EYLÜL SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Etrafınız Ölmenizi Bekleyen Bakterilerle Dolu

Erika Engelhaupt

NIAID

17.12.2015

Etrafınız Ölmenizi Bekleyen Bakterilerle Dolu

Antibiyotiğe karşı dirençli Staphylococcus aureus bakterisi (sarı) insandaki bir alyuvar hücresini öldürüp ondan kurtuluyor.

İçimiz dışımız bakteri dolu. Ve hepsi bir an önce ölmemizi bekliyor.

Ölür ölmez de üzerimize çullanıyorlar. Bu hafta, mikropların bizi tam olarak nasıl yiyip bitirdiğini öğrendik. Aylar boyunca cesetlerin çürümesini izleyen sağlam mideli ve cesur bir grup bilim insanı, bakteri, mantar ve kurtların hareketini günlük olarak takip etmişler. Science’da da yayımlanan bu zaman çizelgesi, adli tıpçılara ölümün saatini –ve hatta yerini– saptama olanağı verecek.

Bilim insanları, ilk olarak bağırsaklardaki mikropların harekete geçtiğini saptamış. Öldüğümüz anda bizi içeriden çürütmeye başlıyorlar. Bu arada, derideki ve topraktaki bakteriler dışarıdan hücum ediyor. Motherboard’dan Michael Byrne’nin net bir şekilde özetlediği gibi, “Toprak ölmemizi bekliyor.”

Biraz rahatsız edici bir durum. Ve cevaplanması gereken bir soruyu da gündeme getiriyor: Bakterileri bizi hayattayken çürütmekten alıkoyan şey ne?

"Bu çok saçma," diyorsunuz, değil mi?. "Ben yaşıyorum. Sadece ölü şeyler çürür."

Tamam da neden?

Yeni araştırmanın sonuçlarına göre, öldüğümüz anda çürümeyi önleyici en önemli savunma araçlarımızdan ikisini kaybediyoruz. Bağışıklık sistemimiz devre dışı kalıyor ve bedenimiz soğuyor. Bakteriler bundan hoşlanıyor, çünkü sıcak bedende büyümeleri pek kolay olmuyor. (Enfeksiyon durumunda bedenimizin savaşa hazırlanmak için ateşimizi çıkarmasını düşünün örneğin.)

Temelde yaşamın büyük bölümü, hücrelerimizin bakterilerle mücadele etmesiyle geçiyor. Sağ ve sağlıklı olduğumuz sürece kazanan taraf bizim hücrelerimiz oluyor. Çürüme, hücrelerimizin kaybetmesi demek.

Okuduğum en anlaşılır açıklamalardan biri Moheb Costandi’nin “Öldükten Sonra Neler Oluyor?” yazısından:

Hayattayken çoğu iç organımızda mikrop olmaz. Ancak ölümden hemen sonra bağışıklık sistemi çalışmayı durdurur ve mikropların tüm bedende kolayca yayılmasına yol açar. Bu yayılım, ince ve kalın bağırsağın buluşma noktasında başlar. Serbest kalan bağırsak bakterileri, zarar gören hücrelerden ve gıda kaynaklarından sızan kimyasal sıvıları kullanarak, bağırsakları –ve sonra da etrafındaki dokuları– yemeye başlar. Ardından sindirim sistemi ve lenf bezlerindeki kılcal damarları istila eder, önce karaciğer ve dalağa oradan da kalp ve beyne yayılır.

Yani bedenimiz, hayatın her anında sürdürdüğü savaşı ilk kez öldüğümüz anda bırakıyor.

Bakteri bu savaşı biz hayattayken kazanmaya başladığında, buna enfeksiyon adını veriyor ve istilacıları sorunlu yerden atmaya çalışıyoruz. Ya da zehirlemek için antibiyotik kullanıyoruz.

Antibiyotiklerin değerini anlamak için burada bir duralım. Bakterileri alt ettiğimizi düşünüyorduk. Oysa antibiyotikleri aşırı ve yanlış kullanarak, bakterilerin savunma mekanizmamızı anlamasına neden olduk. Uyum sağlayan bakteriler, silahlarımıza karşı direnç geliştiriyor. Daha şimdiden savunmamızın son saflarından bazılarının çöktüğünü, enfeksiyona, hastalığa ve ölüme yol açtığını görüyoruz.

Öldüğümüzde, bakterilerle yaptığımız savaşı nihai olarak kaybediyoruz. O an gelinceye kadar, yaşam ile bakterilere yem olmak arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu düşünmek olağanüstü. Hiç durmayan saldırılara yıllarca karşı koyacak bir bağışıklık sistemine yol açan evrimsel silahlanma yarışını bir canlandırın gözünüzde.

Şu anda çürümüyor olmaktan çok mutluyum.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA