Reklam | İletişim | Künye | Üyelik | Alışveriş | Gizlilik Politikası  

Konular Diğer Bölümler Multimedya Ng Scoiety Internet Extra Arşiv Üyelik Ana Sayfa

Tiklayiniz


   

Posta Kodu: Keşan
Mart 2007
Konu Ana Sayfa
Mercek

Yazı ve Fotoğraflar: Saner Şen

Buralarda klarnetçi olduğunda değerlisin, Düğün yapacak olan önce klarnetçiyi buluyor; sonra da diğer müzisyenleri... Tam Kadir Koçan'la sohbete dalıyoruz ki, bir kadın kolundan çekiştiriyor: "Gırnatacı çalsanıza be ya, uyuttunuz milleti".

Çocukluğumda, evimizin yakınındaki Roman mahallesinden bir arkadaşım vardı; Doğan... "Darbukayı konuşturuyor" derler ya, işte onlardan... Yıllar sonra Roman çalgıcıların öykülerini dinlediğim Keşanlı askerlik arkadaşıma -garip bir tesadüf ama, onun da adı Doğan- çocukluk arkadaşımdan söz ettiğimde, "Sen gel Keşan’a da, gör çalgıcıların hasını" demişti... "Has çalgıcılar"dan neyi kastettiğini onunla birlikte Keşan’a gittiğimde anlayacaktım.

Keşan’ın evlerinde, kahvelerinde, sokaklarında müzikle soluk alan insanlarla tanıştım; çalgıcıların hasıyla...

Keşan’a birkaç kilometre kala Doğan, "Bu mevsim her yerde bir cemiyet vardır, şanslısın zamanında geldik," diyor ve açıklıyor: "Bizim oralarda düğüne cemiyet derler".

Keşanlı için yılın her dönemi renkli olmasına renkli, ama özellikle düğün ve festivallerin renklendirdiği yaz aylarında sokaklar daha eğlenceli... Keşan’ın girişinde, yol kenarında hummalı bir çalışma var. Altı yedi kişi rengârenk boyanmış dev bir kadın maketini sürüklüyor boş bir arsada.

Biraz daha yaklaşınca fark ediyorum. Taşıdıkları maket bildiğimiz lunapark balerinlerinden biri. Bu hummalı çalışmanın kahramanları da Keşan Kültür ve Turizm Festivali için gelen panayırcılar. Biri gondolunu, bir diğeri uçan salıncağını kamyonlara yüklemiş, festival başlamadan bir hafta önce gelmiş Keşan’a...

Saros Körfezi’nin güneydoğusunda Malkara ile Enez arasında kurulmuş tipik bir Trakya kasabası burası. Tekirdağ’a daha yakın olsa da, 112 kilometre uzaklıktaki Edirne’ye bağlı.

Köyleriyle birlikte 70.000 nüfuslu Keşan’ın sakinleri ayçiçeği tarımı ve hayvancılık, çoğunlukla da mandıracılık yapıyor.

Osmanlı yönetimine girmeden önce Thraklar, Yunanlar, Persler, ‹skender ‹mparatorluğu ve ardılları, Romalılar ile Bizanslılar’ın hüküm sürdüğü bu topraklarda bugün nüfusun bir bölümünü Selanik’ten mübadeleyle gelenler ile Romanlar oluşturuyor.

Toplam nüfus içerisinde çoğunluk olmasalar da Romanların, Keşan’ın kültürüne etkileri oldukça fazla. Keşan, Türkiye’deki en büyük Roman mahallelerinden birine kucak açıyor. Bu nedenle Roman kültürü ve müziğinin etkisi hemen hissediliyor.

Burada yaşayan Roman müzisyenlerin sayısı 250’yi geçiyor. Çünkü onlar yaşamdaki en önemli günler listesinin başlarında yer tutan düğünlerin vazgeçilmezi...

Yol boyunca, afişlerde konser verecek sanatçıların resimleri eşliğinde Keşan’a giriyoruz. Çok katlı binalarla çevrili çarşıdan yanlış bir yola sapınca Roman mahallesinin dar sokaklarından birinde buluyoruz kendimizi.

Fakat daha fazla ilerlemek imkânsız. Önümde beyaz plastik sandalyelerden bir baraj var: Yol önceliği düğünün. Düğün demek, müzisyenlere ulaşmak demek...

Meraklı gözleri daha fazla tedirgin etmeden durup iniyoruz arabadan. Aralarından otuz beşlerinde, güleç yüzlü biri yanımıza yaklaşıyor. Bir elinde sigarası diğerinde klarneti var. Üzerinde beyaz bir takım elbise, iskarpinleri pırıl pırıl parlıyor. "Nereye gidiyorsun?" diye soruyor. "Buradan sonrasına gidemezsin, yol cemiyet dolu". Doğan’a bakıp gülümsüyorum. "Tam da buraya geliyorduk değil mi?"

"Acelemiz yok," diyorum, "Biraz izleyebilir miyiz?" Kısa bir sessizlik. Önce biraz şaşırmış beni süzüyor. Ardından kocaman bir gülümsemeyle birlikte "Buyurun hoş geldiniz" diyor. Ufaklıklardan ikisini kaldırıyor sandalyelerinden, bizi oturtuyor. "Aman yapma gerek yok" demek kibarlık değil, kabalık bu durumda. Sessiz oturuyoruz.

Böyle tanışıyoruz Kadir Koçan ile... Düğünde klarnet çalıyor, yani minik orkestranın şefi. Buralarda klarnetçi olduğunda değerlisin. Düğün yapacak olan önce klarnetçiyi buluyor; o da diğer müzisyenleri...

Tam Kadir Koçan’la sohbete dalıyoruz ki, bir kadın kolundan çekiştiriyor "Gırnatacı çalsanıza be ya, uyuttunuz milleti".

"Yarın derneğe gel, çalışmamız var," diyor Koçan. "Orada konuşuruz."

Çocuklardan birini veriyorlar yanımıza yolu göstersin diye. Renk renk kireç boyalı evlerin arasından geçiyoruz.

Tam bir labirent. Beş yüz metrelik yolda dört "cemiyet"i pas geçip çarşıya ulaşıyoruz.

Trakya’nın verimli toprakları bir zenginlik verse de eskisi kadar varlıklı değil Keşan halkı. Bir zamanlar tarım onlara iyi gelir sağlıyormuş ama artık toprak o kadar kazandırmıyor.

Göçle gelenler de karışınca tipik bir Anadolu ilçesi portresi çıkmış ortaya. Küçük bir alana sıkışsa da her kademeden hayat iç içe.



Sayfa Başı
 



Instagram