ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Arktik Gizem Çözülüyor

Heather Pringle

Thierry Boyer, Parks Canada

28.8.2019

 

Arktik Gizem Çözülüyor

1845 yılında Sör John Franklin ve mürettebatı, Kuzeybatı Geçidi’ni haritalamak üzere yola çıktı. Ve bir daha onları gören olmadı…

Kuzeybatı geçidi yüzyıllar boyunca hemen hemen bir seraptan ibaretti. John Cabot, 1497 ve 1498 yıllarında gemilerini bilinmeyene doğru sürdü, ama onu bulamadı. Martin Frobisher, Henry Hudson ve James Cook buzlu kuzey sularını araştırsalar da, çabaları boşa çıkmıştı. Daha sonra, Mayıs 1845’te, Arktik sularda Atlas Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında bir geçit arayışını üstlenen isim bu kez, ünlü İngiliz kâşif ve deniz subayı Sör John Franklin oldu. İngiliz Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan aldığı emrin ardından Franklin, 133 kişilik mürettebatıyla birlikte, her ikisi de özellikle kutup koşulları için donatılmış olan H.M.S. Erebus ve H.M.S. Terror adlı iki devasa donanma gemisiyle, Thames Nehri’nden yola çıktı. Ki bu yola çıkış, aynı zamanda, Arktik keşif tarihindeki en korkunç felaketin de başlangıcıydı.

Kâğıt üzerinde, keşif yolculuğunun pek bir eksiği yok gibiydi. Mürettebat genç, dayanıklı ve deneyimliydi. Gemiler, Victoria döneminin en yeni teknolojileriyle bezenmişti –istim motorlarından sıcak suya ve erken dönem dagerreyotipi kameraya kadar her şeyleri vardı. Gemilerde üç yıldan uzun bir süre boyunca yetecek miktarda yiyecek ve içecek bulunuyordu.

Ancak bu küçük yüzen dünyalar, Arktika’nın donmuş denizleriyle eşdeğer güçte değildi. Sonuçta, keşif gemileri uzak kuzeyin en korkulu, buza gömülmüş köşelerinden birine doğru açıldı. Eylül 1846’ya gelindiğinde, gemilerin her ikisi de Kral William Adası’nın kuzeybatısında, deniz buzları arasında kapana kısılıp kalmış durumdaydı. Üstelik, her iki gemi de acımasız kutup soğuklarında en az bir buçuk yıl orada mahsur kalacaktı.

Nisan 1848 tarihi itibarıyla, Franklin dahil 24 kişi yaşamını yitirmiş, geri kalanlar da gemileri terk etmişti. Seferin yeni kumandanı Francis Crozier, Kral William Adası’nda bir taş yığınının arasına bir not sıkıştırmıştı. Bulunan bu kısa ve öz açıklamasında, mürettebatla Back Nehri’ne ulaşmak, olasılıkla daha iyi av hayvanları bulmak ya da bir ihtimal, yaklaşık bin kilometre uzaktaki kürk ticareti merkezine varabilmek için yaya olarak yola çıktıklarını söylüyordu. Bu, Crozier’ın dış dünyaya ulaşabilen en son notuydu.

Keşif yolculuğunun duraklamaya girmesinden sonra arama ekipleri önce sağ kurtulanları bulmak umuduyla, kurtulanlar olabileceğine dair tüm umutlar tükendiğinde ise, seferin kaderine dair ipuçlarına ulaşma umuduyla bölgenin kıyı şeridini yıllar boyunca taramayı sürdürdü. Terk edilmiş kamp alanları, yaşamını yitiren insanların kemikleri, kumaş kalıntılarından gümüş tatlı kaşıklarına yüzlerce kalıntı bulundu. İnuit avcılar arasında, buz üzerinde ağır kızaklar sürükleyen, açlıktan ölmek üzere olan mürettebata dair söylentiler vardı –hatta anlatılanlara göre sonrasında avcılar, bazı yamyamlık izlerine de rastlamışlardı. Ancak, İngiliz halkı bu gerçeği kabullenmekte olabildiğince gönülsüz davrandı. Sonuç olarak, Franklin keşif seferinin son günleri süregiden bir merak ve efsaneleştirme konusu olarak kaldı.


Kayıp yolculuğun kalıntıları, 1859’da Kral William Adası’nda terk edilmiş bir teknede bulunan şu eşyaları da içeriyor: mavi kar gözlükleri, boylamı hesaplamaya yarayan bir kronometre ve Hıristiyan melodileri içeren bir kitap. [Ulusal Denizcilik Müzesi, Greenwich, Londra]

Sonra, 2014’te, Erebus Kral William Adası’nın güneyindeki görece sığ sularda, neredeyse tam olarak geçmişte İnuitlerin yaptığı açıklamaların işaret ettiği yerde bulundu. İki yıl sonra da Terror, Kanada İnuitlerinden Korucu Sammy Kogvik’in araştırmacıları bölgeye yönlendirmesiyle, büyük bir körfezin tabanında saptandı. O kadar iyi korunmuştu ki, Parks Canada arkeoloğu Ryan Harris’in ifadesiyle bir hayalet gemi gibiydi. Sapasağlam gibi görünen gemi, “gerçekten neler yaşanmış olabileceği konusunda derin merak uyandırıyordu.”

Kanada, Nunavut bölgesi yönetimince desteklenen ikinci bir araştırma ekibi şimdilerde karada elde edilen diğer önemli ipuçlarını gözden geçiriyor. Waterloo Üniversitesi’nden (Ontario) arkeolog Douglas Stenton idaresindeki uzmanlar, Franklin mürettebatının çadır kurdukları, tayınlarını mideye indirdikleri, battaniye ve ayı postlarının altında bir araya toplaştıkları noktaların haritasını çıkarıyor. Söz konusu noktaları inceleyip, bulunan insan kalıntılarını ve eşyaları analiz ederek, seferin trajik son günlerine ışık tutmayı umuyorlar.

Kogvik, Gjoa Haven’da, sert rüzgârlı, soğuk bir günde denizaltı radarında Terror’ı ilk kez gördüğünde kapıldığı sevinci hatırlıyor. Bölgedeki çoğu İnuit gibi Kogvik de kayıp keşif gemileri hakkında anlatılan öyküleri dinlemiş biri. Üstelik, bizzat kendisi de bu tür bir olayın öznesi olmuş. Bir gün, bir arkadaşıyla birlikte Kral William Adası’nın batı kıyılarında balık tutarken, büyük, ahşap bir direğin sudan yükseldiğini görmüş. Bunun bir gemi direği olabileceğini düşünmüş ve Eylül 2016’da Kanada Arktik Araştırma Vakfı’ndan bir ekibi bölgeye yönlendirmiş. Ve deniz tabanında yanal tarama sonarıyla saatler süren bir araştırmadan sonra, Kogvik ve meslektaşları suyun yaklaşık 25 metre altında Terror gemisini bulmuş.


1878–79’da yapılan bir arama çalışmasında anakarada bir Britanya Donanması botuna rastlandı –burası keşif yolculuğu mürettebatının eriştiği bilinen en uzak nokta. [Ulusal Denizcilik Müzesi, Greenwich, Londra]

Günümüzde arkeologlar her iki gemiyi de çıkarmayı planlıyor; öncelik Erebus’ta. Sert kutup koşulları gemiyi tehdit ediyor. Terror ise daha da akılda kalıcı görüntülerin sahibi. Üst güverte kalın bir tortuyla örtülü, dümen ve küpeşte ise esrarengiz biçimde hasarsız görünüyor. Çoğu sağlam olan pencere ve ambar ağızları, bir zamanlar barındırdıklarını hâlâ koruyor. İki enkaz alanında yapılacak araştırmaların yıllar sürmesi bekleniyor ve arkeologlar uzun zamandır süren bir tartışmayı noktalama umudunu sürdürüyor.

Tarihçiler günümüze dek, Franklin tayfasının çoğunun 1848’de Back Nehri’ne yapılan yolculukta öldüğünü varsayıyordu. Ancak 1980’lerde, Port Coquitlam’da (İngiliz Kolumbiyası) yaşayan emekli denizci ve tarih yazarı David Woodman’ın, İnuit tanıkların ifadeleri üzerindeki analizleri bu varsayımı değiştirdi. Söz konusu ifadeler, Franklin’in adamlarından çok azının bu yürüyüş sırasında öldüğüne işaret ediyordu. Gerçekte, Croizer’ın o notu yazmasından sonra birçoğu gemiye geri dönmüş ve biraz daha güneye yelken açmayı başarmıştı. Her iki gemi de sonunda gömülüp kaldığındaysa, kazazedeler gerek gemilerden kurtardıkları gerekse nadir de olsa avladıkları hayvanlarla hayatta kalmıştı –ta ki mürettebatın son üyesi de 1850’lerin sonunda yaşamını yitirene dek.

Ancak, yaklaşık 30 İnuit tarafından verilen ifadelerde, kısmen çeviri sorunlarından ötürü, birçok belirsizlik ve çelişki de söz konusu. Dolayısıyla Parks Canada ekibi, tam olarak neler yaşandığının belirlenmesi için, gemi enkazlarında, keşfin neden başarısızlığa uğradığının tespit edilmesine yardımcı olacak, kayıt defterleri ya da kişisel günlükler gibi yazılı kayıtlar bulma umudunu koruyor.

Britanya’da, söz konusu keşif yolculuğunda yaşamlarını yitiren mürettebatın aileleri; oğulları ve kocalarının başlarına neler geldiği ve tam olarak nasıl öldükleri konusunda merak içinde kalan anne babalar ve eşler vardı –bu sorular günümüzde torunlarında halen gündemini koruyor. Nihayet ufukta bir teselli belirmiş olabilir. Stenton ve ekibi, iskelet kalıntılarından örnekler alıp, bu örnekleri Lakehead Üniversitesi’ne (Ontario) gönderdi. Sonuç: Genetikçiler 26 mürettebat üyesinin DNA’sını elde etmiş durumda. Stenton şimdilerde, mürettebat üyelerinin hayattaki torunlarının DNA örneklerini topluyor. Meslektaşlarıyla birlikte bu DNA profillerini karşılaştırarak, bazı iskeletlerin kimliklerini saptamayı umuyor.

Sonuçta bir asrı aşkın süredir ilk kez, kayıp yolculuğun öyküsünün tam olarak anlatılacağına dair umutlar yüksek. Ve bu iyimserlik hâli, genç İnuitlerin Franklin enkaz sahalarına göz kulak olmak ve enkazları yağmacılardan korumak üzere işe alındığı ücra Gjoa Haven’da yeni bir olanaklar dünyası duygusu şekillendiriyor.

Yetkililer, günün birinde efsanevi Franklin gemilerinde bulunan kalıntıların sergilenip depolanabilmesi için yerel müzeyi genişletme planları yapıyor.

“Turistler şimdiden gelmeye başladı,” diyor Kogvik gururla. İnsanlar Kuzeybatı Geçidi’nin buzlu harikaları ve Franklin mürettebatının ünlü öyküsünün büyüsüne kapılmaya devam edecek ve “önümüzdeki yıl çok daha fazlası gelecek.”

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA