NİSAN SAYISI BAYİDE!

ABONE OL


ABONE OL

İmkânsız Tırmanış

Mark Synnott

Jimmy Chin

1.2.2019

 

İmkânsız Tırmanış

Alex Honnold, Kaliforniya’nın Yosemite Vadisi’nden çok yukarılarda, El Capitan’ın 900 metrelik güneybatı cephesindeki bir çatlaktan yukarıya free solo, yani ip ve emniyet donanımı olmaksızın tırmanıyor. Honnold, 3 Haziran 2017’de bu denemeyi başarıyla tamamlamadan önce, neredeyse on yıl bu tırmanış üzerine düşünmüş ve bir buçuk yıldan uzun bir süre boyunca planlama ve antrenman yapmıştı.

Alex Honnold’un “aşırı büyük duvara” yaptığı ipsiz tırmanışın –ve bunun üstesinden nasıl geldiğinin öyküsü...

2016’nın kasım sabahlarından biri. Yosemite Ulusal Parkı’nda saat 04.54. Hava buz gibi. El Capitan’ın güneybatı cephesi dolunayın altında ürkütücü ışıltılara bürünmüş. Alex Honnold, parmak uçları ve tırmanış ayakkabısının incecik kenarlarından başka hiçbir şeyden yardım almaksızın granit duvara tutunuyor. Profesyonel kaya tırmanışçılarının uzun yıllar boyunca olanaksız olduğunu düşündüğü bir şeyi başarmaya çalışıyor Honnold. Dünyanın en ikonik kaya duvarında yapılacak bir “free solo” tırmanış. Bu, 900 metrelik dimdik kayayı, tek başına ve ipsiz, milim milim tırmanacağı anlamına geliyor.

Kafa lambasıyla ayağını koyması gereken yeri aydınlatırken hafif bir esinti saçlarını yalıyor. Yukarıda, yaklaşık bir metre boyunca tutunacak hiçbir şeyin olmadığı, dümdüz bir kaya yüzeyi uzanıyor. Tırmanışın daha yukarı kesimlerinde, Alex’in şaşılacak derecede güçlü parmaklarıyla tutunup kendini yukarı çekebileceği ufacık oyuklar, çakıltaşı büyüklüğünde çıkıntılar ve minicik çatlaklar var, ama –Freeblast adı verilen kesimde neredeyse dimdik bir kaya yüzeyinden ibaret olan– bu bölümü aşmak, sabit kalmakla kıvraklık arasında hassas bir denge kurmayı gerektiren, ustalık isteyen bir iş. Tırmanışçılar buna sürtünme tırmanışı (“friction climbing”) adını veriyor, çünkü yalnızca tırmanış ayakkabılarının tabanındaki kauçuğun düz granite tutunabilmesiyle tırmanılıyor. Alex’in bir defasında söylediği şekliyle bu, “Cam duvara tırmanmak gibi bir şey.”


Honnold, Yosemite Vadisi’nde El Capitan adıyla bilinen dik granit kayalığın karşısında bulunan Taft Point’in kenarından aşağılara bakıyor. Her yıl bu parkın ikonlaşmış kaya duvarlarını ve kısa kayalarını tırmanıyor. “Koca dünyada en sevdiğim yer Yosemite,” diyor.

Ayak parmaklarını kıpırdatıyor. Uyuşmuşlar. İki ay önce bu bölüm için alıştırma yaparken düştüğünde burkulan sağ bileği şiş ve onu fazla oynatamıyor. O denemede kendini iple emniyete almıştı. Oysa bu kez düşmek gibi bir seçeneği yok. Free solo, “hataların ölümle sonuçlanma olasılığı” olan diğer spor dallarından farklı. 60 katlı bina yüksekliğinde bir tırmanışta ipsizsiniz ve bu işte “olasılık” diye bir şey yok.

Yüz seksen metre aşağıda, devrilmiş bir ağacın üstünde oturmuş, Alex’in kafa lambasının yarattığı ufacık haleyi izliyorum. Belki bir dakikadan kısa süredir kıpırdamadı ama bana bir ömür gibi geliyor. Neden mi böyle hissediyorum? Çünkü Honnold, yedi yıl önce, bu tırmanışı ilk aklına koyduğundan bu yana rüyalarına giren hamleyi yapması gereken yerde şu anda. Bu duvarı ben de tırmanmıştım, ama bunu free solo yapma fikri dahi mideme ağrılar girmesine yetiyor. Üzerinde oturduğum kütük, Alex’in kaydığı takdirde düşeceği yere yüz metre uzaklıkta bile değil.

Ani bir gürültü düşüncelerimden sıyrılıp içinde bulunduğumuz âna geri döndürüyor beni. Kalbim duracak gibi oluyor. Tırmanışı kaydeden ekipten bir kameraman, kaya duvarının dibine doğru aceleyle patikadan iniyor. Telsizinden gelen sesleri duyuyorum. “Alex vazgeçiyor,” diyor. “Şükürler olsun,” diyorum içimden. Alex yaşayacak.

Onunla daha sonra konuşacağım ama neden vazgeçtiğini zaten biliyorum. Devam edesi yok.

E, olmaz tabii, çünkü bu delilik. “Belki de zaten olacak iş değildi bu,” diye düşünüyorum.

Jimmy Chin

33 yaşındaki Honnold, Fas’ın Yukarı Atlas Dağları’nda geçireceği tırmanış gününe hazırlandığı sırada, dişlerini fırçalarken müzik dinliyor. Yukarı Atlaslar, El Capitan’a yapacağı tırmanış denemesi için antrenman yaptığı ABD dışındaki birçok noktadan biri.

Jimmy Chin

Free solo’da parmak kuvveti, ölüm kalım meselesi. Honnold, tırmanışa giden yolda, karavanında, farklı parmak tutuşları için farklı delikleri olan panoda her iki günde bir 90 dakika “hangboard” antrenmanı yapmış.

Jimmy Chin

Honnold tırmanmaya başladıktan dört saat sonra El Capitan’ın tepesinde ve tüm tırmanış ekipmanı elinde: ayakkabıları ve bir torba magnezyum tozu. “Aşağıda biraz gergindim,” diyor daha sonra. “Sonuçta tepemde aşırı büyük bir duvar vardı.” Peki, sırada ne var? “Yine zor yerlere tırmanmak istiyorum. Günün birinde. Aşağı iner inmez emekli olacak değilim ya.”

Tırmanış dünyasında bazı insanlar free solo’yu olmayacak bir iş gibi görüyor. Bu yolda çok kişinin yaşamını yitirdiğini söylüyor ve free solo’yu, tırmanış sporunun adını kötüye çıkaran, vurdumduymaz bir gösteriş merakı olarak görüyorlar. Bazıları da –ki ben de onlardan biriyim– bu sporun en saf ifadesini free solo’da bulduğu görüşünde. Tırmanış tarihçilerince free solo’nun babası olarak kabul edilen Avusturyalı dağcı Paul Preuss da bu yaklaşımı benimsemişti. Dağcılığın özünü oluşturan şeyin, “suni araçlar yardımıyla” değil, üstün fiziksel ve zihinsel becerilerle tırmanmak olduğunu savunuyordu. 27’sine geldiğinde 150 civarında rotanın ilk tırmanışlarını ipsiz gerçekleştirmiş ve ününü Avrupa’ya yaymıştı bile. 3 Ekim 1913’te, Avusturya Alpleri’nde, Mandlkogel Dağı’nın kuzey sırtına yaptığı free solo tırmanışta düşerek yaşamını yitirdi Preuss.

Ama görüşleri baki kaldı ve izleyen kuşaklardaki tırmanışçıları etkileyerek 1960’lar ve 70’lerin “serbest tırmanış” hareketine esin verdi. Tırmanışçıların ipleri ve diğer gereçleri yalnızca düşmeye karşı güvenlik için kullandığı, bunlardan tırmanışlarda asla yardım almadıkları bir hareketti bu. Adından söz etmeye değer bir sonraki free solo’cu ise “Hot” lakaplı Henry Barber oldu. Barber, 1973’te Yosemite’de, Sentinel Kayası’nın 450 metrelik kuzey yüzüne ipsiz çıkarak tırmanış dünyasını şoke etti. Üç yıl sonra, bu kez 19 yaşındaki Los Angeles’lı John Bachar, Yosemite’de 90 metrelik zorlu bir çatlak olan New Dimensions’ı free solo tırmandı. Ve Peter Croft adındaki alçakgönüllü bir Kanadalının Yosemite’nin en ünlü rotalarını –Astroman ve Rostrum’u– aynı gün içinde art arda free solo tırmandığı 1987’ye kadar kimse bunun ötesine geçemedi.


Honnold, iplere bağlı bir şekilde, El Capitan’daki free solo tırmanış rotası Freerider’ın bir bölümünü çalışıyor. Freerider, tırmanışçıların zihinsel ve fiziksel dayanıklığının yanı sıra –parmaklarına kadar– bedenlerinin her yerini de test ediyor.

Croft, 2007’de Alex Honnold adlı, 22 yaşında, boncuk gözlü, utangaç bir Sacramento’lunun Yosemite Vadisi’nde görülmesine kadar zirvede kaldı. Honnold, Croft’un Astroman–Rostrum’da sergilediği ustalığı yineleyerek tırmanış dünyasının hayranlığını kazandı. Ertesi yıl, zorluğuyla ünlü iki rotayı –Zion Ulusal Parkı’ndaki Moonlight Buttress ve Yosemite’deki Half Dome kayasının dik kuzeybatı cephesini– free solo tırmandı. Her iki rota da öylesine uzun ve teknik açıdan öylesine zorluydu ki, ciddi tırmanışçıların hiçbiri buralara ipsiz tırmanılabileceğini aklına dahi getirmemişti. Sponsorluk teklifleri yağıyor, gazeteciler ve hayranları Alex’in başarılarına alkış tutuyordu. Oysa Alex o sıralarda kimsenin bilmediği, çok daha büyük bir hedefe dikmişti gözünü.

Alex’in El Capitan’a free solo tırmanma girişiminin, anlık bir hevesle aklına geliveren, adrenalin yüklü bir gösteriş merakı olmadığını belirtmek gerek. 2009’da, birlikte yaptığımız ilk tırmanışta bana bu düşüncesinden söz etmişti. Onun basbayağı deli olduğunu düşünmüştüm, ama üstün özgüveni ve akıl almaz zorlukta kaya yüzeylerini yorulmadan çıkabilmesinde, söylediklerinin öylesine atıp tutmaktan daha fazlası olduğunu düşündüren bir şeyler vardı.

Alex birçok El Capitan rotasını incelemiş ve sonunda, tırmanışçılar arasında popüler bir sınav yeri olan ve tırmanışın çoğunlukla birkaç gün sürdüğü Freerider rotasında karar kılmıştı. 30 civarı ip boyu bulunan bu rota, tırmanışçıları olabilecek her açıdan –parmak, kol, omuz, baldır, ayak parmakları, sırt ve karın kuvvetinin yanı sıra denge, esneklik, sorun çözme ve duygusal dayanıklılık açısından da– zorluyor. Günün bazı saatlerinde güneş kayayı öylesine ısıtıyor ki temas ettiğinizde yanıyorsunuz; sonra da saatler içinde sıcaklık dondurucu seviyelere düşüyor. Fırtınalar patlıyor, güçlü sıcak hava akımları kaya duvarına çarpıyor, kaynak suları çatlaklardan sızıyor. Yaşamsal önemdeki hamleler sırasında çatlaklardan arılar, kurbağalar ve kuşlar fırlayabiliyor. Her boyutta kaya bir anda yerinden oynayıp aşağılara yuvarlanabiliyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat 2019 sayısında okuyabilirsiniz.

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Jimmy Chin

33 yaşındaki Honnold, Fas’ın Yukarı Atlas Dağları’nda geçireceği tırmanış gününe hazırlandığı sırada, dişlerini fırçalarken müzik dinliyor. Yukarı Atlaslar, El Capitan’a yapacağı tırmanış denemesi için antrenman yaptığı ABD dışındaki birçok noktadan biri.

Jimmy Chin

Free solo’da parmak kuvveti, ölüm kalım meselesi. Honnold, tırmanışa giden yolda, karavanında, farklı parmak tutuşları için farklı delikleri olan panoda her iki günde bir 90 dakika “hangboard” antrenmanı yapmış.

Jimmy Chin

Honnold tırmanmaya başladıktan dört saat sonra El Capitan’ın tepesinde ve tüm tırmanış ekipmanı elinde: ayakkabıları ve bir torba magnezyum tozu. “Aşağıda biraz gergindim,” diyor daha sonra. “Sonuçta tepemde aşırı büyük bir duvar vardı.” Peki, sırada ne var? “Yine zor yerlere tırmanmak istiyorum. Günün birinde. Aşağı iner inmez emekli olacak değilim ya.”

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA