KASIM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Neden Yalan Söylüyoruz?

Yudhijit Bhattacharjee

Dan Winters

31.5.2017

Neden Yalan Söylüyoruz?

Dürüstlük en iyi hareket tarzı olabilir ama hile ve sahtekârlık da insan olmanın özellikleri arasında.

1989 sonbaharında Princeton Üniversitesi, yaşam öyküsü kabul heyeti tarafından olağanüstü etkileyici bulunan AlexI Santana adlıgence birinci sınıf öğrencileri arasında yer vermek üzere kapılarını açtı.

Hemen hiç resmi eğitim almamıştı. Ergenlik döneminin neredeyse tamamını kendi başına Utah’ta doğada yaşayarak geçirmiş; sığır gütmüş, koyun yetiştirmiş, felsefe okumuştu. Mojave Çölü’nde yaptığı antrenmanlarla kendisini uzun mesafe koşucusu olarak eğitmişti.

Santana kısa sürede kampüsün yıldızı oldu. Akademik olarak da durumu çok iyiydi, hemen her dersten A alıyordu. İçe dönük kişiliği ve sıradışı geçmişi ona gizemli bir hava veriyordu. Oda arkadaşlarından biri, bir defasında Santana’ya yatağının nasıl olup da hep düzenli durduğunu sorduğunda, ona yerde yattığını söylemişti. Yaşamının büyük bölümünü doğada geceleyerek geçiren birinin yatağa düşkün olmaması son derece mantıklıydı.

Oysa Santana’nın öyküsü yalandı. Üniversiteye kayıt olmasından 18 ay sonra, genç adamı altı yıl önce Kaliforniya’daki Palo Alto Lisesi’nden tanıyan bir kadın çıktı. Jay Huntsman olarak tanışmıştı kendisiyle. Ama bu bile gerçek adı değildi. Asıl adı James Hogue’du. 31 yaşındaydı, Utah’ta hapis yatmışlığı vardı. Kelepçelenerek alınıp götürüldü Princeton’dan. O tarihten bu yana Hogue birkaç kez hırsızlık suçundan tutuklandı. Kasım ayında Colorado, Aspen’de hırsızlıktan tutuklandığında yine sahte kimlikle görevlileri yanıltmaya çalışmıştı.


SANAT KALPAZANI – Ego tatmini için yalan. Ticari açıdan başarısız bir sanatçı olduğunu söyleyen Mark Landis, otuz yıl boyunca ünlü ressamların eserlerinin sahtelerini yapmış. Folklorik çalışmalarıyla öne çıkan sanatçı William Matthew Prior’ın eserinin fotoğrafta görülen sahtesi de bunlar arasında yer alıyor. Hayırsever ya da Cizvit rahip gibi davranarak tabloları sanat müzelerine bağışlamış ve saygınlık görmenin zevkini tatmış. “Daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım ve sürmesini istiyordum,” diyor. “Vicdanım rahat. Durum anlaşılıp bırakmak zorunda kalınca çok üzüldüm.”


İnsanlık tarihi Hogue gibi kurnaz ve deneyimli yalancılarla dolu. Ve bunların birçoğu da hak etmedikleri kazançlar sağlamak amacıyla yalan uyduran ve dalavereler çeviren suçlular. Bu amaçla hareket eden sermayedar Bernie Madoff, yıllarca yatırımcıları budala yerine koymuş ve Ponzi düzeni çökene kadar milyarlarca dolar sızdırmıştı. Bazıları ise yönetime gelmek veya yönetimde kalmak için yalan söyleyen politikacılar. ABD’de patlak veren Watergate skandalında rolü olmadığını öne süren Richard Nixon tam da bunu yapmıştı.

Yalan, bazen, imaj şişirmek için kullanılıyor. Kendi yemin töreninin Başkan Barack Obama’nın ilk yemin töreninden daha kalabalık olduğu yönünde –yanlış olduğu açık– bir iddiada bulunan ABD Başkanı Donald Trump’ın davranışını açıklayan en iyi neden bu olabilir. Bazıları da hatalı davranışlarını gizlemek için yalana başvuruyor. Amerikalı yüzücü Ryan Lochte, 2016 Yaz Olimpiyatları sırasında bir petrol istasyonunda silah zoruyla soyulduğunu öne sürerken bu yola başvurmuştu örneğin. Aslında bir parti sonrasında ekip arkadaşlarıyla birlikte sarhoş halde mülke zarar verdikleri sırada silahlı güvenlikçiler tarafından kendilerine müdahale edilmişti. Gerçeğin peşinde koşan insanların egemenliğindeki bilim dünyasında dahi hilekârlar boy gösteriyor. Moleküler yarı iletken araştırmalarındaki buluşlarının hileli olduğu ortaya çıkan Hendrik Schön de bu gruptakilerden biriydi.

Bu yalancıların adının çıkmış olmasının nedeni, sahtekârlıklarının dikkat çekici derecede kötü, küstah ve zarar verici olmasıydı. Ancak sahtekârlıkları onları düşündüğümüz kadar sapkın kılmıyor.

Anlaşılan o ki, yalan çoğumuzun usta olduğu bir konu. Hiç tanımadığımız kişilere, iş arkadaşlarımıza ve sevdiklerimize küçük büyük her türlü yalanı kolayca söylüyoruz. Yalancılık kapasitemiz, başkalarına güvenme ihtiyacımız kadar temel bir özellik. İşin garip yanı, bu güven ihtiyacının yalanları fark etmemizi zorlaştırıyor olması. Sahtekârlık benliğimize öyle derinden işlemiş ki, yalancılığın insani olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Yalancılığın yaygınlığı, sistematik olarak ilk kez Kaliforniya Üniversitesi (Santa Barbara) sosyal psikologlarından Bella DePaulo tarafından belgelendi. DePaulo ve meslektaşları yirmi yıl önce 147 yetişkinden bir hafta boyunca, bir başka kişiyi kandırmayı denedikleri her durumu kaydetmelerini istedi ve deneklerin ortalama günde bir–iki kez yalan söylediğini gördü. Bunların çoğu, kişisel yetersizlikleri gizlemek ya da başkalarının duygularını incitmemek için söylenmiş zararsız yalanlardı. Bazıları bahaneydi. Deneklerden biri, çöpü çıkarmama nedeninin nereye koyulacağını bilmediği olduğunu söylemişti. Bazı yalanlar ise –örneğin babasının diplomat olduğunu iddia eden kişininki gibi– sahte bir imaj yaratmaya yönelikti. Bu sayılanlar küçük çaplı sınır aşımlarıydı ama daha sonra yine DePaulo ve diğer meslektaşları tarafından benzer bir örneklemeyle yapılan farklı bir araştırma, çoğu kişinin belli bir noktada bir ya da daha fazla sayıda “ciddi yalan” söylediğini –örneğin evlilik dışı ilişkiyi eşten saklamak veya üniversite başvurusunda yalan bilgi vermek– ortaya koydu.


Yalan söylemeyi öğrenmek çocuk gelişiminde doğal bir aşama. Toronto Üniversitesi psikologlarından Kang Lee, çocukların büyüdükçe nasıl daha sofistike yalancılar haline geldiklerini incelemiş. Araştırmaya asistanlık yapan Darshan Panesar ile dokuz yaşındaki Amelia Tong, Lee’nin araştırmalarında kullandığı fonksiyonel yakın kızılötesi spektroskopi teknolojisini sergiliyor.

İnsanların birbirlerini aldatma yeteneğinin evrensel olması bizi şaşırtmamalı. Araştırmacılar, yalan söylemenin bir davranış özelliği olarak dilin kullanılmaya başlamasından hemen sonra ortaya çıktığı inancında. Fiziksel güç kullanmadan başkalarını manipüle etme yeteneği, kaynak ve eş yarışında olasılıkla bir avantaj oluşturuyordu. Bu konudaki en seçkin düşünürler arasında yer alan Harvard Üniversitesi etik uzmanı Sissela Bok, “Diğer güç kazanma yollarıyla kıyaslandığında yalan söylemek çok kolay,” diye belirtiyor. “Bir kişinin parasını veya zenginliğini elinden almak amacıyla yalan söylemek, o kişinin kafasına vurmaktan ya da banka soymaktan çok daha kolay.”

Yalancılığın derinlere işlemiş insani bir özellik olarak kabul edilmesinin ardından sosyal bilim araştırmacıları ve sinirbilimciler bu davranışın doğasını ve kökenini aydınlatma arayışına giriştiler. Yalan söylemeyi nasıl ve ne zaman öğreniyoruz? Hilekârlığın psikolojik ve nörobiyolojik temelinde ne yatıyor? Sınırı nerede çiziyoruz? Araştırmacılar, net kanıtlarla açık bir şekilde çelişkili oldukları kanıtlansa dahi, kimi yalanlara inanma eğiliminde olduğumuzu ortaya çıkarıyor. Bu bilgiler, başkalarını kandırma eğilimimiz ve kandırılmaya karşı savunmasızlığımızın sosyal medya çağında özellikle önem kazandığını gösteriyor. Toplumsal anlamda gerçeği yalandan ayırma yetimiz daha önce hiç olmadığı kadar tehdit altında.

Üçüncü sınıfa giderken, sınıf arkadaşlarımdan biri gösteriş için okula bir tabaka yarış arabası çıkartması getirmişti. Çıkartmalar büyüleyiciydi. Onların benim olmasını o kadar çok istemiştim ki beden dersinde sınıftan geç çıkarak tabakayı arkadaşımın sırt çantasından benimkine aktarıvermiştim. Öğrenciler geri geldiğinde kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Yakalanma paniği içinde, kafamda bir yalan hazırlamıştım bile. İki delikanlının motosikletle gelip sınıfa girdiğini, sırt çantalarını karıştırdığını ve çıkartmaları alıp gittiğini söylemiştim öğretmenimize. Beklendiği gibi bu palavra küçük bir araştırmayla çökmüş ve aşırdığım etiketleri gönülsüzce geri vermek zorunda kalmıştım.

Naif yalancılığım –o zamandan bu yana epey gelişme kaydetti– altıncı sınıftaki saflığımla yarışır derecedeydi. Dönem arkadaşlarımdan biri ailesinin uçan kapsülü olduğunu ve bizi dünyanın istediğimiz yerine götürebileceğini söylemişti bana. Bu uçuşa kendimi hazırlamış ve anne babamdan yolluk hazırlamalarını istemiştim. Ağabeyim dalga geçtiğinde dahi inanmayı sürdürmüştüm. En sonunda, beni kandırıldığım konusunda ikna etme işi arkadaşımın babasına düşmüştü.


KİMLİK HIRSIZI – Kişisel çıkar için yalan. Frank Abagnale, Jr. saygın bir güvenlik danışmanı olabilir ama yaşamının daha önceki dönemlerinde çekinmeden söylediği yalanlar 2002 tarihli Sıkıysa Yakala filmine esin kaynağı olmuştu. Henüz 16 yaşındayken evden kaçan ve keskin zekâsı sayesinde yaşamını sürdürürken sahte çek yazan, sahtekârlığın yanı sıra kimlik hırsızlığı da yapan Abagnale’yi Leonardo DiCaprio canlandırmıştı. “Yaşamımı sürdürmek için yaratıcı olmam gerekiyordu,” diyor. “Pişmanım ve ölene kadar da pişmanlık duymaya devam edeceğim.” Abagnale, pilot, çocuk doktoru ve Harvard hukuk diplomalı bir avukat kılığına girmişti.

Söylediğimiz bu yalanlar, o yaşlardaki çocuklar için anormal değildi. Yürümeyi ve konuşmayı öğrenmek gibi yalan söylemek de gelişmenin temel taşlarından biri. Anne babalar çocuklarının yalanlarını genelde rahatsız edici buluyor olsalar da –onlar açısından masumiyet kaybının başlangıcını simgeliyor– Toronto Üniversitesi psikologlarından Kang Lee, bu davranışın ortaya çıkışını, çocuğun bilişsel gelişiminin yolunda gittiğine dair güven verici bir belirti olarak kabul ediyor.

Lee ve meslektaşları çocuklardaki yalancılığı araştırmak amacıyla basit bir deney yapıyor. Bu deneyde sesli bir ipucu veriliyor ve çocuklardan, araştırmacıların saklamış olduğu oyuncakların kimliğini tahmin etmeleri isteniyor. İlk birkaç oyuncak için ipuçları çok bariz oluyor –köpek için havlama, kedi için miyavlama sesi. Ve çocuklar kolayca yanıt veriyor. Bir sonraki aşamada ise dinlettirilen sesin oyuncakla hiçbir ilgisi olmuyor. Örneğin, “Beethoven çalıyorsunuz ama oyuncağın araba olduğu yanıtını alıyorsunuz,” diye açıklıyor Lee. Deneyi yapan kişi, telefona yanıt verme bahanesiyle –bilim uğruna uydurulmuş bir yalan– odadan çıkıyor ve çocuğa saklı duran oyuncağa bakmamasını tembihliyor. Geri döndüğünde çocuğa önce yanıtının ne olduğunu ve sonra da şu soruyu soruyor: “Baktın mı bakmadın mı?”

Gizli kameralarla çocukları gözlemleyen Lee ve birlikte çalıştığı araştırmacılar çoğu çocuğun bakmadan edemediğini anlamışlar. Önce bakıp ardından yalan söyleyen çocukların oranı yaşlarına göre değişiyor. Kuralı çiğneyenlerin iki yaşında olanları arasında yalancılık oranı sadece yüzde 30. Üç yaşındakilerin yüzde 50’si yalan söylüyor. Sekiz yaşa gelindiğinde ise yüzde 80’i bakmadığı yalanını atıyor.

İlgi çekici bir nokta da, çocukların yaş büyüdükçe yalan söyleme konsunda ustalaştıkları. Gizlice baktıkları oyuncağın ne olduğu tahminini yapan üç ve dört yaşındakiler, kurala uymadıklarını ve yalan söylediklerini ortaya koyduklarının bilincinde olmadan doğru yanıtı anında söylüyorlar. Yedi–sekiz yaşlarındaki çocuklar, ya kasten yanlış yanıtlayarak ya da yanıtlarını anlamlı bir tahmin gibi göstermeye çalışarak yalanlarını maskelemeye çalışıyor.

Beş–altı yaşındaki çocuklar bu ikisi arasında yer alıyor. Deneylerden birinde Lee oyuncak dinozor Barney’i kullanmış. Üzerine örtü koyularak gizlenmiş oyuncağa bakmadığını öne süren beş yaşındaki bir kız, bir tahminde bulunmadan önce oyuncağa dokunmak istediğini söylemiş. “Elini örtünün altına soktu, gözlerini kapadı ve ‘Tamam bildim Barney bu’ dedi,” diye anlatıyor Lee. “Ben ‘neden?’ diye sorunca da, ‘Çünkü mor olduğunu hissettim’ diye yanıtladı.”


GİZLİ AJAN – Ülke için yalan. Eski CIA ajanı Valerie Plame yirmi yıl boyunca değişik kimlikler altında gizli ajan olarak çalışmıştı. 2003’te gerçek kimliği ortaya çıkmış ve Bush Yönetimi yetkililerince adının bir gazete köşe yazarına sızdırılması sonucu kariyeri sona ermişti. Kendisi de eşi de bu olayda, Irak istilasını haklı göstermek isteyen Beyaz Saray’ın istihbaratı abarttığını öne süren kocasının, bu fikrini açıklamasının payı olduğuna inanıyor. Ajan olarak geçirdiği yıllardan ne gibi bir ders çıkarıyor? “İnsanların çoğu kendisi hakkında konuşmaya meraklı.”

Yalan söylemenin giderek sofistike bir biçim almasının altında yatan neden, çocuğun kendisini bir başkasının yerine koyabilme yetisi. Zihin kuramı olarak bilinen bu beceriyi, başkalarının inançları, amaçları ve bilgilerini anlamak için ediniyoruz. Yalan konusunda önemli bir başka unsur da beynin yönetsel fonksiyonu: Planlama, dikkat ve otokontrol için gerekli yetiler. Lee’nin deneyinde yalan söyleyen 2 yaş çocukları, yalan söylemeyenlere oranla zihin kuramı ve yönetsel fonksiyon testlerinde daha iyi performans göstermiş. 16 yaş grubunda yapılan kıyaslamalarda dahi, iyi yalan söyleyen çocuklar kötü yalan söyleyenlerden üstün gelmiş. Öte yandan, sağlam bir zihin kuramı geliştirmeyi geciktiren otizm yelpazesinde yer alan çocuklar ise yalan söylemeyi beceremiyor.

Bir sabah, yalancılık üzerine dünyanın en önemli uzmanlarından Duke Üniversitesi’nde görevli psikolog Dan Ariely’yi görmeye giderken, Uber’den bir araç çağırıyorum. Araba derli toplu ama içeride güçlü bir ayak kokusu var ve şoför nazik ama yolu bulmakta zorlanıyor. Nihayet varış noktama ulaştığımızda bana gülümsüyor ve kendisine beş yıldız verip vermeyeceğimi soruyor. “Elbette” diye yanıtlıyorum. Sonra da üç yıldız veriyorum. Suçluluk duygumu yatıştırmak için, binlerce Uber kullanıcısına yanlış bilgi vermemenin daha iyi bir şey olduğunu söylüyorum kendime.

Ariely’nin yalancılığa karşı duyduğu merak 15 yıl kadar önce başlamış. Uzun bir uçak yolculuğu sırasında karıştırdığı dergide karşısına bir zihinsel yatkınlık testi çıkmış. İlk soruyu yanıtladıktan sonra doğru olup olmadığını kontrol etmek için derginin arkasındaki anahtara bakmış. Ve bir sonraki sorunun da yanıtına göz atarken bulmuş kendini. Bu davranışı tüm test boyunca sürdüren Ariely, sonuçta –şaşırtıcı olmayacağı üzere– çok iyi bir puan almış. “Bitirdiğimde kendi kendimi kandırdığımı düşündüm,” diyor. “Olasılıkla ne kadar zeki olduğumu bilmek istiyordum ama aynı zamanda da gerçekten zeki olduğumu kendi kendime kanıtlamak istemiştim.” Bu olay Ariely’nin yalan ve diğer kandırma yolları konusundaki araştırmalara yaşam boyu sürecek bir ilgi duymasına yol açmış.


ŞAKACI – Hikâye yazmak için yalan. İnternette çok izlenen bazı video ve fotoğraflar, kimliğini gizli tutan Zardulu takma adlı bir sanatçı tarafından özel olarak sahneleniyor ve uydurma oldukları nadiren açıklanıyor. “Tüm efsaneler gibi,” diyor Zardulu, “benimkiler de dünya hakkında merak duygusu uyandırmak, onu çözdüğümüz ve anladığımız algısını kırmak amacıyla kurgulanıyor.” Zardulu, bilinçdışına yolculuğu sembolize eden bir koç kafası takmış olarak görülürken, gizlerin sırrını çözen bir eski zaman rahibi kendi gölgesini temsil ediyor.

Meslektaşlarıyla birlikte üniversite kampüsleri dahil farklı yerlerde yaptıkları deneylere katılan gönüllülere 20 basit matematik probleminden oluşan bir test veriliyor. Beş dakikada olabildiğince fazla soruyu çözmeleri istenen gönüllülere doğru yanıt miktarına göre ödeme yapılıyor. Doğru yanıtlarının sayısını bildirdikten sonra da kağıdı kıyıcıya atmaları söyleniyor. Oysa ki gerçekte bu kağıtlar kıyılmıyor. Ve ortaya çıkan sonuçlar gösteriyor ki, gönüllülerin çoğu yalan söylüyor Ortalama altı problem çözdüklerini söyleseler de gerçek rakam dört. Sonuçlar farklı kültürlerde de aynı. Yani, hemen hepimiz yalan söylüyoruz, ama birazcık.

Ariely’nin ilginç bulduğu konu, neden bu kadar çok kişinin yalan söylediği değil de neden daha fazla yalan söylemediği. Doğru yanıt için verilen para büyük oranda artırıldığında dahi gönüllüler yalancılık düzeylerini artırmıyor. “Biz burada insanlara büyük paralar çalma şansı veriyoruz ama onlar ancak küçük bir sahtekârlık yapıyor. Yani sonuna kadar yalan söylemekten bizi –çoğumuzu– men eden bir şey var,” diyor Ariely. Kendimizi dürüst bir insan olarak görme isteğimizin buna yol açtığı görüşünde. Çünkü dürüstlüğü bir dereceye kadar da olsa bizlere toplum tarafından kazandırılan bir değer olarak içselleştirmiş durumdayız. Bu nedenle, sosyopat olmadığımız taktirde, çoğumuz sınır koyuyoruz. Ne kadar ileri gideceğimiz ise Ariely ve diğerlerinin de ortaya koyduğu gibi dile getirilmeyen anlaşmalarla ulaşılan sosyal normlar –örneğin ofisteki malzeme dolabından birkaç kalem alınmasının kabul edilirliği– tarafından belirleniyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Haziran sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA