Afrika’nın İlk Metropolü

BENZER MAKALELER

Nijerya’yı kıtanın en büyük ekonomisi haline getiren başkenti Lagos, Afrika metropolleri arasındaki ilk yerini nasıl aldı? […]
DavId Adeoti 15 yaşındayken işçi semti Satellite Town’da bir internet kafede çalışıyordu. 16 kilometre kadar doğudaki Lagos Adası’nın parıltılı gökdelenlerinin uzaklardan hayal meyal seçildiği bir yerdi Satellite Town ve Adeoti için de basamak atlamak demekti. Kuzeydeki doğum yeri Orile, sular içindeki sokakları ve yıkık dökük binalarıyla perişan bir köydü. Oradan kurtulmasını sağlayan şey ise teknolojiydi. Satellite Town’da kendisine ek iş olarak internet kafe açan bir banker, dükkânının aheste çalışan eski makineleri arasında dahi bu çocuğun bilgisayarlar konusunda doğal bir yeteneği olduğunu anlamıştı. Dükkânı idare etmesi için Adeoti’ye ayda 200 dolar civarında para ödeyecek ve internet kafenin kendisi için yolun sonu olmaması konusunda kararlı olan Adeoti de maaşını teknik eğitim veren kurslara yatıracaktı.

2010’da bir gün, dükkândaki müşteriler, kapıdan içeri giren İngiliz aksanlı kişinin kim olduğunu görmek üzere başlarını bilgisayarlardan kaldırdı. Bu kişinin adı Jason Njoku’ydu. Gözlüklüydü, otuz yaşındaydı ve Londralıydı. Atalarının memleketi Nijerya’ya dönüş yapmıştı. Adeoti’ye birkaç belge tarayıp tarayamayacağını sordu. Adeoti tarama aletini çalıştırırken nazik ziyaretçi yeni bir girişim için yatırımcılar bulmaya çalıştığından söz etti ve internet kafenin yöneticisine işini sevip sevmediğini sordu. Birbirlerine ceptelefonu numaralarını verdiler. Birkaç ay sonra Adeoti yapabileceği herhangi bir iş olup olmadığını sormak için aradığında Njoku’nun evine davet edildi.

Oraya gittiğinde, altı genç adamın sıkışık masalara oturmuş halde bilgisayar başında çalıştığını gördü. Bilgisayar kabloları ayaklarının altında birbirine dolanıyordu. “İşte,” diye gösterdi Njoku. Yeni kurduğu iş buydu. Filmlerin Nijerya’daki bilgisayarlarda internet üzerinden oynatılmasını ve bu arada Nijerya filmlerinin de dünyaya açılmasını sağlayacaktı. Njoku, “Nollywood” DVD’lerini YouTube formatına çevirecek birini arıyordu. Mekânın küçüklüğünden de anlaşıldığı üzere, proje parasal açıdan darda görünüyordu. Adeoti yine de işi kabul etti, çünkü projenin başarılı olacağını düşünüyordu. Geçtiğimiz ilkbahar onunla yaptığımız görüşme sırasında David Adeoti artık 24 yaşında. Zarif bir tişört ve tasarımcı ürünü kot pantolonla, iROKOtv’nin Lagos’taki üç katlı şık ofisinde oturuyor. Önünde bir Mac dizüstü bilgisayar duruyor. Njoku’nun şirketinin çalışan sayısı 80 civarına yükselmiş.

Johannesburg, Londra ve New York’ta da ofisleri var. Adeoti burada, internet kafe yöneticisi olarak aldığı maaşın iki katını kazanıyor. Para ve filmlere erişimi, her ikisine de yönelik iştahını kabartmış.

“Kendi işimi kurmayı planlıyorum, film endüstrisiyle ilgili bir şey,” diyor. Hollywood’a gitmek için para biriktiriyor. Görüntü yönetmeni olmak istiyor –ve belki gelecekte bir gün de bir Nollywood stüdyosu yöneticisi… “Orta sınıftan zenginliğe giden yol çok uzun,” diyor Adeoti. Sonra da yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ekliyor. “Ama biz orta sınıf olarak yine de çabalıyoruz. Şimdilerde herkes çok zengin olmanın peşinde.”

Başka bir yerde, dünyanın gelişmekte olan ülkelerinin herhangi bir kentinde, bu tür bir duygu göze acıma duygusu yaratacak kadar büyük bir hayalmiş gibi görünebilir. Oysa Nijerya’nın ticari merkezi Lagos’ta “Çok Zengin Olmak” kentin sloganına dönüşmüş. Ülke, yirmi yıl öncesinde hemen hiç varlık göstermeyen ekonomik sektörleri de hesaba katmak üzere gayrisafi yurtiçi hasılasını kısa bir süre önce yeniden hesapladı. Böylece, ülkenin GSYİH rakamlarının 2012’de Güney Afrika’yı aştığı ve kıtanın en büyük ekonomisi durumuna geldiği saptandı. Nijerya’da 15 bin 700 civarında milyoner, bir avuç milyarder var ve bunların yüzde 60’tan fazlası da Lagos’ta yaşıyor.

Diğer tüm Afrika metropolleri gibi, petrol zengini Lagos’ta da kenti bir bütün olarak saran yoksulluktan en az derecede etkilenen bir elit kesim gelişmiş. Halihazırda üst sınıf büyürken, süregiden gelir eşitsizliklerine rağmen, orta sınıfta da büyüme söz konusu. Lagos’ta strateji ve pazarlama şirketi Ciuci Consulting tarafından 2013’te yapılan bir araştırmaya göre Nijerya’da orta sınıfın büyümesi, özellikle Lagos’ta olmak üzere bankacılık, telekomünikasyon ve hizmet sektörlerinin gelişmesiyle tetiklendi. Ülkedeki orta sınıf nüfusu 1990’daki 480 bin rakamını fazlasıyla zorladı ve 2014’te 4,1 milyona çıktı, yani hane bazında yüzde 11 artış gösterdi.

Bu, muhteşem bir Afrika başarı öyküsü. Moral yükseltici bu parlak öyküyü, Nijerya’nın grotesk teröristlerinin karanlık ve moral bozucu hikâyesini tamamen göz ardı ederek anlatmak ne hoş olurdu. Ancak ne Lagos ne de radikal İslamcı grup Boko Haram paralel bir evrende varlık gösteriyor. Her ikisi de Nijerya’ya özgü. Batı Afrika’daki bu büyük ülke, Adeoti gibi gayretkeş insanların yanı sıra yoksulluk, umutsuzluk ve şiddetle de dolup taşıyor. Eğer Lagos’un bir mucizesi varsa o da, terörizme göz yuman aynı basiretsiz federal yönetim tarafından kösteklenmesine rağmen ekonomisinin dörtnala ilerlemesi. Güçsüz bir kent bu koşullarda felce uğrardı. Aslında bir bakıma Lagos’ta da durum böyle… “Nijerya’nın da, Lagos’un da sorunu imaj. En büyük problem bu. Burada olup bitenlere dair bir şeyler okuduğunuzda Afganistan’daki bir savaş bölgesinde olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama söyleyin bana, herhangi bir tehlike hissettiniz mi?”

“Hayır,” diye itiraf ediyorum Kola Karim’e. 45 yaşında bir multimilyoner Karim. Gıda, enerji, telekomünikasyon ve inşaat alanında faaliyet gösteren, 3 binden fazla insanın çalıştığı Shoreline Energy International holdinginin enerjik CEO’su. Lagos’ta kendimi güvende hissetmem şaşırtıcı aslında. Özellikle de kente gelmek üzere uçağa bindiğim gün başkent Abuja’daki bir otobüs terminalinde meydana gelen patlamada onlarca kişinin öldüğü düşünülürse. (Olay, Boko Haram’ın üstlendiği bir dizi terör saldırısının en sonuncusuydu.) Ancak Lagos bugüne kadar bu tür olaylardan etkilenmemiş. Şiddet bir başka ülkede yaşanıyormuş duygusu veriyor. Sabah alınan duşla birlikte hafızadan silinen kötü bir düş gibi… “Birkaç hafta önce Beyaz Saray’a davet edilmiştim,” diye devam eden Karim’in İngiltere eğitimli diksiyonunda öfke tınıları var. “Dünya Ekonomik Forumu’nun genç global liderleri olarak 21 kişiydik. Onlara söyledim. ‘Her şeye ulusal güvenlik perspektifinden bakıyorsunuz, ticari kapasiteyi göz ardı ediyorsunuz’ dedim. ‘Afrikalı işadamlarını davet ediyorsunuz ama tek konuşmak istediğiniz şey El Kaide oluyor. Neden bildik şeyleri dinletmek için zamanımı harcayıp beni buraya kadar getiriyorsunuz?’”

Karim, gerçekleşmesinde önemli rol oynadığı Lagos mucizesini duyurmayı kendisine iş edinmiş. O gün bir Fransız televizyon kanalı kentin zenginliğini sergilemek üzere Karim’i polo oynarken filme çekecek. Bir sonraki hafta da, Afrika’nın enerji sektörü konusunda bir konuşma yapmak üzere Santa Monica’da, Milken Enstitüsü’nde olacak. Karim, “Nijerya ve Lagos’u tanıtma konusunda ahlaki görevim” olarak nitelediği benzer konuşmaları Harvard ve Yale’de de yapmış. Lagoslu işadamı, konuşma turlarıyla büyük paralar kazanabileceği yönündeki şakama ciddi bir ifadeyle şu karşılığı veriyor: “Tüm dünya öykümüzü duyduktan sonra para istemeye başlayacağım.” Kısaca öykü şöyle: Yüzyıllar boyu bölgesel krallar ve hükümdarlar tarafından kabile kurallarınca idare edildikten ve 99 yıl süren Britanya sömürge yönetiminden sonra Nijerya 1960’ta bağımsızlığına kavuştu. 1999’a kadar askeri devlet başkanları tarafından yönetildikten sonra nihayet cılız da olsa demokratik bir yönetim elde etti. 36 eyaletinden biri olan Lagos –aynı adı taşıyan büyük liman kentini de içinde barındırıyor– her dönem ülkenin güç merkezi oldu ve federal başkentin 1991’de 725 kilometre uzaklıktaki Abuja’ya taşınmasından sonra da bu özelliğini korudu. Ancak Lagos yıllarca süren askeri rejim altında gerileme göstermiş; okullar, yollar ve hastaneler çaptan düşmüş; Batılı yatırımcılar ülkeden uzak durmayı seçmişti. Karim, ailesine ait kakao işletmesini genişletmek amacıyla 1996 yılında İngiltere’den ülkesine döndüğünde kendisi gibi ancak birkaç kişi vardı. “Çünkü,” diyor, “açık ekonomi söz konusu değildi, pek fazla finansal hizmet yoktu. O zamanlar bir bankanın toplam sermayesi iki milyon dolar kadardı. Lagos’ta iş kurmak istediğinizi bir düşünün. Bankalar size ne kadar kredi verebilirdi ki? Ama bugün size 500 milyon dolara kadar kredi verebiliyorlar.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ocak 2015 sayısında veya iPhone ve iPad Ocak 2015 edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikİlk Sanatçılar
Sonraki İçerikSaklı Evrene İlk Bakış

Popüler Makaleler

Kısa Ömürlü Ama Mutlu Aslan

Ölümün kol gezdiği Serengeti'de ekip çalışması yaşamsal önemdedir. Ve Delikanlı-C olarak bilinen ihtişamlı, koyu yeleli, güçlü kuvvetli erkek aslan için bile bu kural geçerlidir... Kedi...

Musa Buradan Geçti

Musa'nın Anadolu'daki izleri, Dicle'nin sularından Şuayipşehri'nin mağaralarına, Samandağ'dan Marmara'nın Karadeniz'le buluştuğu yere uzanıyor. Otomobil asfalt-stabilize karışımı dar yolu tırmana tırmana bitirip tepeye vardığında, büyük...

Peçeli Baykuşlar Neden Boşanıyor?

Araştırmalar normalde tek eşli olan peçeli baykuşların boşanabildiğini ortaya çıkardı. Peki ama neden? Aşk vefasızdır, peçeli baykuşlar için bile. 28 Nisan’da Journal of Evolutionary Biology’de...