MART SAYISI BAYİDE!

ABONE OL SATIN AL

İnanç Bilimi

Erik Vance

Erika Larsen

28.11.2016

İnanç Bilimi

Parkinson hastası Russell Price, beyninin hareketi denetleyen bölümlerine derin beyin uyarısı (DBS) sağlayacak mikro elektrot implantı yerleştirmek üzere Florida Üniversitesi’nde yapılan ameliyat sırasında. Doktorlar pozitif bir sonucun ne kadarının tedavi ne kadarının plasebo etkisiyle elde edileceğini bilmiyor. Nörolog Michael Okun, “Tedavi ile plasebo arasındaki çizgi hiç olmadığı kadar flu,” diyor.

Sadece ne yediğiniz, ne yaptığınız ya da ne düşündüğünüzden ibaret değilsiniz. Neye inanıyorsanız siz osunuz...

Grace Şapeli’ne ulaşıp ulaşamayacağı konusunda kuşkuluydu. Her yıl binlerce inanç sahibinin, kutsal sayılan ahşap heykel Altöttingli Siyah Meryem’i görmek için yürüdüğü 110 kilometrelik yolun bırakın tamamını yürümeyi, sadece yürüme eyleminin kendisi dahi acı vericiydi.

2003 yılıydı. Richard Mödl bir süre önce topuğunu kırmıştı ama Almanya’nın Regensburg kentinden Altötting’e yaptığı ilk hac yolculuğunu tamamlamaya kararlıydı. Ağrı dayanılmaz hale gelirse bir araca atlayabileceğini biliyordu. Ancak, Meryem Ana’nın kendisini oraya taşıyacağına dair derin bir inanca da sahipti. Böylece yürüdü, yürüdü, yürüdü. “Altötting’e giderken ağrıyı neredeyse hiç hissetmiyorsunuz,” diyor.

Bugün artık 74 yaşında olan güler yüzlü Mödl’ün bir gergedan saldırısını atlatabilecek kadar dayanıklı izlenimi veren kaslı bir yapısı var. Topuğu iyileştikten sonra aynı hac yolculuğunu 12 kez daha yapmış. Dönüştürücü gücüne yürekten inanıyor.


İtalya, Siena’da bulunan Basilica Cateriniana San Domenico’daki Azize Catherine Tapınağı şifa arayan Roma Katolik hacıları çekiyor. Tapınakta, rahibenin mumyalanmış başı da bulunuyor. “Eğer kuşku duyarsanız,” diyor yerel rehber Chiara Biccellari “hiçbir şey elde edemezsiniz.”

Üstelik Mödl bu inancında yalnız değil. İster Florida’daki bir inanç pekiştirme ayininde Kutsal Ruh’un dokunuşu biçiminde olsun, ister Ganj sularına dalma şeklinde; inancın şifa gücü dört bir yanımızda. Araştırmalar, düzenli dini ayinlerin bağışıklık sistemini güçlendirip, tansiyonu düşürerek yaşamımıza yıllar ekliyor olabileceğini gösteriyor. Din, kendimizi açıklanamaz bir biçimde daha iyi hissetmemizi sağlama konusunda yalnız da değil. Altötting’den on bin kilometre ötede, bir başka insan daha, tıbbi mucize olarak açıklanabilecek bir durum yaşıyor...

Mike Pauletich kendisinde bir sorun olduğunu ilk kez 2004 yılında anlamıştı. Beyzbol topuyla yaptığı atışlar yerini bulmuyordu, kolu ağrıyordu. Eli hafif titriyordu ve işin en tuhafı karısı artık hiç gülümsemediğini fark etmişti.

Karpal tünel sendromu olduğunu düşünerek doktora gitti. Oysa atışları kolundan dolayı ıskalamadığı gibi, gülümseyememesinin nedeni de kolundaki ağrı değildi. 42 yaşındaki Pauletich, Parkinson hastalığının başlangıç dönemindeydi. Doktoru on yıl içinde yürüme, ayakta durma ve kendi kendine yemek yeme yetilerini kaybedeceğini söylemişti.


Şipşak fotoğraf biçimindeki ex–votolar (adaklar) İtalya, Montefortino’daki Santuario Madonna dell’Ambro’nun arka tarafında kalan bir dua odasını dolduruyor. Şifa umudu veya şükran ifadesi olarak buraya asılmışlar. Araştırmalar, düzenli dini ayinlerin sağlığı gözle görülür derecede iyileştirdiğini ortaya koyuyor.

Pauletich’in sağlık durumu doktorunun öngördüğü kadar kötüye gitmemişti; ama yıllar boyunca bu hastalıkla uğraşmış, konuşması ve yazması giderek zorlaşırken bir yandan da depresyonla mücadele etmek zorunda kalmıştı. 2011’de, yeni bir gen terapisi deneyen Ceregene şirketine başvurdu. Parkinson, bir nörotransmitter (sinirsel uyarıları diğer dokulara aktaran kimyasal) olan dopaminin kronik kaybı nedeniyle ortaya çıkıyor.

Maymunlar üzerinde yapılan araştırmalar, neurturin adlı bir proteinin enjeksiyonlarının dopamin salgılayan nöronları koruyarak ve olasılıkla da onararak hastalığın ilerleyişini durdurabileceğini ortaya koymuştu. Ceregene’nin deneysel tedavisi, her biri beynin bir yarıküresinde olmak üzere hastanın kafatasında iki delik açmaya ve ilacı doğrudan hedef bölgeye enjekte etmeye dayanıyordu.

Pauletich, ameliyatın ardından büyük bir gelişme göstermişti. Ameliyattan önce hareket etmekte zorlanıyor, çalıştığı teknoloji geliştirme şirketine gelen müşterilerine peltek konuşmasının nedeninin içki olmadığını açıklamak zorunda kalıyordu. Müdahaleden sonra ise titremesi durmuş, hareket yetisi artmış ve konuşması belirgin bir şekilde düzelmişti. (Şimdilerde böyle bir hastalığı olduğunu anlamak neredeyse olanaksız.) Araştırmada görev üstlenen doktoru Kathleen Poston da çok şaşırmıştı. Çünkü Parkinson’un insanlarda gerilediği hiç görülmemişti; en iyi olasılık hastalığın gelişmesini yavaşlatmaktı ve bu bile son derece nadir bir durumdu.

Erika Larsen

Stanford Üniversitesi’ndeki bir test sırasında görülen Mike Pauletich, Parkinson semptomlarını geriletmek amacıyla ameliyat edildiğine inanıyordu. Oysa sahte bir ameliyat olmuş ama buna rağmen önemli bir iyileşme yaşamıştı. “İster plasebo ister ilaç etkisi olsun, benim için önemli değil,” diye konuşuyor.

Erika Larsen

Parkinson’un titreme, kasılma, denge kaybı ve hareketlerin yavaşlaması gibi geriletici semptomlar yarattığı beyin bölgesine DBS iletecek mikro elektrotlar yerleştirildiği sırada (tomografide görülüyor) Russell Price bayıltılmamış. Price’ın eşi, kocasının konuşmasının düzeldiğini, titremelerinin azaldığını ve kendini farklı bir kişi gibi hissettiğini söylüyor.

Erika Larsen

Perulu şifacı Enrique Flores Agustín’in elbisesindeki desenler, tedavi töreninde söylediği şarkıları yansıtıyor. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir teste katılan araştırmacılar (sağda) ağrıyı azaltmak için transkraniyal manyetik uyarıyla deneyler yapıyorlar. İster eski olsun ister modern, şifa tiyatrosu beyinde güçlü beklentiler yaratarak çalışıyor.

Erika Larsen

Baltimore’deki Maryland Üniversitesi plasebo uzmanı Luana Colloca ve diğer araştırmacılar, bu gizemli etkiyi ortaya çıkaran bir başka etken daha keşfettiler: Başkalarının ağrıyı nasıl deneyimlediğini düşünme biçimimiz. Bu uygulamada denekler, ısı uyarısını, ılımlı olduğu durumlarda bile sıkıntılı bir yüz görüntüsüyle birleştirildiğinde daha güçlüymüş gibi hissetmek üzere koşullandırılmışlar.

Erika Larsen

Arizona’daki Navajo Rezervasyonu’nda 75 yılı aşkın süredir şifa dağıtan Jones Benally, ağrıyı ve stresi azaltmak için hastanın bedenini ve zihnini tedavi ediyor. Burada görüldüğü gibi çadırların yanı sıra hastanelerde ve yaşlı bakımevlerinde de çalışıyor. Kızı ve oğulları, geleneği sürdürmek için onun becerilerini öğreniyor.

Ceregene, Nisan 2013’te deneyin sonuçlarını açıklamıştı: Neurturin başarısız olmuştu. İlaçla tedavi edilen hastalar, plasebo tedavisi –ameliyat geçirmiş gibi hissetmesi için doktorun hastanın kafasında çukurluklar oluşturduğu sahte ameliyat– alan kontrol grubundakilerden daha fazla iyileşme göstermemişlerdi. Ceregene 2013 yılında bir başka şirket tarafından satın alındı ve Parkinson’a çare olarak neurturin üzerinde yaptığı çalışmalara son verildi.

Poston büyük hayal kırıklığına uğramıştı. Ama daha sonra verilere bakmış ve büyük bir şaşkınlık yaşamıştı. Mike Pauletich gerçek ameliyat uygulananlar arasında değildi. Kendilerine plasebo uygulaması yapılan gruptaydı.

Bir anlamda hem Pauletich
hem de Mödl bir performansa dahil olmuştu. Binlerce yıldan bu yana, iyileşme umuduyla bir şifacıya her gidişimizde yaşadığımız bir performans bu. Ve nasıl ki bir tiyatro oyunu gerçek bir şey izliyormuş duygusu yaşatarak bizi içine çekiyorsa, şifa tiyatrosu da beynimizde güçlü beklentiler yaratarak bizi çekmek üzere tasarlanmış. Bu beklentiler, plasebo etkisi adı verilen ve bedenimizi etkileyen bir durum ortaya çıkarıyor. Uzmanlar, plasebo etkisini yıllardır biliyor ve ilaç testlerinde kontrol aracı olarak kullanıyor. Şimdi de plaseboyu, beyni bedene, inancı deneyime bağlayan nörokimyasal mekanizmaya açılan bir pencere olarak görüyorlar.

Nasıl oluyor da inanç şifa sağlayacak kadar güçlü olabiliyor? Yeniden tiyatroya dönelim: İlginç bir oyunun en önemli bölümü set ve kostümlerden oluşur. Pauletich’in semptomlarda iyileşme yaşaması, sadece varlığını kafasında hissettiği çukurluklardan ya da doktorun ameliyat konusunda söylediklerinden kaynaklanmıyordu. Sahnenin bütününde bir deneyim yaşamıştı: Beyaz önlüklü doktorlar, boyunlarında asılı stetoskoplar, hemşireler, kontroller, testler, hatta bekleme odalarındaki kötü müzikler. Doktorlar, hastane etrafında şekillenen bu ortamı tıp tiyatrosu olarak adlandırıyor.

Bu sahne sanatı, tedavinin birçok alanını kapsıyor ve bilinçdışı düzeyde işliyor. Pahalı plasebolar ucuz olanlardan, markalı kutulardaki plasebolar jenerik etiketli olanlardan daha etkili oluyor. Fransa’da fitil daha etkiliyken, İngilizler plaseboyu ağız yoluyla almayı tercih ediyor. Genelde “sahte” aşılar “sahte” haplardan etkin oluyor. Ama en güçlüsü “sahte” ameliyatlar.

Devamını National Geographic Türkiye’nin 2016 Aralık sayısında veya iPad/iPhone edisyonunda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Erika Larsen

Stanford Üniversitesi’ndeki bir test sırasında görülen Mike Pauletich, Parkinson semptomlarını geriletmek amacıyla ameliyat edildiğine inanıyordu. Oysa sahte bir ameliyat olmuş ama buna rağmen önemli bir iyileşme yaşamıştı. “İster plasebo ister ilaç etkisi olsun, benim için önemli değil,” diye konuşuyor.

Erika Larsen

Parkinson’un titreme, kasılma, denge kaybı ve hareketlerin yavaşlaması gibi geriletici semptomlar yarattığı beyin bölgesine DBS iletecek mikro elektrotlar yerleştirildiği sırada (tomografide görülüyor) Russell Price bayıltılmamış. Price’ın eşi, kocasının konuşmasının düzeldiğini, titremelerinin azaldığını ve kendini farklı bir kişi gibi hissettiğini söylüyor.

Erika Larsen

Perulu şifacı Enrique Flores Agustín’in elbisesindeki desenler, tedavi töreninde söylediği şarkıları yansıtıyor. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir teste katılan araştırmacılar (sağda) ağrıyı azaltmak için transkraniyal manyetik uyarıyla deneyler yapıyorlar. İster eski olsun ister modern, şifa tiyatrosu beyinde güçlü beklentiler yaratarak çalışıyor.

Erika Larsen

Baltimore’deki Maryland Üniversitesi plasebo uzmanı Luana Colloca ve diğer araştırmacılar, bu gizemli etkiyi ortaya çıkaran bir başka etken daha keşfettiler: Başkalarının ağrıyı nasıl deneyimlediğini düşünme biçimimiz. Bu uygulamada denekler, ısı uyarısını, ılımlı olduğu durumlarda bile sıkıntılı bir yüz görüntüsüyle birleştirildiğinde daha güçlüymüş gibi hissetmek üzere koşullandırılmışlar.

Erika Larsen

Arizona’daki Navajo Rezervasyonu’nda 75 yılı aşkın süredir şifa dağıtan Jones Benally, ağrıyı ve stresi azaltmak için hastanın bedenini ve zihnini tedavi ediyor. Burada görüldüğü gibi çadırların yanı sıra hastanelerde ve yaşlı bakımevlerinde de çalışıyor. Kızı ve oğulları, geleneği sürdürmek için onun becerilerini öğreniyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA