<span>Yeni bir genetik inceleme, HIV krizinin ilk olarak Kongo, Kinşasa’da kök saldığını gösteriyor. Fotoğrafta, hastalığın salgın boyutlarına ulaştığı 1995’te Kinşasa’daki bir AIDS kliniği görülüyor.  </span><br /><br /><b>Stuart Franklin, Magnum</b>
Yeni bir genetik inceleme, HIV krizinin ilk olarak Kongo, Kinşasa’da kök saldığını gösteriyor. Fotoğrafta, hastalığın salgın boyutlarına ulaştığı 1995’te Kinşasa’daki bir AIDS kliniği görülüyor.

Stuart Franklin, Magnum

Ebola salgını yaygınlaşırken, çok daha
öldürücü bir hastalığın kökenine dair yeni bir bilgi ortaya çıktı. Geçtiğimiz
perşembe günü Science dergisinde, AIDS’e
neden olan HIV virüsünün soyağacıyla ilgili tedirgin edici olduğu kadar yol
gösterici de olan bir makale yayımlandı: Araştırmaya göre Afrika’da, özellikle
de Kinşasa’da 20’nci yüzyılın ortalarında başlayan modernleşme, bu hastalığın
tüm dünyaya yayılmasında kritik bir rol oynadı. Söz konusu araştırma, virüsün
teknik olarak nasıl bulaştığı kadar salgınlara yön veren sosyal dinamiklerin
anlaşılmasının da ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor.

Oxford Üniversitesi’nden evrim biyoloğu ve
enfeksiyon hastalıkları uzmanı Oliver Pybus, “HIV virüsünün diğer türlerden
insana nasıl geçtiği üzerine çok detaylı çalışmalar yapıldı,” diyor. “Ama
sorulması gereken asıl soru, virüsün bir türü evrensel olarak yayılırken
diğerlerinin neden yerel kaldığı.”

Pybus ve meslektaşları, Orta Afrika’daki
814 insandan son 30 yılda toplanan HIV genomlarını inceleyerek bu soruya yanıt
aradı. Karşılaştırdıkları tüm DNA setlerini virüsün evrim ağacını yeniden
kurgulamak için kullandılar ve HIV’in salgın haline gelmeden önceki belirsiz
tarihinde geriye doğru giderek bir sonuca vardılar. Araştırmaya göre, o dönem
Zaire’de, bugünse Kongo Demokratik Cumhuriyeti’nde bulunan ve  virüsün ortaya çıktığı yer olan Kinşasa kenti,
virüsün tüm dünyaya yayılmasında önemli bir rol oynadı.
 

HIV Kinşasa’dan yayıldı

Son
bulgular, HIV-1 M grubu küresel salgınının Kinşasa’da 1920’lerin başında ortaya
çıktığını ve ilk olarak demiryolu ve nehir ulaştırma ağlarıyla Demokratik Kongo
Cumhuriyeti ve Kongo’ya yayıldığını gösteriyor.  

Bilim insanları HIV virüsünün insanlara 20’nci
yüzyılın başlarında geçtiğini biliyor. Bunun nedeninin de virüsü büyük
olasılıkla Orta Afrikalı avcıların şempanze ve diğer primatlardan kapmaları
olduğu düşünülüyor. Üstelik bu yalnızca bir kez yaşanmadı: HIV-1 ve HIV-2
türleri de dahil farklı HIV virüsleri bölgedeki insanlara birkaç kez bulaştı. 

Virüs HIV-1, M ve O adlı viral grupları içeriyor.
Şu anda hastalığın yol açtığı küresel enfeksiyonların kaynağı yüzde 90 oranında
M grubu. HIV taşıyan insanlarda da tipik olarak bu tür görülüyor. O grubu ve
HIV-2 enfeksiyonlara neden olsa da coğrafi olarak orta ve batı Afrika’da
yoğunlaşıyor. Diğer türler ise nadir görülüyor ya da tamamıyla ortadan kalkmış
durumda.  Araştırmacılar, örneklerinin
nereden toplandığını bildiği için, 19. yüzyılın ortalarına denk düşen kritik bir
yol ayrımı saptadı ve HIV’in coğrafi ve evrimsel rotalarını tahmin edebildi. 1960’lardaki
yol ayrımından önce, O ve M grupları benzer oranlarda yayılıyordu. Ancak sonrasındaysa
M grubu patlama yaptı.  

Enfeksiyon sayısı kısa zamanda üçe katlandı
ve virüsün yayıldığı alan da Kongo Havzası’na ulaştı. Yaptıkları incelemelerde
araştırmacılar bunun nedeninin Kongo’nun sömürge dönemine ait ulaştırma
sisteminin hızla büyümesi olduğunu söylüyor. 

Milyonlarca ücretli işçi, Kongo’nun
kentleri arasında karayolu, nehir ve demiryolu araçlarını kullanarak yollara
düşmüştü. Çoğu erkekti ve seks işçiliği artmaya başlamıştı. M grubu virüsler
yolları tutmuş, Kinşasa’nın ticaret merkezinden Kongo Nehri’nin ağzındaki
limanlara ve bölgenin ücra köşelerindeki kentlere seyahat ediyordu. Virüsün diğer kıtalara yayılması
an meselesiydi. Örneğin 1960’ların başında evlerine dönen işçiler, virüsü Haiti’ye
taşımış olabilir. 

Bazı araştırmacılar M grubu virüsün özünde bulaşıcı
olduğunu söylerken, diğerleri de kentleşme ve sağlık kliniklerinde seks
işçileri için kullanılan sterilize edilmemiş iğnelere işaret ediyor. Viral
adaptasyon göz ardı edilemese de yeni inceleme, toplumsal faktörlerin öneminin
altını çiziyor.  
 

Hastalıkların salgın hale gelmesini
önlemeye odaklanan koruma grubu EcoHealth Alliance’ın başkanı, çevrebilimci
Peter Daszak, “Eğer izole virüs yayılım vakalarının gelecekte küresel salgın
hale gelmesini engellemek istiyorsak, bu türden bir araştırmaya ihtiyacımız
var,” diyor.

Daszak’a göre tarım, sanayi, ulaştırma,
yerleşme ve ticaret alanlarında büyüyen 
kalkınma hamlelerine daha iyi sağlık hizmetleri ve hastalık taramasının
yanı sıra insan faaliyetlerinin patojenlerin yayılmasını ve evrimini nasıl
etkilediğine dair daha derin bir farkındalığın eşlik etmesi gerekli. 

“Büyük soru, hastalığın oluşması ve
gelişmesinde bu tekrar eden yapıyla ilgili bizim bir tür olarak ne yaptığımız”
diyor Daszak.