Reklam | İletişim | Künye | Üyelik | Alışveriş  

Konular Diğer Bölümler Multimedya Ng Scoiety Internet Extra Arşiv Üyelik Ana Sayfa

Tiklayiniz


   

İğneada
Eylül 2009
Konu Ana Sayfa
Mercek
Google Yahoo
Mixx Digg
del.icio.us reddit
StumbleUpon    


Yazı: Okan Can
Fotoğraflar: Selmet Güler
Zemini suyla kaplı bir orman, zengin yaban hayatı, uzayıp giden kumsallar... ve korunan bir alanda yaşamaya çalışan insanlar.

Trakya Ovası'nı geride bırakarak tırmandığımız Yıldız Dağları'nın kıvrımlı yolları, bizi önce meşe, biraz yükselince de kayın ormanlarının derinliklerine götürüyor. Son benzin istasyonunu geçeli birkaç saat oldu. Güneşli gökyüzü de ovayla birlikte ardımızda kaldı; yerinde gri bulutlar var şimdi. Ama umurumuzda değil, çünkü ormanın taze yeşili çok daha baskın, topraktan yaşam fışkırıyor. Bir süre sonra, benim için bu yolculuğun bir parçası haline gelen sağanak bastırıyor. Islak ormanın kokusunu ciğerlerime çekiyorum. Sık ağaçların yapraklarından süzülerek düşen damlalar toprağa kavuşmadan önce ormanın tabanını kaplayan suya karışıyor. Ormanın kıyısındaki İğneada'ya geliyoruz... Ormanda sanki zorla kendine yer bulmuş bu sakin kasaba, dar ve kıvrımlı yol alçalmaya başladığında karşımıza çıkıveriyor. Kış uykusundan uyanmış gibi bir hali var. Sahilde, kış boyunca kapalı kalmış kafeler yeniden düzenleniyor. Birkaç otel ve pansiyon boya badanaya girişmiş. Kıyıdaki lokanta, ufak tefek tadilatla, 2 bin olan kasaba nüfusunu okullar kapanır kapanmaz altıya katlayacak tatilcileri karşılamaya hazırlanıyor. Ama Akdeniz veya Ege'deki hummalı koşturmacadan çok uzak, telaşsız bir hazırlık bu... Bizi ise ne tatilcilerin doldurduğu sahil ne de deniz ilgilendiriyor. Kamp yapıp, kuş gözlemek için buradayız... Kırklareli'nin Karadeniz kıyısında, Bulgaristan sınırına yaslanmış kasaba, longoz ormanlarının ortasında küçük bir tepe üzerinde yükseliyor. Orman ile denizin arasına sıkışmış gibi ama dingin hali hepimize huzur veriyor. Batı Karadeniz'in saatte 40 mile ulaşan rüzgârının oluşturduğu üç-dört metrelik dalgaların kovaladığı denizciler için de sığınılacak bir liman İğneada. Cavit Reis, "Fenerin yanıp sönen ışığını gördüğünde, Limanköy Burnu'nu güneye doğru sağsalim sıyırabilirsen körfeze kavuşursun" diyor. Türkiye'nin kuzeybatı ucundaki İğneada Körfezi, Tuna'dan gelen veya Batı Karadeniz kıyısındaki ülkelere giden denizcilerin huzurla uyuyabileceği bir yuva adeta. İğneada'ya ilk kez 10 yıl önce gelmiştim. O zaman bu kasabanın, benim gibi, kentin yıkıcı etkilerinden uzaklaşmak üzere sakin bir hayatı seçenler için de sığınılacak bir liman olabileceğini bilmiyordum. Yaşam bize bir sürpriz hazırladı ve uzman biyolog eşim Özge ve 4 yaşındaki kızımız Rüzgâr ile iki yıl önce İğneada'nın doğusundaki Limanköy'e yerleştik. 2007 yılında Milli Park ilan edilerek koruma altına alınan İğneada, zemini suyla kaplı subasar ormanları (longoz), zengin yaban hayatı, bitki çeşitliliği ve kilometrelerce uzanan kumulları ile yapacağımız gözlemler için harika bir olanaktı. Ancak bu güzellikler, geçim kaynaklarının yetersiz olması nedeniyle korunan bir alanda yaşamanın zorluklarını henüz hafifletmiyor. Henüz diyorum, çünkü İğneadalılar, yatırım olanaklarının kısıtlı olduğu korunan alanlarda gelir kaynaklarını nasıl çeşitlendirebileceklerini ve hem doğayla uyumlu hem de sürdürülebilir geçim kaynaklarını nasıl oluşturulabileceklerini yeni keşfediyor. Öncüler hep daha çok mücadele etmek zorunda kalır. Koruma ve kullanma dengesinin oluşturulmaya çalışıldığı öncü alanlardan olan İğneadalılar için de böyle... Koruma ile kalkınma arasında çok hassas bir sınır var ve bazen biri diğerine baskın olabiliyor. O zaman ya doğa ya da insanlar isyan etmeye başlıyor. Devamı National Geographic Eylül sayısında.

Sayfa Başı
 


Türkiye Yolculuğu 1909-2003

Tiklayiniz
Yayımlanmamış En iyi 100 Fotoğraf
Tiklayiniz
Keşif

Traveler
Tiklayiniz
Dijital Fotoğraf

Tiklayiniz
Son Çığlık