ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Dünyanın Çatısı Eridiğinde

Freddie Wilkinson

Brittany Mumma, Fisher Creative

26.11.2019

 

Dünyanın Çatısı Eridiğinde

Uzmanlar sallarla, mayıs ayında yüzeyinin büyük bölümü donmuş Taboche Gölü’nden geçiyor. Taboche ve Nepal’in Khumbu bölgesinde bulunan diğer göller, gezegenin en yüksek rakımlı tatlısu kütleleri arasında ve yerli halk için önemli kaynak. Göllerin bazıları, suların taşması ya da doğal barajların yıkılması durumunda aşağı vadideki topluluklara tehdit oluşturuyor.

Güney Asya sıradağlarının karakteristiği buzullar eriyor, erime sonucu yeni devasa göller oluşuyor ve yıkıcı sel endişeleri artıyor.

Bir jetle Everest üzerinden uçarsanız eğer, ufuk çizgisinde sonsuza doğru uzanan sarp beyaz zirvelerin oluşturduğu bir deniz karşılar sizi.

Gezegende bir benzeri daha olmayan bu manzaranın kaynağı, Himalaya’nın, her yaz dağları yeni bir kar örtüsüyle kaplayan musonlar tarafından binlerce yıldır tazelenen muazzam buzulları.

Aynı jet yolculuğunu 80 yıl sonra yapacağınızı varsayalım şimdi de. Bu kez de, parıltılı buz devlerinin yokluğunun tanığısınız...

Ulusal Entegre Dağ Gelişimi Merkezi, bu yılın başlarında iklim değişikliğinin, Himalaya, Hindukuş, Karakurum ve Pamir buzullarını nasıl etkileyeceği konusunda bugüne dek yapılmış en kapsamlı analizi yayımladı. (Bu dağ sıraları hep birlikte Afganistan, Pakistan, Çin, Hindistan, Nepal, Butan ve Myanmar’ı kapsayan dev bir kavis oluşturuyor.) Ve bu analizde, küresel ısınmanın hızına bağlı olarak, 2100 yılına dek bölgenin 56 bin civarında buzulunun yaklaşık üçte biri ila üçte ikisinin yok olabileceği uyarısında bulundu.

Yalnızca içme suyu ve temizlik için değil, aynı zamanda tarım, hidroelektrik ve turizm amaçlı da kullanılan önemli bir su kaynağı olarak buzullara bağımlı olan yaklaşık 1,9 milyar Güney Asyalı açısından oldukça vahim bir öngörü bu. Ancak söz konusu araştırma, buzul yitiminin yanı sıra, daha acil bir soruya da yanıt arıyor: Buzullar hızla erirken, yaklaşık 3 bin 850 kilometreküplük su nereye gidecek?

İşte bu sorunun yanıtı bir diğer gerçeğe işaret ediyor: Çok uzun dönemlerden beridir buzullarıyla tanımlanan Himalayalar, hızla, gölleri tarafından tanımlanan bir sıradağa dönüşüyor. Bir diğer araştırma ise, 1990–2010 arasında, Asya’nın yüksek sıradağlarında buzullardan beslenen 900’ü aşkın yeni gölün oluştuğunu ortaya çıkardı.


Bir grup biliminsanı, Nepal’de, Gokyo köyü yakınlarındaki Taboche Gölü’nün yatağından karot örneği alıyor. Çökelti katmanı gölün ne zaman ve nasıl oluştuğu hakkında ipuçları içeriyor ve araştırmacıların süreç içinde oluşan mevsimsel değişimleri incelemesine olanak tanıyor. National Geographic ve Rolex’in yürüttüğü Ölümsüz Gezegen Everest Dağı Ekstrem Keşfi’ne ilişkin haberler için: natgeo.com/perpetualplanet. [Tyler Dinley]

Colorado Boulder Üniversitesi dağ coğrafyası uzmanı ve National Geographic kâşifi Alton Byers, “Her şey sadece beş–on yıl kadar önce yürüttüğümüz tahminleri dahi geride bırakacak bir hızda gerçekleşiyor,” diyor.

Söz konusu göllerin nasıl oluştuğunu algılayabilmek için görselleştirmeye başvurabilir ve buzulun, bir dağ yamacından yavaş yavaş aşağılara inen, bu arada üzerinde yol aldığı zemini kazıyıp, her iki yanında birer moloz yığını bırakarak ilerleyen bir buldozer olduğunu düşünebilirsiniz. Bu yığınlara moren adı veriliyor ve buzullar eriyip küçülürken suyun geride kalan oyukları doldurmasıyla, morenler doğal birer baraj işlevi görmeye başlıyor.

“Oluşumları, bir dizi erime suyu gölcükleri olarak başlıyor,” diye açıklıyor Byers. Ve “sonunda bir araya gelerek tek bir gölcük, sonrasında ise büyük bir göl haline geliyorlar. Yıldan yılda daha da büyüyorlar, ta ki milyonlarca metreküplük devasa bir su kütlesi hâline gelene kadar.”

Sonuçta su seviyesi yükselirken, sular gölü kuşatan morenleri aşabiliyor ya da en kötü olasılıkla, morenlerin oluşturduğu bariyeri tamamen yıkabiliyor. Biliminsanları bu tür olayları, buzul gölü taşkınları olarak adlandırıyor. Aynı olayın Şerpa dilindeki karşılığı: chuu–gyumha, yani katastrofik sel.

En olağanüstü Himalaya buzul gölü taşkınlarından biri, 4 Ağustos 1985 tarihinde, Nepal’in Khumbu bölgesinde gerçekleşti. Olayda, Langmoche Buzulu’ndan aşağılara doğru ilerleyen buz çığı, 1,5 kilometre uzunluğundaki armut şekilli Dig Gölü’nü vurdu.

Göl, olasılıkla 25 yıl gibi kısa bir geçmişe sahipti. Çığ, gölü vurduğunda, moreni yarıp geçen ve 5 milyon metreküpü aşkın –yaklaşık 2 bin olimpik havuza eşdeğer– bir su kütlesini taşıran, 4–6 metre yüksekliğinde bir dalga yarattı.

Bu olaya tanıklık eden Şerpalar, bir helikopter sürüsünün sesine benzeyen bir gürültü ile taze sürülmüş toprağı andıran bir koku eşliğinde yavaşça vadiden aşağıya akan kara bir su kütlesini tarif ediyor. Sel 14 köprü, 30 civarında ev ve yeni yapılan hidroelektrik santralini yıkıp geçti. Kimi raporlar, olayda yaşamını yitiren insanlar olduğuna işaret ediyor. Kaderin müşfik bir cilvesi sonucu sel, yaklaşan hasat zamanının kutlandığı bir şenlik sırasında gerçekleşmişti. Dolayısıyla o gün nehrin yakınlarında çok az sayıda insan vardı, kuşkusuz bu da birçok yaşamın kurtulmasını sağladı.

Byers, “Buzul gölü taşkınları yabancısı olduğumuz bir olgu değil, zaten hep yaşanan bir şeydi,” diyor. “Ama daha önce hiç bu kadar kısa bir sürede, risk içeren bu kadar çok sayıda gölle karşılaşmamıştık. Ve haklarında çok az şey biliyoruz.” Dig Gölü taşkını üzerine dikkatler Himalaya boyunca uzanan diğer göllerin yarattığı tehlikeye çevrildi.

Maine Üniversitesi İklim Değişikliği Enstitüsü yöneticisi olan ve 2019’da Nepal buzullarını incelemek amacıyla National Geographic Society ve Rolex işbirliğinde gerçekleştirilen keşif gezisinin liderliğini üstlenen Paul Mayewski, “Buzul göllerindeki temel sorun, risklerin sürekli değişiyor olması,” diyor.

Örneğin, buzul gölleri için doğal bariyer görevi üstlenen birçok moren, doğal olarak buz parçaları tarafından destekleniyor ve bu destekle genel yapının dengede kalmasına yardımcı oluyor. Ancak buzda yaşanacak erime, katı yapılarını koruyan morenlerde kırılmaya neden olabiliyor.

Diğer tehditlerse buzun altında yatıyor. Erime yaşandıkça, geri çekilen buzulların içinde büyük mağara oyukları oluşabiliyor ve bu oyukların içi suyla dolabiliyor. Bu gibi gizli rezervuarlar bazen buzul içindeki kanallar sayesinde yüzeydeki gölcüklerle bağlantılı olabiliyor. Dolayısıyla rezervuarın kaçış yollarından birinin ansızın erimesi hâlinde, birbiriyle bağlantılı düzinelerce gölcük aynı anda boşalabilir ve sonunda birleşerek büyük bir sel baskınına neden olabilirler.

Buzul gölü taşkınlarından daha küçük ölçekli ve daha az yıkıcı olsalar da –biliminsanları tarafından buzul kanalı seli olarak bilinen– bu tür olaylar daha sık yaşanıyor. Ancak haklarında fazla bilgiye sahip değiliz. Mayewski, “Suyun buzullar arasındaki akış dinamiğini anlamak, azımsanacak bir olay değil,” diyor.

Ancak hâli hazırda başlıca endişe kaynağı, buzul gölü taşkınları. Byers, küçük gölcüklerden oluşan bir kümenin bulunduğu Khumbu Buzulu’nun ayağındaki moreni işaret ediyor. Morenin yürüyüş yolu üzerindeki Tugla köyünün yukarısında bulunduğunun altını çizerek, “Bir sonraki büyük göl işte bu,” diyor. “Potansiyel bir riske dönüşmesi an meselesi.”

Uzmanların saha araştırması olmaksızın risk değerlendirmesi yapmaları çok zor; saha araştırmaları ise ücra göllere ulaşmak için günlerce sürecek yürüyüşler gerektiriyor. 2011 tarihli bir araştırma, Nepal’de 42 gölün ya çok yüksek, ya da yüksek sel riski taşıdığını ortaya çıkardı. Ve Himalaya sıradağları genelinde bu sayı yüzün üzerinde olabilir.

Yükselen buzul göllerine ilişkin uzun bir tarihe sahip bir diğer ülke, son 30–40 yıl içinde buzullarının yüzde 50’ye varan bölümünü kaybeden ve buzul gölü taşkınlarında binlerce insanın ölümüne sahne olan dağlık ülke, Peru. Palcacocha Gölü’nde yaşanan yıkıcı selin Huaraz kentinin üçte birini yok edip, yaklaşık 5 bin kişinin ölümüne neden olmasının ardından, Perulular tehlikeli buzul göllerinin suyunu kısmen de olsa boşaltabilmek için bazı öncü ve yenilikçi yöntemler geliştirmeye başladı. Günümüzde Peru’da düzinelerce gölün su düzeyleri, yapılan barajlarla düşürülmüş ve bu süreçte hidroelektrik santralleri ve sulama kanallarına dönüştürülmüş durumda.

Ancak bu çözümlerden bazılarının Nepal’de uygulanmasının önünde birkaç büyük engel var.

Birçok kişi tarafından Nepal’in en tehlikeli gölü olarak tanımlanan Rolpa’nın su düzeyinin alçaltılması çabalarının yönetimine yardımcı olan İngiliz “yersel tehlike” uzmanı John Reynolds, “Peru ile Himalayalar arasındaki en büyük fark, ulaşım,” diye açıklıyor. “Peru’da arabayla, gölden bir günlük yürüyüş uzaklığındaki bir noktaya kadar ulaşabilirsiniz,” diyor. Nepal’de ise, “en yakın yol ağzından göle ulaşmanız için beş–altı gün yürümeniz gerekebilir.”

Rolpa Gölü öylesine ücra bir yerde bulunuyor ki, ağır iş makinelerinin göle parçalar hâlinde helikopterlerle getirilmesi ve daha sonra alanda birleştirilmesi gerekti. Mühendisler, bent kapakları da olan küçük bir barajın inşasından sonra, suyu yavaşça bırakıp gölün su seviyesini düşürmeye başladı. “Eğer suyu çok hızlı çekerseniz, çukur kenarlarındaki setleri, özellikle de onu hapsetmiş olan yanal morenleri zayıflatabilirsiniz,” diyor Reynolds. Sonuç olarak, Rolpa Gölü’nün su seviyesi 3,5 metre kadar düşürüldü –ve bu, Himalaya’nın ilk su seviyesi düşürme projesiydi.

2016’da Nepal Ordusu, İmja Gölü’nün sularını benzer oranda boşaltan acil bir operasyona katıldı. Bu sayılan örneklerdeki her iki önlem de taşkın tehlikelerini tamamen yok etmedi, ama ikisi de, uyarı sistemlerinin kurulmuş olması nedeniyle, olumlu birer adımı temsil ediyor.


Kısmen Nepal’in Ngozumba Buzulu tarafından beslenen bir gölün kıyısına konuşlanmış Gokyo köyü, acil bir sel felaketi ile karşı karşıya değil. Ancak, diğer Himalaya toplulukları yükselen buzul gölleri tehdidi altında. [Getty Images/Feng Wei Photography]

Tüm buzul gölleri eşit derecede tehdit oluşturmuyor ve uzmanlar gölleri incelemek için yeni yöntemler geliştirdikçe, her birinin taşıdığı gerçek riski nasıl değerlendirecekleri konusunu daha iyi öğreniyor. Üstelik bazı örneklerde, algılanan riskin abartılı olduğunu keşfediyorlar ki İmja Gölü’nde yaşanan da bu. “Gölün büyüklüğüyle taşkın sırasında yaşanacak hasar arasında doğrudan bir ilişki yok,” diyor Reynolds. “Asıl kritik nokta, göl kütlesinin barajla nasıl bir etkileşim içinde olduğu.”

Nepalli biliminsanı Dhananjay Regmi de, “Ayrıca, yalnızca büyük göller tehdit oluşturmuyor,” diyerek özetliyor: “Büyük göller bizi daha fazla endişelendiriyor, ama son yıllarda yaşanan felaketler çoğunlukla görece küçük göller nedeniyle yaşandı. Ve bu, beklediğimiz bir şey değildi.”

Göllerin küçük ya da büyük olmaları bir yana bırakıldığında, taşkınları tetikleyecek koşulların arttığına hiç kuşku yok.

Reynolds, permafrost çözülmeye başladıkça, devasa kaya ya da toprak kaymalarının yaygınlaşacağı ve hassas gölleri vurmaları halinde, 1985 yılında yaşanan Khumbu Vadisi seline benzer taşkınları tetikleyebileceğini belirtiyor.

“Bu vadilerde entegre yersel risk incelemeleri gerçekleştirmemiz gerekiyor,” diyor. “Buzul gölü taşkınları bunun yalnızca bir parçası.”

Alton Byers, bugüne dek kaydedilen ilerlemeler konusunda iyimser. “Üstelik, bu ilerlemeler yalnızca İmja’nın su seviyesinin düşürülmesi gibi büyük altyapısal projelerle sınırlı değil. Yüksek dağlardaki ücra bölgelerde yaşayan insanlar da bu yaşananlara uyum sağlamak için sessiz sedasız kendi teknolojilerini geliştirmeye başlıyor.”

Byers, Khumbu sakinlerinin, taşkınları yerleşim yerlerinden uzaklaştırmaya yardımcı olması için, kayayla doldurulmuş tel kafeslerden oluşan istihkâm duvarları inşa etmeye başladığını belirtiyor. 2016 yılında Chunkung köyünün yukarılarında bir buzul kanalı seli patlak verdiğinde bu çabalar sonuç verdi. İstihkâm duvarları akıntının karşısında durarak sel sularını birkaç farklı oluğa yönlendirdi ve köy kurtarıldı.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA