Akıl Küpü

BENZER MAKALELER

Sizi Goffin kakadusu Figaro ile tanıştıralım. Mukavvayı parçalayıp alet yapmayı kendi kendine öğrenmiş. […] Artık “kuş beyinli” sözünü hakaret olarak kullanmayı aklınızdan çıkarın. Öyle anlaşılıyor ki kuşlar aslında akıl küpü.

Seattle’da yaşayan Gabriella Mann, mahallenin kargaları tarafından çok seviliyor. Sekiz yaşındaki kızın elindeki eşyalar da bunun kanıtı. Plastik bir takı kutusunu mutfak tezgâhına koyup kapağını kaldırıyor.

Kutunun her bölmesinde bir hazine, kargaların ona getirdiği bir hediye var: Altın boncuk, inci küpe, vida, kırmızı bir Lego parçası, renkli ve saydam cam parçaları, tavuk kemiği, çakıltaşı, kuvars kristali ve daha neler neler…

Üzerlerinde biraz toz toprak olsa da hepsi nadir eserler gibi tarihlenip sınıflandırılarak özenle korunmuş. Gabi, “en sevdiklerim” dediği iki tanesini seçip gururla gösteriyor. Biri kalp biçiminde, sedefli pembe bir kolye ucu, diğeri bir tarafına “EN İYİ” kelimeleri kazınmış, dikdörtgen biçimli küçük bir gümüş parçası. “Çünkü beni seviyorlar,” diyor gönülden koptukları belli olan bu nesnelerden söz ederken. “Neleri sevdiğimi –oyuncaklar ve parlak şeyler– biliyorlar, çünkü beni izliyorlar. Casustan farkları yok.”

Daha o sabah bir karga –olasılıkla Gabi’nin erkek kardeşinin Babyface (Bebek Yüzlü) adını taktığı karga– ona ölü bir dikencebalığı getirip gözden kaçmayacağı bir yere, evin arka bahçesine çıkan merdivene bırakmış. “Bu bana getirdikleri ikinci ölü balık. Nedenini bilmiyorum,” diyen Gabi, balığın gümüş rengi kalıntılarını bir naylon poşete koyup, tarih etiketi yapıştırdıktan sonra buzluğa kaldırıyor. “Bunlara bayıldığımı söyleyemem,” diyor. Ancak o gün öğleden sonra bu kez farklı –ve Gabi’ye göre daha uygun– bir hediye geliyor. Gabi ve kardeşi kuş yemliklerini doldurmak için arka bahçeye çıkıyor. Gabi tepsilerden birini kabuklu fıstıkla, diğerini köpek mamasıyla dolduruyor. İki karga çam ağaçlarına konuyor. Biri Babyface ve gagasında turuncu bir nesne taşıyor. Yukarıdan geçen bir tele doğru uçup Gabi’nin tepesinde bir yere tünüyor ve gagasındakini tam ayağının dibine düşecek şekilde bırakıyor. “Bakın! Bir oyuncak!” diye bağırıyor Gabi ve minik plastik mürekkepbalığını yerden alıp, neşeyle dönmeye başlıyor. Babyface de tünediği yerden bu dansı izliyor. “İşte gördünüz, neleri sevdiğimi çok iyi biliyor.”


İngiltere’de yaşayan Lloyd ve Rose Buck’ın çakırı Ellie, kanatlarını kısarak dar aralıklardan son hızla geçiyor. Havacılık uzmanlarına göre bu azılı avcı, ağaçların sıklığını değerlendirerek ne hızla uçabileceğini seziyor. Ve bu arada açıklıkları bulup hiçbir yere çarpmayacağından emin oluyor.

Kargalar gerçekten de insanların yaptığı gibi onlara iyi davranan arkadaşlarına hediye mi getiriyor? Karga –ya da başka bir kuş– bu tip kararlar verebilir mi? Karga, kuzgun ve diğer kargagilleri (karga, alakarga, saksağan ve benzerlerinin dahil olduğu ötücü kuş ailesi) inceleyen araştırmacılar öyle olduğunu söylüyor. İnsanlar, diğer primatlar ve bu kuşlar arasındaki benzerlikler, bizlerin –ve diğer hayvanların– düşünsel yetilerinin kaynağını inceleyen biliminsanlarını şaşırtıyor. Londra Queen Mary Üniversitesi’nden bilişsel biyolog Nathan Emery, “Kuşlar, memelilerden farklı bir evrim yolu izlediler ama bariz derecede benzer bilişsel çözümlere ulaştılar,” diyor. “Bu nedenle, hangi evrimsel baskıların belirli zihinsel becerileri ortaya çıkardığını anlamak açısından az bulunur bir olanak sunuyorlar.”

Yine de, bu yüzyıla kadar çoğu biliminsanı seçici ve cömert bir karga fikrine gülüp geçerdi. Çünkü kargalar dahil tüm kuşların (ve çoğu memelinin) karşılaştıkları durumlara yalnızca içgüdüleriyle tepki veren robotsu, avanak yaratıklar olduğu düşünülürdü. Kuşlar, biliminsanı Ludwig Edinger’in 1900 civarında sinir anatomilerini yanlış yorumlamasının bile öncesinde, “kuş beyinli” denilerek ciddiye alınmıyordu. Memeliler olarak yüksek bilişsel işlevlerimizin –işler bellek, planlama, problem çözme– çoğunun gerçekleştiği düşünme bölgesi olan neokorteks, Edinger’e göre kuşlarda bulunmuyordu.

Karşılaştırmalı psikologlar, varsayılan bu zihinsel eksikliğe rağmen 20. yüzyıl boyunca hayvanlara dair biliş araştırmalarında kuşlardan yararlandılar. Özellikle, beyinleri kabuklu yerfıstığı büyüklüğündeki evcil güvercinleri ve daha da küçük beyinlere sahip kanaryalar ile zebra ispinozlarını tercih ediyorlardı. Biliminsanları, güvercinlerin etkileyici bir hafızaya sahip olduğunu, insan yüzleri ve ifadelerini, alfabedeki harfleri, hatta Monet ve Picasso tablolarını ayırt edebilmek konusunda tuhaf bir yetenekleri olduğunu keşfetti. Diğer araştırmalarsa çamfıstığı kargası, Florida çalı kargası ve baştankaranın muhteşem birer hafızaya sahip olduğunu ortaya çıkardı. Örneğin, çamfıstığı kargaları her sonbaharda 30 binden fazla çamfıstığı topluyor ve bunları kış boyunca akıllarında tutmaları gereken binlerce farklı noktaya gizliyor.

1950’lerde kanarya, serçe ve zebra ispinozu gibi ötücü kuşların ötüşlerini nasıl öğrendiklerini incelemeye başlayan biliminsanları, kuş ötüşleriyle insan konuşması arasında çarpıcı benzerlikler buldu. Tabii bir de Alex vardı. Karşılaştırmalı psikoloji uzmanı Irene Pepperberg, bu Afrika gri papağanına (Jako) İngilizce dilinin seslerini çıkarmayı öğretmişti (Pepperberg, Alex’in gerçek anlamda İngilizce öğrenmediğinin altını çiziyor). Alex, 2007’de 31 yaşında öldüğünde renk, nesne, rakam ve şekil adlarından oluşan yüz civarında İngilizce sesi çıkarabiliyordu. “Yeşil”, “sarı”, “yün”, “tahta”, “ceviz” ve “muz” kelimelerinin İngilizcelerini net bir biçimde telaffuz edebiliyor ve bu sesleri insanlarla iletişim kurmakta kullanıyordu. “Aynı” ve “farklı” sözcüklerini anlıyor, sekize kadar sayabiliyor ve soyut bir kavram olan sıfır ya da onun deyimiyle “hiç” sözünün anlamını algılıyordu. Üstelik bu yeteneğini kullanarak cevap da yetiştiriyordu. Pepperberg aksi davrandığında “sakin ol” diyor, veteriner muayenehanesinde kalmasını gerektiren hastalığı sırasında “eve dönmek” istediğini söylüyordu. Bir de Pepperberg’e mutlaka iyi geceler diliyordu; tıpkı ölmeden hemen önce yaptığı gibi. “İyi ol. Yarın görüşürüz. Seni seviyorum.”

Alex’in dili taklit etme –ve İngilizce sözcükleri doğru bağlamda kullanma– yeteneği, sessel öğrenimin, yani bir amacı olan sesleri taklit etme becerisinin kaynaklarını daha iyi anlamak için papağanlar üzerinde araştırmalar yapılmasını teşvik etti. Papağanların yanı sıra ötücü kuşlar, kolibriler, insanlar, deniz memelileri ve birkaç tür daha aynı beceriye sahip.

Bu keşifler en sonunda, uzun zamandır kabul gören Edinger kuş sinir sistemi modelinin uluslararası bir araştırma ekibi tarafından yeniden değerlendirilmesine yol açtı. Bu çalışmanın 2005’te açıklanan sonuçlarına göre, kuşların beyninde de memelilerdeki neokorteks ve diğer gelişkin düşünme biçimleriyle ilişkilendirilen alanlara eşdeğer, palyum adı verilen sinirsel yapılar vardı. Araştırmacılar, kuşların sinir anatomileri konusunda yeni bir terminolojinin ve anlayışın benimsenmesi fikrini desteklediler.

Cambridge Üniversitesi’nde (İngiltere) kargagillerin biliş yetisi üzerine çalışan psikolog Nicola Clayton, “Kuşlarda ve memelilerde beyin bölümleri farklı biçimde yapılanmış,” diye açıklıyor. “Memelilerin beyinleri kulüp sandviç gibi katmanlardan oluşuyor, kuşların beyinleriyse daha çok pizzaya benziyor. Bütün parçalar orada bir yerde, yalnızca üst üste dizilmiş biçimde değil.” Daha sonrasında ise, kuş ve memeli beyinlerinde uzun süreli hafıza ve karar verme işleminin temelini oluşturan sistemin oldukça benzer olduğu keşfedildi.

O dönemden beri laboratuvarlarda ve doğada gerçekleştirilen çok sayıda araştırma, kuşların ne kadar zeki olduklarını ortaya koydu: Küçük bir Doğu Asya ötücüsü olan Japon baştankarası, arkadaşlarını yırtıcılara karşı uyarmak için tiz bir pi–pi sesi ile alarm ötüşü yapıyor. Ayrıca, sürüye yırtıcıyı püskürtme çağrısı yapmak amacıyla pi notalarını di–di–di notalarıyla birleştirmek için sözdizimsel kuralları olan bir tür dilbilgisi kullanıyor. Güney Amerika’daki yeşil sokumlu serçe papağanının ise isim yerine geçen ötüş biçimleri var. Öyle görünüyor ki, insanların çocuklarına ad koydukları gibi, papağanlar da yavrularını isimlendiriyor.



Yeni Gine’deki erkek palmiye kakaduları, dişilere kur yapmak için hem ötüşlerini, hem de ince dalları ve tohum kapsüllerini baget gibi kullanarak kovuklu ağaçlarda yaptıkları ritmik davul sololarını kullanıyor. Bu kuş, müzik aleti yaptığı bilinen ilk hayvan. İlginç biçimde, Endonezya’da yaşayan beyaz bir papağan olan Goffin kakadusu, kafeste tutulduğunda alet yapıp kullanıyor ama doğada aynı davranışı göstermiyor. Avusturya’da bulunan bir ahır büyüklüğündeki kuşhanesinde konuştuğum Alice Auersperg, “Fermuar, kilit, gömlek düğmesi gibi yeni şeyleri ve üzerinde oynama yapabildikleri şeyleri çok seviyorlar,” diye açıklarken elinde büyümüş 14 kakadu tepesinde uçuşuyor. “İşe odaklanmış küçük birer mühendis gibiler.”

Viyana Veterinerlik Üniversitesi’nde bilişsel biyoloji uzmanı olan Auersperg, kilit açmada ve alet icat etmede ne kadar zeki olduklarını göstermek için kuşlarını çağırıyor. Aslında kakadulardan birini, Muppet’ı istiyor ama 14’ü birden deney odasına akın ediyor.

“Ah,” diye iç geçiriyor Auersperg. “Kimisi kuşlarını deney alanına sokmakta sıkıntı yaşar, bense dışarıda tutmakta zorlanıyorum. Hepsi deneye katılmak istiyor.” Eline uzun bir çubuk alıp kakaduları hafifçe dürterek ana kuşhaneye geri yollamaya çalışıyor. “Onlarla çalışabilmek için katı bir anaokulu öğretmeninin kişiliğine sahip olmak gerekiyor,” diyor. “Tutarlı ve katı olmak zorundasınız, çünkü her an çıkar sağlamaya çalışıyorlar.”

Auersperg, sonunda Muppet dışında bütün kuşları odadan çıkarmayı başarıyor. El işaretleriyle Muppet’a deney platformuna uçup beklemesini söylerken, bir yandan da kuşlara “gel”, “git”, “kal” gibi komutları öğretmenin köpeklere öğretmek kadar kolay olduğunu anlatıyor. İçinde bir kaju fıstığı olan bulmaca kutusunu platforma koyuyor. Biz –ve tabii Muppet– kutunun kapağındaki pencereden fıstığı görebiliyoruz; ama mandal, vida, sürgü, çark ve çubuktan oluşan beş kilit açılmadan kapak da açılmıyor. Her kilit bir sonrakine erişimi engelliyor ve bu nedenle belirli bir sırayla açılmaları gerekiyor. Kakadulardan on tanesi hiç değilse bazı kilitleri açabilmiş, Muppet dahil beş tanesi ise fıstığa ulaşmayı başarmış. Hepsi problemi çözmek için inatla uğraşmış ve bazen iki saatlik bir çaba sonunda başarıya ulaşmış, ki bu da gelişkin biliş yetileri olduğunu gösteriyor.

Auersperg, zihinlerinin kıvraklık derecesini görmek üzere tasarlanmış bu deney için, vidayı –dizinin ikinci kilidini– söküyor. Muppet yapılan değişikliği anlayıp üçüncü kilitten, yani sürgüden mi başlayacak? “Problemi robotik bir şekilde mi çözüyorlar, yoksa kilitlerin nasıl işlediğine mi dikkat ediyorlar bunu öğrenmek istiyoruz,” diyor.

Muppet bir anlığına kilitleri inceliyor, sonra sürgüye yönelip gagasıyla onu yerinde tutan halkadan çekip çıkarıyor. Ardından çarkı çeviriyor ve çubuğu çekiyor. Kapak açılıyor, Muppet fıstığı kapıyor.

“Problemi bir kez çözdükten sonra genellikle çözümü hatırlıyorlar,” diyor Auersperg. “Sıralamaları farklı bile olsa her kilidin nasıl çalıştığını biliyorlar. Kilitlerin birbirine etkisini anladıklarını düşünüyorum; bu anlamda zihinleri kıvrak.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikOcak 2018
Sonraki İçerikÇin’i Doyurmak

Popüler Makaleler

Gizemli Kadın

Tebeşir ve mürekkeple çizilmiş portre, 100 milyon dolar değerinde orijinal bir Leonardo tablosu olabilir. Bianca Sforza, 30 Ocak 1998'de sanat dünyasına tanıtıldığında fazla dikkat...

Renklerin Efendisi

Bukalemun renkleri yalnızca kamufle olmak için kullanmıyor: Onlarla iletişim de kuruyor. Tehlike altındaki bu müthiş sürüngenleri 15 fotoğrafta keşfedin. Yiyecek aramaya çıkmış Calumma...

Parçalı Krallık Tayland

Ülkede yıllardır süren siyasi karışıklıklar ordunun yönetime el koymasıyla sonuçlandı. Peki ama huzursuzluğun kökeninde ne yatıyor? Paranın cazibesi geleneklerin gücünü azaltabiliyor. Tayland’da yerleşik sosyal...