TEMMUZ SAYISI BAYİDE!


ABONE OL

Suyun Alıp Götürdüğü Hayatlar

Peter Schwartzstein

Arko Datto

26.6.2019

 

Suyun Alıp Götürdüğü Hayatlar

Ghoramara’nın güneyinde, Hugli Nehri’ndeki Sagar Adası’nın bazı kesimleri, artık, gelgit suları yükseldiğinde adadan kopuyor.

Yükselen sular ve yasadışı kerestecilik, Hindistan ve Bangladeş kıyılarını koruyan ağaçları öldürüyor.

Bir arkadaşının naaşı kapısının önünde akan taşkın sularının içinden yüzeye çıktığında, Bulu Haldar artık evini geri dönüşü olmayan biçimde kaybettiğinin farkına varmıştı.

Güneybatı Bangladeş’te, Khulna bölgesinde yer alan Doğu Dhangmari’yi koruyan bent, haftalardır Pusur Nehri’ne gömülme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Önce, amansız bir fırtına beton dış katmanı soymuştu. Ardından, 2017 sonlarında nehir topraktan yapılmış gözenekli iç duvarı yemeye başlamıştı. Halk alelacele kum torbaları yığmıştı yığmasına ama bu yalnızca birkaç gün soluklanacak kadar zaman kazandırmıştı onlara. Sonunda nehir, Haldar’ın bahçesinin hemen karşısındaki mezarlığa ulaşıp iskeletleri toprağın altından söküp almış, köyün içme sularını mikroba bulamıştı –ve bu arada Haldar’ın tek göz kulübesi de yarı bele kadar boz bulanık suyla dolmuştu.

“Evimi kurtarmak için yapabileceğim bir şey kalmamıştı,” diyor Haldar. “Hepimiz çaresizdik.”

50’li yaşlarda dul bir kadın Haldar. Engel olamasa da en azından olacakları sezebilmiş. Köyün bir yanını kuşatan koca bir mangrov ormanı olan hemen yakınlardaki Sunderban’ın zayıfladığını, ağaçların giderek çelimsizleştiğini görmüş. Orman zayıf düştükçe suların adeta daha da güçlendiğini fark etmiş. Köyün toprak bentlerinin bu kadar uzun süre dayanabilmiş olmasının dışında onu şaşırtan bir şey olmadığını söylüyor ısrarla.

“Ağaçlar bizi hep korudu; ama biz onlara çok kötü davrandık,” diyor. “Şimdi bunun ceremesini hepimiz çekiyoruz.”

Bangladeş’te ve komşu Hint eyaleti Batı Bengal’de Doğu Dhangmari gibi binlerce köy var –tam da iklim değişikliği hızını artırırken ona karşı duran doğal savunmalarını yitiren yerler bu sayılanlar. Arazi çarşaf gibi dümdüz ve Himalayalar’dan gelen kar sularının doldurduğu nehirlerle bölünüyor. Bengal Körfezi açıklarını sık sık vuran siklonlar kimi zaman binlerce insanın ölümüne neden oluyor.

Karadeniz Bölgesi’nden biraz büyük, 160 milyonluk bir nüfusa sahip olan Bangladeş’teki bazı çiftçiler vatanlarını tanrının bir şakası olarak görüyor: Olağanüstü verimli topraklara sahipler ama bunların her an sulara kapılıp gitme ihtimali var. 1998’de yaşanan korkunç boyutlardaki taşkında ülkenin yaklaşık yüzde 70’i sular altında kalmıştı.

Bölgenin kıyı kesimlerinde yaşayan halkın her zaman güvenebileceğini düşündüğü şeyse, dünyanın en büyük sınır–aşırı mangrov ormanı olan Sunderban. Hindistan–Bangladeş sınırının her iki tarafında, 10 bin kilometrekareyi aşkın bir alana yayılan; sele dirençli sık ağaçlardan oluşan bu sulakalan, fırtına dalgalarının önünü kesen ve en zorlu siklonları dahi dindiren yeşil bir set oluşturuyor. Köylüler için bereketli bir bal ve balık kaynağı. Harinagar (Bangladeş) balıkçı derneği başkanı Joydev Sardar, “Sunderban bizim anamız,” diyor. “Bizi koruyor, besliyor, çalıştırıyor.”


Sunderban ormanının batı ucundaki Ghoramara Adası (Hindistan) kerestecilik ve deniz seviyesi yükselmesi sonucunda koruyucu mangrovlarını yitirmiş. Yitirilenler arasında Nitya Gopal’in evi de var.

Ama insan ve doğanın yıllardır yıprattığı bu mangrovlar artık tükenmek üzere. Büyük oranda bölgenin hızla artan nüfusunu barındıracak inşaat malzemesini üretmek amacıyla yapılan yasadışı kerestecilik, ormanın çevre sınırını daraltmış. Ayrıca, içerilere doğru ilerleyen denizin sularda neden olduğu tuzluluk artışı da, ormana adını veren sundari gibi, fırtınaları durduran birçok değerli ağaç türünü öldürüyor. Tuz saldırısı hem karadan hem de denizden geliyor: Hindistan nehirlerinin yukarı kesimlerindeki barajlar, Sunderban’a gelen tatlı su miktarını azaltırken, iklim değişikliği nedeniyle deniz seviyesinin yükselmesi de mangrovlara dolan tuzlu suyu iyice artırıyor.

Bangladeş Mühendislik ve Teknoloji Üniversitesi Su ve Sel Yönetimi Enstitüsü’nden akademisyen Maşfikus Salehin, “Tuzlanma sorunu büyüdükçe büyüyor,” diyor. “Doğallığını hâlâ koruyan alanlarda tuzluluk artacak, orta düzeyde tuzlu alanlarsa yaşanamaz hâle gelebilir. Ve durum giderek büyük bir soruna dönüşüyor.” En kötü senaryoya göre, deniz seviyesinin içinde bulunduğumuz yüzyılda 1,8 metreye yükselmesi hâlinde, yalnızca Bangladeş, Sunderban’da 2 bin kilometrekarenin üzerinde mangrov alanını kaybedebilir. En iyi senaryoda ise yitirilecek alan 200 kilometrekare civarında kalacak. Salehin ve diğer biliminsanları, insan gereksinimlerinin ormanı abluka altında tuttuğu böylesi yoksul bir ülkede, bu kadarının dahi felakete neden olacağı endişesini taşıyor.

Toprak bile yok oluyor: Tutunmasını sağlayan dolaşık mangrov kökleri olmadığında denize karışıp gidiyor –ve nehir tortularını bu noktalara ulaşmaları öncesinde hapseden barajlar nedeniyle de bir zamanlar olduğu gibi kendini yenileyemiyor.

Hindistan’ın Hugli Nehri’nde, Sunderban bölgesinin batı ucundaki Ganj halicinde yer alan adalar, bu bozunmanın ileri aşamalarını gözler önüne seriyor. Yüz yıl önce mangrovlarla kaplı olan en az üç ada –Lohachahara, Suparibhanga ve Bedford– silinip gitmiş durumda. Diğerleri de hızla eriyor: Sagar Adası 20. yüzyıl ortalarından bu yana yaklaşık 50 kilometrekare küçülmüş durumda, üstelik tam da nüfusunun yok olan komşu adalardan gelenlerle arttığı sıralarda. Sagar’da tarım koşulları o kadar kötüleşmiş durumda ki, ada sakinleri artık büyük ölçüde farklı bölgelerdeki mevsimlik işlerle geçiniyor.

Arko Datto

Gündelik işçiler, Sagar Adası’nda, sele karşı yapılmış toprak setleri onarıyor. Siklonlar ve fırtına dalgaları güçlerini artırıyor olsalar da, acil durum prosedürlerinin ve sığınakların iyileştirilmesi sonucunda yitirilen canlar azalıyor.

Arko Datto

Kishari Mandal, Ghoramara Adası’nda, gelgit çekildikten sonra hayvanlarını otlatıyor.

Arko Datto

Bijoy ve Sona Bag çocuklarıyla Sagar’da, 2017’de yaşanan gelgitin ardından sulara yenik düşen okul enkazı üzerinde.

Arko Datto

Hindu hac kafilelerinin Ganj’da yıkanmaya geldiği Sagar kıyılarında bir cankurtaran görev başında.

Sunderban’ın bazı kesimlerinde deniz yılda 180 metre ilerliyor. “Sunderban çevresinde yaşayan insanların kaybı büyük olacak,” diyor Jadavpur Üniversitesi’nden (Kolkata) akademisyen Tuhin Ghosh. “Halihazırda yaşanan bu.” Yok olan mangrovlara o kadar yakın olmayan Kolkata ve Dakka gibi kentlerin dahi kendilerini “siklon ve fırtına dalgası tehdidine aşırı derecede açık” hâlde bulacağını ekliyor sözlerine.

Şubat 2018’DE Doğu Dhangmari’de (Bangladeş), batıdaki Chunar Nehri’ni tutan bendin bir bölümü o yıl içinde üçüncü kez yıkıldı. Yerli halk açısından neredeyse çoktan sıradanlaşan bir felakete dönüşmüş olan bent yıkılması olayında bu defa on altı ev sulara kapılıp gitmişti. Ancak ilerleyen aylarda bu talihsizlikler silsilesine yenileri eklendiğinde, bölgenin en eski, en aklı başında sakinleri dahi bu yaşananların artık pek de olağan felaketler olmadığının farkındaydı. 2018’in yağışsız mevsimindeki hasatta elde edilen çeltik mahsulü çok düşüktü. Çoğu yerde hektar başına yarım tonun altındaydı ki bu da, gıda fiyatlarını yukarı çekmişti. Birçok tarlada tuzlu toprak zaten artık sebzelerin büyümesine izin vermiyordu.

“Suyun yarattığı zarar nedeniyle, bazen neredeyse bir tek marangozlar iş yapabiliyormuş gibi geliyor insana,” diyor, çiftçi Bimol Sardar.

2018 yazında, Güney Bangladeş’i saran bir hastalık, ülkenin bu sakin köşesini de teslim aldı. Sıcak havalarda ve Sunderban’ın giderek acılaşan sularında uygun bir ortam bulan kolera, doğduğu yer olduğu söylenen bu bataklığa güçlü biçimde geri dönmüştü. Orada olduğum dönemde, bölge doktoru inanılmaz bir iş yükü altındaydı.

“Hastalarımın neredeyse tamamı, daha önce asla bu tür bir soruna dönüşmemiş olan, su kaynaklı hastalıklar yüzünden burada,” diye özetledi durumu Shivapada Mondol. “Tehlikeli bir hâl almaya başladı.” Muayenehanesinin önünde, sedyede yatan, bir deri bir kemik kalmış adam şiddetli biçimde kusuyor, kızıysa hâlâ ona bir şeyler içirmeye çalışıyordu.

Yeni Sunderban’da yaşamanın olanaksızlığını ortaya koyarcasına, onlarca aile nisan ayında tası tarağı toplayıp, Bangladeş’in başkenti Dakka’ya göç etti. Dünya Bankası, 2050’ye gelindiğinde –Sunderban sınırlarında yaşayanların çoğu dahil– 13 milyonun üzerinde Bangladeşlinin iklime bağlı nedenlerle göç edebileceğini öngörüyor. Batı Bengal için de benzer düzeyde alarm veren tahminler yapılıyor.


Muhammed Giyasuddin Havladar (soldaki) ve Muhammed Şobuk Havladar, Bangladeş’te, Çalitabunia adasının dağılmakta olan kıyı seddi üstünde. Birçok insan sellere giderek açık hâle gelen Sunderban’ı terk etti.

Beklenen tüm bu zorluklara rağmen, buradaki bazı insanlar geleceğe temkinli bir iyimserlikle bakıyor. Sınırın her iki yanındaki hükümetler, verdikleri yüksek cezalarla mangrovda ağaç kesimlerini kontrol altına almış ve geçmişteki doğal afetlerden ders çıkarmış durumdalar. Daha çok sayıda siklon sığınağı inşa eden ve büyük fırtınaların bölgeyi vurması öncesinde sayıları 150 bine varan gönüllüyü konuşlandıran Bangladeşli yetkililer, ölümleri ciddi oranlarda azaltmayı başardı. Sunderban’ın en yoksul köşelerinde dahi, köylüler etkileyici bir adaptasyon becerisi sergiliyor. Tuzlanmanın yaşattıkları üzerine, çeltik tarımından vazgeçip karidesçiliğe yönelmişler.

Ancak, mangrovları –ve uzun vadede belki de Bangladeş’in tümünü– koruma mücadelesi giderek zorlaşıyor. Dakka, Rampal’da inşa edilecek, kömürle çalışan, Hindistan destekli büyük bir enerji santraline yeşil ışık yaktı –ve bu girişim, kirlilik yaratacak farklı endüstrilere de yol açabilir. Çin, mangrovların kalan tatlı su kaynağını da tehlikeye atabilecek biçimde, Brahmaputra havzasında yeni barajlar yapılmasını teklif ediyor. İklim ise değişmeye, her zamankinden daha dengesiz yağmurlar, fırtınalar ve sıcaklık değişimleri yaratmaya devam ediyor.

Sorunlar giderek artarken bazı bölge sakinleri de mangrovların biçimlendirdiği bu topraklarda, iklim değişikliğinin krallığını ilan edip etmeyeceğini sorguluyor.

Bulu Haldar, “Bu ülkeyi Sunderban yarattı,” diyor. “Ve belki de onu yok edecek olan da Sunderban’ın, yani bu ormanlık bölgenin yitip gitmesi olacak.”

Yorum Yaz

Toplam Yorum: 0

Yorum yapabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir.


Ghost is Here

Arko Datto

Gündelik işçiler, Sagar Adası’nda, sele karşı yapılmış toprak setleri onarıyor. Siklonlar ve fırtına dalgaları güçlerini artırıyor olsalar da, acil durum prosedürlerinin ve sığınakların iyileştirilmesi sonucunda yitirilen canlar azalıyor.

Arko Datto

Kishari Mandal, Ghoramara Adası’nda, gelgit çekildikten sonra hayvanlarını otlatıyor.

Arko Datto

Bijoy ve Sona Bag çocuklarıyla Sagar’da, 2017’de yaşanan gelgitin ardından sulara yenik düşen okul enkazı üzerinde.

Arko Datto

Hindu hac kafilelerinin Ganj’da yıkanmaya geldiği Sagar kıyılarında bir cankurtaran görev başında.

GİRİŞ YAP

Kullanıcı adı ve şifrenizle giriş yapabilirsiniz.

Şifremi Unuttum Üye Olmak İstiyorum

İletişim İzni Koşullarını okudum, kabul ediyorum.
Zaten üyeyim

Lütfen kayıtlı email adresinizi giriniz.

Geri Dön

VEYA