AĞUSTOS SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Bir Kent Doğuyor

Nina Strochlic

Nora Lorek

29.3.2019

 

Bir Kent Doğuyor

Uganda Bidibidi mülteci kampında pazaryerleri havanın kararmasıyla canlı buluşma alanlarına dönüşüyor. 22 yaşındaki Güney Sudanlı Kennedy Lemmy, mültecilere çalışma izni veren hükümet politikaları sayesinde ekmek, içecek ve bebek bezi gibi ürünler satıyor.

Uganda, Afrika’nın en büyük mülteci yerleşiminden bir kent merkezi yaratmayı başarabilecek mi?

David Kwaje, güneş enerjisiyle çalışan sokak lambasının incecik gölgesine sığınmış, akıllı telefonuna istatistik verilerini giriyor. Kavurucu öğle güneşinden korunduğu bu noktadan baktığında görüş alanında, burada yaşayan insanların erzaklarını temin ettiği bir dizi ambar, yol kenarında yer alan çeşmelere su sağlayan iki büyük depo ve depolardan dört bir yana dağılan sarı bidonlar var. Kwaje, bütün haftayı toprak yollarda yürüyüp işyeri, kilise, okul, klinik, çeşme ve ışık kaynaklarını dijital bir haritaya tek tek işlemekle geçirmiş. Her bir durağının önce konumunu işaretliyor, sonra ayrıntılı sorularını yöneltiyor: Okulunuzda musluk suyu akıyor mu? Bu dükkân hangi saatlerde açık? Bu klinikte kaç doktor var? Aralarında Kwaje’nin de yer aldığı toplam beş haritacı bu çalışmayı tamamladıklarında, Paris’in iki katından büyük bir alan için açık kaynaklı bir rehber yaratmış olacaklar. Burası Bidibidi. Kuzey Uganda’da yer alan ve köylerinde çeyrek milyon insan barındıran bu bölge, Bangladeş’teki Rohingya kampından sonra, dünyanın en büyük ikinci mülteci yerleşimi. 26 yaşındaki Kwaje, buraya iki yıl önce gelmiş.

Bu süre içinde, yalnızca birkaç saat ötedeki savaştan kaçarak buraya akın eden Güney Sudanlılara yer açmak için bir ormanın sökülüşüne ve insan boyunda çalıları yaran, akarsuların üzerinden aşan 400 kilometrelik yolun açılışına tanıklık etmiş. Ailesiyle birlikte kerpiçten evler inşa etmişler. Kwaje evlenmiş, bir oğlu olmuş. Ve şimdi, kâr amacı gütmeyen Humanitarian, OpenStreetMap Team için Bidibidi’nin geçici bir kamptan kalıcı bir kente dönüşümünü belgeliyor.

Bir kulağında kulaklıkla, Bidibidi’deki beş ortaokuldan birine doğru yolu geçiyor Kwaje. Kalın dallar muşambayla örtülmüş, havalandırma için kesilen bölümler rüzgârda çırpınıyor. Uzun, ince, konuşkan bir adam olan Kwaje’nin bitmek tükenmek bilmez bir enerjisi var. Ama bu uzun bir gün olmuş onun için; nitekim taşlık avludan geçerken sıcağın da etkisiyle iyice bitkin görünüyor –ta ki, gri gömlekli genç bir adama gözü ilişine kadar. “Güney Sudan’da öğretmenimdi!”

Koşup sarılıyor öğretmenine, sonra sıska bedeniyle bir sandalyeye çöküyor, telefonunu çıkarıyor ve artık Bidibidi okulunun müdürü olan eski lise öğretmeni Soko Khamis’e her birini bir tıklamayla noktaladığı sorular yağdırıyor: Bu okul ne zaman açıldı? (Şubat 2017.) Bu geçici bir yapı mı? (Evet.) Ne gibi sorunları var? (Tuvaletler yıkıldı yıkılacak. Öğrenciler aç. Kitap eksiği var.)


Çocuklara bakan ve ev işlerini yapanlar kadınlar olunca, film ya da futbol maçı izlemek isteyenlerden 15 sent ücret alan televizyon salonlarının müşteri kitlesini de daha çok erkekler oluşturuyor. Bu tür mekânların sahipleri, kampın kendi kendine yeteceği günlerin de geleceği inancında.

“Bizim okula ne zaman döneceksiniz?” diye soruyor. İç geçiriyor Khamis. “Orada hâlâ savaş var.”

Uganda büyük bir deneye hazırlanıyor. Balçıktan yapılma barakaların ve küçük çiftlik arsalarının üzerinde su deposu ve baz istasyonu kulelerinden oluşan endüstriyel bir siluet yükseliyor. Okullar ve sağlık merkezleri tuğlayla inşa edilip, sıvayla kaplanıyor ve cam pencereler takılıyor. Musluklardan temiz su akıyor. Küçük güneş panelleri, sokak lambalarının yanı sıra, berber dükkânlarından etrafa müzik yayan radyolara, halkevlerinde futbol maçlarının izlendiği televizyonlara ve dükkânlardaki şarj istasyonlarından sarkan ceptelefonlarına elektrik veriyor.

Dünyanın dört bir yanındaki kamplarda mülteciler genelde çadırlar, derme çatma barakalar ya da metal barınaklar içinde tıkış tıkış yaşıyor. Çalışmak için ya da başka bir nedenle kamp dışına çıkmalarını olanaksız kılan yasalarla kısıtlanmış durumdalar. Ürdün çöllerinde yer alan Azrak gibi iyi planlanmış kamplarda dahi, iş ve aidiyet duygusundan mahrum bir yaşamın acımasızlığı, mültecileri ya Suriye’ye geri dönmeye yöneltiyor ya da para kazanmak için merdiven altı, tehlikeli, koşullarda çalışmaya zorluyor.

Dünyanın en ilerici sığınmacı politikalarından birinin uygulandığı Uganda’da ise, Güney Sudan’daki içsavaştan kaçmış sığınmacılar, özgürce yaşayabiliyor, çiftçilik yapabiliyor ve çalışabiliyor. Burada, Bidibidi’nin geleceği hükümetin ve uluslararası kamuoyunun en yüksek makamlarınca tartışılıyor. Amaçları, bir mülteci kampından –günün birinde mülteciler vatanlarına dönebilecek dahi olsa– ayakta kalacak, yaşanabilir bir kent yaratmak.

Venedik’in beşinci yüzyılda, ana karadaki savaştan kaçan mülteciler tarafından inşa edildiğini veya 50 yıl önce kurulan, Filistinlilerin sığındığı kampların Ortadoğu’nun diğer mahallelerinden farksız olduğunu düşündüğünüzde, bir mülteci krizinin kalıcı –hatta güzel– bir kent doğurması gerçekleşmeyecek bir şey gibi görünmüyor. Dünya genelinde çoğu kamp hâlâ geçici istasyonlar olarak inşa ediliyor. Aciliyet ve hayatta kalmanın önemi ağır basıyor ve gerek yardım örgütleri ve evsahibi ülkeler, gerekse mültecilerin kendileri yakın zamanda eve dönebileceklerini umuyor. Oysa gerçekler farklı: Mülteciler ortalama 10 yıl sürgünde yaşıyor.

Dünya yerlerinden edilmiş insan sayısının rekor düzeye ulaşması gibi bir sorunla boğuşurken, geçici kampların bakım ve korunması yılda yüz milyonlarca dolara mal oluyor ve milyonlarca insanın yaşamı askıya alınıyor.

Aralık 2013’te, Güney Sudan’ın Sudan’dan bağımsızlığını kazanmasından iki yıl sonra, rakip hükümet liderleri arasındaki anlaşmazlık bir içsavaşa dönüştü. Bir barış antlaşmasıyla çatışmalar dursa da Temmuz 2016’da antlaşma bozuldu. Katliamlar ayrım gözetmeksizin ülke insanlarını kırıp geçirdi ve on binlerce kişi Uganda’ya kaçtı. Bidibidi aynı yılın ağustos ayında açıldı ve neredeyse açıldığı andan itibaren bir günde aldığı kişi sayısı 6 bine ulaştı.

Nora Lorek

Bidibidi sakinlerinin çoğu, okula giden ve bu fotoğraftaki gibi oyun alanlarında bir araya gelen çocuklardan oluşuyor. Bidibidi kalıcı bir yerleşime dönüşürken neredeyse tüm okul yapıları da tuğlayla yeniden inşa edilmiş.

Nora Lorek

Burada kızıyla birlikte gördüğümüz Rose Asha Sillah, Güney Sudan’da zamanla 35 çalışanlı bir işletmeye dönüşen bir kereste şirketinin kuruluşunda yer almış. Bidibidi’deyse, 400 kadar kadına nakış ve çiftçilik gibi bazı becerilerin öğretildiği bir kadın merkezi kurmuş. Finans kurumları olmadığı için yenilikçi girişimciler dahi zorlanıyor, ama Sillah’a göre yine de buna değer. “10 yılımızı Güney Sudan için sızlanmakla mı harcayacağız?” diye soruyor. “Önümüze bakmalıyız.”

Nora Lorek

Esther Minella bahçesinden topladığı sebzeleri hazırlarken, torunu da komşusu Ronah Halima’ya emanet. Halima, kilise inşaatında çalışan işçilere yemek satarak bazıları yetim 11 çocuğun yiyecek ve giysi gereksinimlerini karşılıyor.

Nora Lorek

Bir DJ kamyonun tepesinde iş başında. Yerleşim bölgesinde festivaller, defileler, hatta bir de Miss Bidibidi güzellik yarışması yapılmış. Kamp idarecisi Robert Baryamwesiga, “İlk başladığımız zamanları hatırlıyorum; ne yol vardı, ne okul, ne de bir kuyu,” diyor. “Demek ki imkânsız diye bir şey yok.”

Kampın açılışından bir ay sonra, Birleşmiş Milletler üyesi 193 ülkenin tamamı, mültecileri kendi toplumlarına daha bütünlüklü biçimde entegre etme sözü verdi. Günümüzde aralarında Uganda’nın da yer aldığı 13 ülke, söz konusu bu stratejide pilot ülke konumunda. Ancak bu, mültecilerin kendi topraklarında yaşaması ve çalışmasına halihazırda on yıldır olanak tanıyan Uganda için pek de devrim sayılacak bir gelişme değil. 2017 yılında Uganda, mültecilerin barındığı bölgelerde kalkınmayı teşvik eden bir çalışma başlattı.

Uganda, Bidibidi’deki okul ve kliniklerin çoğunu kalıcı yapılara dönüştürdü, su tesisatı kurdu. Tecrit edilmiş ve dışarıya kapatılmış hâldeki birçok mülteci kampının aksine, Bidibidi çevresiyle neredeyse bütünüyle kaynaşmış konumda. Güney Sudanlılar –eğer mümkün olursa– evlerine döndüklerinde bu yeni okullar, sağlık ocakları ve su şebekesinden Ugandalılar yararlanacak.

Günlerden çarşamba, saat 16.00 ve Ministry of Useless Affairs’da (Lüzumsuz İşler Bakanlığı) bir toplantı başlıyor. Uzun bir toprak yolun kıyısında yer alan barakanın dibinde, tertemiz kareli gömleğiyle Henry Anguyo, oturduğu plastik sandalyeden toplantıya başkanlık ediyor. İki düzine kadar üyenin kimi sandalyede, kimi de yerde oturuyor.

Çevrelerinde bir kent kuruluyor ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan her türlü bölge sakini gibi onlar da söz hakkı istiyor. Bu bakanlık, koşullarını iyileştirmek isteyen bıkkın mülteciler tarafından bir tür lokal kulüp olarak kurulmuş. Çoğu yerleşimci, kamp bürokrasisi tarafından yok sayıldıkları görüşünde; sabun ya da ayakkabı gibi temel gereksinimlere dahi ulaşamıyorlar. Bakanlık işsizlik, bozuk musluklar, aylık erzak dağıtımı sırasında sıkıntı çeken hamile kadınlar gibi farklı sorunları gündemine almış. Gruptakiler, bakanlığın adını bir gün “lüzumsuz”dan “lüzumlu”ya çevirebilme umudu içinde.

Yardım örgütü çalışanları daha en başından itibaren Bidibidi’de potansiyel görmüş. Mercy Corps örgütü için programlar düzenleyen Miji Park, çok geçmeden kabul alanının yakınlarında bir pazaryerinin ortaya çıkıvermesini etkileyici bulmuş. “Burada ciddi bir ekonomik gelişme olacağı aşikârdı.” Ancak Bidibidi’de, kendini meyve tezgâhının başında bulmuş bir sağlık teknisyenine ya da kırpıntı kumaşla kaplanmış pet şişe parçalarından yapılmış küpeler satarak geçimini sağlayan bir hemşireye rastlayabiliyorsunuz. Bidibidi sakinlerinin yaşamı ekonomik açıdan arafta kalmış durumda. Ekonomik faaliyet bir an önce başlamazsa ya Güney Sudan’a geri dönecek ya da kamptan ayrılıp iş için başka bir kente gidecekler.


Güney Sudanlı olan Knight Mai (soldaki) ve Florence Stima (sağdaki), Bidibidi’deki bir kuaförde çalışıyor. Elde ettikleri kazanç haftada beş doları bulmuyor. Çarşılar küçük işletmelerle dolup taşmış, ama kamptaki işgücü potansiyelini gündemine alan çok az özel şirket var.

Uzun vadeli istikrar, mülteci kampının paradigmasının insani yardımdan özel sektöre doğru kaydırılması anlamına geliyor. Kaliforniya merkezli düşünce kuruluşu Refugee Cities (Mülteci Kentler), mültecilere kucak açan hükümetleri, yabancı yatırımcıları çekebilecek kalkınma sahaları kurmaları için iknaya çalışıyor. “Ekonomik faaliyete olanak tanınan ve insanlara temel yasal güvencelerin sağlandığı bir yasal alan yaratırsanız, ortaya muazzam bir dinamizm çıkarabilirsiniz ve bu da sonunda refah üretir,” diyor kurucu Michael Castle Miller. “Yalnızca oradakiler için de değil –ülkenin her yanında.”

İnsani yardım örgütleri tarafından hazırlanan plan ve bütçeler, Bidibidi’nin ekonomik kalkınmaya nasıl kavuşabileceğini ortaya koyuyor: wi–fi sahaları, mini elektrik şebekeleri, büyük ölçekli üretim tesisleri. Şimdilik işler küçük ölçekli; özel şirketler de Bidibidi’deki atıl iş gücünden nasıl yararlanabileceklerini düşünmeye daha yeni yeni başlıyor.

Muşambayla kaplanmış bir atölyede iki mülteci, hamur kıvamında bir biyokütle karışımını küçük bloklar hâline getirerek yandaki serada kurumaya bırakıyor. Tulum giymiş işçiler her sabah istiflenmiş bu blokları tanesi 25 sentten yakınlardaki evlere taşıyor. Müşteriler, küçük mutfaklarındaki özel ocağı yakıp bu briketleri içine koyuyor –ocaklarda kullanmak için gereken odun ihtiyacını karşılamak üzere geliştirilmiş çevre dostu bir çözüm bu.

Örgülü saçlarının üzerine kırmızı bir bere geçirmiş olan Pamela Komuhendo, üç yıl önce Kampala’da kurdukları briket şirketi Raising Gabdho’nun karşı karşıya olduğu zorlukları anlatıyor. Bidibidi yeni bir engel çıkarıyor: Yeni işleri destekleyecek altyapı yetersiz. Raising Gadbho buna rağmen, 40–50 yeni faaliyet alanının kurulmasına yardımı olabilecek bir fabrika ve 11 kilovatlık minik bir güneş enerjisi şebekesi kurmaya karar vermiş.

“Buraya yerleşmeyi planlayan insanlar var,” diyor Komuhendo. “Güney Sudan’da barış olsa dahi, para kazandıkları takdirde burada kalacaklar.”

İnsanların saç kestirmeye, ılık bir bira içmeye ya da futbol maçı izlemeye geldiği işlek pazar sokağında Patrick Aleko, güneş enerjili grafik tasarım stüdyosunda tişörtlerin üzerine kilise logoları ya da takım isimleri basıyor. Güney Sudan’da da benzer bir iş yapıyormuş. Pembe ve mavi renklerdeki bu stüdyo sokağın en sağlam yapısı ve Aleko içerideki iki bilgisayarda çocuklara tasarım öğretiyor. Bu beton yapıyı inşa ettiğinde komşuları, “Paranı boşa harcıyorsun, seneye yine Güney Sudan’da olacağız,” diye söylenmiş ona. Oysa şimdi onlar da muşambaları söküp tuğla satın alıyorlar.

Hava kararırken Aleko dışarı çıkıp, tahta bir tabureye ilişiyor. “Burada kalan son kişi ben olacağım,” diyor, bir güvenlik lambasının ışığı boşalmakta olan pazar yerine düşerken. “Kapıyı çekip Bidibidi’ye veda ettiğim gün, sokaklarda köpeklerden başka kimsenin kalmadığı, bütün müşterilerin gittiği gün olacak.”

Güney Sudan’a barış gelirse kampa ne olacağını merak ediyor. Uganda hükümeti inşa edilenleri koruyabilecek mi, yoksa milyonlarca dolarlık altyapı ormanda çürüyüp gidecek mi? Aleko’ya göre o, olması gerekeni zaten biliyor. “Bidibidi örnek model olacak,” diyor coşkuyla. “Bırakın burası kalıcı bir yerleşim olsun.”

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Nora Lorek

Bidibidi sakinlerinin çoğu, okula giden ve bu fotoğraftaki gibi oyun alanlarında bir araya gelen çocuklardan oluşuyor. Bidibidi kalıcı bir yerleşime dönüşürken neredeyse tüm okul yapıları da tuğlayla yeniden inşa edilmiş.

Nora Lorek

Burada kızıyla birlikte gördüğümüz Rose Asha Sillah, Güney Sudan’da zamanla 35 çalışanlı bir işletmeye dönüşen bir kereste şirketinin kuruluşunda yer almış. Bidibidi’deyse, 400 kadar kadına nakış ve çiftçilik gibi bazı becerilerin öğretildiği bir kadın merkezi kurmuş. Finans kurumları olmadığı için yenilikçi girişimciler dahi zorlanıyor, ama Sillah’a göre yine de buna değer. “10 yılımızı Güney Sudan için sızlanmakla mı harcayacağız?” diye soruyor. “Önümüze bakmalıyız.”

Nora Lorek

Esther Minella bahçesinden topladığı sebzeleri hazırlarken, torunu da komşusu Ronah Halima’ya emanet. Halima, kilise inşaatında çalışan işçilere yemek satarak bazıları yetim 11 çocuğun yiyecek ve giysi gereksinimlerini karşılıyor.

Nora Lorek

Bir DJ kamyonun tepesinde iş başında. Yerleşim bölgesinde festivaller, defileler, hatta bir de Miss Bidibidi güzellik yarışması yapılmış. Kamp idarecisi Robert Baryamwesiga, “İlk başladığımız zamanları hatırlıyorum; ne yol vardı, ne okul, ne de bir kuyu,” diyor. “Demek ki imkânsız diye bir şey yok.”

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA