Reklam | İletişim | Künye | Üyelik | Alışveriş | Gizlilik Politikası  

Konular Diğer Bölümler Multimedya Ng Scoiety Internet Extra Arşiv Üyelik Ana Sayfa

Tiklayiniz


   

Kristal Saray
Kasım 2008
Konu Ana Sayfa
Mercek
Ayrıntılı Bilgi
 
Google Yahoo
Mixx Digg
del.icio.us reddit
StumbleUpon Facebook
Twitter


Yazı: Neil Shea
Fotoğraflar: Carsten Peter, Speleoresearch & Films
Meksika'da mağaracılar aşırı güzellik ve sıcaklıkla yüzyüze.

Karanlık bir kasabada, hemen hemen bomboş bir barda kısa boylu, sarhoş bir adam bir şey satmaya çalışıyor. Yanı başındaki bilardo masasının üzerinde bir kaya parçası var. Üzerinden, aynen kırık bir camın sivri uçları gibi eflatun ve beyaz bir sürü kristal çıkıntı uzanıyor. "Sana 300 dolara olur," diyor. "Hayır mı? 100 olsun. Daha aşağı inmem." Barda içmekte olan diğer üç-dört kişi kafalarını biralarından kaldırıp bakıyor. Akıllarında tek bir düşünce var gibi: Acaba onlar da kendi kristallerini gösterse miydi? Bilardo masasının üzerinde kaya tozu var, müzik kutusunda kovboy şarkıları. Ve barın üzerinde bir tabela: "Happy Hour: 08.00'den 21.00'e"...

Kuzey Meksika'da, Chihuahua'nın yaklaşık birkaç saat güneyindeki bu ücra köşe, kristalleri ve neredeyse kasabadaki hemen herkese istihdam yaratan kurşun ve gümüş madeninde işçilere ödenen ücret ile ünlü. Ve bu ücretler karaborsa satış için güzel bir esin kaynağı oluşturacak kadar düşük. "30 dolar?" Kafasını bana doğru iyice yaklaştırıyor. "On." Söylediklerini ciddiye almak güç. Daha bu sabah, bu barın hemen yakınlarında, ama çok daha derinlerde bir mağarada, dünyanın en büyük kristalleri arasında, genişiyle kalınıyla, bazıları 10 metreden de uzun ve yarım milyon yaşında, kristallerden oluşan bir ormanda sürüne sürüne ilerledim. Öyle parlak, öyle berraklardı ki, her biri başka bir dünyaya ait gibiydi. Onlarla karşılaştırdığımda masanın üzerinde duran kristal parçası bana son derece cansız ve sönük geldi. "Cueva de los Cristales" ya da "Kristaller Mağarası"ndaki devler başka hiçbir şey ile kıyaslanamaz. Bu kireçtaşı mağara ve onun ışıltılı kirişleri iki kardeş tarafından 2000'de, Meksika'nın en verimli maden ocaklarından birinde, her yıl içinden tonlarca kurşun ve gümüş çıkarılan Naica'da, yerin yaklaşık 300 metre altında çalıştıkları sırada bulundu. (Kurşun ve gümüşün oluşumunda aşılan jeolojik evreler, kristal üretimini de sağlar.) Buldukları şey iki kardeşi çok şaşırttı ama onlar ilk değildi. Naica'da madenciler daha önce de -daha küçük olsa da- oldukça etkileyici kristal galerilerine rastlamışlardı.

Ancak bu dev kristallerin keşfinin ardından uzmanlar farklı bir soru ile karşı karşıya kaldı: "Nasıl olup da bu kadar büyümüşlerdi?" Dolambaçlı bir yoldan minivanla mağara girişine ulaşmamız tam yirmi dakika sürüyor. Aracın tavanından bir ekran iniyor ve Michael Jackson'ın video klibi başlıyor -bu, karanlık ve sıcağa yapılan yolculukta ziyaretçileri neşelendirmek üzere düşünülmüş bir uygulama. Çoğu mağara ve maden ocağında sıcaklık sabittir ve ortam serindir. Ancak Naica maden ocağında derinlikle birlikte sıcaklık da artıyor. Çünkü bu maden ocağı yüzeyin yaklaşık 1,5 kilometre altındaki bir magma sokulumunun üzerinde yer alıyor. "Kristaller Mağarası"nda sıcaklık her bir ziyaretçinin sıcak çarpması riskiyle yüz yüze kalacağı kadar yükseklere, 44°C'ye fırlıyor; nem oranı yüzde 90-100'lerde. Henüz mağara girişine ulaştığımızda bile herkes ter içinde.

Mağaraya girmek üzere yapılan hazırlık aynen uzay yürüşü için donanmaya benziyor. Önce, göğüs ve sırt çevresine avuç içi büyüklüğünde on-on beş kadar buz kalıbının yerleştirildiği özel yapım bir yelek geçiriyorum üzerime. Ardından, buzun dış ısıdan yalıtılması için bir başka yelek daha. Ve sonra da tüm bunların üzerine bir mağaracı tulumu. Bir baret, bir baret lambası, soğuk hava üfleyen bir solunum maskesi. Eldivenler, botlar. Tüm bu koruyucu donanımla sarınıp sarmalanmış mağaracılar için dahi sıcaklık bezdirici ve tehlikeli; mağara içindeki yolculukların çoğu 20 dakikayı geçmiyor. İtalyan keşif grubu La Venta'dan fizikçi Giovanni Badino bize rehberlik ediyor.

Yere düşmüş dikilitaşlar, ışık sütunları, bazıları 1 metre kalınlığında dev kristaller. Yerde ve mağara duvarlarında daha küçük, bıçak kadar keskin, kusursuz kristal yığınları. Badino, selenitten -doğada sık rastlanan bir alçıtaşı minerali- oluşan kristallere zarar vermemek için çok dikkatli bir şekilde ilerliyor. Selenit yarı şeffaf ve narin, o kadar narin ki botların topukları, hatta tırnakla bile kolaylıkla çizilebilir. Buz giysilerine rağmen içerideki sıcaklık ve nem bunaltıcı. Ağır bir toprak kokusu, rutubet ve ölüm sessizliği. İnsanoğlu için dayanılmaz, kristallerin büyümesi için muhteşem koşullar.


Sayfa Başı
 



Instagram