KASIM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

En Tuhaf Muhteşem Kanatlılar

Richard Conniff

Robert Clark

31.10.2017

En Tuhaf Muhteşem Kanatlılar

Bir F–16 savaş uçağının kanat açıklığına sahip olan, zürafa boyundaki Quetzalcoatlus northropi tüm zamanların en iri uçan hayvanlarından biriydi. Minnesota’daki bir stüdyoda boyanan gerçek boyutlu bu model, Kuveyt’te yer alan bir kültür merkezine gitmeye hazırlanıyor.

Gelmiş geçmiş en büyük, en kötücül, en tuhaf uçan hayvanlar olan pterozorlara dair eski görüşler, yeni keşiflerle değişim geçiriyor.

“Pterozor” deyince anlamamış gibi bakan çok olur, ta ki “pterodaktil gibi” diye ekleyene kadar.

18. yüzyılda keşfedilen ilk pterozora verilen genel ad bu. O dönemden bu yana biliminsanları 200’ü aşkın türünü tanımlamış olsalar da, pterozorlar –Mezozoik zamanların gökyüzünü 162 milyon yıl boyunca hâkimiyetleri altına alan kanatlı ejderhalar– üzerine popüler algı değişmeden kaldı. Onları öldürücü eğilimleri olan sivri kafalı, deri kanatlı, beceriksizce uçan sürüngenler olarak hayal etmeyi sürdürüyoruz hâlâ.

Örneğin ciyaklayarak bağıran eflatun bir pterozorun, yavrularını beslemek için Raquel Welch’i kapıp kaçtığı 1966 tarihli Bir Milyon Yıl Önce filmini düşünün. (Sonunu söyleyelim: Kadın ölmüyor.) Daha güncel bir örnek için 2015 tarihli Jurassic World’e baktığımızda, pterozorların rolleri hiç değişmeden kalmış zavallılar olarak, insanları gökyüzüne doğru kaldırmaya devam ettiğini görüyoruz. (Küçük bir dipnot: En son pterozorların 66 milyon yıl önce soyları tükendiğinde, insanların ortaya çıkmasına daha çok uzun zaman vardı.)

Ancak yakın dönemlerde yapılan fosil keşifleri şaşırtıcı çeşitlilikte pterozor biçim, boyut ve davranışını gün ışığına çıkarıyor. Bazı paleontologlar bir noktada yüzlerce pterozor türü yaşadığını ve günümüzdeki kuşlar gibi doğal ortamları bölüştüklerini düşünüyor.

Pterozorlar evrenine Quetzalcoatlus northropi gibi canavarlar da dahildi. Zürafa kadar uzun boyu ve 10,5 metre kanat açıklığıyla bugüne kadar keşfedilen en büyük uçan hayvandı ve olasılıkla yavru dinozorları kapmak gibi bir eğilimi vardı. Onun dışında, tarihöncesi ormanlarda dolaşıp olasılıkla böceklerle beslenen serçe boyutundaki pterozorlar, albatros gibi günler boyunca okyanusların üzerinde kanat çırpan büyük pterozorlar, tuzlu sığlıklarda dikilerek pembe flamingolar gibi filtreleme usulü beslenen pterozorlar vardı.

En heyecan verici keşifler arasında fosilleşmiş bir grup pterozor yumurtası da var. Sağlam yumurtaların taranmasıyla, kabukların ardındaki embriyoların dünyası ortaya çıktı ve yavruların gelişiminin açıklığa kavuşmasına yardım etti. Hatta Çin’deki bir Darwinopterus pterozorunun yumurta kanalında bir yumurta ve ayrıca hayvanın ölmesine yol açan çarpmanın etkisiyle dışarı fırladığı anlaşılan bir başka yumurta daha bulundu. “Bayan T” (Bayan Pterozor kastediliyor) hiç tartışmasız cinsiyeti tanımlanan ilk pterozor oldu. Kafasında sorgucu olmadığı için, günümüzdeki kuşlarda olduğu gibi parlak renkli büyük sorguçların bazı erkek pterozorlar tarafından bir cinsel gösteriş aracı olarak kullanılmış olabileceğine dair ilk sağlam kanıtı da sunmuş oldu. Bu keşifler, pterozorlara gerçek hayvanlar olarak yeni bir yaşam, onları inceleyen araştırmacılara ise daha fazlası için doyumsuz denebilecek bir istek verdi.

Güneybatı Teksas’taki Big Bend Ulusal Parkı’nın jeolojik katmanlarına doğru yol alırken, İngiliz pterozor araştırmacısı Dave Martill bu kısa gezi için bir yapılacaklar listesi hazırlanmasını öneriyor: (1) Hayran olunacak bir çıngıraklıyılan bulmak. (2) Yerde duran bütün bir Quetzalcoatlus kafatası bulmak. Birincisini bulma şansı diğerine göre sonsuz denecek kadar yüksek. Buna rağmen, yine kendisi gibi paleontolog olan Nizar İbrahim ile ikinci nesnenin bulunması durumunda araştırma izni almak için neler yapılması gerektiği konusunda ayrıntılı bir tartışmaya girişiyorlar.

Pterozor araştırmasının ilk kuralı şu: İyimser olmak lazım. Günlerden bir gün dışarı çıkıp pterozor izi bulacağınızı düşünmek, milli piyango bileti alıp kazandığınız parayı nasıl harcayacağınız konusunda tartışmaya benziyor. Pterozor fosilleri oldukça ender bulunuyor. İncecik duvarlı içi boş kemikler üzerine kurulu muhteşem dünyalarının tuzla buz olmasının üzerinden çok zaman geçti. Az bulunurluk, 1970’lerde Big Bend’de keşfedilen birkaç parçadan bilinen Quetzalcoatlus için özellikle geçerli bir kural.


Post benzeri elyaf, Çin’de keşfedilen bu Jeholopterus fosilinin bazı bölümlerinde belli belirsiz izler bırakmış. Yalıtım sağlayan tüyler, son dönemdeki pterozorların sıcakkanlı olabileceklerine dair bir işaret.

Martill ve İbrahim, çatlaklarla dolu yamaçlarda üç gün boyunca kemik peşinde koşuyor. Vaat içeren adıyla Pterodaktil Sırtı’nı tekrar tekrar geçerek, Quetzalcoatlus’un kâşifinin bıraktığı haritalardaki “tam yeri gösteren X işaretine” sık sık bakıyorlar. Jeolojik katmanlar arasındaki nüansların şifresini çözerek (“Milankovitch etkili şu döngüselliğe bakın!” diye bağıran Martill, dünyanın değişen hareketlerinin kayaları etkileme biçimini kastediyor) unutulmuş dünyaları yeniden canlandırıyorlar. Aşağı inen bir yola sahip olmayan kumtaşından bir sırtta, “Henüz düşmeyi başaramadığımız bir dağ bulamadık,” diyor Martill ve ileri doğru atılarak burnu bile kanamadan aşağıya iniyor.

Ancak ne bir çıngıraklıyılana ne de en küçük bir pterozor izine rastlıyorlar. Avuntu olarak belki bir Alamosaurus’a ait olabilecek dev bir dinozorun uyluk kemiği çıkıyor karşılarına. Ancak ne dinozorlar birer pterozor, ne de pterozorlar birer dinozor. Nadir fosil kalıntılarında gördükleri biçim, boyut ve davranış çeşitliliğinin çekiciliğine kapılmış olan iki paleontolog, parktan ayrılırken Quetzalcoatlus araştırması için geri gelmek üzere daha şimdiden plan yapıyorlar.

Pterozorlar hakkındaki bilimsel görüşler, görüntülerinin nasıl olduğu ya da nasıl davrandıkları gibi temel sorularda dahi büyük çeşitlilik gösteriyor. Ama araştırmacıların hipotezlerini oluştururken yardım alabildikleri yegâne şeyin, kritik ayrıntıları eksik bir avuç örnek olmasının da bunda etkisi var. Bir diğer nedeni ise pterozor anatomisinin gerçekten de tuhaf olması ve ne yerdeki ne de gökteki yaşama birebir uyması. Bazı biliminsanları pterozorları yerde karınları üzerinde sürünen canlılar olarak betimlemişti. Bazıları, acayip uzun ön ayakları ileri doğru uzanmış, kanatları pelerin gibi toplanmış hâlde zombiler gibi arka ayakları üzerinde dikilerek yürüdüklerini hayal etmişti. Bazıları da kanatları yanlara sıkıca yapıştırılmış olarak, dört ayak üzerinde sakar bir biçimde yürüdüklerini düşünmüştü. Kimi araştırmacılar pterozorların uçmak için fazla garip olduğu ve ancak kayalıklardan baş aşağı asılı durup kendilerini bırakarak uçabildikleri görüşündeydi.

“Kafa ile boynun, bedenden üç–dört kat daha uzun olması aslında sıradışı bir şey değildi,” diyor pterozor anatomisini ve hareketlerini inceleyen Michael Habib. Bilimsel illüstratörler dahi bazen yanlış yapabiliyor. “Temelde bir kuş modelini alıp, zar yapılı bir kanat ve sorguç ekliyorlar. Ama pterozor orantıları kuşlarınkiyle aynı değil.”

Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi çalışanlarından Habib, pterozor biyomekaniğini yeniden incelemeye başladığında, Güney Kaliforniya Üniversitesi Tıp Fakültesi insan kadavrası laboratuvarında ders vererek sahip olduğu uygulamalı anatomik bilgiyle son derece matematiksel bir yaklaşımı bir araya getirmiş.

Çoğu araştırmacı gibi Habib de ilk pterozorların 230 milyon yıl kadar önce, koşmaya ve av üzerine atılmaya uyum sağlamış hafif ve güçlü sürüngenlerden ortaya çıktığını düşünüyor. Böcek yakalamak ya da bir yırtıcıdan kurtulmak için zıplamak, daha sonra “zıplayıp bir süreliğine aşağı inmemeye doğru evrildi” teorisini öne sürüyor. Pterozorlar önceleri olasılıkla havada süzülerek uçuyorlardı. Daha sonraları, kuşlar ve yarasalardan on milyonlarca yıl önce kanat gücüyle uçuşu başaran ilk omurgalılar oldular.

Havacılık denklemlerini ilk kez biyolojiye uygulayan Habib ve kendisi gibi biyomekanikçi meslektaşları, kayalardan süzülme hipotezini çürüttüler. Ayrıca, bazı araştırmacıların öne sürdüğü gibi karadan iki ayak üzerinde dikilmiş olarak havalanmanın, büyük türlerin uyluk kemiklerini parçalayacağını ortaya koydular. Dört ayak üzerinde durarak havalanmanın daha anlamlı olduğunu söylüyor Habib. “Ön ayakların üzerinden aşıp sırıkla atlayanların yaptığı gibi ayakları havaya fırlatmak gerekiyor.” Sudan kalkan deniz pterozorları ise havalanmak için kanatlarını kürek gibi kullanıyor ve havaya doğru kanat çırpıyorlardı. “Michael Phelps’in kelebek yüzüşü gibi,” diyor Habib. Onların da Phelps gibi kaslı büyük omuzları ve sürtünmeyi en aza indirmek için “ürkünç derecede küçük arka ayakları” var.

Robert Clark

Caiuajara dobruskii’nin kemikleri Brezilya’daki bir müzede incelenmeyi bekliyor. Fosil bulgularındaki artış, uzmanların pterozorlar üzerindeki görüşlerini altüst etti. “Düşündüğümüz gibi değiller,” diyor bir uzman.

Robert Clark

Balık yakalamaya yarayan dişlerden yana zengin Anhanguera piscator fosili, bozulmamış biçimiyle paleontologlar açısından bir nimet. Kafatası ve diğer kemikleri (katlama sayfasında) Brezilya’nın fosil açısından zengin bir bölgesinde bulundu.

Robert Clark

Pterozorların son derece hafif, içi boş kemikleri uçmayı kolaylaştırıyordu belki ama Anhanguera piscator gibi üçboyutlu fosillerin bulunmasını zorlaştırıyor. Çoğunluğu kırılıp yassılaşmış olan pterozor fosilleri, bir gözlemciye göre “tarihöncesinin yolda ezilen hayvanları gibi.”

Robert Clark

Bir Rhamphorhynchus pterozoru ile saldırgan bir balık aynı avın peşinde koşarken –pterozor havadan, balık sudan– çarpışmış. Bu çarpışmada her ikisi de ölmüş ve deniz tabanına çökerek birlikte fosilleşmişler.

Robert Clark

Brezilya’da keşfedilen kemiklerin Caiuajara dobruskii adlı tek bir türden en az 47 pterozor bireyine ait olduğu anlaşıldı. Bu kemik yatağı bazı pterozorların koloniler hâlinde yaşayıp öldüğüne dair güçlü kanıtlar ortaya koyuyor.

Robert Clark

Fosilleri tespit etmekte sıradışı bir yeteneğe sahip olan Ray Stanford, Washington D.C.’de yer alan evinin yakınlarında pterozor ve soyu tükenmiş diğer hayvanların izlerini taşıyan yüzlerce kaya parçası bulmuş.

Bir pterozor kanadı, omuzdan bileğe kadar olan bölgenin (ön ve arka) iki tarafına bağlı ve kanadın ön kısmı boyunca muhteşem bir şekilde uzamış dördüncü parmak tarafından desteklenen bir zardan oluşuyor. Brezilya ve Almanya’daki çok iyi korunmuş örnekler, kanat zarının kas ve damarlarla kaplı olduğunu ve fibröz bağdokuyla sağlamlaştırıldığını ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, pterozorların kanat kaslarını kasarak veya bileklerini içe dışa hareket ettirerek farklı uçuş koşullarında kanat biçimlerini değiştirdiklerini düşünüyor. Pteroid adı verilen bilek kemiğinin açısını değiştirmek, düşük hızlarda kalkışı sağlamak açısından, yolcu uçağı kanatlarının ön kısmındaki slatların yarattığına benzer bir güç ortaya çıkarıyordu. Ayrıca pterozorlar, uçma işine kuşlara kıyasla daha fazla kas ve beden ağırlıklarının daha büyük bir bölümünü ayırıyordu. Hatta beyinleri dahi, kanat zarlarından gelen karmaşık duyusal verileri işleyen büyük loblarla uçuş için evrim geçirmiş izlenimi veriyor.

Bunun sonucu olarak pterozorlar, bir havacılık faciası yerine sofistike havacılar olarak yeniden tanımlanıyor. Birçok türün, uzun mesafeleri yavaş ama verimli şekilde uçmak ve okyanuslar üzerindeki zayıf hava akımlarında yükselmek üzere evrimleşmiş olduğu anlaşılıyor. Hatta Habib’e göre birkaç tanesi “hiper–uçucu” bile olabilir. Örneğin kanat açıklığı yaklaşık üç metreyi bulan, albatros benzeri deniz pterozoru Nyctosaurus’un süzülme oranı –her bir metre düşüşe karşılık ileri doğru aldığı mesafe– “yüksek verimli motorsuz uçaklar olarak imal edilen modern yarış planörününkine yaklaşıyor,” diyor Habib.

“Tamam, kanatlar iyi,” diyor bir paleontolog, Habib’in bir süre önce yaptığı konuşmalarından birinin ardından. “Peki ya kafaları?” Örneğin Quetzalcoatlus’un üç metrelik bir kafası olduğu ve dörtte biri uzunluğundaki bir gövde üzerinde oturduğu düşünülüyor.

Nyctosaurus’un da aşırı büyük bir kafası ve olasılıkla bir de sorgucu bulunan tepesinden çıkan dev bir çubuk görünümlü uzantısı var ve adeta bir Zihni Sinir projesi gibi duruyor.

Habib’in yanıtının, bu dev kafalara minimal ağırlık katan pterozor beyniyle bir parça ilişkisi var. Kuşlarınki gibi, hatta içi onlarınkinden de boş olan pterozor kemikleriyle de ilişkisi var. Bazı durumlarda bir milimetreden de ince olan kemik duvarları, eğrilme ve kırılmaya karşı çapraz kesişen katmanlardan oluşuyordu –bazı araştırmacılar bunlara “kontrplak kemik” adını veriyor– ve bükülmeyi engellemek için iç kısımlarında enlemesine destekler oluyordu. Bu da pterozorlarda kemiğin şişmesine ve fazla ağırlık katmadan bazı anatomik yapıların genişlemesine olanak veriyordu.

Sorguç ve uzantıyla süslü kafaları ve o dev gibi ağızları Habib’in ifadesiyle “saçma” ve hatta “aptalca” boyutlara ulaşıyordu. Bu özellik, Habib’in bir tür “kötü adam” hipotezi geliştirmesine yol açmış: “Büyük kafa demek büyük ağız demektir ve bir şeyleri yemekte faydalıdır,” diyor. “Büyük kafa aynı zamanda cinsel gösteriş için de iyidir.”

“Ptezorlar,” diye yanıtlıyor kendisine yöneltilen bir soruyu, “dev bir kafadan ibaret gibi duran uçan katillerdi.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Kasım 2017 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Robert Clark

Caiuajara dobruskii’nin kemikleri Brezilya’daki bir müzede incelenmeyi bekliyor. Fosil bulgularındaki artış, uzmanların pterozorlar üzerindeki görüşlerini altüst etti. “Düşündüğümüz gibi değiller,” diyor bir uzman.

Robert Clark

Balık yakalamaya yarayan dişlerden yana zengin Anhanguera piscator fosili, bozulmamış biçimiyle paleontologlar açısından bir nimet. Kafatası ve diğer kemikleri (katlama sayfasında) Brezilya’nın fosil açısından zengin bir bölgesinde bulundu.

Robert Clark

Pterozorların son derece hafif, içi boş kemikleri uçmayı kolaylaştırıyordu belki ama Anhanguera piscator gibi üçboyutlu fosillerin bulunmasını zorlaştırıyor. Çoğunluğu kırılıp yassılaşmış olan pterozor fosilleri, bir gözlemciye göre “tarihöncesinin yolda ezilen hayvanları gibi.”

Robert Clark

Bir Rhamphorhynchus pterozoru ile saldırgan bir balık aynı avın peşinde koşarken –pterozor havadan, balık sudan– çarpışmış. Bu çarpışmada her ikisi de ölmüş ve deniz tabanına çökerek birlikte fosilleşmişler.

Robert Clark

Brezilya’da keşfedilen kemiklerin Caiuajara dobruskii adlı tek bir türden en az 47 pterozor bireyine ait olduğu anlaşıldı. Bu kemik yatağı bazı pterozorların koloniler hâlinde yaşayıp öldüğüne dair güçlü kanıtlar ortaya koyuyor.

Robert Clark

Fosilleri tespit etmekte sıradışı bir yeteneğe sahip olan Ray Stanford, Washington D.C.’de yer alan evinin yakınlarında pterozor ve soyu tükenmiş diğer hayvanların izlerini taşıyan yüzlerce kaya parçası bulmuş.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA