ARALIK SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Vikinglerin Yeni İmajı

Heather Pringle

Elliot Ross, Robert Clark ve David Guttenfelder

28.2.2017

Vikinglerin Yeni İmajı

Gerçeklikten çok fantezi ürünü bir tüylü miğfer takmış Shetlandlı, her yıl yapılan Up Helly Aa ateş bayramında Viking mirasını kutluyor. Şenlik sırasında maket bir gemi de ateşe veriliyor.

Acımasız oldukları doğru. Ama kadın liderleri, gıpta edilecek zenginlikleri ve süslemeleri de vardı. Afganistan’dan Kanada’ya 50’yi aşkın kültürle tanışmışlardı.

Çiseleyen yağmur altında soğukta titreşerek Viking kralıyla yağmacı çetesinin gelmesini bekliyoruz. Shetland’ın tarihi Lerwick kasabasında buz gibi bir Ocak gecesi ama havaya coşku hâkim.

İki küçük çocuğuyla yanımda dikilen adam, belediye binasının ardından yükselen kızıl dumanı fark edince gülüyor. “Tüm binayı ateşe vermişler galiba,” diye bağırdığında çevredeki herkes gülümsüyor. Aslında hepimiz ateş için buradayız. Bugün, Shetland’ın Viking geçmişini kutlayan ateş bayramı Up Helly Aa. Herkes gibi ben de bir Viking gemisinin yakılışını izlemek için buradayım.

Kralın bölüğünün yanı sıra onlarca insan sokağa akarken, yüzlerce meşaleden çıkan alevler dans ediyor. Akıncıların çektiği zarif Viking gemisi (uzungemi) göründüğünde kalabalıktan keyifli bir uğultu yükseliyor. İskoçya anakarasının kuzeyindeki bu kayalık sahillere Vikingler ilk kez bin 200 yıl kadar önce çıkmış, yerel direnişi ezerek toprakları ele geçirmişti. Shetland’ı yedi yüzyıl boyunca Norveç kralları yönetti, ta ki adaları bir İskoç kralına para karşılığı rehin bırakana kadar. Bugün eski Norse lehçesi –Nornca– Shetland’da tamamen unutulmuş olabilir ama adalılar Viking geçmişleriyle büyük gurur duyuyor. Her yıl Up Helly Aa’ya fanatik bir hevesle hazırlanıyor, borda kaplamalarını tek tek birleştirerek bir Viking gemisi maketi kuruyorlar.


Polonya, Wolin’deki bir festival sırasında Vikinglerle Slavlar arasındaki savaşı canlandıranlar, kılıç ve mızraklarla birbirlerine meydan okuyor. Viking çağının ilk dönemlerindeki küçük akıncı grupları daha sonra Avrupa’nın büyük bir bölümünü ele geçiren ordulara dönüşmüştü. [Fotoğraf: David Guttenfelder]

Kalabalık, denizlerin hâkimleri ve ejderha başlı gemilere dair eski şarkılar söylerken, meşale taşıyanlar gemiyi duvarla çevrili bir alana çekiyor. Kralın verdiği işaretle birlikte yağan meşaleler gemiyi alevler içinde bırakıyor. Alevler geminin direğini sararken, gecenin karanlığında kıvılcımlar uçuşuyor. Kenarda bekleşen çocuklar ayaklarını vurarak dans ediyor.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, şenliğe katılanlar partilerde doyasıya eğlenirken, ben Vikinglerin düş gücümüzü hâlâ bu kadar çok etkiliyor olmasına şaşıyorum. Yüzlerce yıl önce yok olmuş bu Ortaçağ denizcileri ve savaşçıları, film yapımcılarının, yazarların ve çizgi roman sanatçılarının hayal dünyasında yaşamaya devam ediyor. Çoğumuz bu hayali Vikinglerin hayatına dair ayrıntıları –nasıl savaşıp şölen yapıyorlardı, nerede yaşıyorlardı, nasıl ölüyorlardı– ezbere biliyoruz. Ama, Vikingler hakkında gerçekten ne kadar bilgimiz var? Kimdiler, dünyayı hangi gözle görüyorlardı ve gerçek yaşamları nasıldı?

Şimdilerde –uydu görüntülerinden DNA araştırmalarına ve izotop analizlerine kadar– teknolojinin ilerlemesiyle birlikte arkeologlar ve farklı alanlarda çalışan biliminsanları şaşırtıcı yeni yanıtlar buluyor. Estonya’da, katledilmiş savaşçılarla dolu iki gemi mezar üzerinde incelemelerde bulunan biliminsanları, Vikinglerin kökenlerindeki şiddete yeni bir ışık tutuyor. İsveç’te, bir kadın Viking komutanın kalıntılarını inceleyen araştırmacılar savaşta kadının rolünü aydınlatıyor. Rusya’da, Viking köle tacirlerinin izlerini süren arkeologlarla tarihçiler, köle ticaretinin Viking ekonomisi üzerindeki önemini ortaya çıkarıyor. Düşünüldüğünden çok daha karmaşık ve ilginç bir dünyanın kapıları arkeologların önünde ardına kadar açılmaya başlıyor. “Viking araştırmalarında çok heyecan verici bir dönem yaşıyoruz,” diyor, Lerwick’teki Shetland Kültürel Planlama Vakfı tarihçisi Jimmy Moncrieff.

Yakın dönemlerde yapılan araştırmalar, bu cüretkâr denizcilerin arzuları ve kültürel etkileri hakkında yepyeni bir tablo çiziyor. İskandinavya’daki anavatanlarının kıyılarından sekizinci yüzyılın ortalarında dünya sahnesine çıkan Viking servet avcıları, 300 yıl boyunca Avrupa’nın hemen her yerini keşfetmiş ve geçmiş yılların araştırmacılarının tahmin dahi edemeyeceği kadar uzaklara gitmişlerdi. İsveç Uppsala Üniversitesi’nden arkeolog Neil Price’a göre, ince hatlı zarif yelkenlileri ve denizlerle nehirler hakkındaki derin bilgileri sayesinde –Afganistan’dan Kanada’ya dek, günümüzün 37 kadar ülkesine– seyahat etmişlerdi. Yol üzerinde karşılarına çıkan 50’yi aşkın kültürle ilişki kurmuşlar ve lüks mallar edinmek için hevesle ticaret yapmışlardı. Avrasya kaftanları kuşanıyor, Çin ipekleriyle giyiniyor ve ceplerini İslam ülkelerinin gümüş sikkeleriyle dolduruyorlardı. York ve Kiev’de zengin kentler inşa etmişler, Büyük Britanya, İzlanda ve Fransa’nın birçok yerini sömürgeleştirmişler, Grönland ve Kuzey Amerika’da kaleler kurmuşlardı. O döneme kadar hiçbir Avrupalı denizci yaşadığı topraklardan bu kadar uzaklaşmamıştı. “Bunu bir tek İskandinav halkları yaptı,” diyor Price. “Sadece Vikingler.”

Keşifler ve ticaret, zenginliğe giden tek yol değildi. Viking savaşçılar, İngiltere ve Avrupa sahillerinde fırsat kollayarak dolaşır, ani ve şaşırtıcı bir vahşetle saldırırdı. Kuzey Fransa’da, Seine ve diğer nehirlerde gezinir, canları istediğinde saldırır ve gemilerini yağma mallarıyla doldururlardı. Terörü iyice yaygınlaştırarak, Batı Avrupa’daki Karolenj İmparatorluğu ekonomisinin yüzde 14’ünü boş barış vaatleri karşılığında gasp etmişlerdi. Manş’ın karşı kıyısındaki İngiltere’ye ara sıra yapılan akınlar gerçek bir savaşa dönüşünce, bir Viking ordusu üç Anglosakson krallığını işgal edip ele geçirmiş, cesetler tarlalarda çürümeye bırakılmıştı. “Viking çağı,” diyor Price, “hassas insanlara göre değil.” Peki, diye soruyor bugünün araştırmacıları, tüm bu hengâme nasıl başladı? İskandinavya’nın Ortaçağ çiftçileri nasıl ve neden Avrupa kıtasının başına bela kesildi?

Yabancı kıyılara akınlar başlattıkları İS 750 yılından yaklaşık üç yüzyıl önce, İskandinavya’nın kargaşa nedeniyle çökmüş olduğunu söylüyor Price. Bu dönemde, tepelere bir dizi kale inşa eden, güç ve toprak için birbiriyle savaşan 30’u aşkın küçük krallık ortaya çıkmıştı. Yine aynı sıralarda bir de doğal felaket gelip çatmıştı. Olasılıkla birden fazla afetin bir araya gelmesi sonucu –yeryüzüne çarpan meteor ya da kuyrukluyıldız olayları ve en az bir büyük yanardağ patlaması– atmosfere salınan dev bir toz bulutu, İS 536’da güneşi tamamen kapatmış ve izleyen 14 yıl boyunca kuzey yarıkürede yaz sıcaklığının düşmesine neden olmuş, Ortaçağ tarımının kuzey sınırında yer alan İskandinavya'nın üzerine çöken uzun dönemli soğuk ve karanlık, ölüm ve yıkım getirmişti. Örneğin İsveç’in Uppland bölgesinde, açlık ve savaş nedeniyle köylerin yaklaşık yüzde 75’i terk edilmişti.


Danimarka’daki Ribe Viking Merkezi’nde, tarih yorumcuları gerçeğe uygun olarak inşa edilmiş bir uzunevde yaşamı canlandırıyor. Yemekler odanın ortasındaki açık ateşin üzerinde pişiriliyordu. Viking yiyecekleri arasında tuzlanmış ringa balığı, arpa lapası ve haşlanmış koyun kellesi de vardı. [Fotoğraf: David Guttenfelder]

Felaket o kadar büyüktü ki, dünyanın en karanlık mitlerinden birini ortaya çıkarmıştı: İskandinav efsanesi Ragnarök, tüm tanrıların, doğaüstü yaratıkların, insanların ve canlıların öldüğü son savaşı ve evrenin yok oluşunu anlatıyor. Ragnarök’ün, güneşin karardığı, iklimin sert ve acımasız bir özellik kazandığı ölümcül Fimbulvetr yani “büyük kış” sırasında başladığına inanılıyor. Price, tüm bu olayların, 536 yılında ortaya çıkan toz bulutuyla tuhaf bir şekilde paralellik gösterdiğini söylüyor.

Yaz en sonunda yüzünü yeniden gösterip nüfus artışa geçtiğinde, İskandinav toplumu daha saldırgan bir hale büründü. Etrafına tepeden tırnağa silahlı savaş çeteleri toplayan liderler, terk edilmiş topraklara el koyup savunmaya başladılar. Gerçek hayatta geçen bu Game of Thrones’ta (Taht Oyunları), hem kadında hem de erkekte cesaret, saldırganlık, kurnazlık, ateş altında güç gösterisi gibi savaş becerilerinin yüceltildiği askeri bir toplum ortaya çıktı. Arkeologların döneme ait çok sayıda bozulmamış mezar bulduğu İsveç adası Gotland’da, “neredeyse iki kişiden biri silahlarıyla birlikte gömülmüş,” diyor Uppsala Üniversitesi arkeologlarından John Ljungkvist. Silahla donanmış bu toplum şekillendiği sırada, yedinci yüzyılda ortaya çıkan yeni bir teknoloji –yelken– İskandinav denizciliğinde devrim yarattı. Usta marangozlar, silahlı savaşçı çetelerini görülmemiş mesafelere görülmemiş bir hızla taşıma becerisine sahip, rüzgâr gücüyle ilerleyen kıvrak gemiler inşa etmeye başladılar. Kuzey kralları ve rahat durmayan yandaşları bu gemilerle Baltık Denizi ve Kuzey Denizi’nde yolculuk ediyor, yeni topraklar keşfederek kasabaları ve köyleri yağmalıyor, insanları köleleştiriyordu. Memleketlerinde kendilerine eş bulamayan erkekler, zorla veya ikna yoluyla kadın esirleri kendilerine eş olarak alıyordu.

Tüm bu sayılanların –yüzlerce yıldır süregelen krallık hırsı, bekâr ve genç savaşçıların bolluğu ve yeni tip gemiler– bir araya gelmesiyle kusursuz bir ortam oluştu. Vikinglerin kuzeyden akın ederek Avrupa’nın büyük bir bölümünü kendilerine özgü şiddetle kasıp kavurması için sahne hazırdı artık.

750 yılı civarında, ilk Viking savaşçılarından bir grup, Estonya’nın hemen açıklarında, Saaremaa Adası’nın kumluk bir burnuna iki gemi çekti. İsveç, Uppsala civarındaki ormanlık yurtlarından çok uzaklardaki bu adamlar başarısızlıkla sonuçlanan bir baskından yaralı kurtulmuştu. Gemilerin içinde, birinin kral olduğu tahmin edilen 40’tan fazla Viking savaşçısının cesedi üst üste yatıyordu. Zorlu savaşlar görüp geçirmiş, uzun boylu, kaslı, iriyarı delikanlılar ve hayatlarının en verimli çağındaki genç adamlardı çoğu. Kimi bıçaklanarak ve parçalanarak öldürülmüş, kiminin kafası kesilmişti.


Polonya’da geçmişi canlandıranlar, yakın dövüşe hazırlık olarak zırh kuşanmış. Vikingler vahşi ünlerine uygun yaşıyordu: İskandinav erkek çocukları küçük yaşlardan itibaren savaş eğitimi alıyor ve kan dökmeye hazır hale getiriliyordu. [Fotoğraf: David Guttenfelder]

Sağ kalanlar, beden parçalarını bir araya getirmek ve cesetleri kumluk burundaki en büyük geminin güvertesine yerleştirmek gibi dehşet verici bir işe koyuldu. Sonra cesetleri bez parçalarıyla örtüp, ahşap ve metalden yapılma savaş kalkanlarını ölen arkadaşlarının üzerine yığarak pek de yüksek olmayan derme çatma bir mezar anıtı oluşturdular.

2008’de elektrik kablosu döşeyen bir grup işçi, insan kemikleri ve çürümüş bir kılıcın parçalarını bulunca yerel yöneticiler arkeologları çağırdı. Price, bu keşfi şaşkınlıkla anlatıyor. “Arkeologlar, ilk kez bir Viking baskınına dair kazı fırsatı yakalamışlardı,” diyor. Dikkate değer bir konu daha vardı: Estonya, Salme’de gömülen savaşçılar, İskandinav yağmacıların 793’te İngiliz Lindisfarne manastırına gerçekleştirdikleri ve ilk Viking saldırısı olarak kabul edilen baskından 50 yıl kadar önce ölmüşlerdi.

Salme’deki gemi mezarlar, Viking uzmanları heyecanlandırıyor. “Beni en çok kılıçlar hayrete düşürdü,” diyor Price. Çoğu araştırmacı, ilk Viking çetelerinde kılıç ve değerli savaş gereçleri taşıyan az sayıda seçkin savaşçı bulunduğunu, gerisinin ilkel mızrak ve yaylarla donanmış 20–30 çiftçi çocuğundan oluştuğuna inanıyordu. Ama Salme’de durum farklıydı. Bu mezarda insandan çok kılıç vardı, ki bu da en azından ilk dönemdeki keşiflere daha çok üst sınıf savaşçının katıldığını kanıtlıyor.

İskoçya’nın Edinburgh kentinin güneyinde ıssız bir sanayi parkında bir Ocak sabahı, araştırmacılar küçük bir koruma laboratuvarının kilitli kapılarını açarak bize yol gösteriyor. Bir yılı aşkın süredir, bir Viking önderinin yabancı ülkelere yaptığı saldırılar ve yağmalarda ele geçirdiği hazineyi inceliyorlar. Bin 100 yıl kadar önce İskoçya’nın güneybatısına gömülen Galloway definesi, som altın külçe, Bizans’tan ve İslam ülkelerinden ipek kumaş parçaları ve üzeri mineli Hıristiyan haçına kadar bir sürü yabancı ve güzel nesneden oluşuyor. Uzmanlık alanı Viking dönemini kapsayan bağımsız arkeolog Olwyn Owen, “Muhteşem bir buluntu,” diyor.

Ziyaret ettiğimiz gün konservatörlerden biri definenin değerli bazı parçalarını ortaya çıkarmış. Masanın üzerinde kuş biçimli ince uzun bir altın iğne duruyor. Bir zamanlar başpapazların ve ruhban sınıfının kutsal metinleri okurken satırları takip etmek için kullandığı okuma çubuğunu çağrıştırıyor. Yanında, olasılıkla bir azizin kutsal emanetini saklamak için tasarlanmış altın telkâri bir kolye ucu var. Masanın öbür ucundaki, bazıları kıvrımlı filizler ve mitolojik yaratıklar, bazıları da insan yüzünü çağrıştıran garip desenlerle donatılmış dokuz adet gümüş broşa bakıyor Owen. Biri hariç hepsinin Anglosaksonlar için tasarlanmış olduğunu söylüyor. “Ya da başka bir deyişle,” diye ekliyor, “bir Anglosakson manastırında veya yerleşiminde çok kötü bir gün yaşandığını gösteriyor.”


İsveç, Anundshög’de, dikilişinden bin yıl sonra hâlâ ayakta duran bu taş üzerindeki runik yazı bir Viking babanın, oğlu Heden’e duyduğu sevgiyi anlatıyor. Genç adamın akıbeti bilinmiyor, ama zamanının diğer genç Vikingleri gibi o da Doğu veya Batı Avrupa’daki Viking sömürgelerinden birine göç etmiş olabilir. [Fotoğraf: Robert Clark]

Bu hazineyi biriktiren Viking önderinin güzel şeylere karşı zaafı olmalı. Yağmalanan malların hepsini eritip külçe haline getirmek yerine, birçok parçayı özel, egzotik, yabancı sanat koleksiyonu olarak kendisi için bir kenara ayırmış. York Üniversitesi arkeologlarından Steve Ashby, Vikinglerin yabancı kültürlere ait zarif şeylere merak duyduğunu ve seçkin sınıfın bu statü sembollerine sahip olmaktan ve kullanmaktan zevk aldığını söylüyor. “Üst sınıf erkekler züppeydi,” diyor Ashby. “Lüks tüketime önem verilen bir toplumda yaşıyorlardı.”

Gözlerini boyayan, renkli giysiler giyen ve ağır mücevherler takan –boyun tasması (tork), giysi tokası, pazubent ve yüzük– Viking önderleri, Vin Diesel’den çok Johnny Depp’e benziyordu. Ama bu abartılı giyimin ciddi bir amacı vardı: Her bir nesne, yabancı topraklarda geçen bir maceranın, ödüllendirilmiş bir gözü karalığın ve cesaretin öyküsünü anlatıyordu. Savaş ganimetleriyle süslü bir Viking, yağmacılığa teşvik eden ayaklı reklam panosu gibiydi ve genç erkekleri ganimetten pay alma karşılığında saflara katılmaya çağırıyordu. “Viking önderleri, güç odağı olarak kalmak istiyorlarsa, başarıları konusunda alçakgönüllü olma lüksüne sahip değillerdi,” diyor Ashby.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Mart 2017 sayısında veya iPad/iPhone edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA