AĞUSTOS SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Kuzey Atlantik'i Besleyen Yosun

James Prosek

David Doubilet ve David Liittschwager

28.5.2019

 

Kuzey Atlantik'i Besleyen Yosun

Bermuda yakınlarında, futbol topu büyüklüğünde bir sargassum öbeği, Kuzey Atlantik döngüsünün parçası olan Sargasso Denizi’nin hafif akıntısında sürükleniyor. Bu büyüklükteki bir yosun kütlesi dahi, balık larvalarından denizatlarına, binlerce organizmayı barındırabiliyor.

Sargassum adı verilen yüzer-gezer bitkiler karmaşık ve büyüleyici bir çeşitliliğe sahip sayısız deniz canlısının yaşam kaynağı.

Deniz biyoloğu Brian Lapointe, “Böylesini başka hiçbir okyanusta bulamazsınız,” diyor. “Yerküremizin başka hiçbir yeri, okyanusun orta yerinde böylesi bir çeşitlilik sunmuyor –nedeni de işte bu yosunlar.”

Lapointe, Atlas Okyanusu’nun Sargasso Denizi adı verilen bölgesinde, yüzeyde salınan ve sargassum diye anılan deniz yosunundan söz ediyor. Bu denizin muğlak sınırları, kara parçalarıyla değil, onu kuşatan ve Bermuda çevresinde saat yönünde bir girdap oluşturan beş büyük akıntıyla belirleniyor. Herhangi bir anakaraya oldukça uzak bir bölge bu; besleyiciler açısından zengin olduğunu söylemek güç, dolayısıyla da suları olağanüstü berraklıkta ve göz kamaştırıcı mavilikte.

Devasa Kuzey Atlantik döngüsünün parçası olan Sargasso Denizi çoğunlukla okyanusta bir çöl olarak tarif edilmiş. Ve yüzer–gezer sargassum öbekleri olmasa öyle de olması beklenirdi.

Bu yosunlar ilk bakışta sıradan görünüyor –yığınlar hâlinde öylece sürüklenen bitki süprüntüleri. Ama Lapointe’in çalışmalarının da katkısıyla, sargassumların şaşırtıcı derecede geniş bir deniz canlısı yelpazesini besleyen karmaşık bir ekosistemin temelini oluşturduğu ortaya çıkmış durumda. Hem gezici birer barınaklar, hem de oradan oraya süzülen bir ziyafet sunuyorlar.

Florida Atlantik Üniversitesi’ne bağlı Harbor Branch Oşinografi Enstitüsü biyoloğu Lapointe, 36 yıldır Sargasso Denizi’ni tarıyor; sargassumları sadece uydudan gözlemlemekle kalmıyor, dalış elbiselerini kuşanıp bizzat ilk elden inceliyor. Amacı, yosunun nereden geldiğini, nasıl hareket ettiğini, ne yaşattığını ve onu yaşatanın ne olduğunu anlamak ve de büyük beyaz köpekbalıklarından denizatlarına kadar pek çok sualtı canlısıyla sargassum arasındaki karmaşık ilişkiye ışık tutmak. “Bu yaşam kaynağını, okyanustaki asitlenme ve kirlilik gibi olası tehlikelerden koruyabilmek için, hakkında daha fazla şey öğrenmek zorundayız,” diyor.

Ve evet, korunması gereken zamanlar da var.

Geçtiğimiz yıllarda, sargassum yaşam veren bir nimet değil, yığınlar hâlinde Karayipler ve Meksika sahillerini dolduran bir baş belası olarak haberlere konu oldu. Lapointe, artık insanların sargassumu koruma konusunda konuşmadığını söylüyor. “Daha çok ‘ne yapsak da onları def etsek buralardan’ der gibiler.”


Bir kaşalot, altın renkli sargassumların altında yüzüyor. Bu yosun, tek hücreli organizmalardan en büyük memelilere sayısız yaşam formunu besliyor; söz konusu canlıların dışkıları da, yosunun uzun yaşamasını sağlıyor. [Brian Skerry]

Anlaşılan o ki, Kristof Kolomb’un gemisi Santa María’nın tayfası da benzer duygular içindeymiş. Seyir defterinin 20 Eylül 1492 tarihini taşıyan sayfasına bazı yerlerde yosunların “gemilere geçit vermeyecek kadar yoğun” olduğu yazılmış. Erken dönem kâşifleri, bu yosunların suyun yüzeyinde süzülmesini sağlayan hava keseciklerinin, sargazo dedikleri üzümleri andırdığını yazmışlar.

Sargassumun kaynağı, Kuzey ve Güney Amerika kıyılarının yakınlarında, özellikle de Meksika Körfezi’nde bulunan besin zengini alanlar. Akıntılar yosunları Florida Yarımadası’nın çevresinden dolandırıyor, buradan Gulf Stream akıntısıyla kuzeye taşınıyor ve en sonunda Sargasso Denizi’ne ulaşıyorlar.

Sargasso Denizi’nin koruma altına alınmış ilk açık deniz alanı olması yönündeki çalışmaları başlatan isimler arasında yer alan oşinograf Sylvia Earle, sargassumların altından yapılma bir yağmur ormanını andırdığını söylüyor. Bu, yosunların okyanus yüzeyinde bir tür orman örtüsü yaratmasından yola çıkılarak yapılan bir benzetme. Sargassumun benim zihnimde yarattığı imgeyse yüzen bir resif ya da okyanusta bir otlak –bir anlamda denizlerin Serengeti’si.

Sargassumun birbirine dolanmış bukleleri arasında gizleyip beslediği organizmalar akıl almaz bir çeşitliliğe sahip –bir araştırmaya göre 122 farklı balık türünün larvaları ve genç bireylerinin yanı sıra, yumurtadan yeni çıkan denizkaplumbağaları, deniztavşanları, denizatları, yengeç, karides ve salyangozları da barındırıyor. Karşılığında tüm bu organizmalar da dışkılarıyla yosunu besliyor.

Sargassumların arasında bolca besin bulan balık ve kaplumbağa gibi büyükçe canlılar daha da büyük olan tetik balığı, üçkuyruk, dikenli çütre, lambuka ve sarıkuyrukları, onlar da besin zincirinin daha üst basamaklarındaki köpekbalığı, orkinos, vahu ve yelkenbalıklarını çekiyor. Tropikkuşları, yelkovanlar, fırtınakuşları, denizkırlangıçları, sümsükler ve diğer okyanus kuşları, sargassum örtüleri üzerinde dinlenip besleniyor.

David Doubilet

Yumurtadan çıkan denizkaplumbağaları, bu genç Caretta caretta gibi, dünyaya geldikleri kumsalları geride bırakıp yaşamlarının ilk yılında üzerinde yiyecek buldukları ve yırtıcılardan korundukları sargassum yosunu örtülerine ulaşıyor.

David Liittschwager

İçi gazla dolu küçük hava keseleri sargassumların batmamasını ve yüzeye yakın kalmasını sağlıyor. Ve bu sayede sargassum, kendisiyle benzer bir renge sahip olan sargassum karidesi için sal işlevi görüyor.

David Doubilet

Halata dolanmış sargassumlar, tetik balıklarına sığınak olmuş. Nakliye paletleri, plastik kasalar ve yakıt bidonları gibi insan kaynaklı atıklar, üzerinde canlıların yaşayabileceği yüzer birer platform oluştursa da plastik, birçok tür için oldukça zararlı.

David Doubilet

Altın rengi, yarı saydam yosunların altında yiyecek arayan bir Carangidae sürüsü… Jules Verne, 1870 tarihli Denizler Altında Yirmi Bin Fersah kitabında, sargassumları bir “yosun halısına” benzetiyordu.

Shaul Schwarz

Sylvia Earle, okyanusların keşfi ve korunması amacıyla kurduğu Mission Blue girişimi kapsamında 2010 yılında yaptığı bir dalışta, Bermuda açıklarında sargassumları inceliyor. “Sargasso,” diyor Earle, “başı dertte olan okyanusta bir umut ışığı gibi parıldıyor.”

Sargasso Denizi’ndeki en yaygın iki sargassum türü, yaşamına deniz tabanına bağlı hâlde başlamayan yegâne yosun türleri. Altın ve kehribar renklerindeki yarı saydam yosun örtüleri, bu başıboş varoluşları gereği, rüzgârların ve akıntıların keyfine kalmış bir yaşam sürüyor, fırtınalarda birbirlerinden kopup durgun havalarda kenarlarından bant gibi yapışarak yeniden bitişiyorlar. Yosun kütlelerinin boyutları kilometrelerce uzunluktakilerden, avuç içi kadar olanlara uzanıyor.

Güney Mississippi Üniversitesi Gulf Coast Araştırma Laboratuvarı’ndan deneyimli araştırmacı ve sargassum uzmanı Jim Franks, “O küçücük yumaklar bile üzerlerine ilişmiş organizmalar taşıyor,” diyor. Sargassumdan fışkıran tüm o yaşamların, bu besleyici adacıkların ayrılıp birleşmelerine sürekli olarak uyum sağlaması gerekiyor. Franks, sargassumun “hayal edebileceğimiz en dinamik deniz habitatlarından biri” olduğunu söylüyor.

Sargasso Denizi uzun yıllar boyunca gizemli bir yer olarak görülmüş. On sekizinci yüzyıl denizcileri, Atlantik’in bu kesimi için “at enlemleri” tanımını kullanmış; rivayete göre, rüzgârsız kaldıkları bu bölgede, su stokları da azaldığı için, gemide bulunan atları denize atarlarmış. Sargasso ayrıca, gemilerin ve uçakların iz bırakmadan yok olduğu söylenen esrarengiz Bermuda Şeytan Üçgeni’yle de kesişiyor. Efsanelere inanıp inanmamanız, Sargasso Denizi’nde yaşadığınız anların görkemine kapılmanızı engellemiyor.

Defalarca denize açılıyor ve keşfedebileceğimiz büyük sargassum örtüleri arıyor ama bir türlü bulamıyoruz. “Bir gün bir tane bile görmüyorsunuz,” diye anlatıyor yaşlı bir balıkçı. “Ertesi sabah bir bakıyorsunuz, koyları, limanları ele geçirmişler.”

Bazı günlerdeyse şans yüzümüze gülüyor. Ağlarla sargassum öbekleri toplayıp, kovaların içinde inceleyerek fotoğrafçı David Liittschwager’in belgeleyebileceği deniz canlıları arıyoruz. Elime aldığım bir parçanın altına baktığımda, koca bir ağzı ve yosunumsu uzantıları olan, kurbağaya benzer küçük bir canlıyla karşılaşıyorum: Yosunları andıracak biçimde evrimleşmiş bir düzineden fazla organizmadan biri olan sargassum balığı bu. Küçücük göğüs yüzgeçleriyle sargassuma tutunmuş balığı farketmek neredeyse olanaksız. Bermudalı deniz biyoloğu Philippe Rouja, kovaya başka bir küçük balık atıyor. Ve sargassum balığı koca ağzıyla onu anında yutuveriyor.


Cozumel (Meksika) yakınlarında bir dalgıç, güneş ışınlarının delip geçtiği bir sargassum kütlesinin altında yüzüyor. Meksika Körfezi, Karayipler ve diğer yerlerde, olağanüstü büyüklükte sargassum kütleleri kıyıya vurarak turistlerin uğrak yerleri olan sahilleri dolduruyor. [David Doubilet]

O gece, günün ganimetini fotoğraflayan Liittschwager’in yanına oturuyorum. Futbol topu kadar bir sargassum öbeğinde, tam 900 küçük balık larvası, 30 amfipod, 50 salyangoz, dört anemon, iki yassı solucan, altı yengeç, 20 karides, yedi deniztavşanı, binden fazla annelid solucan ve bol miktarda yosunhayvancığı, minicik kopepodlar ve sayılamayacak kadar çok sayıda başka planktonik hayvan sayıyoruz. Liittschwager, sayımı tamamladığımızda, “Bu durumda,” diyor şaşkın bakışlarla, “ihtiyatlı bir sayı verirsek eğer, 3 bin canlıyı çıplak gözle görebiliyorum –daha doğrusu okuma gözlüklerimle.”

Lapointe’in, sargassumun maharetlerini daha fazla insana tanıtma çabası, Meksika Körfezi, Karayipler, Brezilya ve hatta Batı Afrika’da yosunların mangrov habitatlarını, resifleri, koyları işgal etmesi, sahillerin yosuna gömülmesi ve turizme zarar vermeleri sonucunda bozguna uğramış.

Yosunların pıtrak gibi çoğalmalarından söz ederken, aslında iyi bir şey olsalar da, “fazlasının suyu oksijensiz bıraktığını ve kokuttuğunu” söylüyor Lapointe. Geçtiğimiz birkaç yılda sargassumlar Martinique ve Guadeloupe sahillerinde boyu üç metreyi aşan yığınlar hâlinde birikmiş. Trinidad’da ve diğer Karayip adalarında insanlar, sahillerde çürümeye başlayan yosunların yaydığı zehirli hidrojen sülfür gazı nedeniyle evlerini boşaltmak zorunda kalmış.

Bu hızlı çoğalmanın nedenini kimse tam olarak bilmiyor. Lapointe, okyanus akıntılarının iklim değişikliği nedeniyle yön değiştirerek sargassumları daha önce görülmedikleri yerlere –Batı Afrika’dan Brezilya’nın kuzey kıyılarına kadar– taşıyor olabileceği görüşünde. Ama asıl neden, büyük olasılıkla, ABD’nin içlerindeki endüstriyel tarımdan kaynaklanan azot artışı –Mississippi sistemi üzerinden Körfez’e akan besin maddeleri, sargassumun aşırı çoğalmasına neden oluyor.

“Sistem, bütünüyle anlayamadığımız kadar karmaşık,” diyor Lapointe, “ama belli ki yaşanan bu. Azotun geldiği yolu izlediğimizde başlangıç noktasının ABD’nin ortası olduğunu görüyoruz.”

Doğada her şeyin birbirine bağlı olduğu düşüncesinin Doğu felsefesinden ödünç alınmış bir New Age klişesinden ibaret olmadığını hatırlamak için Connecticut’ın güneyindeki evimin penceresinden bakmam bile yeterli. Doğanın bütünselliğine, yılanbalıklarından daha iyi bir örnek olamaz. Sokağın karşısındaki süs havuzunda yaşıyorlar ama bilin bakalım Amerika’daki diğer tüm yılanbalıkları gibi onlar da nerede doğmuş? Elbette, birkaç bin kilometre uzaklıktaki, Sargasso Denizi diye bilinen o ılık ana rahminde.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

David Doubilet

Yumurtadan çıkan denizkaplumbağaları, bu genç Caretta caretta gibi, dünyaya geldikleri kumsalları geride bırakıp yaşamlarının ilk yılında üzerinde yiyecek buldukları ve yırtıcılardan korundukları sargassum yosunu örtülerine ulaşıyor.

David Liittschwager

İçi gazla dolu küçük hava keseleri sargassumların batmamasını ve yüzeye yakın kalmasını sağlıyor. Ve bu sayede sargassum, kendisiyle benzer bir renge sahip olan sargassum karidesi için sal işlevi görüyor.

David Doubilet

Halata dolanmış sargassumlar, tetik balıklarına sığınak olmuş. Nakliye paletleri, plastik kasalar ve yakıt bidonları gibi insan kaynaklı atıklar, üzerinde canlıların yaşayabileceği yüzer birer platform oluştursa da plastik, birçok tür için oldukça zararlı.

David Doubilet

Altın rengi, yarı saydam yosunların altında yiyecek arayan bir Carangidae sürüsü… Jules Verne, 1870 tarihli Denizler Altında Yirmi Bin Fersah kitabında, sargassumları bir “yosun halısına” benzetiyordu.

Shaul Schwarz

Sylvia Earle, okyanusların keşfi ve korunması amacıyla kurduğu Mission Blue girişimi kapsamında 2010 yılında yaptığı bir dalışta, Bermuda açıklarında sargassumları inceliyor. “Sargasso,” diyor Earle, “başı dertte olan okyanusta bir umut ışığı gibi parıldıyor.”

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA