ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Öldürmek Bir Koruma Yöntemi Olabilir mi?

Michael Paterniti

David Chancellor

29.9.2017

Öldürmek Bir Koruma Yöntemi Olabilir mi?

13 yaşındaki Amerikalı kız, bir Buntebuk antilobu ölüsünü, Doğu Cape’teki kampa götürüyor. 2010 yılında vurduğu antilobun derisini ve boynuzlarını kendi almış.

Trofe avcılığı türlerin korunmasına fon yaratıyor. Ancak korumacılar, faydasının abartıldığı kadar olmadığına ve büyük av hayvanı öldürmenin etik sayılamayacağına dikkat çekiyor.

Birbiri ardına gelen buruşuk derili fil sürüleri su bulma umuduyla kurak çukur alanların etrafında oyalanıyor. Namibya’da, Eylül sıcağının gün ortasında 40 dereceye ulaştığı Kalahari Çölü kıyısında, San halkından 2 bin 800 civarında kişinin zorlu koşullar altında yaşadığı –topluluk tarafından yönetilen– Nyae Nyae Yaban Hayatı Barınağı’ndayız...

Arkalarında kırık dallar ve sıcak dışkılar bırakarak dolanan filler çok geçmeden güneşte kavrulan otlara karışan ter kokumuzu alıyor ve gürültülü bir koşu tutturup uzaklaşıyorlar.

Daha sonra ufukta başkaları beliriyor. Devedikeni ağaçlarının gölgesinde onlar da birer gölgeden ibaret. Dev boyutlarına rağmen, sadece keskin gözlerin dikkatini çekecek derecede görünmezler. Ve söz konusu keskin gözlerin şu andaki sahibi, yöredeki San halkından kısa boylu tıknaz iz sürücü Dam. Land Cruiser’ın arka koltuğunda dikiliyor.

Oliphant!” (fil) diye bağırıyor. Aracın sağ tarafına doğru iyice eğilmiş, kumdaki izleri sürüyor şimdi de. Kapıya vurunca aniden duruyoruz. Aşağı atlayan Dam, ortası küçük kabartılarla dolu, kenarları kıvrımlı bir ayak izini inceliyor. Eliyle işaret edince, gezinin rehberliğini yapan profesyonel avcı Felix Marnewecke şoför mahallinin kapısından dışarı çıkıyor. Kırklı yaşlarındaki iriyarı Marnewecke, bez şapkası ve şortuyla filmden fırlamış bir karaktere benziyor. Yüzünde sorgulayan bir ifadeyle iz üzerinde bir an durup başıyla onaylıyor. Nyae Nyae’nin çalılıklarla bezeli çölü San ailelere olduğu kadar dünyanın sağ kalan en büyük fillerinden bazılarına da ev sahipliği yapıyor. Bu iz de bunun kanıtı.

Biz de arabadan iniyoruz. Babalık diye seslendikleri bir iz sürücü, eğitim aşamasında bir diğer iz sürücü, avın koruma alanının kuralları ve kotalarına uygun olarak yapıldığını kontrol etmek üzere “hayvan bekçisi” olarak görev yapan birkaç San bizi takip ediyor. Sıcaktan kavrulan ortama en son çıkan müşteri oluyor. Yolcu tarafının kapısını açan Amerikalı işadamı, beş buçuk kiloluk ısmarlama yapılmış .470 Nitro Express çifte yivli tüfeğini almak üzere rafa uzanıyor. Bu tür silahların fiyatı 200 bin dolara kadar çıkıyor ve durdurma gücü nedeniyle büyük hayvan avcılığında tercih ediliyor. Elbette onun burada olma nedeni de trofe. Daha doğrusu iki trofe. Macera arayışı bu tutkulu avcıyı 4 bin 500 metrede Marko Polo koyunu vurmak için Orta Asya’ya, pars vurmak için Afrika’ya sürüklemiş. Şimdi fil peşinde yeniden Afrika’da.


Teksaslı bir avcı bu gergedanı, 2010 yılında Güney Afrika, Kuzey Cape’teki bir av hayvanı çiftliğinde sakinleştirici okla vurmuş. Gözleri, nemini kaybetmemesi için bağlanan uyuşuk hâldeki gergedan, daha sonra veteriner tarafından kontrol edilmiş. Bu tür av partileri, öldürmeden av peşinde koşma heyecanı yaşatıyor. 2012’de kurallarda yapılan değişiklik sonucu artık sadece veterinerlerin uyuşturucu ok atma hakkı var, avcılar vitamin içeren oklar kullanıyor.

Marnewecke’nin açıklamasına göre 14 gün süren tek bir fil avının bedeli 80 bin dolar civarında. Nyae Nyae’deki yılda beş fillik trofe avı kotası, San halkı için para anlamına geliyor. Ücretin bir bölümü doğrudan halka ödeniyor ve bölge yaban hayatını korumaya yönelik projelere fon olarak ayrılıyor. Fil trofelerine gelince; müşteri fildişlerini ülkesine götürürken, etin tamamı Sanlara kalıyor.

Marnewecke ile müşterisi –fil avcılığının tartışmalı olması nedeniyle adını açıklamak istemiyor– tüfeklerini omuzlarına atıp tavşan hızıyla koşturan Dam’ın peşine düşüyorlar. Onlara yetişmeye çalışırken, Marnewecke bana dönüp şöyle diyor: “Afrika’da daha iyi bir iz sürücü olmadığına yemin ederim. Elli kilometre bile iz sürse asla vazgeçmez.”

Charles Darwin’den John James Audubon’a, Theodore Roosevelt’ten Ernest Hemingway’e kadar en aydın avcılar, kendilerini hayvan nüfuslarının sürdürülebilirliğine ve avlandıkları doğal alanların korunmasına adamış birer doğacı ve korumacı olarak görüyordu. Avcılıkla korumacılık arasındaki ilişki, karmaşık bir konu. Her yıl ABD’de avcılara uygulanan federal tüketim vergilerinden gelen yüz milyonlar doğrudan yaban hayatı yönetimi ve buna bağlı faaliyetlere gidiyor. Ve buzluğu av hayvanıyla dolu biri, büyük olasılıkla, yiyeceğiniz hayvanı doğada öldürmenizin, endüstriyel olarak yetiştirilen sığırların plastiğe sarılmış etini satın almaktan daha insancıl olduğunu savunuyor.

Günümüzde, başta Afrika’da beş büyükler olarak anılan hayvanların (fil, aslan, pars, gergedan ve yabani manda) trofe olarak avlanması, beraberinde daha da büyük etik ve mali soruları getiriyor. Doğada kuşatılmış hayvanların spor amaçlı öldürülmesi, özellikle de bu hayvan, aslan Cecil örneğinde olduğu gibi isimlendirilmişse, güçlü bir muhalefetle karşı karşıya kalıyor. Biyologlar kıtadaki koruma alanlarında yaşayan büyük memeli hayvan kayıplarının 1970–2005 yılları arasında tahmini yüzde 60’a ulaştığını belirtiyor. İnsanlar tarafından kuşatılma, iklim normallerinin değişmesi ve yaygın yasak avlanma baskısı altında kalan büyük av hayvanı popülasyonları giderek azalırken, yaşlılık dönemindeki erkek fillerin yasaların denetimi altında yapılan pahalı seanslarda avlanmasının gerek türü gerekse doğal ortamını korumak için sürdürülebilir bir yöntem olduğunu öne süren – Nyae Nyae’deki Amerikalı müşteri gibi– bazı avcılar var.

Ayak izlerinin peşine takılıyoruz. Dam arada bir geldiği yoldan geri gidip, kumda daireler çizerek dolanıyor, ardından daha dikkatli bir şekilde daha yavaş ilerliyoruz. Bir tepeyi aşınca nihayet onları görüyoruz: Loxodonta africana. Üç erkek fil yaprak ve ot yiyor. Marnewecke dürbününe uzanıyor, Amerikalı müşteri tüfeğini eline alıyor. Her şey tek bir gergin noktaya odaklanıyor. Afrika filleri 60–70 yıl kadar yaşıyor ve en büyük dişliler genelde 45 yaşını aşkın oluyor. Fildişi, ağırlıkla ölçülüyor ve 23 kilogramın üzerindekiler avcılar tarafından “vurulur” olarak kabul ediliyor. Müşteri aslında 30 kilogramı aşkın bir şey istiyor ama bu fillerin dişleri çok küçük. Marnewecke kararını veriyor, birdenbire geri dönüp Land Cruiser’a doğru yürümeye başlıyor. Hiç kimse büyük bir hayal kırıklığı yaşamış gibi görünmüyor. Böylesine muhteşem canlıların yakınında bulunmak dahi neredeyse yeterli.

David Chancellor

Delaware, Wilmington’ daki evinde yüzden fazla Afrika av hayvanı trofesiyle görülen avcı, 12 yaşından beri av tutkunu olduğunu söylüyor. “Avcılık kanıma işledi,” diyor ve ekliyor: “Kendimi bir korumacı ve koleksiyoner olarak görüyorum.” Bu makalede bahsi geçen kişiler, adlarının açıklanmaması koşuluyla fotoğraflanmayı kabul ettiler.

“Vurma faslı fil avının son yüzde 5’i,” diyor Marnewecke. “Bir fil öldüğünde kendimi çok kötü hissediyorum ama onlar burada dolaşan 2 bin 500’ü aşkın diğer filin korunma masrafını karşılıyor. Trofe avcılığı şu anda Afrika’da sahip olduğumuz en iyi ekonomik model.” Daha sonra avcıların öne sürdüğü, aktivist ve biyologların ise eleştirdiği, çokça duyacağım bir savunma biçimi bu. “Sonuçta buranın da fillerin de kurtulmasını sağlayabilir.”

O güneşli günde, fillere arkamızı vermiş olarak Kalahari’nin sıcağı ve tozunda dikilirken şunu merak ediyorum: İşler gerçekten böyle mi yürüyor? 2 bin 500 fili korumak için gerçekten beş fil öldürebilir misiniz? Ya da duruma bir başka açıdan bakalım: Neden bir tekini bile öldürelim ki?

Havadan bakıldığında Afrika, zengin bozkırları ve etkileyici uçurumlarıyla, geniş çölleri ve coşkun ırmaklarıyla, zaman ve insan tarafından unutulmuş izlenimi veren o bomboş özgür alanlarıyla bir illüzyon gibi duruyor. İlk bakışta, en yabanıl hâliyle el değmemiş doğa konusundaki fikirlerimizin toplamı gibi görünüyor. Oysa günümüzde burada, işaretlenerek, paraya çevrilerek, üzerine çatışmalar yaşanarak sahiplenilmemiş tek bir toprak parçası yok. Bu topraklarda dolaşan hayvanlar, yeni tüketim furyası dahilinde metalaştırılıyor, birbiriyle yarıştırılan markalar olarak pazarlanıp satılıyor. Artık varlıklarını sürdürmeleri, insanların talebine, hevesine ve hesaplarına bağlı. Yabanıl av hayvanları, bu kıtada ham petrole eşdeğer ve o da gün gelip tükenecek.

Trofe avcılığı –büyük hayvanları dişi ve boynuzu, derisi, ya da bedenini, taksidermi yöntemiyle, saklamak için öldürme– kâr amaçlı milyar dolarlık bir endüstriye dönüştü ve bazı yerlerde yozlaşmış hükümetler tarafından yönetiliyor. Sahra–altı Afrika’daki birçok ülke farklı derecelerde şeffaflık ve denetimle trofe avına izin veriyor, türlerin durumuna göre yıllık kotalar belirleyerek son derece hassas konumdaki popülasyonlar için yasak getiriyor. Örneğin Güney Afrika artık pars avına izin vermiyor. Kenya 1977’den beri trofe avını yasakladı. Yaban hayatı açısından görece zengin Botsvana’da ise devlet denetimindeki av alanlarında geçici bir yasak 2014 yılında yürürlüğe girdi.

Kırk yılı aşkın süredir kıtada yaşayıp çalışan Amerikalı aslan biyoloğu Craig Packer, Afrika’nın bir zamanlar “hiç tükenmeyecekmiş gibi duran doğa kaynağına” sahip bir yer olarak görüldüğünü söylüyor. “Oysa doğal ortamların küçüldüğünü görebiliyorsunuz,” diye belirtiyor. “Aslanlar soyu tükenmekte olan bir türe dönüşüyor. Aslan korumacılığına olumlu etkisi olacağına dair pozitif bir kanıt sunamadıkları sürece, avcıların bu hayvanları spor amaçlı vurmaması gerekiyor.”

Biyologlar, son yıllarda kıtadaki sayıları hızla düşen filler dahil, büyük hayvanların avlanmasına karşı aynı savunmayı yapıyor. Öncelikle Asya’dan gelen gergedan boynuzu, fildişi ve aslan kemiği talebi, yasadışı avlanma belasını tetiklemiş durumda. Ve Nyae Nyae filleri örneğinde de olduğu gibi, bazı hayvan popülasyonlarının trofe avcılığı yapılan yerlerde büyümesi nedeniyle konu fazlasıyla karmaşık.

“Namibya’da bu koruma alanlarını yok ederseniz,” diyor Packer, “olasılıkla tüm yaban hayatını yok eder ve elinizde sığırlarla kalırsınız.” Gerek kendisi gerekse diğer biyologların popülasyonların durumundan kaygı duyduğunu ve bunun bir soyutlama olduğunu söylüyor. “Hayvan hakları örgütleriyle gerçek çatışma bu noktada yaşanıyor, çünkü onların anlayışına göre Fifi asla ölmemeli. Bu noktada biyologlar kalpsiz ve soğuk insanlarmış gibi bir izlenim oluşabiliyor.” Packer açısından tek bir hayvanın korunması, asıl önemli noktanın göz ardı edilmesi anlamına geliyor. Önemli olan genetik olarak değerli popülasyonların bir bütün olarak korunması. “Avcılığa karşı değilim. Bir orta noktada buluşmak gerekiyor,” diye konuşuyor. Ancak tahminlerine göre bu orta nokta tam da ortada değil. Trofe avcılığının Afrika’da büyük ölçekli korumacılık aracı olarak marjinal bir değeri olduğuna inanıyor.

Öte yandan avcılar ve hükümet yetkilileri, Safari Kulübü Uluslararası Vakfı adlı kurumun şiddetle karşı çıkılan tahminlerini temel alarak konuşuyor. Amacının korumacılık ve eğitimi teşvik etmek olduğunu söyleyen avcılık yanlısı bu kurum, Doğu Afrika’ya gelen yılda 18 bin trofe avcısının bölgenin GSYİH’na 436 milyon dolar katkıda bulunduğunu öne sürüyor. Uluslararası Hümanist Derneği ise bölgedeki asıl miktarın olsa olsa 132 milyon dolar olduğunu ve bunun da GSYİH’nın yüzde 0,03’ünü oluşturduğunu söylüyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ekim 2017 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

David Chancellor

Delaware, Wilmington’ daki evinde yüzden fazla Afrika av hayvanı trofesiyle görülen avcı, 12 yaşından beri av tutkunu olduğunu söylüyor. “Avcılık kanıma işledi,” diyor ve ekliyor: “Kendimi bir korumacı ve koleksiyoner olarak görüyorum.” Bu makalede bahsi geçen kişiler, adlarının açıklanmaması koşuluyla fotoğraflanmayı kabul ettiler.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA