EKİM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Derin İniş

Mark Synnott

Robbie Shone

28.2.2017

Derin İniş

Yazar Mark Synnott, Özbekistan’ın Boysuntov Sıradağları’ndaki sarp kayadan iple iniş yapıyor. Bu kireçtaşı kayanın içinde dolambaçlı bir yeraltı dünyası yatıyor. Günümüze kadar Dark Star’da sekiz keşif gezisi yapıldı. Mağaranın ne kadar derine indiği bilinmiyor.

Özbekistan’ın ücra bir köşesindeki sıradağların derinliklerine inen mağaracılar, yeraltının Everest’i olabilecek bir labirenti keşfediyor.

“Korkma burada kaybolmazsın.”

Larisa Pozdnyakova’nın ağır Rusça aksanıyla söylediği sözler mağaranın sonsuz karanlığından süzülerek ulaşıyor bana. Aklımdan geçenleri okuyor gibi: Kafamdaki düşünce, yeryüzünün 1,5 kilometre altında kaybolmama çabası. Dark Star olarak bilinen donmuş yeraltı dünyasının derinliklerine iniyoruz son birkaç saattir. Ve ben rehberime ayak uydurmakta zorlanıyorum.

Ural Dağları’ndan 30’lu yaşlarındaki uzman mağaracı Larisa, kıvrımlı rotamızda yılan gibi akışkan hareketlerle kolayca ilerlerken, ben bir aceminin beceriksizliğiyle oflayıp puflayarak ona yetişmeye çalışıyorum. Kafa lambalarımızın ışığını bir metre ileride yutan soğuk karanlık yüzünden köstebek gibi önümüzü görmeden, düşe kalka yürüyoruz. Mağaracılık jargonunda “daral”, “menderes eğrileri” ve “şaft” olarak bilinen sayısız geçitte bize yol gösteren –çamur nedeniyle sertleşmiş– yüzlerce metrelik iplere tutunarak el yordamıyla ilerliyoruz.

Geçitlerin haritalandırılmış olmasına rağmen, aşağı–yukarı, sağa–sola sürünerek ilerlerken buz gibi çamurun kâbus sarmalı ve ıslak çakıllar yüzünden yön duygumu kaybediyorum. Benim gibi bir tırmanışçı ve dağcı için bambaşka bir yolculuk biçimi bu. Tehlikeli arazilerde yol almaya alışkınım ama burada basılmış haritalar genelde işe yaramıyor, GPS çalışmıyor, insana güvence veren göksel rehberler yok. Ayrıca her ne kadar Larisa tersini söylese de, insanı hayatından bezdiren bu labirentten kendi başıma yolumu bulup çıkamayacağımı biliyorum.

En sonunda ona yetiştiğimde, kafa lambalarımızla aydınlanan bir su birikintisine, Dark Star’ın toprak altındaki sayısız göllerinden birine bakan bir çıkıntıda dikiliyor. Emniyet kemerine bağlı göbek bağını alıp, üstümüzdeki kayaya çakılı dübele bağlanmış sağlam ipe takıyor. İp gölün üzerinden geçerek karanlıkta kayboluyor. Sistem, mağaracıların, dalgıç kıyafeti olmadan içine girilemeyecek kadar soğuk gölden geçmesini sağlayan bir ipten kayma mekanizması işlevi görüyor. Neşeyle gülümseyip kendini boşluğa bırakıyor. Sarışın atkuyruğu, kafa lambamın ışığında şiddetle savrularak karanlıkta kayboluyor ve beni korkularımla baş başa bırakıyor.


Full Moon Salonu buz kristalleriyle dolu. 250 metre uzunluktaki bölme Dark Star’da keşfedilen en büyük oda. Mağara sisteminin tamamı jeolojik açıdan bir zaman kapsülü: Mineral tortular binlerce yıllık bir iklim tarihi barındırıyor.

Kendimi bu açmazda bulmamın nedeni, Özbekistan’ın ücra bir köşesinde yükselen dağın içindeki kireçtaşından bu devasa mağara sistemini keşfetmek için, çoğu İngilizce konuşmayan Ruslardan oluşan 31 kişilik bir keşif gezisine katılmış olmam. Mağaranın girişini 1984’te Ruslar keşfetmiş ama 1990 yılında buraya ilk ulaşan ve sistemi keşfetmeye başlayanlar İngiliz mağaracılar olmuş. 1970’lerden bir Amerikan bilimkurgu komedi dizisinden esinle isimlendirmişler mağarayı. O zamandan bu yana Dark Star, komşusu Festivalnaya ile birlikte (ileride bu iki sistemin birbirine bağlantılı olduğu ortaya çıkabilir) dünyanın her yanından usta mağaracıları buraya çekiyor.

Bu dev sistemin cazibesi, büyük dağların tırmanışçılarda yarattığı duyguya benziyor. Fakat tek bir fark var: Everest’in dünyanın en yüksek zirvesi olduğunu biliyoruz. Oysa devasa yeraltı boşluklarının keşif potansiyeli sınırsız. Mars konusundaki bilgimiz, dünya yüzeyinin altında neler yattığına dair bildiklerimizden daha fazla. Gürcistan’daki Krubera Mağarası, 2 bin 197 metreyle halihazırda bilinen en derin mağara. Ama araştırılmayı bekleyen büyük alanlarıyla Dark Star, bu unvanı ele geçirmeye güçlü bir aday.

Bugüne kadar yapılan sekiz araştırma gezisinde, Dark Star’da toplam 17,5 kilometre civarında geçit ortaya çıkarılmış. Bunların en derini yüzeyden 900 metre aşağıda. Ancak sistem tam olarak haritalandırılmamış. Bunun bir nedeni politik açıdan istikrarsız bir bölgede olması, diğer nedeni de büyüklüğü nedeniyle ileri teknik becerilere ve çok miktarda ekipmana gereksinim duyulması. Birçok keşif gezisi eldeki ip bitince sonlanmış. Nedenini hemen anlıyorum. Giriş noktamızdan henüz 300 metre içeride olmamıza rağmen, iple döşenmiş yaklaşık on bölümden geçiyoruz.


Mağaranın dışında hava sıcaklığı 38 derece. İçeride ise sıcaklık –1 ile 3 derece arasında değişiyor. Bu küçük farkın ortama etkisi büyük: Ekip üyeleri derinlere indikçe mavi buzun yerini çıplak kayalar alıyor.

Larisa ile kampta ekip oluyoruz: Onun görevi “Amerikanski”ye (benden böyle söz ettiklerini duyduğuma eminim) dağın 2 kilometre kadar içindeki Gothic kampa kadar rehberlik etmek. Ekibin yeni bölümleri haritalandırma ve bilimsel veri toplama çalışmalarında kaydettiği gelişmeleri gözlemlemek üzere burada iki gece geçireceğim.

Larisa’nın rehberliğinde Gothic kampa gidişin zorluğu bir yana, dağın eteklerine kurulmuş ana kampa ulaşmak için yerüstünde yaptığımız yolculuk da pek kolay sayılmazdı. Rusların yanı sıra İtalyanlar, İsrailliler ve bir Alman’ın da dahil olduğu 22–54 yaşları arasındaki dünya çapında mağaracılar ve biliminsanlarından oluşan keşif ekibiyle Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te buluştum. Buradan hep birlikte, yanımızda üç haftalık saha çalışması için gerekli yüzlerce kilo ağırlığında yiyecek ve donanımla kurak arazide otobüsle 185 kilometre yol aldık. Eski İpek Yolu’nu Semerkand’a kadar takip eden popüler bir turist rotasını izledik. Sonra alışıldık yoldan ayrılarak Afganistan sınırındaki Boysun’a gitmek üzere güneye yöneldik. Burada her şeyi Sovyet döneminden kalma, altı tekerlekli bir askeri araca yükledik.

Boysuntov (Baysun–Tau olarak da biliniyor) Sıradağları’na doğru yaptığımız zorlu yolculuk sırasında, dağlar önce 3 bin 500 metreye yükselmiş ve sonra da çizgi şeklinde uzanan muhteşem kayalar halinde alçalmıştı. Aralarındaki derin vadilerde, Tacik ve Özbeklerin yüzlerce yıldır keçi güderek; karpuz, erik, elma ve ceviz toplayarak; dağları delen yeraltı nehirlerinden beslenen pınarlardan su taşıyarak yaşadıkları köyleri gördük.


Zhenya Tsurikhin serbest asılı bir ipe tırmanıyor. Dark Star’ın geçitleri derinlerde olabilir ama çoğu yine de deniz seviyesinin 3 bin metre üzerinde. Bu rakımdaki düşük hava basıncı, mağaraları keşfetmenin fiziksel zorluklarını artırıyor.

Kule gibi yükselen Xo‘ja Gurgur Ota adlı kireçtaşı kaya, kamyonetin römorkunda karşımda oturan gür sakallı ve gözlüklü jeolog Igor Lavrov tarafından 30 yıl önce keşfedilmiş ve bunca yılın ardından hâlâ inceleniyor. Yüksekliği 365 metreye, uzunluğu 35 kilometreye ulaşan bu kaya bloğu, tektonik güçlerin eski kireçtaşı yataklarını dikey kayalar olarak yukarı doğru ittiği dönemlerde oluşmuş. Boysuntov hakkındaki tüm bilgisini eski Sovyet jeoloji haritalarını inceleyerek edinen, Sverdlovsk Mağaracılık Kulübü’nün 24 yaşındaki genç bir üyesiymiş Igor. Bir gün, gezgin bir çobandan aldığı bilgiyi değerlendirerek yol arkadaşı Sergei Matrenin ile birlikte Kayrok isimli köyün okul müdürünü görmeye gitmişler. Müdür, kendi yaptığı fenerlerle yıllardır civardaki mağaraları inceliyormuş. “Bu mağaraları nerede bulabilirim?” diye sormuş Igor. “Orada,” diyen okul müdürü, vadinin başındaki kireçtaşı blok duvarı göstermiş. Kayanın dibine ulaşan mağaracıların, yarı yükseklikte gördükleri gizemli delik, bizim Dark Star’a giriş noktamızmış.

Yol, kamyonetle ilerlemek için aşırı dikleşince, kireçtaşı kayacın eğimli taraçalarına kurulmuş ana kampa ulaşmak üzere donanımları taşıyan 15 eşek eşliğinde iki gün boyunca yürüdük. Dark Star’ın bilinen yedi girişinin hepsi bu yüzde ve sadece teknik tırmanış ya da iple inişle erişilebiliyor.

Mağaraya ulaşmak ve malzemeleri çekmek için birkaç günlük ip tırmanışı gerekti. En nihayet 137 metrelik bir ipe tırmanarak mağaranın ana girişine (İzhevskaya veya R21 olarak biliniyor) ulaşıyorum. Mağaracıların neden Dark Star’ı yaşayan ve nefes alan bir oluşum olarak gördüklerini anlamaya başlıyorum. Aşağıdaki ana kampta sıcaklık 38 derece civarındaydı. Oysa burada, Dark Star’ın ağzından dışarı doğru esen dondurucu rüzgâra karşı kendimi korumak zorunda kalmak beni şaşırtıyor.

Mağaranın havalandırma sistemi tam olarak anlaşılmış değil. Bu giriş, dışarıdaki basınç yüksek olduğunda “nefes veriyor”, düşük olduğunda “nefes alıyor.” Eğer Dark Star nefesini burada veriyorsa başka bir yerde alıyor demektir. Ama nerede? Buzla kaplı bir yokuştan mağaranın içine doğru inerken, tarihöncesi bir hayvanın ağzından içeri giriyormuşum duygusu kaplıyor içimi.

Hemen girişte, Rus moleküler biyolog Tonya Votintseva duvara beyaz renkte küçük bir disk asmak için duraklıyor. Resmi görevi mağaranın yeni keşfedilen tüm alanlarını haritalandırmak ama keşiften çok bilime ilgi duyduğunu söylüyor. Mağaranın çeşitli yerlerine, önümüzdeki iki yıl boyunca sıcaklık, nem, karbondioksit düzeyi ve basıncı kaydetmek üzere yerleştireceği veri depolarından biri bu disk. İki yılın ardından toplanıp laboratuvarda analiz edilecekler.

Yeraltında çok miktarda bilimsel bilgi toplanabiliyor ve bunların çoğu mağara içindeki oluşumlarda –mağara zemininden yükselen ve tavanından sarkan dikit ve sarkıt olarak adlandırılan mineral tortular– bulunuyor. Biliminsanları buzullardan aldıkları karot örneklerinde olduğu gibi, burada da mağara oluşumlarından veri topluyorlar. Milyonlarca yıldır damlayan su sayesinde bu oluşumlarda biriken kimyasal bileşenleri analiz ederek, tarihin çeşitli dönemlerinde Dünya’nın iklimine dair ipuçları elde ediyorlar.


Kaygan bir kayada dikilen Synnott, buz gibi suya düşmemesi gerektiğini biliyor. Burada ıslak giysiler kurumuyor. Hipotermi, kırık bir bilek ya da kaybolmak Dark Star’daki tehlikelerden yalnızca birkaçı.

Her yıl mağara sisteminin farklı bir bölümünden örnek toplayan ekip, sadece Orta Asya iklim tarihini öğrenmekle kalmıyor, mağaranın havalandırma sistemi ve yapısıyla ilgili de bilgi ediniyor. Bu bilgiler, keşfedilmeyi bekleyen yeni geçitleri nerede bulacakları konusunda gelecekteki mağaracılara kaynak olacak. Tonya’nın peşinden ilerliyor, şeffaf mavi buzdan bir kemerin altından geçerek 250 metre uzunlukta 30 metre yükseklikte dev bir odaya giriyorum. Burası Full Moon Salonu. Kafa lambamın ışığını artırarak odayı tarıyorum. Duvarları kaplayan zarif kırağı desenleri ışıkta milyonlarca minik ayna gibi ışıldıyor, berrak bir gecede gökyüzünde parlayan yıldız galaksileri izlenimi uyandırıyor.

Daha fazlasını National Geographic Türkiye’nin Mart 2017 sayısında veya iPad/iPhone edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA