TEMMUZ SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Deha

Claudia Kalb

Paolo Woods

28.4.2017

Deha

Dehanın en gerçek ölçüsü bir insanın yarattığı eserin çağlar boyunca sesini duyurmasıdır. İtalya’nın Floransa kentindeki Galleria dell’Accademia’da, Michelangelo’nun, diğer heykeltıraşlar tarafından reddedilen tek parça mermerden bizzat yonttuğu 5 metre 17 santimetrelik “Davut” heykeli, yapılışının üzerinden 500 yıl geçmesine rağmen hayran kitlesine tepeden bakıyor.

Bazı beyinler o kadar özel ki dünyayı değiştirebiliyor. Bu sıradışı insanların geri kalan herkese fark atmasına yol açan şeyin ne olduğunu tam olarak bilmesek de bilim bazı ipuçları sunuyor.

Philadelphia’daki Mütter Müzesi bir dizi eşsiz tıbbi örneğe ev sahipliği yapıyor. 19. yüzyılda yaşamış yapışık ikizler Chang ile Eng’in birbirine kaynaşmış karaciğerleri, müzenin alt katında, cam bir kavanozda sergileniyor. Biraz ötede gut hastalığından şişmiş eller, ABD Yüksek Mahkemesi Başkanı John Marshall’ın mesanesinden alınan taşlar, Başkan Grover Cleveland’ın çenesinden çıkarılan kanserli tümör ve Amerikan İçsavaşı’na katılan bir askerin –içinde hâlâ bir mermi bulunan– uyluk kemiği ziyaretçilerin şaşkın bakışlarına maruz kalıyor. Girişe yakın sergilenen bir örnekse benzersiz bir hayranlık topluyor. Yakından baktığınızda, müze ziyaretçilerinin alınlarını cama dayadıklarında oluşan izleri görüyorsunuz.

Herkesin merakını cezbeden bu nesne, içinde her biri Albert Einstein’ın beyninden bir dilimi sergileyen 46 mikroskop lamını koruyan küçük bir ahşap kutu. Lamlardan birinin üzerine yerleştirilmiş büyüteç, nehir ağzını andıran zarif kolları ve kıvrımlarıyla beyin dokusundan pul büyüklüğünde bir parçayı gösteriyor. Beyin dokusunun kalıntıları, ünlü fizikçinin göklere çıkarılan bilişsel yetisi hakkında pek fazla bir şey ortaya koymasa da –belki de salt bu nedenle– büyüleyici bir etki yapıyor. Müzede sergilenen diğer nesneler hastalıklar ve şekil bozukluklarını, yolunda gitmeyen bir şeylerin sonucunu gösteriyor. Einstein’ın beyni ise potansiyeli, sıradışı bir beynin, bir dâhinin herkesin önüne geçebilme yeteneğini sembolize ediyor. “O her şeyi bizden farklı görüyordu,” diyor, çay rengi örneği inceleyen ziyaretçilerden Karen O’Hair. “Ve bir noktadan sonra göremediğinin ötesine geçiyordu, ki bu da hayranlık uyandırıcı bir şey.”

Tarih boyunca, herhangi bir alana muhteşem katkılarda bulunmuş çok az sayıda insan var. Edebi yaratıcılığıyla Lady Murasaki. Usta dokunuşuyla Michelangelo. Bilimsel zekâsıyla Marie Curie. “Bir dâhi,” diye yazmış, Alman filozof Arthur Schopenhauer, “çağını gezegenlerin yörüngesini aydınlatan bir kuyrukluyıldız gibi aydınlatır.” Einstein’ın fizik alanındaki etkisine bir göz atalım. Elinde, düşünme yeteneğinin gücünden başka kullanacak hiçbir alet olmadan yarattığı görelilik kuramıyla birbirinin çevresinde dönen kara delikler gibi hareket halindeki büyük kütlelerin uzay–zaman dokusunda dalgalar oluşturacağını öngörmüştü. İki yıl önce bu tür kütle çekimsel dalgaların varlığı fiziksel olarak saptandı. Bir başka deyişle, haklı olduğunun kesin olarak kanıtlanması için yüz yıl geçmesi, dev bir bilgisayımsal yeti ve son derece sofistike bir teknoloji gerekecekti.


Einstein, Görelilik Kuramı’nda kütle çekimsel dalgaların –uzay-zaman dokusundaki dalgacıkların– varlığını öngörmüştü. Yüz yıl ardından Japonya, Hida’da, Kazuhiro Yamamoto gibi biliminsanları, Einstein’ın çıkarsadığı ama tespit edemediği şeyi araştırmak için, KAGRA adlı dünyanın ilk yeraltı kütle çekimsel dalga teleskobunu kullanıyor.

Einstein, evrenin temel yasalarını anlama biçimimizde devrim yarattı. Ama onunki gibi bir zekânın nasıl çalıştığını anlama yeteneğimiz inatla yerinde sayıyor. Beyin gücünü, düşünme sürecini parlak zekâlı meslektaşlarından ayıran şey neydi? Ya da şöyle soralım: Bir dâhiyi dâhi yapan şey ne?

Filozoflar, dâhi olmanın kökeni üzerine çok eskilerden beri kafa yoruyor. “Eski Yunan düşünürleri, kara safra –Hipokrat’ın öngördüğü dört vücut sıvısından biri– fazlalığı nedeniyle şairler, filozoflar ve diğer saygın kişilerin, ‘yüce güçlerle’ donandıklarına inanırlardı,” diyor, Divine Fury: A History of Genius (İlahi Öfke: Dehanın Tarihi) adlı kitabın yazarı, tarihçi Darrin McMahon. Frenologlar, dehâyı kafanın yumrularında aramışlardı. Kraniyometristler –filozof Immanuel Kant’ınki dahil– kafatasları toplamış, incelemiş, ölçmüş ve tartmışlardı.

Hiçbiri dehaya dair herhangi bir kaynak keşfedemedi; zaten böyle bir şeyin bulunması da neredeyse olanaksız. Deha çok zor bulunur, çok öznel ve kolayca ayırt edilemeyecek kadar tarihin hükmüne bağlı. Birçok özelliğin en üst derecede sadeleşerek bir insan ölçeğinde ifade bulmasını gerektiriyor. Zekâ, yaratıcılık, sebat ve talih bunlardan sadece birkaçı. Öyleyse, dünyayı değiştirme yeteneğine sahip bir kişiyi yaratacak şekilde iç içe geçmiş karmaşık özellikleri çözerek dehayı anlamaya çalışabiliriz.

Büyük başarılara ulaşmayı sağlayan ölçülebilir bir özellik olarak zekâ, genelde dehanın ölçütü olarak kabul ediliyor. IQ testinin öncülerinden, Stanford Üniversitesi psikoloğu Lewis Terman, zekâyı saptayan bir ölçümün dehayı da ortaya çıkarabileceğine inanıyordu. 1920’lerde, IQ’su 140’ı aşan –“neredeyse dâhi veya dâhi” olarak adlandırdığı sınır– Kaliforniyalı 1500 öğrenciyi, başarı düzeylerini ve diğer çocuklardan farklı olarak hangi noktalara geldiklerini belirlemek amacıyla izleme altına aldı. Terman ve proje arkadaşları, “Termit” adını verdikleri katılımcıları yaşamları boyunca izledi ve başarılarını “Genetic Studies of Genius” (Dehanın Genetik Araştırmaları) adını verdikleri bir rapor serisiyle haritalandırdı. Grupta, Ulusal Bilim Akademisi üyeleri, politikacılar, doktorlar, profesörler ve müzisyenler vardı. Çalışmanın başladığı tarihin 40 yıl ardından, araştırmacılar yayımladıkları binlerce akademik raporun ve kitabın yanı sıra, verilen patentleri (350 adet) ve yazılan kısa öyküleri de (400 civarında) belgelemişlerdi.

Paolo Woods

Beklenmedik kavrayış anları da düşünmeyi gerektiriyor. 1666 yılında, yere dik olarak düşen bir elmayı gören Isaac Newton, bir arkadaşının aktardığına göre, “maddeyi yere çeken bir güç olmalı,” diye akıl yürütmüştü. Yerçekimi yasasını bulmasına yardımcı olan elma ağacı, İngiltere, Woolsthorpe Manor’daki çocukluk evinin hemen yanında hâlâ ayakta.

Paolo Woods

Dâhileri tanımlayan temel özelliklerden biri, çok verimli olmaları. 1530’da işverenleriyle anlaşmazlığa düşen Michelangelo’nun üç ay saklanmak zorunda kaldığı Floransa’daki Medici Şapeli’nin altında yer alan odanın duvarları boydan boya kömür kalem eskizlerle kaplanmış. Üst kattaki şapelde bulunan bir mezarda da görülen oturan adam eskizi de bu çizimler arasında (sağda).

Paolo Woods

Londra’daki King’s College’dan genetikçi Robert Plomin’in, genler ve çevrenin gelişmeyi nasıl etkilediği konusunda ipuçları elde etmeyi amaçladığı uzun dönemli araştırmasına 10 bin civarında tek ve çift yumurta ikizi katılıyor. Zekânın genetiği çok karmaşık. “Birçok dâhi,” diyor Plomin, “dâhi anne babadan gelmiyor.”

Paolo Woods

Otizmli İngiliz sanatçı Stephen Wiltshire, sadece bir öğleden sonra izleyerek ve beş gün boyunca çizerek, Meksiko’nun ayrıntılı bir kent manzarasını yarattı. Psikolog David Treffert, bu tür bir yaratıcılığa ulaşabilmesi için Wiltshire gibi insanların beyinlerinin sağ ve sol yarıküreleri arasında benzersiz bir sinir ağı olması gerektiği inancında.

Paolo Woods

Charles Limb, caz müzisyenlerinin ve rap sanatçılarının doğaçlama yaparken beynin öz izleme bölümünü iptal ettiklerini keşfetti. Limb, komedyenler dahil diğer yaratıcı insanların beyinlerindeki elektrik hareketliliğini ölçmek için elektroensefalografi (EEG) kullanıyor ve deneylerini Kaliforniya Üniversitesi (San Francisco) laboratuvarında kendi üzerinde yapıyor.

Paolo Woods

Serbest stil rap grubu Legendary Cyphers, New York’un Union Square Parkı’nda Cuma akşamları performans sergiliyor. Sanatçılar sırayla söz “saçmak” için sahne aldıkça işbirliği etkinliği canlandırıyor. Her yaratıcı faaliyet gibi rap de alıştırma gerektiriyor. “Kas geliştirmek gibi, çok çalışacaksın,” diyor gruplardan birinin organizatörlerinden Palladium Philoz.

Paolo Woods

“İşe yarayan tek şey,” diyor caz piyanisti Keith Jarret, doğaçlama yaparken, “her şeyi unutmak.”

Paolo Woods

Parlak zekâlar, tarih boyunca Silikon Vadisi benzeri merkezlerde toplandı. Yapay zekâ şirketi Vicarious’ta araştırmalar yapan Wenzhao Lian, bir robota nesneleri tanımayı ve onları kontrol etmeyi öğretiyor. Şirket, beynin görme, dil ve motor kontrolü kapasitesini taklit edebilecek programlar geliştirmeyi amaçlıyor.

Terman ve araştırma arkadaşlarının bulgularına göre, muazzam bir zekâ tek başına muazzam bir başarının garantisi değil. Araştırmaya katılanlardan bir bölümü, çok yüksek IQ’larına rağmen, başarılı olmakta zorlanmışlardı. İçlerinden yirmi–otuzu, üniversitede sınıfta kalmıştı. Öte yandan, araştırma kapsamında sınava giren ama IQ’ları o kadar yüksek çıkmadığı için programa alınmayan bazıları ise alanlarında çok başarılı olmuşlardı. Her ikisi de fizik dalında Nobel Ödülü kazanan Luis Alvarez ve William Shockley bu gruptakilerin en ünlüleri arasında yer alıyor. Bu tür yetersiz çıkarsamaların daha eski tarihlerden bir örneği daha var: Charles Darwin, “oldukça sıradan bir çocuk, hatta zekâ düzeyi genel ortalamanın altında,” olarak değerlendirildiğini söylüyor. Oysa bir yetişkin olarak, yaşamdaki mükemmel çeşitliliğin nasıl oluştuğunun sırrını çözdü. Darwin’in geliştirdiği doğal seçilim yoluyla evrim teorisi gibi çığır açan bilimsel buluşlar, yaratıcılık ve Terman’ın ölçmekte zorlandığı deha ögesi olmaksızın olası değil.

Bu tür tartışmalar, her şeyin en beklenmedik zamanlarda –rüyada, duşta, yürüyüşte– birdenbire netleştiği çözüm anının, genellikle uzun bir düşünce sürecinden sonra kendini gösterdiğini ortaya çıkardı. Bilgi, bilinçli kazanılıyor ama sorunun çözümü bilinçdışında yaşanıyor ve çözüm aklın hiç ummadığı bir zamanda birden ortaya çıkıyor. Kaufman, “Büyük fikirler, genelde bunlara en çok kafa yorduğunuz anlarda ortaya çıkmaz,” diyor.

Beyin üzerine yapılan incelemeler, çözüm anlarının nasıl oluştuğuna dair ipuçları sunuyor. New Mexico Üniversitesi’nden nörolog Rex Jung, yaratıcı sürecin, sinirsel ağların bir orkestra gibi birbiriyle dinamik etkileşim kurarak çalışmasına ve beynin değişik kesimleriyle –sağ ve sol yarıkürelerin her ikisi ve özellikle prefrontal (alın lobunun en ön bölümünde) korteksteki bazı bölgelerle– bilgi alışverişinde bulunmasına dayandığını söylüyor. Bu ağlardan biri dışarıdan gelen talepleri –işe gitmek, fatura ödemek gibi yapmak zorunda olduğumuz işleri– karşılama yeteneğimizi besliyor ve asıl olarak beynin dış bölümlerinde bulunuyor. Diğeri, düş kurma ve yaratıcılık gibi iç düşünce dünyasını canlı tutuyor ve aslen beynin orta bölümlerinde yer alıyor.

Doğaçlama caz, yaratıcı süreçte sinirsel ağların birbirleriyle nasıl etkileşim kurduğunu açıklama konusunda iyi bir örnek. Kaliforniya Üniversitesi’nde (San Francisco) görevli işitme uzmanı ve oditori cerrah Charles Limb, MRG (manyetik rezonans görüntüleme) tarayıcı içinde çalınabilecek kadar küçük boyutlarda olup, içinde metal barındırmayan bir org tasarlamış. Altı caz piyanistine bir gam ve ezberden bildikleri bir parçayı çaldırıyor, sonra da bir caz orkestrasının müziğini dinledikleri sırada doğaçlama solo yapmalarını istiyor. Limb, tarama sonuçlarına göre müzisyenler doğaçlama yaptığı sırada beyin faaliyetinin “temelde farklı” olduğunu söylüyor. Kendini ifade etmekle ilişkilendirilen iç ağ büyük bir faaliyet gösterirken, zorunlu dikkat ve otosansürle bağlantılı dış ağ sessizliğe gömülüyor. “Sanki beyin özeleştiri yetisini iptal etmiş gibi,” diyor.

Bu bilgi, caz piyanisti Keith Jarret’ın muhteşem performansını açıklamaya yarayabilir. İki saat süren konserlerinde doğaçlama yapan Jarret, müziğinin nasıl şekillendiğini açıklamakta zorluk çekiyor, hatta bunu olanaksız buluyor. Seyirci önüne çıktığında, bilinçli olarak notaları aklından siliyor, parmakları hiç düşünmediği tuşların üzerinde gezinmeye başlıyor. “Beyni tamamıyla iptal ediyorum,” diyor. “Çok müteşekkir olduğum bir güç tarafından ele geçiriliyorum.” Kendini tuşların çıkardığı tiz sesler arasında kaybolmuş gibi hissettiği bir Münih konserini özellikle anımsıyor. Yıllarca melodi dinleyerek, öğrenerek, prova yaparak beslediği yaratıcı sanatçılığı, kendini en az kontrol ettiği noktada ortaya çıkıyor. “İçinde müziği bulabileceğime inandığım uçsuz bucaksız bir alan,” diye özetliyor.

Yaratıcılığın belirtilerinden biri, açık olarak birbiriyle benzeşmeyen kavramlar arasında ilişki kurabilme yeteneği. Beynin bölgeleri arasında kurulan kapsamlı bir iletişim, bu tür sezgisel sıçramaların ortaya çıkmasına yardımcı oluyor. Thomas Jefferson Üniversite Hastanesi’ne bağlı Marcus Bütünleyici Sağlık Enstitüsü araştırma müdürü Andrew Newberg, yaratıcı insanların beyinlerindeki sinirsel yolakları haritalamak için, bir MRG kontrast tekniği olan difüzyon tensör görüntülemesini kullanıyor. Kaufman’ın yüksek zekâlı insanlar havuzuna dahil katılımcıları, kendilerinden beyzbol sopası ve diş fırçası gibi sıradan nesneler için alışılmışın dışında kullanım fikirleri geliştirmelerinin istendiği temel yaratıcılık sınavlarına tabi tutuluyor. Newberg, bu üstün zekâlı insanların beyinlerinde oluşan bağlantıları bir kontrol grubununkiyle karşılaştırarak, beyinlerinin değişik bölgeleri arasındaki ilişkilerin etkinlik derecesi arasında fark olup olmadığını görmeyi amaçlıyor. Nihai hedefi, her kategoride en az 25 kişiyi taramak ve verileri bir araya toplayarak her grup içindeki benzerliklerin yanı sıra, mesleklere göre ortaya çıkabilecek farklılıkları bulmaya çalışmak. Örneğin bir komedyenin beynindeki bazı bölgeler, bir psikoloğun beyniyle kıyaslandığında daha aktif olabilir mi?

Bir “dâhi” ile –Newberg bu kelimeyi sadece iki grubu birbirinden ayırmak için genel anlamda kullanıyor– kontrol grubundan biri arasında yapılan ilk karşılaştırmalar ilginç bir çelişki ortaya koyuyor. Deneklerin beyin taramalarında görülen kırmızı, yeşil ve mavi şeritler, nöronların elektrik iletmesine olanak veren kablo sistemini barındıran beyaz madde bölgesini aydınlatıyor. Görsellerde beliren kırmızı leke, beynin iki yarıküresini birbirine bağlayan ve birbirleriyle ilişkisini koordine eden 200 milyon sinir lifini barındıran korpus kallozum. “Ne kadar çok kırmızı görürseniz,” diyor Newberg, “o kadar çok bağlantı lifi var demektir.” Fark açıkça görülüyor: “Dâhi” beynindeki kırmızı alanın genişliği, kontrol grubu beynindeki kırmızı alanın genişliğinin yaklaşık iki katı.

“Yüksek düzeyde yaratıcı kişilerden beklenildiği gibi, bu durum beynin sağ ve sol yarıküreleri arasında daha fazla iletişim olduğuna işaret ediyor,” diyen Newberg, araştırmanın sürmekte olduğunun altını çiziyor. “Düşünme süreçlerinde daha çok esneklik ve beynin diğer bölgelerinden daha fazla katkı var.” Önden arkaya doğru uzanan yeşil ve mavi şeritler –alın lobu, yan lob ve şakak lobu arasında diyalog dahil– diğer bağlantı bölgelerini gösteriyor. Newberg, bunların ek ipuçları ortaya çıkarabileceği görüşünde. “Başka ne bulabiliriz şu anda bir fikrim yok. Şimdilik sadece bu var.”

Devamını National Geographic Türkiye Mayıs 2017 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Paolo Woods

Beklenmedik kavrayış anları da düşünmeyi gerektiriyor. 1666 yılında, yere dik olarak düşen bir elmayı gören Isaac Newton, bir arkadaşının aktardığına göre, “maddeyi yere çeken bir güç olmalı,” diye akıl yürütmüştü. Yerçekimi yasasını bulmasına yardımcı olan elma ağacı, İngiltere, Woolsthorpe Manor’daki çocukluk evinin hemen yanında hâlâ ayakta.

Paolo Woods

Dâhileri tanımlayan temel özelliklerden biri, çok verimli olmaları. 1530’da işverenleriyle anlaşmazlığa düşen Michelangelo’nun üç ay saklanmak zorunda kaldığı Floransa’daki Medici Şapeli’nin altında yer alan odanın duvarları boydan boya kömür kalem eskizlerle kaplanmış. Üst kattaki şapelde bulunan bir mezarda da görülen oturan adam eskizi de bu çizimler arasında (sağda).

Paolo Woods

Londra’daki King’s College’dan genetikçi Robert Plomin’in, genler ve çevrenin gelişmeyi nasıl etkilediği konusunda ipuçları elde etmeyi amaçladığı uzun dönemli araştırmasına 10 bin civarında tek ve çift yumurta ikizi katılıyor. Zekânın genetiği çok karmaşık. “Birçok dâhi,” diyor Plomin, “dâhi anne babadan gelmiyor.”

Paolo Woods

Otizmli İngiliz sanatçı Stephen Wiltshire, sadece bir öğleden sonra izleyerek ve beş gün boyunca çizerek, Meksiko’nun ayrıntılı bir kent manzarasını yarattı. Psikolog David Treffert, bu tür bir yaratıcılığa ulaşabilmesi için Wiltshire gibi insanların beyinlerinin sağ ve sol yarıküreleri arasında benzersiz bir sinir ağı olması gerektiği inancında.

Paolo Woods

Charles Limb, caz müzisyenlerinin ve rap sanatçılarının doğaçlama yaparken beynin öz izleme bölümünü iptal ettiklerini keşfetti. Limb, komedyenler dahil diğer yaratıcı insanların beyinlerindeki elektrik hareketliliğini ölçmek için elektroensefalografi (EEG) kullanıyor ve deneylerini Kaliforniya Üniversitesi (San Francisco) laboratuvarında kendi üzerinde yapıyor.

Paolo Woods

Serbest stil rap grubu Legendary Cyphers, New York’un Union Square Parkı’nda Cuma akşamları performans sergiliyor. Sanatçılar sırayla söz “saçmak” için sahne aldıkça işbirliği etkinliği canlandırıyor. Her yaratıcı faaliyet gibi rap de alıştırma gerektiriyor. “Kas geliştirmek gibi, çok çalışacaksın,” diyor gruplardan birinin organizatörlerinden Palladium Philoz.

Paolo Woods

“İşe yarayan tek şey,” diyor caz piyanisti Keith Jarret, doğaçlama yaparken, “her şeyi unutmak.”

Paolo Woods

Parlak zekâlar, tarih boyunca Silikon Vadisi benzeri merkezlerde toplandı. Yapay zekâ şirketi Vicarious’ta araştırmalar yapan Wenzhao Lian, bir robota nesneleri tanımayı ve onları kontrol etmeyi öğretiyor. Şirket, beynin görme, dil ve motor kontrolü kapasitesini taklit edebilecek programlar geliştirmeyi amaçlıyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA