MAYIS SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Küçük Parça, Dev Sorun

Laura Parker

David Liittschwager

30.4.2019

 

Küçük Parça, Dev Sorun

Çoğu okyanus plastiğinin kaderi dalgalar ve güneş ışığı etkisiyle küçük parçacıklara, yani mikroplastiklere ayrışmak; ama bu mavi eldiven, denizlerde henüz bu kaderi paylaşacak kadar uzun süre geçirmemiş. Başparmağın altında Psenes cinsi bir balık larvası görülüyor; işaret parmağının dibindeki çizgili olansa bir lambuka.

Dünyaya yeni gelen balıklar ufacık plastik atıkları gıda sanıp yiyor. Yavru balıklar ölürse daha az büyük balık olur ve bu da besin zincirinde ciddi sarsıntılara yol açar.

Kısa bir süre önce Büyük Okyanus’ta, Oahu’nun güneybatı kıyılarının 750 metre kadar açıklarında şnorkelle daldım. Hawaii’deki bu adanın sualtı yamaçları o bölgede oldukça dik; öyle ki, henüz motorla açılırken dahi deniz tabanı hızla gözden yitip gitti. Arkama baktığımda, kıyıdan bir kilometre kadar gerilerde yükselen Waianae dağ sırasının yemyeşil sırtlarını görebiliyordum. Genelde bölge sularını alize rüzgârlarından koruyan dağlar bunlar. Ancak o günkü esintinin suda yarattığı hafif çırpıntı, görmek için buraya geldiğim şeyin üzerini örtecekti neredeyse. Yavru balıkların yaşamlarının ilk haftalarının badirelerini atlatmaya çalışırken beslendikleri, organik parçacıklar açısından zengin, ince ve yağlı, parlak yüzey suyu tabakasının peşindeydim…

Kafamı bu parıltının içine daldırdım ve kendimi balıkların üreme alanlarından aşina olduğum bir bolluğun içinde buldum. Besin keseleri gün ışığında parlayan balık yumurtaları suda salınıyordu. Bir oraya bir buraya kaçışan uğurböceği boyutlarında balık larvaları vardı. Öyle ki, yanlarından geçen 2 santimetrelik bir Abudefduf dahi onların yanında kocamandı. Aşağıda uskumruyu andıran, ama gözleri kocaman olan 30 santimetrelik Selar crumenophthalmus balıklarından oluşan bir sürü, küçük olmak gibi bir talihsizliği paylaşan her şeyi silip süpürüyordu.

O günkü rehberlerim Honolulu’daki Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nden (NOAA) denizbilimci Jamison Gove ve balık biyoloğu Jonathan Whitney’ydi. İkili, bu kaotik ortamı anlamlandırmayı amaçladıkları araştırma projesinin üçüncü yılını geride bırakmak üzere.

Larva evresi için balık yataklarının “kara kutusu” denebilir: Döllenmiş yumurtalar içeri giriyor ve genç balıklar olup çıkıyorlar –ama o arada neler olup bittiği konusu muğlak. Larvalar öyle küçük ve narin ki onları incelemek fazlasıyla güç. Ezici çoğunluğu asla erişkinliğe ulaşamıyor. Yine de dünyanın dört bir yanında balık popülasyonlarının ve onlarla beslenen hayvanların kaderi ne kadar çok sayıda balık larvasının bunu başarabileceğine ve başardıklarında da ne durumda olacaklarına bağlı.

Gove ve Whitney’nin ortaya çıkardığı –David Liittschwager’in fotoğrafladığı su örneklerinin de ortaya koyduğu– gerçek şu ki, Hawaii’nin parıldayan su yüzeylerinde birikenler yalnızca balıklar ve tükettikleri besleyiciler değil. Buralarda mikroplastikler, yani insanların neden olduğu küçücük atık parçacıkları da bulunuyor; üstelik öyle çoklar ki, balık larvaları yaşamlarının daha ilk günlerinde bunları yiyor.


Hawaii açıklarındaki balık yatakları şimdilerde bir mikroplastik çöplüğü. Çoğu okyanus balığının erginliğe adım attığı bu suların, kendiliğinden yağlı olan parlak yüzey tabakaları, plankton ve diğer balık besinleri açısından oldukça zengin. Ve Honolulu’daki Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’ndeki (NOAA) araştırmacılara göre artık mikroplastik bakımından da zenginler. Araştırmacılar Büyük Ada açıklarındaki parlama tabakalarına sık dokulu ağlar atıyor ve ağdan çıkan her şeyi analiz ediyor. Burada, yaklaşık 50 günlük, beş santrimetre boyunda Aluterus scriptus türü bir balık, plastik çorbasının içinde yolunu bulmaya çalışıyor.

Yavru balıklar için yemek yemek, bir gün daha hayatta kalmak demek; eğer ilk öğünleri plastik olursa, ikinci güne kadar dayanmalarını sağlayacak kaloriyi de alamamış oluyorlar. “Bu noktaya gelmek için bile epey badire atlatıyorlar,” diyor Gove. “Yumurtadan çıktılar, besleyici su tabakasını buldular, şimdi de beslenip büyüyorlar. Bu aşamaya gelebilenler yüzde birin onda biri; aralarından şanslı olanlar. Ve şimdi işin içine bir de plastikler giriyor.”

Plastik atıklar, çoğunlukla nehirler veya karadaki özensiz atık boşaltımı yoluyla döngüye giriyor ve Georgia Üniversitesi’nden Jenna Jambeck’in 2015’te yaptığı araştırmaya göre, yılda yaklaşık 9 milyon tonu bulan bir ortalamayla okyanuslara sürükleniyor. Güneş, rüzgâr ve dalgalar süreç içinde okyanus plastiklerini gözle görülmesi oldukça zor taneciklere ayırıyor. En büyük bilinmezlerden –ve endişelerden– biri de beş milimetreden küçük olan bu mikroplastiklerin balıklar üzerindeki etkileri.

Yaklaşık üç milyar insanın yanı sıra sayısız deniz kuşu ve diğer deniz canlılarının yaşamsal önemdeki protein kaynağı balık. Ama araştırmalar, dünya genelinde balık kaynaklarının 1970’ten bu yana yarı yarıya azaldığına işaret ediyor. Düşüş büyük ölçüde aşırı avlanmadan kaynaklanıyor olsa da, kirlilik ve iklim değişikliğine bağlı olarak sudaki ısınma ve asitlenmenin etkisi de giderek artıyor.

Uzmanların New England ve Büyük Britanya açıklarında yakalanan balıkların midelerinde plastik granüller –plastik ürünlerin imalatında kullanılan çeşitli maddeler– bulduğu tarihler onlarca yıl öncesine, 1970’lere kadar uzanıyor. İzleyen dönemlerdeki araştırmalarla, giderek genişleyen bir erişkin balık yelpazesinde daha da küçük mikroplastik taneciklere rastlandığı da belgelenmiş durumda. Balık larvaları üzerinde çok daha az araştırma yapılmış olsa da, diğer bazı etkenler için geçerli olduğu gibi, mikroplastiklere karşı daha hassas olma olasılıkları yüksek. Oregon Eyalet Üniversitesi’nde plastiklerin balık gelişimine etkilerini araştıran toksikolog Susanne Brander, “Herhangi bir stres etmeninin erken yaşam evrelerine etkisi, daha geç evrelere oranla olasılıkla daha fazla olur,” diyor.

David Liittschwager

Bir petri kabına çizilen kutucuklar, NOAA teknisyeninin su örneğini incelemesine ve sol tarafta, orta sıranın hemen dışındaki Abudefduf türü balık larvası gibi ufacık organizmaları belirlemesine yardımcı oluyor. Kutucuklar bir santimetre genişliğinde.

David Liittschwager

Hawaii açıklarında, NOAA ekibi, sekiz dakikalığına ağ atarak bir yığın canlı organizma (soldakiler) ve plastiği (sağdakiler) tek seferde topluyor. Akıntıların bir araya gelmesiyle yüzeydeki bir parlama tabakasına çekilen her şey, laboratuvarda bir teknisyen tarafından cımbızla ayrıştırılıyor. Bilgisayar programı yardımıyla plastik parçaların her biri sayılıp ölçülüyor; teknisyen mikroskop kullanarak canlıların türünü belirliyor.

David Liittschwager

Bu su örneğinde, mavi bir naylon poşet parçalanmaya başlamış. Balık ağından kopmuş ve boğum boğum olmuş iki ip ucunun üzerinde alg ve diğer organizmalar toplanıyor. Beş santimetre boylarındaki çizgili lambuka larvası (sağ ortadaki) ipten uzaklaşıyor; 2,5 santimetre boyunda, yaklaşık 10 haftalık ve neredeyse resife geri dönecek kadar büyümüş çütrebalığı (sol üstteki) üçgen biçimli beyaz bir plastik parçasını didikliyor.

Çoğu okyanus balığı berbat ebeveynler. Birkaç tür, yumurtalarını deniz tabanında gözlüyor, bazılarıysa ağızlarının içinde saklıyor. Ama çoğu balık binlerce, hatta milyonlarca yumurta ve spermi koca okyanusa salıveriyor ve bir daha yavrularının yüzünü hiç görmüyorlar. Bir–iki gün sonra yumurtadan çıkan yavrular bir başlarına hayatta kalmaya çalışıyor.

Yumurtadan yeni çıkan balıklar, kocaman kafaları ve henüz tam oluşmamış kuyruklarıyla pek biçimsiz görünüyor. Ergin bir bedene kavuşacak biçimde büyümeleri için deliler gibi yemek yemeleri gerekiyor. Korunaklı bir rahmin içinde gelişen insan yavrusunun aksine, balıklar asıl gelişimlerini amansız bir dünyanın içine doğduktan sonra yaşıyor.

“Yumurtadan aşırı erken çıkıyorlar,” diyor Whitney. “Beyinleri küçük; bazı yüzgeçleri henüz oluşmamış bile. Karaciğerleri gelişimini tamamlamamış. İşitme ve görme yetileri de. Gelişimleri ancak kısmen gerçekleşmiş oluyor ama etkin biçimde yüzüyor, yemek yiyor ve başlarının çaresine bakıyorlar.” Avcı balıklar ve açlık çoğunun sonu oluyor. Oregon Eyalet Üniversitesi’nden, balıkların ilk yaşam evreleri konusunda uzman deniz ekolojisti Su Sponaugle, “Balıklar bu yüzden bu kadar çok yumurta bırakıyor,” diyor.

Larva evresinin her aşaması tehlikelerle dolu –ilk aşama da larvanın besin ihtiyacı. Ki bu gereksinimlerini de parlayan yüzen su tabakalarında gideriyorlar. Yüzeydeki bu parlayan tabakalar, dünya genelinde çoğunlukla kıyı bölgelerinde, akıntı, gelgit ya da yüzey altı dalgalarının, suyun içine dağılmış organik yağlı maddeyi bir araya toplayıp yoğunlaştırdığı yerlerde oluşuyor.


Soldakiler balık besini. Sağdakiler plastik. Manş Denizi’nden alınan bir kaşık yüzey suyunun içinde 8 milimetre boylarında, karides benzeri bir kril; daha ufak boylu, Decapoda sınıfından bir kabuklu ve geçirdiği larva evresinden henüz çıkmakta olan turuncu bir denizyıldızı var. Beyaz parçacık ve sağdaki püsküllenmiş kırmızı lif ise polietilen –ama genç bir balık bunları da besin sanabilir. Plymouth Deniz Laboratuvarı ve Plymouth Üniversitesi’nden araştırmacıların 2017’deki bir çalışmaları için yakaladığı balık larvalarının yüzde üçü mikroplastik lif tüketmişti.

Larva evresinde bazı balıklar parlayan tabakalara yüzerken, bazıları da buralara sürükleniyor. Sürüklenme hâli, açılmamış yumurtalar için de geçerli. Bu arada avcı hayvanlar da parlama yerlerinde yoğunlaşıyor. Yavru balık, yem olmaktan kaçmayı ve yeterli besin bulmayı başarırsa, kalıcı doğal yaşam alanına –diyelim ki bir resife– dönmeden önce yaklaşık beş santimetrelik bir uzunluğa ulaşıyor. Doğru akıntı balığı oraya taşıyor, yanlış akıntıysa açıklara savuruyor. Özetle, larva evresindeki balıkların yaşamı, bizim plastik atıklarımızla tanışmalarından önce de tehlikelerle dolu oluyor.

Whitney ve Gove’un yolları okyanus bilimi ve Hawaii’yle tesadüfen kesişmiş. 37 yaşındaki Whitney, New Jersey’deki çocukluk yıllarında veteriner olmayı düşlermiş hep. Honolulu’ya 2006’da kambur balina sayımı için gönüllü olarak gelmiş. Yüksek lisans eğitimi boyunca deniz canlılarını incelerken işi en minik organizmalara kadar getirmiş. 40 yaşındaki Gove ise, daha okumayı sökmeden sörf yapmayı öğrendiği San Diego’da geçirmiş çocukluğunu. NOAA’da çalışarak geçirdiği bir yazın sonunda okyanusun eğlenceden fazlasını barındırdığını fark etmiş. Hawaii mercan resiflerinden balıkçıların kullanıp işleri bittikten sonra attığı 65 ton kadar malzemenin temizlenmesine yardım ettikten sonra da deniz biyoloğu olmak üzere yüksek lisansa başlamış. Rüzgâr, gelgit ve dalgaların okyanus ekosistemlerini, özellikle de yüzeydeki parlama tabakalarını nasıl etkilediği Gove’un uzmanlık konusu.

Söz konusu tabakalar geçici –sert havalarda dağılıyorlar. Onları incelemenin zor yanı da bu. Gove ve Whitney, laboratuvarlarına yakın olduğu için beni Oahu açıklarındaki bir parlama tabakasına götürüyor; ama asıl araştırma sahaları, Hawaii’nin batı tarafında, iki büyük volkanın rüzgâra karşı Oahu’daki Waianae dağ sırasından daha da iyi bir korunak sağladığı Büyük Ada’da. Deniz tabanının dik bir yamaç hâlinde derine inmesinin ilginç bir artısı var: Parlama tabakaları yalnızca resif balıklarını değil, ticari önemi olan lambuka, kılıçbalığı ve merlin gibi daha derinlerde yaşayan türleri de barındıran bir okyanus canlıları karmasını kendine çekiyor.

Whitney, “Derin deniz, orta okyanus ve resif balıkları var ve hepsi, yaşamlarının ilk birkaç haftasını yüzeyde bir arada geçiriyorlar. Bu eşsiz bir durum. Yeryüzünde farklı bölgelerden bebeklerin ortak bir alanda bebekliklerini geçirdiği başka bir yer aklıma gelmiyor,” diyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Mayıs 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

David Liittschwager

Bir petri kabına çizilen kutucuklar, NOAA teknisyeninin su örneğini incelemesine ve sol tarafta, orta sıranın hemen dışındaki Abudefduf türü balık larvası gibi ufacık organizmaları belirlemesine yardımcı oluyor. Kutucuklar bir santimetre genişliğinde.

David Liittschwager

Hawaii açıklarında, NOAA ekibi, sekiz dakikalığına ağ atarak bir yığın canlı organizma (soldakiler) ve plastiği (sağdakiler) tek seferde topluyor. Akıntıların bir araya gelmesiyle yüzeydeki bir parlama tabakasına çekilen her şey, laboratuvarda bir teknisyen tarafından cımbızla ayrıştırılıyor. Bilgisayar programı yardımıyla plastik parçaların her biri sayılıp ölçülüyor; teknisyen mikroskop kullanarak canlıların türünü belirliyor.

David Liittschwager

Bu su örneğinde, mavi bir naylon poşet parçalanmaya başlamış. Balık ağından kopmuş ve boğum boğum olmuş iki ip ucunun üzerinde alg ve diğer organizmalar toplanıyor. Beş santimetre boylarındaki çizgili lambuka larvası (sağ ortadaki) ipten uzaklaşıyor; 2,5 santimetre boyunda, yaklaşık 10 haftalık ve neredeyse resife geri dönecek kadar büyümüş çütrebalığı (sol üstteki) üçgen biçimli beyaz bir plastik parçasını didikliyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA