MAYIS SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Megalodonu Kim Öldürdü?

Maya Wei-Haas

Fernando G. Baptista

1.3.2019

 

Megalodonu Kim Öldürdü?

Megalodon tarihte okyanuslara hükmediyordu. Bu devasa yaratıklar 20 metreyi bulan uzunluklara ve iki metreyi aşabilen genişlikte çenelere sahipti.

Megalodonun soyu kesinlikle tükendi –ve bunun suçlusu büyük beyaz köpekbalığı olabilir.

23 Aralık 2007’de, ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki Santa Cruz yakınlarındaki plajlarda in cin top oynuyormuş. Hava Kaliforniya standartlarına göre soğukmuş ve sert bir rüzgâr kumluk alanın üzerinden rahatsız edici biçimde esiyormuş.

Ama bu, paleontolog Robert Boessenecker’i soğuk sahilleri hırsla araştırmaktan alıkoymamış. O zamanlar Montana Eyalet Üniversitesi’nde olan Boessenecker fosil peşindeymiş ve aradığı şeyi çok geçmeden bulmuş. Boessenecker’in hakkında, “Bundan büyüğü zor bulunur,” dediği eli büyüklüğündeki, koyu yeşile kaçan mavi diş bir kayalıktan dışarı çıkıntı yapıyormuş.

Bu ender rastlanır buluntunun kaynağı Otodus megalodon, yani okyanuslarda süzülmüş en büyük köpekbalığıydı. Kimi filmler, uzunluğu neredeyse 20 metreyi bulan bu canavarların derinlerin zifiri karanlığında hâlâ dolaştığı yönündeki komplo teorilerini körüklemeye devam etse de, megalodonun soyunun tükendiği su götürmez bir gerçek. Boessenecker’in o soğuk kış günü yaptığı keşif, bu dev canlıların dünya sahnesinden tam olarak ne zaman ayrıldığını saptama amaçlı on yıllık bir araştırmanın başlangıcı olmuş onun için.

Sonunda bir yanıta ulaşmış: Bulgulara göre megalodon yaklaşık 3,6 milyon yıl önce, yani önceki tahminlerden ortalama bir milyon yıl önce ortadan kayboldu. 12 Şubat’ta PeerJ dergisinde yayımlanan ve günümüz büyük beyaz köpekbalığının yükselişiyle çakışan yeni tarih, okyanus hiyerarşisindeki bu çalkalanmanın megalodonun sonunu getirmiş olabileceğine işaret ediyor.

Megalodonun Peşinde

Bu sonuçlanamamış vakayı çözmek için, günümüzde Charleston Koleji’nde yardımcı eğitmenlik yapan Boessenecker ve meslektaşları, Kaliforniya’da megalodona dair başka izler aramış ve ABD’nin batı kıyısından çıkan buluntuları bir araya getirmişler. Sonra çok geçmeden, tarihöncesinde yaşanmış bu yok oluşa daha geniş bir açıdan bakabilmek için araştırmalarını diğer bölgelere genişletmişler.

Giderek büyüyen listelerindeki örnekler yalnızca araştırmacıların bizzat buldukları değildi. Ekip, yayımlanmış makalelerde adı geçen fosillerden ve müze koleksiyonlarındaki daha yeni dikkatlice incelenmiş buluntulardan da yararlandı. Bu megalodon avı boyunca ekip birkaç kez çalışmalarını yayımlatmaya çalıştı. Ancak eleştiriler genelde olumlu olsa da Boessenecker’ın söylediğine göre her seferinde onları geri çevirmek için bir neden çıkmış ortaya. Bu nedenler arasında çalışmanın uzunluğuyla ilgili kaygılar da varmış (son versiyonu ekler bölümü dışında 47 sayfa).

Ancak bu sırada başkaları da ipucu arıyordu. 2014’te, Florida Üniversitesi’nden Catalina Pimiento ve Zürih Üniversitesi’nden Christopher Clements, megalodonun soyunun tükenmesinin mevcut kayıtları kullanarak yaptıkları analizini yayımladılar. O ekip, bu canlıların aşağı yukarı 2,6 milyon yıl öncesine kadar okyanuslarda oyalandığı sonucuna varmıştı. Bu, tarihöncesinden akrabamız Homo erectus’un ilk adımlarını atmasından yalnızca yarım milyon yıl gibi bir süre önceydi.

Ölümcül Dedektiflik

En son araştırma için, Boessenecker ve meslektaşları yaptıkları dedektifliğin meyvelerini, 2014 tarihli araştırmalarının verileriyle birleştirip bir katalog oluşturdu. Ancak daha yakın zamanda tarif edilmiş diş ve omurgaların bir kısmıyla ilgili kuşkuları vardı. Bazı örnekler kırılmış veya fosfor elementi tarafından kimyasal değişime uğratılmıştı. Bu kimyasal değişim, binlerce yıllık bir süreç boyunca tek bir yerde durmadıklarının ve yanıltıcı biçimde daha genç duruyor olabileceklerinin bir kanıtıydı. Diğer kimilerinin geldiği yerler şaibeliydi ve bu da onları bir zaman aralığına sağlıklı biçimde oturtmayı olanaksız kılıyordu. Kimi örnekler de daha yakın zamanda yapılmış analizlerinin hesaba katılarak tarihlerinde düzeltmeler yapılmasını gerektiriyordu.

Boessenecker, zaman ve mekân açısından gerekli olan kesinliği sağlayamadıkları gerekçesiyle örneklerin yüzde 10 ila 15’ini araştırmanın dışında tuttuklarını tahmin ediyor. Ellerinde kalan kayıtların üzerinden tek tek geçmeye başladıklarındaysa bir örüntü çıkmaya başlamış ortaya.

“Sıkıcı ama klasik türden bolca dedektiflik yaptık,” diyor Boessenecker. Sonunda sonuçlar açıkça ortadaydı: Megalodon olasılıkla 3,6 milyon yıl önce yok olmuştu. Hata payıysa bu tarihin 3,2 milyon yıl gibi daha erken veya 4,1 milyon yıl gibi daha geç olabileceğine işaret ediyor.

Daha önce Boessenecker ile beraber çalışmış ve Pimiento ile Clement’in 2014 tarihli araştırmasının hakemlerinden biri olmuş olan San Diego Doğa Tarihi Müzesi paleontoloji bölümü küratörü Tom Deméré, “Bu çok daha inanılır ve güçlü veriler tarafından desteklenen bir çalışma,” diyor.

“Bu tür üzerinde daha fazla araştırma yapılmış olması bence harika,” diyor Pimiento. Örneklerin bazılarının, özellikle de zaman içinde konumları değişmiş veya nereden geldiği belirsiz olanların hariç tutulmasına o da katılıyor. Geniş bir olası yaş yelpazesine sahip örneklerin hariç tutulmasıyla ise tam olarak hemfikir değil.

“En olası soy tükenme tarihiyle ilgili daha büyük bir belirsizlik oluşabilir ama en azından değerli bir bilgiyi hiçe saymamış olursunuz,” diye yazıyor bir e-postasında.


Filmler, uzunlukları neredeyse 20 metreyi bulan bu canavarların denizlerin zifiri derinliklerinde hâlâ dolaştığı yönündeki komplo teorisini körüklemeye devam etse de, megalodonun soyunun tükendiği su götürmez bir gerçek.

Şüpheli Sayısı Artıyor

Megalodonun yok oluşunu daha isabetli biçimde inceleyebilmek, bu devasa hayvanların ortadan kaybolmasında rol oynayan güçleri anlayabilmemiz için kilit önemde. Eski teoriler sıklıkla, Pliyosen Devri’nin yaklaşık 2,6 milyon yıl önce sona ermesiyle denizlerde yaşanmış daha geniş çaplı bir yok oluşa bağlanıyordu.

Bu değişimden önce sular görece tuhaf canlılarla doluydu: dişsiz morslar, denizde yaşayan tembelhayvanlar, cüce çubuklu balinalar ve dahası. Pimiento ve meslektaşlarının 2017 tarihli bir araştırmasına göre, erken dönem deniz cinslerinin yaklaşık yüzde 36’sı bir sonraki döneme geçemedi. Ve sonrasında daha modern bir canlı yelpazesi ortaya çıkmaya başladı.

Bazı gökbilimciler bu toplu yok oluşun gezegeni zararlı muon radyasyonuyla kaplayan bir süpernovayla bağlantılı olduğunu öne sürdü. Ama hem Pimiento hem de Boessenecker, yok olma olayının çok daha yavaş gelişmiş olabileceğini ve işin içinde olasılıkla birçok faktör olduğunu vurguluyor. “Öncelikle, Dünya bu zaman dilimi içerisinde inanılmaz bir değişimden geçiyordu,” diyor Pimiento. Dünya soğuyor, sonuç olarak da buzullar giderek daha çok bir alan kaplayarak deniz seviyelerini düşürüyor ve mevcut okyanusları değişime sürüklüyordu.

“Bazı türler için sorun büyük ölçüde iklim olmuş olabilir,” diyor Pimiento. “Bazıları için onlardan önce soyu tükenenlerin yok olmuş olması, bazıları için bazı türlerin soyu –rekabet nedeniyle– tükendikten bir süre sonra yeni türlerin evrim geçirmesi, bazıları içinse tüm bunların hepsi olmuş olabilir sorun.”

Köpekbalığı Köpekbalığına Karşı

Yeni araştırmadan yola çıkan Boessenecker ise megalodonu dünyadan silen şeyin başka bir şey olabileceğini düşünüyor. Yeni tarih megalodonun daha ufak ama yine de azılı olan kuzeni büyük beyaz köpekbalığının (Carcharodon carcharias) dünyaya yayıldığı, yaklaşık 4 milyon yıl önceki tarihle kesişiyor ilginç bir şekilde. Bu zaman dilimi içerisinde megalodonu etkileyebilecek başka değişimler de yaşanmış olmasına rağmen bunlar büyük oranda yerel ölçekteydi.

“Başka hiçbir şey dünyayı bu kadar küresel bir ölçüde etkilemedi,” diyor Boessenecker.

Maryland Üniversitesi’nde antik köpekbalıkları üzerine çalışan Bretton Kent, araştırmanın kapsamlılığını övüyor ama bir başka olası suçlu daha olduğunu söylüyor: Modern kaplan köpekbalığı da (Galeocerdo cuvier) bir zamanlar genç megalodonlarla aynı suları paylaşıyordu. Kent, türler arası bir rekabetin bu kadar büyük bir düşüşe neden olabileceğinden kuşkulu olduğunu da belirtiyor.

Boessenecker’a göreyse eski denizlerde tam olarak ne olduğunu söylemek çok zor ve vakanın tam anlamıyla çözülebilmesi için daha çok araştırma gerekiyor.

“Paleontolojinin büyülü yanlarından biri bize yaşamın tarihini keşfetme fırsatı tanıması,” diye ekliyor Deméré. “Ne kadar çok insan arayışa katılırsa ve Dünya tarihinin bu sayfası ne kadar ayrıntılı örneklere sahip olursa o kadar çok şey öğreniriz.”

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA