AĞUSTOS SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Beyaz Altına Hücum

Robert Draper

Cédric Gerbehaye

1.2.2019

 

Beyaz Altına Hücum

Yerli Aymara halkı Salar de Uyuni’nin yüzeyinde kuruyan tuzu toplayıp satıyor. Yeraltındaki tuzlu su rezervuarında ise çok daha kazançlı olan lityum,çözünmüş hâlde bulunuyor.

Güçlü pillere yönelik talep artarken, Bolivya devasa lityum rezervleri ile hızla zengin olma hayalleri kuruyor.

 La Paz’da bir cumartesi sabahının erken saatleri. Bolivya Başkan Yardımcısı Álvaro García Linera, Plaza Murillo’ya bakan ofisinin önündeki geniş salonda karşılıyor beni. 56 yaşındaki kibar politikacı, ülkesinde kendini Marksist ideolojiye adamış biri olarak tanınıyor. Oysa bugün kapitalist bir pazarlamacı gibi görünüyor.

Buradaki pazarlamanın öznesi lityum. García Linera, pillerin hâkimiyetindeki dünyamızın vazgeçilmezi lityumun, aynı zamanda Bolivya’nın geleceğinin anahtarı olduğuna ikna etmeye çalışıyor beni. Dört yıl gibi kısa bir süre içinde “ekonomimizin motoru” hâline geleceğini öngörüyor. “Tüm Bolivyalıların yararına olacak,” diye devam ediyor. “Onları yoksulluktan çıkarıp orta sınıfta istikrarlı bir yer edinmelerini garantileyecek, bilim ve teknoloji alanlarında eğiterek küresel ekonominin aydınları arasına girmelerini sağlayacak.”

Ancak lityumu Bolivya’nın ekonomik kurtuluşu olarak pazarlama girişimi, kaynağı ele alınmadığı sürece biraz havada kalıyor. Kaynağın adı Salar de Uyuni. Ülkenin en muhteşem coğrafyaları arasında yer alan 10 bin kilometrekareyi aşkın büyüklükteki bu tuz düzlüğü, altında yatan kaynağın çıkarılması sırasında büyük olasılıkla değişime uğrayacak, hatta geri dönüşü olmayan biçimde zarar görecek.


Salar de Uyuni’de açılan buharlaşma havuzları Llipi lityum pilot tesisinde renkli bir mozaik oluşturuyor. Tesis lityum karbonat üretimine 2013’te başladı. Lityum açısından zengin salamura, 20 metreye varan derinlikten havuzlara pompalanıyor. Tesisteki havuz sayısı 200‘e çıkacak.

İşte bu yüzden García Linera, “Salar de Uyuni’ye hiç gittiniz mi?” diye soruyor. Yakında oraya doğru yola çıkacağımı söylediğimde başkan yardımcısı nostaljik bir havaya bürünüyor. “Salar’a gittiğinizde,” diye bilgilendiriyor beni, “orayı bir de gece görün. Tam ortasına battaniye serin. Müziği açın.”

Yüzünde bir gülümseme belirse de bu konuda ısrarlı: “Pink Floyd. Pink Floyd açın. Gökyüzünü izleyin.” Ardından elini sallayarak sonrasının kendiliğinden geleceğini anlatmak istiyor.

Dünyanın en yüksek rakımlı başkentinden dünyanın en büyük tuz düzlüğüne gitmek için arabayla yapılması gereken bir günlük yolculuk, Güney Amerika’nın en yoksul ülkesini yol boyunca izleme olanağı veriyor. La Paz kent merkezinden çıkan yol, And Dağları’ndaki yaylalardan buraya göç eden, Bolivya’nın ikinci en büyük Yerli halkı Aymaraların yaşadığı –işçi sınıfının kalesi niteliğindeki– El Alto’ya doğru uzanıyor. İzleyen yedi saat boyunca da köylerden ve Oruro maden kentinden geçerek istikrarlı bir biçimde yokuş aşağı ilerliyor. Ta ki yaklaşık 3 bin 650 metrede, lamalar ve daha kıvrak akrabaları vikunyalarla arada sırada yaşam bulsa da genelde bomboş olan çalılık bir alanda düzleşene kadar. Akşamüzerine doğru, tuz düzlüğünün soluk parıltısı ovanın öte yanında boylu boyunca uzanıyor.

İspanyolcada “tuz düzlüğü” anlamına gelen Salar’a gün batımından hemen önce ulaşıyorum. Hiçliğin ortasında olduğum algısı iyice belirginleşene kadar pürüzsüz sert yüzeyinde bir buçuk kilometre kadar ilerliyorum. Arazi aracımdan çıkıp dişleri takırdatan bir soğukla karşılaşınca, kafa yapıcı bir Pink Floyd müziği eşliğinde yıldızların altında battaniye sermenin olanaksızlığını –üzülerek– fark ediyorum. Ama manzara tek başına zaten sanrısal: Çılgın bir devin dama tahtası misali belli belirsiz köşeli şekiller hâlinde kilometreler boyunca dümdüz uzanan bu soluk arazinin çıplaklığı, bulutsuz mavi gökyüzü ve Andlar’ın uzaklardaki maun rengi doruklarıyla daha da somutlaşıyor. Motosikletler ve dört çeker araçlar, yol geçmeyen yüzeyinde hızla bilinmez hedeflere doğru ilerliyor. Arada bir ortaya çıkıp bir kıyamet sonrası sersemliği içindeymişçesine sarsakça dolanan tek tük insanlar, Bolivya başkan yardımcısının tanımıyla “uçsuz bucaksız kar beyazı tabakayı” izliyor.

Cédric Gerbehaye

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki bir fabrikada çalışan işçi, elektrikli arazi aracı Audi e–tron’da kullanılacak lityum iyon pillere bakıyor. Sıvı soğutmalı batarya, zemine entegre edilen modüllerden oluşuyor. Elektrikli araç satışlarının artması, daha fazla lityum çıkarılmasına yol açtı.

Cédric Gerbehaye

Lityum pilot tesisinde çalışan inşaat işçisi José Edmundo Arroyo vardiyasının sonuna gelmiş. Yörede yaşayan Yerliler şimdiye kadar tesisin fazla bir yararını görmemiş. Bunun nedeni tesisin kalifiye çalışanlarını La Paz ya da Potosí’den işe almış olması.

Cédric Gerbehaye

Lityum pilot projesinin girişini koruyan gözlem noktasındaki bir asker çevreyi kolaçan ediyor. Soldaki yol tesise gidiyor. Tesise giren tüm araç sürücülerinin durup masada form doldurması gerekiyor.

Cédric Gerbehaye

Pilot tesisteki işçilerden biri, kimyasal maddenin teslimat için çuvallara doldurulmasından bir önceki aşamada lityum karbonatın kuruyup kurumadığını kontrol ediyor. Devlet yönetimindeki tesiste çalışan 250 kadar görevli kırmızı tulum giyiyor ve bitişikteki prefabrik evlerde yaşıyor. Onların dışında yüzlerce insan da tesisteki inşaat ve hizmet sektörlerinde çalışıyor.

Cédric Gerbehaye

Dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin Salar üzerinde bıraktığı bayraklar rüzgârda uçuşuyor. Bolivya’ya gelen turistler, sade güzelliğinden etkilenerek bu ücra bölgeye akın ediyor. Turizm, Colchani ve Uyuni gibi civar kentlerde ana geçim kaynağına dönüştü.

Cédric Gerbehaye

Copa ailesinin üç kuşağı Salar’ın kuzey sınırı yakınlarında, Chiltaico’daki birer odalı dört evde yaşıyor. Bölgedeki Aymaraların çoğu gibi bu aile de geçimini kimi kez günde 12 saate ulaşan sürelerle kızgın güneş ve şiddetli rüzgâr altında küçük bir alanda tuz toplayarak sağlıyor.

Bu uçsuz bucaksızlığın gözlerden uzak bir kıyısında, devasa yüzme havuzlarından bir şebeke oluştururmuş gibi uzun ve geometrik olarak kusursuz buharlaşma havuzları açan buldozerler var. Buldozerler buraya doğru da gelecek ama bunun ne hızla olacağını bilen yok.

Bildiklerimiz şunlar: Birincisi, dünyanın en büyük tuz düzlüğünün altında bir başka mucize yatıyor. Dünyanın en büyük lityum yataklarından biri bu, ve olasılıkla yeryüzündeki toplam rezervin yüzde 17’sini oluşturuyor. İkincisi, nüfusun yüzde 40’ının yoksulluk içinde yaşadığı Bolivya’nın yönetimi, lityum rezervlerini işleyerek içinde bulunduğu yoksulluk kapanından kendisini kurtaracak bir çıkış yolu yaratmayı düşünüyor. Üçüncüsü, büyük oranda el değmemiş Salar de Uyuni’yi yarıp geçen bu çıkış yolu, hem tam bir bilinmez, hem de –yağmalanmış kuyularla ve boşa çıkmış umutlarla dolu bir ülkede yaşayan Bolivyalılar açısından– kuşku uyandıracak kadar tanıdık.

Günümüz Bolivya’sı geçmişine hâlâ zincirlerle bağlı. 2006’da göreve gelen, ülkenin ilk Aymara Devlet Başkanı Evo Morales, başkanlık konuşmasında İspanyol sömürgeciliği yüzünden “mağdur yaşadığımız 500 yıl” ifadesini kullanarak, iki yüz yıl kadar önce sona ermiş olan acımasız bir kölelik ve kültürel yıkım rejiminden söz etti. Coğrafi yapısı ve bu dönemin ardından gelen kötü yönetimler, Bolivya’nın kendini yeniden yaratmasının önünde engel oluşturdu. Şili ile yaptığı savaşta yenik düşüp Pasifik kıyılarını 1905’te yitirmesinin ardından ülkenin ekonomik beklentileri yara aldı. Komşuları Brezilya ve Arjantin yavaş yavaş zenginleşirken, Bolivya onlarca yıl boyunca askeri ihtilaller ve yolsuzluklarla uğraşmak zorunda kaldı.

Ekonomik geçmişi iniş çıkışlarla dolu bir döngüden oluşuyor Bolivya’nın. Bu özellik doğal kaynaklara bel bağlayan tüm ülkelerde yaygın olarak görülse de, Şili gibi bazı Latin Amerika ülkeleri kaynaklarını beceriyle yönetti. Oysa Bolivya hükümeti, hızlı ama geçici kazançlar uğruna maden haklarını yabancı şirketlere devretti. Başkan yardımcısının da belirttiği gibi, “Tarihimiz boyunca doğal zenginliklerimiz ile akılcı düşünceyi birleştiren bir kültür oluşturamadık. Bunun sonucunda da doğal kaynaklar açısından zengin ama sosyal anlamda oldukça yoksul bir ülke çıktı ortaya.”


Quechua dilinde “İnkaların Evi” anlamına gelen Incahuasi, Salar’ın göl olduğu tarihöncesi dönemlerde bir adaydı. Bir volkanın kalıntılarından oluşan alan, bazıları 12 metreye ulaşan kaktüsler ve fosilleşmiş algle kaplı. Tuz düzlüğünün altında yatan lityumun çıkarılması kuşkusuz bu muhteşem coğrafyanın değişmesine neden olacak.

Latin Amerika ülkeleri arasında Bolivya, varlığını garip bir siliklik içinde sürdürüyor. Butch Cassidy ve Sundance Kid filminde oynadığı küçük rolü, kısmi anonimliğinin metaforu olarak görmek mümkün. Kanun kaçakları, Bolivya’da hiç de romantik sayılmadığı kesin olan bir şeyi –kaynaklarının gringolar tarafından acımasızca sömürülüşünü– sembolize ediyor.

İkilinin soyduğu söylenen, kurşun delikleriyle dolu tren, geçmişte hareketli bir maden kenti olan Pulacayo’da önemli bir turistik mekân.

Pulacayo’daki madenler devlet tarafından 1959’da kapatılınca madenciler işsiz kaldı. Kentin boşalmasının ardından, 20 kilometre ötedeki maden dağıtım merkezi Uyuni’nin de sonunun gelmesi bekleniyordu. Ancak 1980’lerde bir gün, tur operatörü Juan Quesada Valda’nın dikkati Salar’a yöneldi. O döneme kadar tuz düzlüğü, Bolivyalıların gözünde coğrafi bir tuhaflıktan başka bir şey değildi. “Salar’ın hiçbir zaman kültürel önemi olmadı,” diyor Uyuni Belediye Başkanı Patricio Mendoza. “İnsanlar üzerinde yürürlerse kaybolacaklarından veya susuzluktan öleceklerinden ya da tuzdan dolayı lamalarının toynaklarının zarar göreceğinden korkuyordu.”

Kızı Lucía, Quesada’nın dikkatini Salar’a çevirdikten sonra bir aydınlanma yaşadığını söylüyor: “Her yerde göl var. Ama dünyanın hiçbir yerinde bunun gibi bir tuz düzlüğü bulamazsınız. Burayı pazarlayabileceğini anlamıştı.”

Mimarlık eğitimi almış olan Quesada, Salar’ın doğu sınırındaki Colchani köyünde tamamen tuz bloklarından yapılan otellerden ilkini inşa etmeye koyuldu. Maceraperest yabancılar, soluk renkli bu dev çölde güneşlenmek üzere boy göstermeye başladı. Ardından üzerinde düğünler, yoga dersleri, kısa mesafeli araba yarışları düzenlendi. Günümüzde tuz otelleri doluluk oranlarını korurken, Uyuni sırt çantalı üniversitelilerin boy gösterdiği, pizzacılarla dolu, az çok sakil bir tatil beldesi hâline geldi. “Ekonomimizin muhtemelen yüzde 90’ı turizm,” diyor Mendoza.

Yani Bolivya’nın ekonomik hayal kırıklıklarıyla dolu uzun ve mutsuz tarihinde Salar, mütevazı bile olsa mutlu bir istisna. Şimdiyse Bolivya’nın geleceği için gözler lityuma çevriliyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Cédric Gerbehaye

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki bir fabrikada çalışan işçi, elektrikli arazi aracı Audi e–tron’da kullanılacak lityum iyon pillere bakıyor. Sıvı soğutmalı batarya, zemine entegre edilen modüllerden oluşuyor. Elektrikli araç satışlarının artması, daha fazla lityum çıkarılmasına yol açtı.

Cédric Gerbehaye

Lityum pilot tesisinde çalışan inşaat işçisi José Edmundo Arroyo vardiyasının sonuna gelmiş. Yörede yaşayan Yerliler şimdiye kadar tesisin fazla bir yararını görmemiş. Bunun nedeni tesisin kalifiye çalışanlarını La Paz ya da Potosí’den işe almış olması.

Cédric Gerbehaye

Lityum pilot projesinin girişini koruyan gözlem noktasındaki bir asker çevreyi kolaçan ediyor. Soldaki yol tesise gidiyor. Tesise giren tüm araç sürücülerinin durup masada form doldurması gerekiyor.

Cédric Gerbehaye

Pilot tesisteki işçilerden biri, kimyasal maddenin teslimat için çuvallara doldurulmasından bir önceki aşamada lityum karbonatın kuruyup kurumadığını kontrol ediyor. Devlet yönetimindeki tesiste çalışan 250 kadar görevli kırmızı tulum giyiyor ve bitişikteki prefabrik evlerde yaşıyor. Onların dışında yüzlerce insan da tesisteki inşaat ve hizmet sektörlerinde çalışıyor.

Cédric Gerbehaye

Dünyanın dört bir yanından gelen turistlerin Salar üzerinde bıraktığı bayraklar rüzgârda uçuşuyor. Bolivya’ya gelen turistler, sade güzelliğinden etkilenerek bu ücra bölgeye akın ediyor. Turizm, Colchani ve Uyuni gibi civar kentlerde ana geçim kaynağına dönüştü.

Cédric Gerbehaye

Copa ailesinin üç kuşağı Salar’ın kuzey sınırı yakınlarında, Chiltaico’daki birer odalı dört evde yaşıyor. Bölgedeki Aymaraların çoğu gibi bu aile de geçimini kimi kez günde 12 saate ulaşan sürelerle kızgın güneş ve şiddetli rüzgâr altında küçük bir alanda tuz toplayarak sağlıyor.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA