Akıntıya Karşı

BENZER MAKALELER

Yükselen denizler Kiribati’yi sular altında kalmakla tehdit etse de adalılar morallerini yükseklerde tutuyor. […]

Şafak vaktinin alacakaranlığı. İtingaaro saati. Ada yeni yeni uyanıyor. Horozlar birbirinin sesini bastırmak için yarışıyor. Ekmek ağaçlarında cıvıldayan peri sumruları ilan–ı aşk ediyor. Yıkanmak üzere lagüne giden uykulu insanlar önce yüzlerine su vuruyor, sonra da düşmesin diye saronglarını iyice sıkıştırıp hemen ardından suya dalıyor.

Su yükselmiş. Yüzeyi, hamile bir kadının karnı gibi gergin. Lagünün ilerisinde ufka doğru uzanıp gidiyor okyanus. Marawa, karawa, tarawa… Deniz, gökyüzü, kara… Kiribati halkı olan I–Kiribatilerin antik zamanlardan kalma üçlüsü. Ama bu üçlünün dengesi bozuluyor. Okyanus Ana insanların hep bildiği koruyucu güç değil artık. Farklı bir yüzünü gösteriyor. Mütecaviz kabarmalar ve şiddetli dalgalarıyla tehditkâr bir yüz bu.

I–Kiribatiler yükselen marawa gerçeğiyle yaşıyor şimdilerde. Bibitakin kanoan boong. Kiribati dilindeki karşılığıyla “çok günler içinde havanın değişimi”, yani iklim değişikliği zamanı bu. İnsanlar bu kelimelerin korkusu ve belirsizliği içinde yaşıyor.

Tüm dünya, onlarınki gibi sığ ada ülkelerinin kısa süre içinde sular altında kalacağını söylerken nasıl korkmasınlar ki? Kendi liderleri bile Kiribati’nin –Orta Pasifik’in Hindistan büyüklüğündeki bir kesiminde yer alan 33 mercan adasından oluşuyor– “hassasın da hassasları arasında” yer aldığını söylediler. Öngörüleri arasında ülke başkenti Tarawa atolünün, bir kuşak içinde yaşanmaz bir yer haline geleceği de vardı.

Ama I–Kiribatilerin çoğu, akıbeti şimdiden kontrollerinden çıkan anavatanlarının “yok olan bir ada ülkesi” olduğu düşüncesini reddediyor. Kendilerini “suya gömülen adalılar” olarak değil, bir zamanların gezginlerinin torunları, güçlü durma ve ayakta kalmaya dayalı bir geleneğin mirasçıları olarak görüyorlar. Yaşadıkları dünyanın bir kayıp cennet haline gelmek üzere olduğuna inanmıyorlar.

Ancak zor durumda olduğu kesin. Deniz şimdilerde davetsiz bir misafire dönüşüyor. Kıyıları aşındırıp toprağa sızıyor. Kuyuların suyunu acılaştırıp, topraktan alınan mahsulü ve ağaçları öldürüyor. Tarawa gibi atollerin, verim için tuzlu su akiferinin üzerini bir film tabakası gibi kaplayan ve yağmur tarafından yenilenen tatlı suya ihtiyacı var. Deniz seviyesi yükseldikçe –halihazırda yılda birkaç milimetre ama hızlanması muhtemel– alttaki tuzlu su da yükseliyor ve böylece üstteki optimum tatlı su miktarı azalıyor.

“Artık denizden nefret ediyoruz,” diyor Henry Kaake. Yeri geldiğinde gecelemek, yeri geldiğinde de arkadaşlarla sohbet etmekte kullandıkları kiakia denilen yanları açık kulübesinde oturuyoruz. “Doğru, deniz yiyecek vererek bize iyi davranıyor ama gün gelecek toprağımızı elimizden alacak.”


Önceki İçerikÇöp Kentin Düğünleri
Sonraki İçerikEriyip Gitmek

Popüler Makaleler

IŞİD Düşerken

Irak ve koalisyon güçleri, IŞİD'in Irak'taki son kalesi Musul'u ele geçirmeye hazırlanırken, örgütün kontrolünde geçen yıllarda kentte yaşananlar gün ışığına çıkıyor. Kürt...

Buğdayın Hafızasını Tazelemek

Anadolu'nun atalık buğdayları doğdukları topraklarda yaşayabilmek için direniyor.  Başında kasketi, derin yüz çizgilerinin arasından parlayan gözleriyle "Hoş geldiniz," diyor. Nasırlı ellerini uzatıyor, el sıkışıyoruz. Ramazan...

National Geographic Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı!

National Geographic olarak, içinde yaşadığımız dünyaya dair hikâyeler anlatan fotoğrafları aramaya devam ediyoruz. Yerel edisyonların düzenlediği fotoğraf yarışmalarının ardından gerçekleşen National Geographic Fotoğraf Yarışması...