hindistan taşrasından iş bulmak üzere kente gelmiş insanlar oluşturuyor. Şirket Gap, Columbia, H&M ve diğer markalar için giysi üretiyor. [Hindistan, 2019]

Göçmenlerden bazılarının mezarları şüphesiz, savaş sığınmacıları olan Somalilileri de içeriyordu. Diğerleri olasılıkla Eritre kaçaklarının yeriydi. Ya da kuraklıkla sarsılmış Etiyopya’nın Oromoları. Hepsi Cibuti’nin çizilmemiş sınırlarından gizlice geçebilmeyi ummuştu. Kaybolmuşlardı. Kavurucu güneşin altında düşmüşlerdi toprağa. Bazen deniz görüş alanlarına girmişken susuzluktan yere yığılmışlardı. Arkadan gelen bitkin yolcular cesetleri alelacele gömmüştü.

Kemiklerimizi ne zamandır Afrika Boynuzu’nun ıssızlığına bırakıyoruz? Uzun bir zamandır. En başından beri. Sonuçta, burası ilk modern insanın Pleistosen’de Afrika’dan çıkmak için kullandığı koridorun ta kendisi.

Bir gün, iri kayaların sınırlı gölgesine gizlenmiş bir gruba rastladım –kıllarını bile kıpırdatmadıkları takdirde görünmez olacaklarını düşünüyormuş gibi görünen Etiyopyalı 15 zayıf adam. Bazıları ağır işçiydi. Çoğu Etiyopya’nın dağlarından gelen çiftçiler. “Yıllık yağmurlar,” dedi çiftçilerden biri, “inanılmaz ölçüde dengesizleşti.” Güneşten çatlamış kendi topraklarında kalmakta ısrar etmek, yavaş yavaş açlıktan ölmek demekti. Asla geri dönemeyecek olsanız bile, Afar Üçgeni’nin ışık denizine gitme riskini almak daha iyi bir seçenekti. Bu insanlar bir anlamda tutsaktı –yeni iklim değişikliğinin sığınmacılarıydı onlar.

Yakın tarihli bir Dünya Bankası araştırması, 2050 yılına gelindiğinde Sahra–altı Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da 140 milyondan fazla insanın, iklim değişikliğinin yıkıcı sonuçları tarafından harekete zorlanacağını öngörüyor. Yalnızca Doğu Afrika yolları dahi on milyon iklim sığınmacısı ile dolup taşabilir. Etiyopya’da bu çağlayan 1,5 milyon kişiye ulaşabilir –yani, günümüzde Ortadoğu’ya ulaşmak için Afar Üçgeni’ninden yılda geçen göçmen sayısının 15 katından fazla.

Rift Vadisi’nden kuzeye doğru adım adım ilerlerken, parçalanmak üzere olan tanıdık bir dünyayı, gökyüzünün bile size karşı olduğu evinizi terk etme zorunluluğunu düşünmem gerekti.

Amansız kuraklık döngüleri nedeniyle kuyuları kuruyan, otlakları seyrelen iki rakip hayvancı grubu arasında (göçer Afar ve İssa çobanları) gittikçe kızışmakta olan savaşın görünmez hatları dört bir yanımı çevreliyordu. Bu gruplar bir tutam otu, bir bardak kumlu suyu sahiplenmek için birbirlerini vuruyorlardı. Diğer bir deyişle, hayatta kalabilmek için. Burası en eski yolculuk öykümüzün kaynağıydı. Zorlayıcı iklim değişikliği ve ölüm saçan kıtlıklar, uzmanların söylediğine göre, ilk insan dalgasını Afrika’dan çıkmaya zorlamıştı.


Beş yaşındaki Ahmed ailesiyle birlikte güvenle Türkiye’ye ulaşınca gözyaşlarına boğuluyor. Üç günlük bir zaman zarfında yaklaşık 150 bin Suriyeli Kürt, IŞİD’den kaçmak için sınır boyunca birçok noktadan Türkiye’ye giriş yaptı. Bugün Türkiye 3,7 milyon Suriyeli sığınmacı barındırıyor. [Türkiye, 2014]

Gitme zorunluluğu ne kadar güçlü? Sevdiğiniz şeyleri terk etmek? Tüm varlığınızı cebinize tıkıştırıp bilinmeze yürümek? Ölüm korkusundan daha güçlü bir zorunluluk.

Afar Üçgeni’nde gömülmemiş yedi cesede rastladım. Kadın ve erkekler bir yerde kümelenmişti. Karanlık bir lav yatağının tepesinde, güneş tarafından mumyalanmış hâlde sırtüstü yatıyorlardı. Sıcaklık yıkıcıydı. Çölün küçük yabanıl köpekleri, çakallar, yolcuların elleri ve ayaklarını almıştı. Yürüyüş arkadaşım Hüseyin Muhammed Hüseyin şaşkınlık ve tiksinti içinde kafasını salladı. Afar kökenliydi; çölün eski kralları olan deve çobanlarının soyundan geliyordu. Halkı, yakın zamanda gelen geçici insan dalgalarına hahai diyordu –“rüzgârın insanları.” Toprağın üzerinde esen hayaletler. Cesetlerin fotoğrafını çekti.

“Onlara bunu gösteriyorsun,” dedi öfkeyle, “ve sana, ‘Benim başıma öyle şeyler gelmez!’ diyorlar.”

Talihsiz göçmenlerden biri kaya tabakasının altına sıkışmıştı. Gölgelik bir yer ararken çılgına döndüğü şüphesizdi. Ayakkabılarını düzgünce çıplak vücudunun yanına koymuştu, çorapları dikkatle sarılarak her bir ayakkabının içine yerleştirilmişti. Biliyordu: Yürüyüş günleri sona ermişti.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ağustos 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

John Stanmeyer

Etiyopya, Somali ve Eritre’den yola çıkarak yürüyen ve kendilerini iş arayabilecekleri Yemen, Suudi Arabistan ve ötesine doğru Kızıldeniz’den geçirmeleri için tekne kaptanlarına para ödeyen göçmenler, Cibuti Sahil Güvenliği tarafından durdurularak tutuklanıyor. Bu yolculukta her yıl yüzlerce kişi ölüyor. [Cibuti, 2013]

John Stanmeyer

2011 yılında başlayan savaşla birlikte Suriye’deki evlerinden kaçan sığınmacılar, herhangi bir iş bulabilmek için Ürdün sınırları içinde dolaşıyor –fotoğrafta, Akabe’nin hemen kuzeyindeki Govera köyünde domates topluyorlar. [Ürdün, 2013]

John Stanmeyer

Özbekistan’daki evlerinden arabalarıyla birlikte Rusya’da iş aramak için yola çıkan erkekler, geleneksel bir koruyucu olarak saygı gösterilen ve yakınlardaki bir kabristanda yatan Davud–Ota’ya saygılarını sunmak için duraklamış. [Özbekistan, 2017]

John Stanmeyer

Bangalore’daki Indian Design Exports Private Limited, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu yaklaşık 2 bin 800 tekstil işçisi çalıştırıyor. İşçilerin yüzde 70’inden fazlasını, çoğunlukla Kuzey Hindistan taşrasından iş bulmak üzere kente gelmiş insanlar oluşturuyor. Şirket Gap, Columbia, H&M ve diğer markalar için giysi üretiyor. [Hindistan, 2019]

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA