KASIM SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Yolda Kadın Olmak

Camille Bromley

neftali/SHUTTERSTOCK

1.11.2019

 

Yolda Kadın Olmak

Kadın maceracılar, cinsiyet eşitsizliğinin hareketi –ve hayal gücünü nasıl kısıtlayabileceğini anlatıyor.

Ünlü bir gazeteci olan Nellie Bly, editörünün odasına girdi ve ona bir fikri olduğunu söyledi. Yıl 1888’di. Dünyayı dolaşmayı, Jules Verne’in 80 Günde Devri Âlem kitabında kaydettiği kurgusal rekoru kırmayı teklif etti.

Editör bunun imkânsız olduğunu söyledi: Ona eşlik edecek birine gereksinimi olurdu, yanında çok fazla valiz taşırdı, bildiği tek dil İngilizceydi –ve ayrıca, yalnızca bir erkek böyle bir yolculuğu tamamlayabilirdi.

Bly şöyle yanıt verdi: “Adamı yollayın, ben de başka bir gazete adına aynı gün yola çıkacağım ve onu alt edeceğim.”

Gazete, Joseph Pulitzer’ın New York World adlı gazetesiydi ve sonunda Bly’ı dünya turuna gerçekten gönderdiler. Bly tek başına yolculuk yaptı, tek bir elbise giydi, altınlarını cebinde, sterlin banknotlarını ise boynundaki bir kesede taşıdı ve yanına tek bir el çantası aldı. (İçinde kişisel temizlik malzemeleri, iç çamaşırları, mendiller, iğne iplik, kâğıt ve kalemler, bardak ve bir kutu yağlı krem vardı.) Hoboken’den Londra’ya doğru gemiyle yola çıktı ve 72 gün, 6 saat ve 11 dakika sonra trenle, binlerce kişinin onu karşılamak için toplandığı Jersey City’ye vardı. Yolculuğu bir dünya rekoru kırdı.

Bly’a bu iddialı görevin verilmesi bir tesadüf değildi. İki yıl önce, kötü şöhrete sahip New York City Akıl Hastanesi’nde 10 gün boyunca gizlenerek ulusal çapta bir üne kavuşmuştu. Sağlıksız koşullar ve içeride bulunan kadınlara yapılan kötü muameleye ilişkin kaleme aldığı ayrıntılı raporları öfkeye ve özür dilenmesine, hemen ardından da reformlara yol açtı.

Dünya turuna çıkmak da aynı ölçüde sansasyonel bir girişimdi, ama bir haberden çok, ilgi çekici bir gösteri niteliği taşıyordu –Bly’ın yolculuk sırasında gönderdiği, gazetede yayımlan mesajları genel olarak diğer yolculara ait eskiz çizimlerinden ve yabancı kültürlerin yüzeysel gözlemlerinden oluşuyordu; dönemin diğer uluslara ilişkin klişelerini yıkmak konusunda hiçbir şey yapmıyorlardı. Buharlı gemi ve tren saatleri nedeniyle haber yazmaya zamanı kalmıyordu, elbette; yolculuğun amacı bu değildi. Yolculuk, World okurlarına makineli ulaşımın harikalarını ve Batı’nın sömürge imparatorluğunun bunlara erişebildiğini gösteriyordu. 19. yüzyılın son birkaç on yılı gazetecilik için kazançlı bir dönemdi ve Bly’ın görevi, bulunduğu yerin yerel saatini tahmin etmeleri için okuyucuları arasında bir yarışma düzenleyen World’ün tanıtımına başarıyla katkı sağladı –bu yarışmaya neredeyse bir milyon insan katıldı. Yolculuktan ilham alan bir masa oyunu bile tasarlandı.

Bly, 72 Günde Devri Âlem’den çok daha iyi gazete haberleri hazırlamaya devam etti. Buna rağmen, editörüne yaptığı talebe hayranlık duyuyorum: “Dünyayı dolaşmak istiyorum! ... Deneyebilir miyim?” Bu soru bir genç kadına için –Bly o zaman yalnızca 24 yaşındaydı– günümüzde bile oldukça cüretkâr bir soru olurdu. Yalnız bir kadının eli kulağında bir felaket anlamına geldiğine inandırılmış durumdayız. Bir kadının tuhaf yerlerde, tuhaf insanların arasında olması şüphe ve korku uyandırıyor. Dünyanın birçok yerinde, kadınların yalnız başına yolculuk yapması sosyal ya da kültürel normlara karşı geliyor; bazı yerlerde ise doğrudan yasaları çiğniyor. Dünyaya açılıp bir haberin izini bilinmez sona kadar takip etmeye dayalı bir meslek olan gazetecilik, bu cinsiyet ayrımından zarar görüyor.

Paul Salopek tarafından başlatılan –ve yedinci yılına girmiş olan– kâr amacı gütmeyen gazetecilik projesi Cennetten Çıkış Yürüyüşü’nün sosyal medya hesaplarını yönetiyorum. Paul, yerküreyi çevreleyen bir yol izliyor ve karşılaştığı insanlar ve yürüdüğü yerler hakkında yazıyor. Genel olarak yalnız değil –yanında rehberler, yük hayvanları, diğer yürüyüşçü ve yazarlar da var, ama izlediği yol genellikle izole bir rota.

Bu proje, kanallarımızda da sıklıkla gördüğüm bir soruya ilham vermiş durumda: Bir kadın dünyayı yürüyerek dolaşabilir mi? Bu proje erkekliğe mi dayanıyor? Ya da beyazlığa? Ya da Batılıların sahip olduğu vize muafiyetlerine?

Yanıt evet: Bu kimlik belirteçleri değerli birer geçerliliğe sahip. Ama ayrıca hayır: Hikâye anlatıcılığı, güç ve ayrıcalık sahibi konumlarda bulunan insanlar için birer megafondan ibaret değil. Peki, bir kadının yapacağı yürüyüş neye benzerdi? Bu soruya ben kendi başıma eksiksiz bir yanıt veremem; Paul de öyle –bu yüzden onun yürüyüşüne katılan bazı kadınlara sordum. Paul yürürken yanında her zaman yerel halktan en az bir kişi bulunduruyor; genellikle bir gazeteci, çevirmen ya da rehber. Şimdiye dek geçtiği 16 ülkede, içlerinden 14’ü kadın olan düzinelerce insan ona katıldı. Geçtiğimiz yıl Hindistan’da beş kadınla birlikte yürüdü. Onlara, bulundukları yerlerde telefon ve e-posta aracılığıyla ulaştım: Nepal, Türkiye, Jamaika, Seattle. Hepsi yürüyüş yolunu çok canlı bir şekilde hatırlıyordu.

Konuşmaların çoğunluğu güvenlik üzerine değildi. Eğer tek başına yolculuk yapan bir kadın güvenlik endişelerine sebebiyet veriyorsa bile, bunlar kendisinden çok başka insanlara ait oluyor –annesine, eşine; yani kendilerini onun koruyucuları olarak gören kişilere. Yakın zamanda New York Times’da yayımlanan bir haber, tek başına seyahat eden kadınların sayısında bir artışın gözlendiğini belgeliyor ve bu kadınların öldürüldüğü, yaralandığı ya da cinsel saldırıya uğradığı vakaları sıralıyor. Bu konuda korku tellallığı yapan yayınlar kadar, halk arasındaki söylenceler de cesaret kırıcı ölçüde yaygın. Gece yarısından sonra dışarıda yürüyüşe çıkan ve kendini bir hendeğin içinde bulan kadının hikâyesi annelerden kızlarına aktarılıyor. Kendileri de saldırı kurbanı olabilen erkeklerin bu olumsuz deneyimlerden cesaret ve şehir yaşamına özgü becerileri kazanması beklenirken, kadınlar sonsuza dek silinmeyecek hasar ya da travmalara –ya da daha kötüsüne– maruz kalıyor.

Cinsiyet şiddetinin, dünyanın her yerinde görülen bir gerçeklik olduğunu inkâr etmiyorum. (Küresel ölçekte, kadınların üçte birinden fazlası yaşamlarında en az bir kez, genellikle eşleri tarafından fiziksel ya da cinsel istismara uğruyor.) Fakat duyulan endişeler de kendi zorluklarını beraberinde getiriyor. Kudüs’ün hikâye haritasını çıkarmada Paul’e yardımcı olan gazeteci Ita Skoblinski, yeni bir ortama girdiğinde fazlasıyla tetikte olduğunu söylüyor. “Antenlerim hep açıktır,” diyor. “Bir erkek, soyguna uğrayabileceğini düşünebilir. Bir kadın ise tecavüze uğrayabileceğini düşünüyor. Bu ikisi çok farklı korkular.”

Bir erkeğin tanımadığı bir ortama sıradan bir biçimde girebilmesi, kadınlara her zaman bahşedilmeyen bir ayrıcalık. Ülkenin Pencap bölgesini yürüyerek geçen Hintli yazar ve fotoğrafçı Arati Kumar-Rao, “Paul’ün herhangi bir yerde tehlike altında hissetmeden uyuyabildiğini, oturabildiğini, banyo yapabildiğini ve tuvalete gidebildiğini fark ettim, bense bunların hiçbirini güvenliğimden endişe duymadan yapamıyordum,” diyor.

Bu korkunun ne kadarı içselleştirilmiş ve ne kadarı başkaları tarafından bizlere yansıtılmış? ABD’de yaşayan avukat Camille Framroze, geçtiğimiz yıl Hindistan’ın Madya Pradeş eyaletini yürüdü. Ailesi ve arkadaşları onu acil durum önlemleri bombardımanına tutana dek, yolculuğu konusunda pek de endişelenmemiş. Ama kendini asla güvensiz hissetmemiş. “Başka insanlarla birlikte kalmak, yol sormak ve A noktasından B noktasına varabilmek için tamamen yabancılara bel bağlamak aslında pek de korkutucu değildi,” diyor.

Ben New York City’de yaşıyorum ve gündelik olarak karşılaştığım sokak tacizleri bana kadınların istenmeyen ilginin hareketli hedefleri olduğunu hatırlatıyor. Yanında beyaz bir erkek ve bir eşekle yürüyen kadın yürüyüş arkadaşları elbette küstahça bir merakla karşılanıyor. (Hindistan’ın bazı taşra bölgelerinde ülkenin 1947’deki bağımsızlığından beri tek bir Batılı bile görülmemiş.) Kadınlara yöneltilen sorular genellikle gruptaki erkeklerle olan ilişkilerinin doğasıyla ilgili. Çoğunlukla taşradan oluşan tutucu Racastan eyaletini yürüyerek geçen Hintli avukat ve eski yüzbaşı Loveleen Mann, Paul’ün kendisinin patronu olduğunu söylemeyi tercih etmiş. Arati, “İnsanlar sürekli Paul’ün kim olduğunu, ne yaptığımızı, benim kim olduğumu, evli olup olmadığımı, kocamın nerede olduğunu, bunu yapmama onun mu izin verdiğini, ben yokken kızıma kimin baktığını, Paul’ün evli olup olmadığını, benim neden onunla birlikte seyahat ettiğimi, onun Hıristiyan mı olduğunu ya da benim hangi kasttan olduğumu sorup duruyorlardı,” diyor.

Kadınlarla yaptığım konuşmaların tümünde, bir soru yağmuru ve sorguya çekilme durumuna maruz kalındığını fark ettim. “İnsanlar bana neden bu mesleği seçtiğimi, zor olup olmadığını, bana herhangi bir şekilde yardımcı olup olamayacaklarını soruyorlardı,” diyor Tacikistan’da yürüyüş rehberliği yapan Furough Shakarmamadova. “Bir keresinde bana bir araba bulabileceklerini söylediler. Onlara Paul’ün yaptığı işi, neden bu şekilde yürümeyi seçtiğini yüzden fazla kez açıklamaya çalıştım. Söylediklerimi kabul etmediler.”

İkisi de yürüyüş uzmanları olan Furough ve Safina Shohaydarova, Paul ile birlikte farklı zamanlarda Tacikistan’ın Pamir çevreyolu boyunca yüz elli kilometreyi aşkın bir mesafe kat etti. Bana söylediklerine göre bunun gerektirdiği fiziksel çaba fazla değildi –zorlayıcı tek bölüm ev özlemiydi. (Safina aynı zamanda bir sonraki hafta gerçekleşecek düğününün hazırlıkları içerisindeydi.) Safina, “Yolda yürürken birçok sürücü durup kendi isteğimle mi burada olduğumu, buna zorlandığımı mı, yoksa para için mi yaptığımı sordu. Dağlarda olmayı ve güçlü durmayı sevdiğimi anlayamıyorlardı,” diyor.

Toplumun gözü önünde duran kadınlar varsa, mutlaka onları sorgulayan erkekler de oluyor. Bazen de onların güvenliğini sağlamaya, iyi niyetli öğütler vermeye ya da fikirlerini beyan etmeye kalkışıyorlar. Soruların tümü kötücül ya da buyurgan değil, ama kamusal alanlar, Tahran’da ya da Brooklyn’de fark etmeksizin, erkeklerin arenası. Kadınlar bakışlar, yorumlar, sorular, sataşmalar, tacizler, tehditlere maruz kalmadan özgürce hareket edemiyor. Nerede olurlarsa olsunlar göze batıyorlar.

Alanların güvenliğini sağlama durumu, kadın bedenlerinin güvenliğini sağlamanın ayrılmaz bir parçası. 13 yıldır gazetecilik yapan ve Hindistan genelinde geniş kapsamlı haberler yazan Priyanka Borpujari, Paul’le yaptığı yürüyüş sırasında tanımadığı ortamlara girmek ya da fiziksel zarar görmek konusunda endişeli değildi. “Benim için en büyük zorluk, tüm kadınların karşılaştığı, ama Paul’ün daha önce hiç deneyimlemediği bir zorluktu. Kadın bedeni. Bedenimin neler yapıp yapamayacağıyla ilgili birçok korkunç önyargıyla büyüdüm. Yürüyüşün ilk günlerinden birinde, sırt çantamın ve sutyenimin askılarının beni öldürmek için birbiriyle yarıştığını hissettim.”

Kadınlar en başından beri, kadın bedeninin harekete elverişli olmadığına ilişkin, hiç de bilimsel olmayan bir inanışa maruz bırakılıyor. Rebecca Solnit, yürümenin tarihi üzerine yazdığı, olağanüstü derecede kapsamlı kitabı Wanderlust’ta, “Kadınların daha kötü yürüyüşçüler olduğu inanışı insan evrimi literatüründe çok yaygın,” diye yazıyor. Kadın bedeni sadece bakılmak üzere tasarlanmış bir gösteri; ya da çocuk doğurmak üzere tasarlanmış tek kullanımlık bir eşya; ya da erkeksi güç ve kudretten yoksun bir zafiyet. Öte yandan erkek bedeni sadece tarafsız bir nesne –varoluşun varsayılan hâli.

Paul kendi bedeni hakkında genellikle, içinden geçtiği toprakların dikişsiz bir parçası olarak hissettiğini yazıyor –hareket ve düşünceler için bir motor görevi görmek üzere oluşturulmuş insan türü. Fakat odaklandığı alan fiziksellikten çok entelektüel. Priyanka’nın gözlemlerine göre Paul yürüyüş sırasında fazlasıyla fiziksel strese katlanıyor olsa da, bunun bedeni üzerindeki gerçek etkileri hakkında konuşmaktan kaçınıyor. Fiziksel zorlukların, hikâyenin konusu hâline gelmesini istemiyor. Ancak Priyanka için bedeni hakkında konuşmak en önemli ve gerekli şey. “Bu düşünce utanmama neden oluyor, çünkü Paul’ün bu konulardan asla bahsetmediğini biliyorum. Kendi kendime sürekli, ‘Bundan bahsetmem sorun olur mu?’ diye düşünüyorum.”

Dünya üzerinde, şimdiye dek bedeninden hiç utanç duymamış bir kadın var mı? Kadınlar için, yalnızca bir bedene sahip olmak bile özel bir dehşet kaynağı. Ama yine de hiçbir gerçek, onu konuşacak bir beden olmadan var olamaz. Bir bedenle yaşama deneyiminin insanların bakış açısını, düşünce yapısını belirlediği çekirdek bir feminist düşünce. Priyanka’yla konuşurken, Carolee Schneemann’ın sanatını, Jamaica Kincaid, Kathy Acker, Noelle Chatelet’in yazılarını hatırladım –kadın bedenlerinin tüm dağınıklığı, çirkinliği ve fizikselliğiyle sergilendiği eserleri. Peki ya toprağın bir parçası olmak? Priyanka bu konuda şöyle diyor: “Ayaklar altında çiğnenmiş bir toprağı düşünün; işte kadın bedeni bu.”

Cennetten Çıkış Yürüyüşü’nde –yürüyüşçüler, yazarlar, röportaj konukları olarak– yer alan kadınların sayısı erkeklerden çok daha az. Paul’ün de yazdığı üzere, cinsiyet eşitsizliği küresel bir hikâye: Altı yıllık yürüyüşünde karşılaştığı en yaygın, en kökleşmiş adaletsizlik bu. Eziyet gören diğer grupların hareket özgürlüğü kısıtlanıyor –bu konuda yalnızca ABD’deki siyahi erkeklere doğrultulan polis şiddetine bakılması yeterli– ama, Solnit’in gözlemlerine göre, dünyanın çoğu bölgesinde binlerce yıldır cinsiyet kimliğinin ayrılmaz bir parçası olan cinsiyet bazlı baskılar, tartışmaya açık bir şekilde ırk, sınıf, din, etnik köken ve cinsel yönelime dayanan sınırlandırılmış baskıdan daha kapsamlı. “Ayaklarının onları götürebileceği yere kadar gitmelerine izin verilmeyenler, yalnızca dinlenceden değil, insanlıklarının geniş bir bölümünden de mahrum bırakıldı,” diye yazıyor Solnit.

Bu gazetecilik projesi için sorulacak asıl büyük soru yazarlıkla ilgili: Kimlerin hangi hikâyeleri anlatacağı. Bir gazeteci için, başkalarının hikâyelerini anlatmak dış dünyaya erişebilmeyi gerektiriyor. Dış dünyanın kadınlardan yoksun olduğunu kabul edersek hangi hikâyeleri kaçırmış oluruz?

“Yürüyüş sırasında ve kendi çevremdeki hikâyelerden yola çıkarak fark ettiğim bir şey de, kadınlar adına konuşanların daima erkekler olduğu. Bunun değişmesi gerekiyor ve benim niyetim de tam olarak bu,” diyor Arati. “Politikadan ilkelere, adaletsizlikten ekonomiye, iklim değişikliğinden çevresel çöküşe, yeryüzünde olan biten her şey kadınları da etkiliyor. Bu hikâyelerin anlatılması ve hatta üzerlerine düşülmesi gerekiyor, çünkü Hindistan taşralarında olup bitenleri bunlar şekillendiriyorlar.”

Paul’e katılan kadınların birçoğu da onun gibi gazeteci. Bana söylediklerine göre mesleklerindeki cinsiyet ayrımcılığının, röportajlarının reddedilmesi ya da doğrudan görevden alınmaları gibi görünür bir şekilde ortaya çıkması oldukça ender. Fakat kişilerle konuşmak güven ve saygı gerektiriyor ve bu da kadınlara bazen kolayca verilemeyebiliyor. Bu kadınlar, Paul’e genellikle kendilerinden daha büyük bir ciddiyetle yaklaşıldığını gözlemlemişler –erkek, görece daha yaşlı, Amerikalı ya da sadece merak uyandıran birisi olduğu için mi böyle yaklaşıldığı ise hiçbir zaman belirgin olmamış. “Ben Hintçe konuşuyor olsam bile herkes ona bakıyordu,” diyor Camille Framroze. “Tüm gözler onun üzerindeydi. Bunun ne kadarının cinsiyetçilikle, ne kadarınınsa onun yabancı olmasıyla ilgili olduğunu hiçbir zaman tam olarak anlayamadım.”

Yalnızca kadınların köşe yazılarını yayımlayan P.SEE dergisinin editörlüğünü yapan İsrailli gazeteci Noa Burshtein, “İnsanlar erkeklerin her ne isterlerse o olmalarına izin verirler,” diyor. “Ancak sıra bana gelince hep kişisel sorularla karşılaşırım. Bu işi nasıl kaptın? Hikâyen nedir? Kimsin? Yalnızca bir gazeteci, bir çalışan olamam. Ben daima, gazetecilik yapan bir kadınım.” Fakat bir kadının gözünden bakıldığında açıkça görülen şeyi de belirtmeden geçmiyor: “Kontrolü elinde tutan, iktidar sahibi olan gruptan farklı bir gruba aitseniz, gücün etkisini de daha net görebiliyorsunuz.”

Bu değerli bir şey. Gazeteci olan bir kadının, aynı zamanda kadınsal alanlara da erişimi var. “Paul öylece mutfağa girip, ekmek yapan kadınlarla takılamaz. Maço ve vakur rajput erkekleriyle kalması gerekir,” diyor yürüyüşe bu yıl katılan gazeteci Bhavita Bhatia.

Dünyayı yürüyerek geçmek için ne tür bir insan olmanız gerekir? Günbegün ufuk çizgisini kovalamak için? Paul için bu, diğer birçok şeyin yanı sıra, onlarca yıllık uğraş ve deneyim, kurumsal destek, ev yaşamından göreceli bir bağımsızlık ve radikal ölçüde farklı bir şeye başlayabilmek için statükoya karşı yeterli oranda tatminsizlik gerektirmiş. (Kendisi bunlara bir de sonsuz diz kıkırdağı tedariğini eklerdi.) Benim ekleyeceğim şey ise özgüven. Özgüven, sonradan kazanılmış olsun ya da olmasın, muazzam bir güç. Hiç kimse kendinden şüphe etmeye karşı bağışıklığa sahip olmasa da (en azından aklı başında hiç kimse), erkekler bu beceriyi çok daha kolay elde edebiliyor. Ve bu –insanın kendisine yetkin bir şekilde konuşma, söylediklerini kabul ettirme ya da başkalarıyla fikir ayrılığına düşme izni vermesi– eğitim, olgunluk ve mesleki eğitim aracılığıyla kazanılıyor. Erkeklerin aile ve akranlarının onayını kazanması, okuması ve köklü kurumlarda çalışması çok daha olası.

Konuştuğum tüm kadınlar başarılı, yetkin ve kendi ayrıcalıklarına sahip insanlar. Kendilerini iyi tanıyorlar. Fakat yine de birçoğu bana Paul’le birlikte bu yürüyüşün sonuna gelene dek, bunu başarabileceklerinden emin olamadıklarını söylüyor. Tutuculuk ve şiddete eğilimiyle bilinen iki Hindistan eyaletini yürüyen Bhavita şöyle diyor, “Buna katılmamın nedeni, daha önce ülkenin her yanına seyahat etsem de, Uttar Pradeş ve Bihar’a hiç gitmemiş olmamdı. Buradan yürüyerek geçmek için başka bir şans elde edebileceğimi hayal edemedim –bu adamın benim tek şansım olduğunu düşündüm. Ama artık geri dönüp o yolu tekrar yürüyebileceğimi hissediyorum.”

Bu sözlerle, kendi başına ve kendi kurallarıyla yürüyebileceğini anlatmaya çalışıyor. Konuştuğum kadınların neredeyse tümü, Paul’e katıldıktan sonra kendilerini onun yerinde hayal edebilmiş. Böyle bir şeyi asla yapmayacak olmalarının sayısız nedeni var –kariyerlerinde başka hedefleri, ailesel sorumluluklar, akıllarındaki daha büyük ve daha iyi projeler– ama önemli olan şu ki, korku bu nedenler arasında değil.

Bhavati, “Günün birinde uyanıp bir kadının Paul’ün yaptığı şeyi yaptığını görmek istiyorum. Yaşamım sona ermeden önce genç bir kadının, bunu ben de yapacağım, dediğini görmeyi umuyorum,” diye ekliyor.

Nellie Bly, 72 Günde Devri Âlem kitabında, kendisinin tek başına yolculuk eden bir kadın olması üzerinde çok fazla durmuyor.(Yine de onun güvenliğini sağlamayı kendine görev edinen birçok erkekten bahsetmeden geçmiyor.) Bunun yerine, kıvrak bir zekâyla ve kendinden emin bir şekilde, gördüklerini yazıyor. Tarihte sayısız kadın, aynı Bly gibi yürüdü (ya da uçtu veya yelken açtı): Louisiana boyunca Lewis ve Clark’a rehberlik eden Sacagawea; dünyanın etrafını iki kez dolaşan (ama yine de Londra’daki Kraliyet Coğrafya Topluluğu üyeliği kabul edilmeyen) Ida Pfeiffer; “hayalleri her zaman başka ülkelere ait” olduğu için 1890 yılında National Geographic Topluluğu’na katılan yazar ve fotoğrafçı Eliza Scidmore; Ortadoğu keşifleri hakkında iki düzineyi aşkın kitap yazan Freya Stark; tarihteki en büyük mürettebatı komuta eden Qing Hanedanlığı dönemi korsanı Ching Shih; Ortadoğu’daki çöl yürüyüşleri ve kabile şefleriyle kurduğu güven ilişkisi Britanya İmparatorluğu’ndaki tüm kadınlardan daha fazla politik güç sağlayan Gertrude Bell. Bunlara Afrika’dan çıkan, Bering Boğazı’nı geçen, Büyük Okyanus’un görünmez, bilinmez adalarına yelken açan kadim kadınları da ekleyebiliriz.

Paul genellikle bir öncü olarak tanımlanıyor. Cennetten Çıkış Yürüyüşü’ndeki kadınlar da yeni yollar keşfediyor ve arkalarından gelecek olanların yolunu açıyor. Loveleen, Racastan’da mahremiyet içinde banyo yapabilmek için bir tarlaya girdiği bir akşamı hatırlıyor. Priyanka eşliğinde köye döndüğünde, gözleri alacakaranlıkta parıldayan, okul çağındaki kızların onları beklediğini görmüştü. Kızlar, “Orduya nasıl girdiniz? Nasıl avukat oldunuz? Nasıl gazeteci oldunuz?” diye sordular. Burunlarını sorarken, onlara karşı çıkmak ya da bir şeyi kanıtlamaya çalışmak istemiyorlardı. Yalnızca bunları nasıl yaptıklarını öğrenmek istiyorlardı, böylece kendileri de aynılarını yapabileceklerdi.

Camille Bromley Cennetten Çıkış Yürüyüşü’nün sosyal medya editörü. Columbia Journalism Review’a ve Believer dergisine katkıda bulunan editörler arasında. Twitter ve Instagram’da takip etmek için: @outofedenwalk

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA