MART SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

İmparator'un Ecza Dolabı

Peter Gwin

Fritz Hoffmann

28.12.2018

 

İmparator'un Ecza Dolabı

İlk olarak 2100 yıl kadar önce derlenen Sarı İmparator’un Klasik Dahiliye Eseri’nin 1620 tarihli bu versiyonunda çi hatları ve akupunktur noktalarının bir haritası yer alıyor. Akupunktur, Batılı doktorlar arasında tartışmalı bir konu olmayı sürdürse de birçoğu bazı belirtileri tedavi etmede etkili olduğunu kabul ediyor.

Çin’in kadim tedavi yöntemleri modern sağlık hizmetlerini nasıl değiştiriyor?

Sıcacık, atan bir kalp tutuyorum elimde. Greyfurt büyüklüğündeki bu şey, kırmızı, pembe ve beyaz dokulardan oluşan parlak bir top. Odacıklarının kasıldığını ve pompalamaya devam ettiği sıvının fışırdadığını duyabiliyorum. Kaygan bir dokuya ve keskin bir kokuya sahip.

Bu organ canlı; oysa Paul Iaizzo’nun laboratuvarda uyuşturulmuş bir domuzdan onu almasını, damar işlevini üstlenen tüplere bağlamasını ve –ilkyardımcıların bir insanın kalbini yeniden yaşama döndürmesi gibi– elektrik şoku vererek ritmini geri kazandırmasını izlememin üzerinden neredeyse sekiz saat geçti. Domuzun bedeninin dışında olsa da, gözle görülmemiş, açıklaması olmayan, ezeli bir güç onun kendi kendine kasılıp gevşemesini sağlıyor. Bence bu, tuhaf olmaktan ziyade hipnotize edici ve harika bir şey.

Domuz kalbinin hâlâ atabilmesi biraz da Minnesota Üniversitesi’nde cerrahi profesörü olan Iaizzo’nun onu ayı ödünde, yani safrasında bulunanları taklit eden kimyasallarla yıkadığı bir işleme tabi tutmasıyla ilişkili. Çinli şifacıların tâ sekizinci yüzyıldan beri inandıkları bir fikrin bilimsel bir uygulaması bu: Ayı ödü insan bedenine iyi gelir.

Ayı ödünün bugün hâlâ güçlü bir piyasası var. Asya’da ödü için ayı yetiştiriliyor; beden sıvılarını almak için kateter takılan hayvanlar, küçük kafeslerde canlı olarak tutuluyor. Hayvan hakları savunucuları insanlık dışı olduğu su götürmez bu uygulamayı kınıyor. Yine de, atmaya devam eden bu domuz kalbini elimde tutmuş, kış uykusu sırasında ayıların organlarını atrofiye uğramaktan koruyan kimyasalların insan organlarını da ayakta tutabileceğini Iaizzo’dan dinlerken, “Acaba ayı ödü babamın iflas eden kalbini de kurtarabilir miydi veya günün birinde benimkini ya da çocuklarımınkileri kurtarabilecek mi?” diye düşünmekten kendimi alamıyorum.


Minnesota Üniversitesi’nde bir domuz kalbi, ayı ödü asidinin sentetik bir versiyonunda bekletildikten saatler sonra bile atmaya devam ediyor. Çinli şifacılar, bin yıldan uzun bir süre epilepsi, kalp ağrısı ve başka hastalıkların tedavisinde ayı ödü kullanmış.

Tıp çevrelerinde geleneksel Çin tıbbı kadar hararetli tartışmalara neden olan başka çok az konu vardır. Iaizzo ve geleneksel şifa yöntemlerine çığır açıcı bilimsel gelişmelerin merceğinden bakarak ilginç sürprizlere –modern tıbbı derinden etkileyebilecek sürprizlere– rastlayan diğer araştırmacıların çalışmaları da işleri iyiden iyiye karıştırıyor. Kuzey Kutup Bölgesi’nden Amazon’a, Sibirya’dan Güney Pasifik’e çeşitli kültürler geleneksel reçetelerle doldurdukları kendi ecza dolaplarını oluşturmuş. Ama tıbbi gözlemlerin yer aldığı belgeleri çok eski zamanlardan başlayarak sürekli biriktirmiş olan Çin, biliminsanlarının inceleyebileceği en büyük hazineyi sunuyor.

Çin kayıtları, şifacıların insan bedenini incelemeye, işleyişini anlamlandırmaya ve bitkisel ilaçlar, masaj ve akupunktur gibi çeşitli tedavilere verdiği tepkileri tanımlamaya başladığı İÖ üçüncü yüzyıl kadar eskilere uzanıyor. Bilginler, 2 bin 200 yıldan uzun bir süre boyunca, kuşaklar boyu bilgilerine yenilerini eklemiş ve bunlardan süzülmüş bir birikim ortaya koymuş. Sonuçta soğuk algınlığı, zührevi hastalıklar, felç ve epilepsi gibi her türlü sağlık sorununun ele alındığı bir külliyat oluşmuş. Tüm bu birikim, Nabız Hakkında Klasik Eser (üçüncü yüzyıl), Bin Altın Değerinde Reçeteler (yedinci yüzyıl) ve Taşranın Gizli Kalmış Sırları (sekizinci yüzyıl) gibi gizemli başlıklar taşıyan kitaplar ve elyazmalarında saklanıyor.

Batı’da eğitim almış bir doktor olan ve bilime dayalı tıbbı savunan Sun Yat–Sen’in, Qing hanedanının son imparatorunu devirdiği 20. yüzyılın başlarına kadar Çin’in başlıca hekimlik biçimi geleneksel tıptı. Günümüzdeyse, Çinli doktorlar, eğitimlerini ve lisanslarını en güncel tıp uygulamalarına uygun biçimde alıyor. Yine de geleneksel tıp, devletin sağlık sisteminin yaşayan bir parçası olmayı sürdürüyor. Çoğu Çin hastanesinde kadim şifa yöntemlerine ayrılmış bir bölüm var. Devlet Başkanı Şi Cinping, Çin’in prestijini artırmanın yanı sıra maliyetleri düşürme ve yenilikçi tedavi yöntemlerinin önünü açma olanağı da sunduğunu belirttiği geleneksel tıbbı ülkenin sağlık politikasının temel bir parçası kıldı. Ve 21. yüzyılı geleneksel tıp için yeni bir altın çağ olarak adlandırdı.

Araştırma açısından bakılırsa, pekâlâ bir altın çağ olabilir. Asya’daki birçokları gibi –UCLA, Duke ve Oxford dahil– ABD ve Avrupa’nın önde gelen üniversitelerinden biliminsanları da kanser, diyabet ve Parkinson gibi hastalıklarda uygulanan bazı geleneksel tedavilerin bilimsel temellerini inceliyor.

Fritz Hoffmann

Yale Üniversitesi profesörü Yung–Chi Cheng, Çin’in Yunnan eyaletindeki bir araştırma merkezinde, bir notoginseng bitkisini inceliyor. Cheng, halihazırda ilaç denemeleri yapılmakta olan bir kanser tedavi yöntemi dahil, kadim Çin formüllerini temel alan bitkisel tedavi reçetelerini inceliyor.

Fritz Hoffmann

Uyku kalitesi ve atletik performansı artırdığı söylenen goji meyveleri Çing-hay eyaletindeki bir çiftlikte kurumaya bırakılmış. Bu meyveler gördükleri talebin sonucunda, Çin’in kuzeybatısındaki Çinghay gibi, daha büyüklerinin yetiştirilebildiği yeni tarım alanlarında üretilmeye başlanmış. Meyvelerin etkinliği toprak ve iklim farklılıklarına göre değişebiliyor.

Fritz Hoffmann

Guangju’daki (Çin) bir çarşıda yer alan dükkânlardan biri, geleneksel reçetelerde kullanılan –boynuz, penis ve tendonlar gibi– geyik uzuvları konusunda uzmanlaşmış. Çin tıbbının Batı’da kabul görmesinin önündeki engellerden biri de hayvan uzuvlarının tartışmalı kullanımı.

Fritz Hoffmann

Geleneksel tıp uygulayıcısı bir hekim, Çengdu’daki (Çin) bir klinikte hastalardan birinin nabzına bakarken diğer hastalar bekliyor. Ardından belirtileri saptamak için dilini ve diğer uzuvlarını muayene edecek ve bedenini dengesine kavuşturup hastalıkla savaşmasını sağlayacak bir reçete yazacak.

Fritz Hoffmann

Çengdu’da, iki yaşındaki Ren Yanyu, nemli yaz ayları boyunca bedenini toksinlerden arındıracak ve serin tutacak bitkisel bir solüsyonla yıkanıyor. Bu uygulama, belirtileri ortaya çıkmış hastalıkları tedavi etmenin yanı sıra tüm bedenin sağlığını korumayı salık veren Çin felsefesinin bir parçası.

Fritz Hoffmann

Jeff Hendricks, Batı Virginia, Beckley’de (ABD) yer alan bir muayenehanede, dört yıllık askerlik görevi sonucunda gelişen ağrılarını dindirmek için akupunktur ve moksibüsyon adı verilen ot yakma tekniğiyle tedavi görüyor. Beyin hasarı, boyunda disk kaymaları, kemik çıkıntıları, baş ağrısı, ellerde uyuşma ve travma sonrası stres bozukluğu sorunları yaşıyor.

Fritz Hoffmann

Çengdu’da, bir alev terapisi seansında alkole batırılmış kumaş hastanın üzerine örtülüyor ve cildi ısıtmak ve gözenekleri açmak için tutuşturuluyor; sonra da otlu bir yağ uygulanıyor. Bu işlem eklem ağrıları ve diğer bazı sorunların tedavisini amaçlıyor, ama araştırmalar henüz bu iddiaları kanıtlamış değil.

Fritz Hoffmann

Cheng’in Yale’deki ekibi Ganoderma tsugae türü bu mantarı laboratuvarda yetiştirmiş. Bu türün, hayvanlarda kolorektal tümörleri küçülttüğü saptanmış. “Çinliler yüzyıllardır bitkilerden yararlanıyor,” diyor Cheng. “Biliminsanlarına düşen ise hangi formüllerin neden işe yaradığını bulmak.”

Modern olanla geleneksel olanı harmanlamak sağlık hizmeti tüketicileri arasında da yayılıyor. Batı tıbbıyla derman bulamayan Amerikalılar giderek artan oranda geleneksel tedavilere, özellikle de akupunktur ve bardak çekmeye yöneliyor. İnternet, doktorların yazdığı farmasötik ilaçlardan çoğu kez daha ucuz olan bitkisel ilaçlara olan rağbeti artırıyor.

Ama çi (asıl anlamıyla “pilavdan yükselen buhar”) adı verilen gözle görülmez yaşam enerjisi gibi hâlâ benimsenen gizemli kavramlara işaret ederek, bunun bilimle ilgisi olmadığı, şarlatanlık olduğu düşüncesiyle geleneksel Çin tıbbını topa tutan doktorlara da rastlayabilirsiniz. Ayrıca, hayvan uzuvlarının kullanılmasına karşı çıkan ve bitkisel formüllerin olası tehlikelerine karşı uyarıda bulunanlar da var.

Tıp tarihçisi Paul Unschuld, “Konuya tarafsız bakan birine ender rastlanıyor,” diyor. Çin tıp tarihi konusunda önde gelen isimlerden olan –ve yorumlanma biçimini çoğu kez sözünü sakınmadan eleştiren– Unschuld, kadim tıp metinlerinden yüzlercesini biriktirip tercüme etmiş. Epilepsi dahil çeşitli hastalıkların tedavisi için bunları inceleyip fikirler bulmak üzere bir Çin–Alman ortak girişimiyle birlikte çalışıyor. “İnsanlar genellikle yalnızca ne görmek istiyorlarsa onu görüyorlar,” diyor. “Ve bunun faydasını, zararını tam anlamıyla incelemiyorlar.”

Boynuzları için yasadışı olarak avlanan gergedanlarla ilgili bir makale yazdığımda, ben de arı kovanına çomak sokmuş oldum. Eski Çin formüllerine göre gergedan boynuzu yüksek ateş ve baş ağrısına iyi geliyor. Vietnam’da, onu akşamdan kalmalığı ve kemoterapinin yan etkilerini gidermede kullananları gördüm. Çok sayıda bilimsel çalışmada, keratinden (insan tırnağıyla aynı madde) oluşan gergedan boynuzunu yutmanın fark edilir farmakolojik etkisinin neredeyse sıfır olduğu saptanmış. Ancak gergedan boynuzu kullanan bazı hastaların şikayetlerinde plasebo etkisi nedeniyle azalma olabiliyor. Söz konusu makale yayımlandıktan sonra okuyuculardan, Çin tıbbını “cahilce,” “zalim” ve “büyücülüğe eşdeğer” addeden öfkeli mektuplar aldım.


Geleneksel eczane Çengdu Tongrentang’daki eczacılar, bitkisel reçeteleri hazırlayıp, karışımları birer dozluk kağıt zarflara bölüyor. Hastalar evde bunları demleyip çay olarak içecek.

Bu eleştirilerde haklılık payı yok değil. Asya’daki gergedan boynuzu pazarı, gergedan popülasyonlarını tükenmeye doğru götüren başlıca nedenlerden biri. Ayıların yanı sıra –kaplan, pars ve fil gibi tehdit altındaki çok sayıda tür dahil– diğer birçok hayvan da yabanda yasadışı olarak avlanıyor veya uzuvları için yetiştiriliyor.

Ama modern tıpta da tartışmalı uygulamalar mevcut. Yaygın kullanılan birçok antidepresan ilacın etkinliği halen şiddetle tartışılıyor ve bazı araştırmalar bunların etkinliğinin plasebolardan pek de öteye geçmediğini gösteriyor. Oysa bu ilaçlar geniş bir piyasada pazarlanıyor, doktorlar tarafından yaygın olarak reçete ediliyor ve sonuçta milyarca dolar kâr getiriyor. (Bu, depresyon ilaçlarının işe yaramadığı anlamına gelmez. Eğer hastadaki belirtilerde azalma oluyorsa işe yaradıkları söylenebilir. Ama rahatlama her zaman hapların içindeki kimyasallardan kaynaklanmıyor olabilir; tıpkı, gergedan boynuzu alan hastalardaki rahatlamanın ille de boynuzdaki kimyasallardan kaynaklanmıyor olabileceği gibi.) Akıllarda yer eden başka örneklerle –sık reçete edilen opioitler, doktorlar tarafından tanıtımı yapılan diyet furyaları ve soru işareti uyandıran ameliyatlar– birlikte değerlendirildiğinde, Batı dünyasının Çin tıbbına verip veriştirmesi Hipokrat ilkelerinden çok, samimiyetsizliğe yakın görünüyor.

Tam bu noktada yılan yağı ufuk açıcı olabilir. Uzun süre üfürükçülükle eşdeğer görülen yılan yağı aslında karabantlı denizyılanının yağından elde edilen geleneksel bir Çin merhemi. Tarihçiler bu tür merhemlerin ABD’ye, 1800’lerde demiryolu inşaatlarında çalışan –eklem ve kasları için bunları kullanan– Çinli göçmenlerce getirildiğini düşünüyor. Amerikalı işportacılar, Çinlilerin yılan yağı diye mineral yağı satmaya başlayınca merhemin ününe gölge düşmüş.

Ama bir de şöyle bakalım: Araştırmalar bazı geleneksel Çin ilaçlarında bulunan karabantlı denizyılanındaki yağın içerdiği omega–3 yağ asitlerinin somondakinden daha fazla olduğunu gösteriyor. Omega–3’lerin inflamasyon ve kötü kolestrolü azalttığı, bilişsel becerileri iyileştirdiği ve depresyonu azaltmaya yardımcı olduğu biliniyor. Şimdilerde çeşitli cilt bakım ürünlerinde de kullanılıyorlar. 2000’lerde Japon biliminsanları karabantlı denizyılanı yağı verdikleri farelerin yüzme yetilerinin ve labirentten çıkış yolunu öğrenme kapasitelerinin ilerlediğini gözlemlemişti.

Yale Tıp Fakültesi’nde farmakoloji profesörü olan Yung–Chi Cheng, “Kurunun yanında yaş da yanmasın,” diyor gülerek. “İnsanlar en eski, en etkili ve bilimsel olarak kanıtlanmış ilaçlardan birinin geleneksel tıptan doğduğunu unutuyor: Aspirin.” Eski Mısırlılar ağrıları dindirmede kurutulmuş mersin yaprakları kullanıyordu. Batı tıbbının babası sayılan Yunan hekim Hipokrat İS dördüncü yüzyılda yüksek ateşi söğüt kabuğundan elde edilen bir maddeyle tedavi ediyordu. Avrupalı biliminsanları her ikisindeki etken maddenin de salisilik asit olduğunu ancak 1800’lere gelindiğinde ortaya çıkardı ve onu sentetik olarak ürettiler. Günümüzde aspirin, sudan ucuz maliyetine oranla olasılıkla dünyanın en etkili ilacı.

“Her şey insanların söğüt kabuğunun işe yaradığını gözlemleyip, bunu hastalıkların tedavisinde kullanmasıyla başladı,” diyor Cheng. “Yani bu durumda, bilim tıbbı izlemiş, tıp bilimi değil.”

Aspirin, geleneksel tedavilerin arasında saklı kalmış yegâne modern ilaç değil elbette. 1972’de, Cheng’in Brown Üniversitesi’nde farmakoloji doktorasını tamamladığı yıl, Çin Halk Cumhuriyeti’nden bir kadın kimyager –Tu Youyou– sıtmaya karşı, Çin tıbbında kullanılan ve dördüncü yüzyıldan kalma bir formülde sözü geçen bir Çin şifalı otundan elde edilen bir madde keşfettiğini duyurmuştu.

Tu, Vietnam Savaşı sırasında, Vietkongların sıtmayı yenmesine yardım etmeyi amaçlayan gizli bir askeri projede çalışması için görevlendirilmişti. Vietkongların kayıplarının kabaca yarısına sıtma neden oluyordu. Batılı araştırmacılar da 200 binden fazla bileşiği inceleyerek sıtma sorununu çözmeye çalışıyordu. Ama Tu, yanıtın belki de Çin’in klasik tıp metinlerinde yatıyor olabileceği görüşündeydi. Ateşle ilişkilendirilmiş çok sayıda bitkiyi inceledi ve ana maddenin kâbesüpürgesi (Artemisia annua) denen sarı çiçekli bir bitki olduğu bir reçete buldu. Tu’nun araştırmalarının sonucunda ortaya çıkan artemisinin adlı ilaç milyonlarca insanın yaşamını kurtardı ve Tu’ya 2015 Nobel Tıp Ödülü’nü getirdi.

Devamını National Geographic Türkiye Ocak 2019 Özel Tıp Sayısı’nda okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Fritz Hoffmann

Yale Üniversitesi profesörü Yung–Chi Cheng, Çin’in Yunnan eyaletindeki bir araştırma merkezinde, bir notoginseng bitkisini inceliyor. Cheng, halihazırda ilaç denemeleri yapılmakta olan bir kanser tedavi yöntemi dahil, kadim Çin formüllerini temel alan bitkisel tedavi reçetelerini inceliyor.

Fritz Hoffmann

Uyku kalitesi ve atletik performansı artırdığı söylenen goji meyveleri Çing-hay eyaletindeki bir çiftlikte kurumaya bırakılmış. Bu meyveler gördükleri talebin sonucunda, Çin’in kuzeybatısındaki Çinghay gibi, daha büyüklerinin yetiştirilebildiği yeni tarım alanlarında üretilmeye başlanmış. Meyvelerin etkinliği toprak ve iklim farklılıklarına göre değişebiliyor.

Fritz Hoffmann

Guangju’daki (Çin) bir çarşıda yer alan dükkânlardan biri, geleneksel reçetelerde kullanılan –boynuz, penis ve tendonlar gibi– geyik uzuvları konusunda uzmanlaşmış. Çin tıbbının Batı’da kabul görmesinin önündeki engellerden biri de hayvan uzuvlarının tartışmalı kullanımı.

Fritz Hoffmann

Geleneksel tıp uygulayıcısı bir hekim, Çengdu’daki (Çin) bir klinikte hastalardan birinin nabzına bakarken diğer hastalar bekliyor. Ardından belirtileri saptamak için dilini ve diğer uzuvlarını muayene edecek ve bedenini dengesine kavuşturup hastalıkla savaşmasını sağlayacak bir reçete yazacak.

Fritz Hoffmann

Çengdu’da, iki yaşındaki Ren Yanyu, nemli yaz ayları boyunca bedenini toksinlerden arındıracak ve serin tutacak bitkisel bir solüsyonla yıkanıyor. Bu uygulama, belirtileri ortaya çıkmış hastalıkları tedavi etmenin yanı sıra tüm bedenin sağlığını korumayı salık veren Çin felsefesinin bir parçası.

Fritz Hoffmann

Jeff Hendricks, Batı Virginia, Beckley’de (ABD) yer alan bir muayenehanede, dört yıllık askerlik görevi sonucunda gelişen ağrılarını dindirmek için akupunktur ve moksibüsyon adı verilen ot yakma tekniğiyle tedavi görüyor. Beyin hasarı, boyunda disk kaymaları, kemik çıkıntıları, baş ağrısı, ellerde uyuşma ve travma sonrası stres bozukluğu sorunları yaşıyor.

Fritz Hoffmann

Çengdu’da, bir alev terapisi seansında alkole batırılmış kumaş hastanın üzerine örtülüyor ve cildi ısıtmak ve gözenekleri açmak için tutuşturuluyor; sonra da otlu bir yağ uygulanıyor. Bu işlem eklem ağrıları ve diğer bazı sorunların tedavisini amaçlıyor, ama araştırmalar henüz bu iddiaları kanıtlamış değil.

Fritz Hoffmann

Cheng’in Yale’deki ekibi Ganoderma tsugae türü bu mantarı laboratuvarda yetiştirmiş. Bu türün, hayvanlarda kolorektal tümörleri küçülttüğü saptanmış. “Çinliler yüzyıllardır bitkilerden yararlanıyor,” diyor Cheng. “Biliminsanlarına düşen ise hangi formüllerin neden işe yaradığını bulmak.”

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA