Michael Melford doğayı görmeyi Empresyonist sanat eserlerini inceleyerek öğrenmiş. “Claude Monet’nin tabloları doğal dünyayı görmeyi öğretti bana,” diyor fotoğrafçı, “ama aslında doğanın kendisinden daha iyi bir sanatçı yok.”
Alaska’daki Tongass Ulusal Ormanı’nın kıyısının açıklarında, yaz dönümünde akşamın çöküp doğanın tuvalini çarpıcı tonlarla renklendirmesini beklemiş Melford. Başkaları yemek yemek veya uyumak için çekildiğinde o kaptan köşkünde kalmış, hareket eden gemide fotoğraf makinesini sabitleyecek sehpayı kenara atmış, sonra da enstantane hızını düşürüp, suyun ve bulutların hareketini “boyamasını” sağlamış.
Doğanın ruh hallerini bilmek ve her hava koşulunda güzelliğine açık olmak Melford için çok önemli. “Kuralları bilin ve onları çiğnerken bunu iyi yapın,” diyor, “güneşe doğru fotoğraf çekip ne çıktığına bakın; yağmurda fotoğraf çekip en zengin renkleri yakalayın; gece yarısı fotoğraf çekin; kim bilir, Alaska’yı en güzel ışıkta görürsünüz belki.”
PÜF NOKTALARI
- Kareyi basit tutun. Sanat tarihi çalışın; kompozisyon oluşturmanız otomatikleşsin.
- Bir polarize filtre alın, sudaki yansımaları önlediği gibi, renkleri de güçlendirir.
- Mekân konusunda araştırma yapın: İnternet en iyi rehberiniz. Gündoğumunda ve günbatımında nerede olacağınızı belirleyin.
- Doğayı anlamaya çalışıp hava koşullarından faydalanın: bulutların, rüzgârların, gelgitlerin desenlerine dikkat edin.
- Erken kalkın, eve geç gelin. Doğanın ruh hali çoktur, hepsini öğrenin.