EKİM SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

Benlik Algımızın Evrimi

Anne–Marie Slaughter

Javier Jaén

30.12.2016

Benlik Algımızın Evrimi

Cinsiyetin ne üstünlük, ne de engel sayıldığı bir dünyaya doğru ilerlemek mümkün.

Kanada’nın Ottawa kentinde yaşayan 9 yaşındaki Mikayla McDonald, “Kız olduğum için yapamayacağım hiçbir şey yok. Herkes eşit. Herkes için, her zaman aynı oranda olasılık var ama eskiden eşitlik yokmuş,” diyor. Hindistan, Mumbai’den 9 yaşındaki Alfia Ansari, şöyle konuşuyor: “Biz eğitim alamayacağız ama erkekler alacak. Böylece onlar her yere gidecekler, kızlar gidemeyecek.” National Geographic’e yapılan bu yorumlar, tüm dünyada kız çocukları ve kadınlara yaklaşımda yaşanan devasa zıtlıkları kısa ve öz olarak yansıtıyor. Hiçbir ülke tam bir cinsiyet eşitliğine ulaşmış değil. Kuzey Amerika’da ve Avrupa’nın büyük kesiminde kadınlar öyle büyük bir gelişme kaydetti ki, kızların her şeyin mümkün olabileceğine inanmaları anlaşılabilir. Fakat dünyanın başka yerlerinde, baba ve kocalarının mülkiyetinde görülen kadınlar ve kız çocukları, erkeklere sağlanan beslenme, ilaç ve eğitimden yoksun yaşıyor.

Aradaki bu uçuruma rağmen ortak bir “kadının içinde bulunduğu durum” yazısı yazmak mümkün mü? Hepimiz çocuk yapmıyoruz, hepimiz erkeklerden hoşlanmıyoruz, hatta hepimizin cinsel organı farklı.

Ama kadınların tartışmasız ortak bir yanı var: Hepimiz kendi kültürümüzün tutsaklarıyız. Tarihçi Yuval Noah Harari, Homo sapiens’in evrim geçirmesi konusundaki mükemmel anlatımında, kadınların biyolojik rolünün yanı sıra kültürel rolüyle de tanımlanabileceğini açıklar.

Harari’nin tanımlamasına göre, dişiler –iki X kromozomu ve ona uygun bedeni ve hormonu olan insanlar– değişime uğramadılar. Ama kadınlar –toplumsal işlevleri olan ve yasaların korumasında haklarını kullanan insanlar– kocalarının okuma yazma bilmeyen mülkleri olmaktan çıkarak, yasalar uyarınca erkeklerle aynı haklara sahip, eşit ve eğitimli vatandaşlar olma yolunda ilerleme gösterdiler. Harari’nin savı Atina gibi şehirlerde doğru gibi görünmesine rağmen, Abuja, Agra veya kültürel değerlerin eşitsizliği sürdürdüğü başka yerlerde o kadar doğru olmayabilir.



Benim deneyimlerime göre biyolojik farklılıklar gerçekten var. İki erkek çocuk annesi ve beş kız yeğen sahibi bir teyze olarak, Chip Brown’ın “Erkek Olmak”ta yazdıklarına katılıyorum: Bazı davranış biçimleri kesinlikle doğuştan geliyor. Büyük oğlum konuşmaya başlamadan önce araba, kamyon ve inşaat makinelerine ilgi duyuyordu.

Fakat biyoloji ne kadın ne de erkek için değişmez bir kader. Kadınlar hâlâ dünyanın birçok yerinde kapana kısılmış ve baskı altında yaşıyor, erkeğin emirlerine boyun eğmeye zorlanıyor. Ama kültürel olarak tanımlanmış rollere zorlandıkları için erkekler de kapana kısılmış durumda.

Erkek çocukların, “üremek, bakmak ve korumaktan ibaret klasik görevlerini yerine getirebilmek için” saldırgan ve sert olmaya yönlendirildiğini yazıyor Brown. Erkek çocuklarımızın, toplumun bir erkekten beklediklerine uygun olarak çarpıtılmasını izlemek, kızlarımızın potansiyellerine ulaşmalarının engellenmesini görmek kadar moral bozucu ve yıpratıcı.

Cinsiyetin akışkanlığı, Batı toplumlarındaki çoğu kişi için yabancı, hatta tiksindirici bir kavram olmaya devam ediyor. Oysa dünyadaki birçok ulus tarafından kabul edildi ve bu durum, yeni kapılar açıyor. Cinsiyet kimliği ve cinsiyet ifade biçiminin geniş bir yelpazeye yayıldığını kabullenirsek, niye kadın ve erkek şeklindeki kalıplaşmış bir sınıflandırmaya sıkışıp kalalım ki? Herkesin kendisini insan olarak tanımlaması, kalıpları kırması ve kabullenilmiş bilgeliği sorgulaması nihai hedefimiz olmalı.

Benim yaşam süremi kapsayan 1960’lardan günümüze dek geçen dönemde, ABD’deki kadınlar, genç kızlığımda hayalini dahi kuramayacağım ilerlemeler kaydettiler.

Hiç doktor, profesör, politikacı, mühendis ya da CEO kadın tanımamıştım o zamanlar. Oysa oğullarımdan biri ilkokuldayken erkeklerin Amerikan Dışişleri Bakanı olamadığını düşünüyordu çünkü bu görevi yapmış birçok kadının adını öğrenmişti. Kültür, yeniden biçimlendirilmeye uygun ve hiç olmadığı kadar büyük bir hızla değişiyor.

Devletler ve toplumlar ayakta kalmak ve rekabet edebilmek için vatandaşlarının tüm yeteneklerinden faydalanmak gerektiğinin farkına vardıkça, cinsiyet eşitliği yolundaki ilerleme hız kazanacak. Eğer Homo sapiens, Harari’nin öne sürdüğü gibi hayal gücü sayesinde ilerliyorsa, o zaman cinsiyetin bir insanı ancak ırk ve etnik köken kadar tanımladığı bir dünyanın hayalini kurabiliriz. Cinsiyete bağlı beklentilerin ağırlığından kurtulunca hepimiz –erkek ve kadın– Gloria Steinem’den ödünç aldığım güzel bir ifadeyle, “kendi bütünsel döngümüzü geliştirebiliriz.” Eşitliği ve fırsatı tüm insanlık ailesine yaymak için çalışabiliriz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA