EKİM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Göyküzünün Hâkimleri

Peter Gwin

Brent Stirton

25.9.2018

 

Göyküzünün Hâkimleri

Dişi ulu doğan, Moğolistan platosuna tepeden bakan yuvasında, yavrularının başında. Cengiz Han’ın bu kuşlardan yüzlercesini av için bulundurduğu söyleniyor. Günümüzde doğal yaşam alanı tahribatı ve yasadışı yabanıl hayvan ticareti nedeniyle “tehlikede” statüsündeler.

İnsanlar, dünyanın en hızlı hayvanları olan doğanlarla yüzyıllardır eşsiz bağlar kuruyor. Ve günümüzde bir şeyh ile doğancısı, korunmaları için model oluşturabilecek bir yöntemle onları yetiştirip eğitiyor.

Şeyh Butti bin Maktum bin Cuma el–Maktum ve oğlu namaz için secdeye vardıkları sırada, gün ağarırken ortaya çıkan mavi ışık Arabistan Çölü’nün gölgelenmiş çizgilerini açığa çıkarıyor. Kadifemsi görünümdeki kum soğuk. Bir çöl tilkisinin gece boyu bölgede mekik dokuduğu, geride bıraktığı izlerden belli oluyor. Yakınlarda, bir kum tepesinin eteğinde, 12 küçük sütunun silueti görülüyor. Tepenin üzerindeyse çay ikram etmek için katlanır masasını açan bir adam var. Ufukta, küçük bir sahil kasabasıyken şeyhin amcası Şeyh Raşid bin Said el–Maktum tarafından hipermodern bir liman kentine dönüştürülen Dubai’nin ışıltısı seçiliyor. Orada, Şeyh Butti’yi bekleyen bir dolu sorun ve sorumluluk var –yönetim kurulu kararları, emlak alım satımları, kraliyet ailesinin iç meseleleri, Ortadoğu’nun dört bir yanından, Avrupa ve daha ötelerden gelen danışmanlık talepleri... Ama tüm bu sayılanlarla arasında başka bir dünya var şimdi. Burada, Bedevi atalarına ait bu manzarada, şeyh doğanlarıyla huzur buluyor.

Aylardan ekim ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) doğancılar kuşlarını avcılık ve yaklaşan yarışma sezonu için eğitmekle meşgul. Şeyh Butti, oğlu Maktum ve maiyeti her sabah dörtte kalkıyor; kavurucu sıcak başlamadan kuşlarını eğitmek için çöl içinde bir saatten fazla yol yapıyor.

Gün ağarırken, o 12 sütunun tüneklerinde, sessizce o günkü eğitimlerini bekleyen, başlıkları takılı doğanlar olduğunu görüyorum. Çikolata–kaymak renklerinde gökdoğanlar, beyaz beneklere sahip ak sungurlar, koyu kahverengi ulu doğanlar ve farklı türlerin melezleri var. Hep birlikte Avrupa’yı, Asya’yı ve Kuzey Kutbu’nun yabanıl bölgelerini bir uçtan bir uca kapsayan soylar taşıyorlar. Şeyhin sahip olduğu ve olasılıkla bugüne dek bir araya getirilmiş en seçkin doğan koleksiyonunu oluşturan yüzlerce kuştan yalnızca birkaçı bunlar. (Tarih boyunca Asur hükümdarları, Viking şefleri, Rus çarları, Moğol hanları ve Büyük Alfred’den III. George’a kadar neredeyse her İngiliz kralının şevkle doğan koleksiyonu yaptığını düşünürsek epey iddialı bir ifade bu. Doğancılığın tarihine yine döneceğiz.)


Şeyhin, birkaç yüz doğana baktığı açık hava kuşhanelerinin de aralarında bulunduğu birçok tesisi var. Her sonbahar, yaklaşık bir düzinesini av sezonu için eğitmek üzere seçiyor.

Önlerine sıralanmış kuşlar –ve şeyhin çok sayıdaki kuşhanesinde bulunan diğerleri– hakkında sohbet ediyorlar. Kas kütlesi geliştirmenin en doğru yolu olan bıldırcın ve güvercin diyetinin faydaları, aspergillozis ve ülseratif pododermatit gibi hastalıkların farkları üzerine konuşuyorlar. Saldırgan kişilik özellikleri gösteren genç kuşları ve pasif görünenleri belirliyorlar. Arada diğer Dubaili doğancıların edindikleri kuşlar hakkında biraz dedikodu yapıyor, birbirlerine komşu Suudi Arabistan, Katar ve Bahreyn’deki doğancılık camialarından haberler veriyorlar. Âdeta uzun süredir evli bir çift gibi karşı taraftan gelecek yanıtı cümle tamamlanmadan anlıyor ve kendilerinden başka kimsenin anlamadığı kestirme ifadelerle anlaşıyorlar: “İki yıl önce birlikte ava çıktığımız kuş, o grilinin babası.” “Hani şu kırılmış kuyruk tüyünü iyileştirdiğimiz ak sungur vardı ya.”

En sevdikleri kuşlardan söz ediyorlar: Delua, Beyaz Parmak, Yaşlı Bedford ve tabii rahmetli Haşim –ah, canım Haşim– ve onların oluşturduğu, her biri ilginç renkler ve kişilik özellikleriyle kendilerine has gen demetleri taşıyan soylar. Bir de “Beyaz Olan” var ki, iki adamın da herhalde hayatlarında gördükleri en güzel doğan olan bir yaşındaki bu kuştan söz ederken sesleri heyecanla yankılanıyor.

Brent Stirton

Dubai kraliyet ailesinden Şeyh Butti bin Maktum bin Cuma el Maktum, en sevdiği doğanlarından birkaçıyla. Şeyh, yabanıl kuşlar yerine kendi yetiştirdiklerini kullanarak Ortadoğu doğancılığında önemli değişimlere ön ayak olmuş.

ADOC–Photos/Art Resource, New York

19. yüzyıldan bir Bedevi, doğanlarıyla birlikte at sırtında poz veriyor. Göçebe Bedeviler binlerce yıl boyunca, doğanları, Asya’dan Afrika’daki kışlık yuvalama alanlarına uzanan göç yolunda, Arap Yarımadası’nı geçtikleri sırada yakalamış. Göçebeler, onları eğitip bir mevsim süresince av hayvanlarını avlamakta yararlanıyor, daha sonra özgür bırakıyormuş.

Brent Stirton

Moğolistan’daki görevliler yalıtımı yapılmamış elektrik hatları nedeniyle ölen ulu doğan leşlerini toplamış. Burada her yıl 4 bin kadar yırtıcı kuş elektrik akımına kapılıyor. Birleşik Arap Emirlikleri elektrik hatlarının iyileştirilmesi dahil, yırtıcı kuşların korunması için yapılacak çalışmalara 20 milyon dolar ayırmış.

Brent Stirton

Veterinerlerle asistanların yılda 11 bin civarında kuşu tedavi ettiği Abu Dabi Doğan Hastanesi, dünyanın en büyük kuş hastanesi. Doğancılar check-up’tan kırık kanat tedavisine kadar her türlü işlem için kuşlarını buraya getirebiliyor.

Brent Stirton

Çölde eğitim gördükten sonra, doğanlar, Dubai’ye dönüş yolculuğu için tüneklerine bağlanıyor. Bu kuşların görüşleri öyle keskin ki, ufacık bir hareket ya da ışık değişikliği dahi onları tedirgin edebiliyor. Geçmişte Arapların geliştirdiği bir teknik olan başlık takma sayesinde sakin kalıyorlar.

Brent Stirton

Şeyh Butti’nin oğlu Raşid, Abu Dabi yakınlarındaki bir kampta bir doğanı tüneğe bağlıyor. Arap doğancılar yüzyıllar boyunca, büyük ve lezzetli bir av kuşu olan yakalı toyları avlamış. Doğancılar, BAE’de yalnızca esaret altında üretilmiş yakalı toyların peşine düşebiliyor ya da ancak Özbekistan ve Fas gibi ülkelerde onları doğada avlayabiliyor. BAE, bu türün popülasyonunu yeniden çoğaltabilmek için büyük ölçekli bir üretme programını finanse ediyor.

Brent Stirton

Doğancı John Prucich, Seattle yakınlarındaki bir fotoğraf çekimi için yırtıcı kuşlara bir fotomodelle poz verdiriyor. Doğanların yaygaracı olabildiğini söylüyor. “Ama onlarla bağ kurup doğayı tüm görkemiyle görebildiğinizde, mükemmeli yakalıyorsunuz.”

Şeyhin nezaket gösterip, fotoğrafçı Brent Stirton’la benim eğitim seanslarını izlememize izin verdiği neredeyse iki haftalık süre boyunca her sabah böyle geçiyor. Günün ilk ışıkları ufukta belirmeden önce iki doğancı baş başa karanlık çölde geziniyor, sohbete kapılıp gidiyor.

Geçtiğimiz 20 yılda Şeyh Butti ve Howard, Arap doğancılığında önemli değişimlere ön ayak olmuş. En önemlisi de, uçurdukları her kuşu kendileri üretmiş ve kendi elleriyle büyütmüşler. (Esaret altındaki gökdoğanlar Nazi önderi Hermann Göring’in doğancısı Renz Waller –Howard’la bir akrabalığı yok– tarafından ilk kez 1942’de çiftleştirilmeden önce bunun olanaksız olduğu düşünülüyormuş.) Howard ve Şeyh Butti, pek çok türün doğal yaşam alanı tahribatı ve yasadışı yabanıl hayvan ticareti nedeniyle tehdit altında olduğu günümüzde bu uygulamanın doğan korumacılığına büyük bir etkisi olabileceğine de inanıyor. Ve her ne kadar BAE doğancılarının ezici çoğunluğu artık esaret altında üretilmiş kuşları uçuruyor olsa da, Ortadoğu’nun diğer yerlerindeki bazı geleneksel doğancılar hâlâ doğada yakaladıkları, avlanmayı kendi kendilerine öğrenmiş kuşları tercih ediyor.

Güneş ufukta açık turuncu bir top hâlini alır almaz sohbet bir anda kesiliyor ve zaman kaybetmeden eğitime başlanıyor. Eline kalın bir deri eldiven geçirmiş olan 27 yaşındaki Maktum, başlıklı doğanlardan birini, genç bir gökdoğanı, tünediği yerden nazikçe alıyor, dört çeker Toyota’ya biniyor ve birkaç yüz metre uzağa sürüyor. Şeyh Butti’yse, ucuna bir ip, ipin ucuna da bir bıldırcın kanadı bağlanmış, olta kamışı gibi bir şey tutuyor. Kamışı sallayıp, çırpınan kanatla geniş yaylar çizerek gökyüzünü tarıyor.

Maktum uzakta, deri başlığı doğanın başından alıp onu salıyor. Kuş büyük ve güçlü kanatlarını çırparak berrak havada yükseklere çıkıyor, yemi anında fark ediyor ve salınan kanadın çizdiği yayları başıyla takip ederek ona doğru uçuyor. Şeyh Butti kuşa sesleniyor: “Hah!” Doğan hızla yükseliyor, keskin bir dönüş yapıp yeme doğru pike yapıyor ama son anda şeyh kanadı çekiveriyor. “Hah!” diye sesleniyor şeyh. Afallayan doğan tuhaf, kararsız hareketlerle geri çekilip toparlanıyor. Başımızın üstünden geçiyor. Havayı döven kanatlarının çıkardığı hafif ıslığı duyabiliyorum. İnsan gözünden sekiz kat daha keskin bir görüşe sahip olan gözleri, keskin nişancı gibi yeme odaklanıp kalmış. Yeniden yükselip dalış yapıyor. Şeyh yine son anda yemi çekiyor.


Howard Waller, başına taktığı üreme şapkasıyla dişi bir ak sungurun ötüşünü taklit ederek erkek ak sunguru kandırıp spermini almaya çalışıyor. Bu doğanı bebekliğinden beri Waller yetiştirmiş ve bu işleme mühürleme deniyor. “Önce beni ebeveyn olarak görüyor,” diyor. “Olgunlaştığındaysa eş olarak algılıyor.” Daha sonra, bir şırınga yardımıyla spermi mühürlenmiş dişi bir kuşa yerleştirecek.

Nihayet üçüncü denemede Şeyh Butti kuşun kanadı yakalamasına ve kumun üzerine indirmesine izin veriyor. Pani, yemi hızlıca bıldırcın göğsüyle değiştiriyor ve doğan, taze eti sıyırmaya başlıyor. Şeyh, kuşa tam olarak ne kadar yedirmek gerektiği konusunda bilgi veriyor. Fazla verirseniz gökdoğan şişmanlar ve yavaşlar; az verirseniz kas yapamaz.

“Bu genç bir erkek,” diyor Howard. “Hâlâ nasıl avlanacağını anlamaya çalışıyor. İşin püf noktası kuşu bıktırmamak. O vazgeçmeden önce yemi yakalamasına izin vermelisiniz.”

Şeyh ve oğlu her bir doğanı sınıyor. Daha olgun olanların yanında bu genç erkek epey çömez kalıyor. Maktum, onları çölün daha uzak yerlerine bırakıyor, bazılarını bir kilometrenin üzerinde bir mesafeden salıyor. Hiç zorlanmadan, sanki yerçekiminden etkilenmiyormuş gibi yükseliyorlar. Dönüp duran yemin peşinde, gerilip gerilip ok gibi fırlamak için kanatlarını geriyor, açıyor, havayı kavrıyor ve çok daha etkili ve stratejik yollar çiziyorlar. Bazıları, tıpkı savaş pilotları gibi, ışık “avlarının” gözünü alsın diye yükselen güneşi arkalarına alarak yaklaşıyor. Bazılarıysa neredeyse yerden kalkmadan uçuyor, park hâlindeki Toyota’ların ardından yaklaşarak, son bir çıkış yapmadan önce avın görüş alanını kesmek için arabalardan yararlanıyor.

Gri bir ak sungur olan Delua, ardına saklanılacak bir siper olarak Brent’i bile kullanıyor. Brent, kumun içinde dizlerinin üstünde eğilmiş, Şeyh Butti’yi fotoğrafladığı sırada, doğan birden omzunun üstünden çıkagelip, kanadının ucuyla saçlarını sıyırarak yeme doğru atılıyor. Şeyh Butti gülüyor. “Seni yere devirecekler,” diyor. “Benim de çok defa başıma geldi.”

Bu tür durumlarda insan, doğanların ne kadar ölümcül avcılar olduğunu derinden hissediyor. Yabandaki bir ak sungur, saatte 95 kilometrelik bir hızı aşabiliyor. Pike yapan bir gökdoğan saatte 385 kilometrelik hızın üzerine çıkabiliyor, bu da onu gezegenin en hızlı canlısı yapıyor. Bu denli yüksek hızlarda yalnızca bir–iki kilogram ağırlığındaki bir kuş bile sert bir rüzgâr yaratabiliyor.

“Âdeta tüylü bir şimşek gibi,” diyor Howard.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ekim 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Brent Stirton

Dubai kraliyet ailesinden Şeyh Butti bin Maktum bin Cuma el Maktum, en sevdiği doğanlarından birkaçıyla. Şeyh, yabanıl kuşlar yerine kendi yetiştirdiklerini kullanarak Ortadoğu doğancılığında önemli değişimlere ön ayak olmuş.

ADOC–Photos/Art Resource, New York

19. yüzyıldan bir Bedevi, doğanlarıyla birlikte at sırtında poz veriyor. Göçebe Bedeviler binlerce yıl boyunca, doğanları, Asya’dan Afrika’daki kışlık yuvalama alanlarına uzanan göç yolunda, Arap Yarımadası’nı geçtikleri sırada yakalamış. Göçebeler, onları eğitip bir mevsim süresince av hayvanlarını avlamakta yararlanıyor, daha sonra özgür bırakıyormuş.

Brent Stirton

Moğolistan’daki görevliler yalıtımı yapılmamış elektrik hatları nedeniyle ölen ulu doğan leşlerini toplamış. Burada her yıl 4 bin kadar yırtıcı kuş elektrik akımına kapılıyor. Birleşik Arap Emirlikleri elektrik hatlarının iyileştirilmesi dahil, yırtıcı kuşların korunması için yapılacak çalışmalara 20 milyon dolar ayırmış.

Brent Stirton

Veterinerlerle asistanların yılda 11 bin civarında kuşu tedavi ettiği Abu Dabi Doğan Hastanesi, dünyanın en büyük kuş hastanesi. Doğancılar check-up’tan kırık kanat tedavisine kadar her türlü işlem için kuşlarını buraya getirebiliyor.

Brent Stirton

Çölde eğitim gördükten sonra, doğanlar, Dubai’ye dönüş yolculuğu için tüneklerine bağlanıyor. Bu kuşların görüşleri öyle keskin ki, ufacık bir hareket ya da ışık değişikliği dahi onları tedirgin edebiliyor. Geçmişte Arapların geliştirdiği bir teknik olan başlık takma sayesinde sakin kalıyorlar.

Brent Stirton

Şeyh Butti’nin oğlu Raşid, Abu Dabi yakınlarındaki bir kampta bir doğanı tüneğe bağlıyor. Arap doğancılar yüzyıllar boyunca, büyük ve lezzetli bir av kuşu olan yakalı toyları avlamış. Doğancılar, BAE’de yalnızca esaret altında üretilmiş yakalı toyların peşine düşebiliyor ya da ancak Özbekistan ve Fas gibi ülkelerde onları doğada avlayabiliyor. BAE, bu türün popülasyonunu yeniden çoğaltabilmek için büyük ölçekli bir üretme programını finanse ediyor.

Brent Stirton

Doğancı John Prucich, Seattle yakınlarındaki bir fotoğraf çekimi için yırtıcı kuşlara bir fotomodelle poz verdiriyor. Doğanların yaygaracı olabildiğini söylüyor. “Ama onlarla bağ kurup doğayı tüm görkemiyle görebildiğinizde, mükemmeli yakalıyorsunuz.”

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA