Arı Sırları

BENZER MAKALELER

Fotoğrafçı, bahçesinde bir arı oğulu yarattı ve ortaya, arıların kendilerini nasıl savundukları, nasıl ısınıp serinledikleri ve nasıl sosyalleştiklerini anlatan benzersiz görseller çıktı.

Yazı: Jason Bittel
Fotoğraflar: Ingo Arndt

Balarısı kolonisi neredeyse kurulduğu anda saldırıya uğramaya başladı. Varroa akarı, böcek ilacı, koloni sönmesi ya da dünya genelinde balarısı popülasyonlarının günümüzde karşı karşıya kalabileceği diğer tehlikelerden herhangi biri değildi yaşadıkları. Tamamı, tüylü minik bedenlerinin yanında kırmızı gözlü devler gibi kalan eşekarılarının saldırısı altındaydı. Saldırıların her biri göz açıp kapayıncaya kadar kısa sürelerde yaşandı. Saldırganlar, küçük bedenleri havada yakaladı ve birazdan parçalayıp, kurt gibi aç larvalarına yem yapacakları çaresiz kurbanlarıyla birlikte uçup gitti. 

Balarısının –tek başına ele alınıp rakibiyle kıyaslandığında– eşekarısı ile boy ölçüşmesi söz konusu olamaz. Boyu dört santimetreyi bulabilen eşekarısı daha küçük böcekleri paramparça edebilecek kadar güçlü çeneye sahiptir.

Nitekim, kuşatmanın ilk günlerinde, koloni sakinleri eşekarısı saldırısı karşısında çaresiz gibiydi.

Balarılarına Almanya’da, Langen’deki bahçesinde ev sahipliği yapan fotoğrafçı Ingo Ardnt, “Aman Tanrım, böyle devam ederse tüm kolonim ölüp gidecek, diye düşündüm,” diyor, bu ilk saldırılar karşısında yaşadığı duyguları anlatırken. 

Arılar bir kara ağaçkakan tarafından oluşturulan ve uzun zaman önce terk edilen ağaç kovuğundaki kovanlarına geliyor.

Ancak günler geçtikçe, balarıları üstünlük kazanmaya başladı. Kovan girişine yakın bir yere toplanıp canlı bir muhafız duvarı oluşturdular. Girişe bir eşekarısı yaklaştığında, savunuculardan bazıları istilacının üzerine atılıp onunla mücadele ediyor; sonrasında da daha fazla sayıda balarısı ansızın toplaşıp, eşekarısını alaşağı ediyordu.

Söz konusu arı topunun içinde çok tuhaf bir şey daha yaşanıyordu. Balarıları, uçma kaslarını faaliyete sokup hızla titreştirerek torakslarından –orta bölümleri– düşük miktarlarda sıcaklık yaymak gibi küçük bir numaraya sahip. Üstelik, on–on beş civarında ya da daha fazla sayıda balarısı aynı anda motorları çalıştırdığında, bu arı kümesi ortamın sıcaklığını kayda değer ölçüde artırabiliyor.  

Yani yaşanan şuydu: Balarıları, eşekarılarını canlı canlı pişiriyordu.

Würzburg’ta (Almanya), Julius Maximillian Üniversitesi’nde yaklaşık 25 yıl boyunca arılar üzerine uzmanlaşan ve yakın dönemde emekliye ayrılan biyolog Jürgen Tautz, bu yöntemi, “Bence çok zekice,” diye niteliyor. Evet, sıcaklık kapanı güçlü bir silah, ama aynı zamanda dost ateşine de yol açabiliyor. Bazen topun iç tarafında kalan arılar kendilerini koloninin savunması için feda ederek eşekarısıyla birlikte ölebiliyor.  

Bu yöntem, Arndt’ın geçtiğimiz iki yıl içinde yepyeni ayrıntılarla birlikte yakalamayı başardığı balarısı davranışlarının yalnızca bir parçası. 30 yılı aşkın süredir yaban hayatını fotoğraflıyor Arndt. Ama böcek uzmanı değil, bu nedenle de Tautz ile işbirliği yapmış.

Balarılarısı–eşekarısı karşılaşmaları Asya’daki akraba türlerde gözlemlenmiş; İsrail ve Mısır’daki balarısı yetiştiricileri de bu mücadele tarzına tanıklık etmişti. Ama bugüne dek hiç kimse söz konusu böcek düellosunu Arndt’ın yaptığı gibi ayrıntılı bir şekilde yakalayamamıştı. 50 yıldır Cornell Üniversitesi’nde balarısı davranışları ve sosyal etkileşimlerini inceleyen Profesör Thomas D. Seeley, Arndt’ın görseli için, “Bu, söz konusu düelloya ilişkin gördüğüm en iyi fotoğraf,” diyor. 

İlk birkaç savaşı izleyen süreçte, sayıları günde 10’u bulan çatışmalara giriştiklerini görmüş Arndt. Koloninin zayıf olması hâlinde, eşekarıları onları yok edebiliyor. Ama şimdilik bahçesindeki savaş bir böcek sürtüşmesi hâlinde devam ediyor.  

Arndt’ıN arılara ilgisi, Hainich Ulusal Parkı’nda onları doğada inceleyen biliminsanlarına eşlik etmesinin ardından başlamış. Ancak, onları, insanlar tarafından bal çıkarmak üzere tasarlanmış yapay bir kutudan ibaret kovanlardan izleyerek sırlarını açığa çıkaramayacağının bilincindeymiş. Böylece asıl istediği şey de netleşmiş: Bir arı oğulunu fotoğraflamak. 

Ama bu hiç de kolay bir iş değil. Arndt’ın 2018’de yaptığı gibi, arıcıların kullandığı giysileri kuşanıp, orman ağaç örtüsünün 20. metrelerine, arıların kovan kurma olasılığının en yüksek olduğu noktalara kadar tırmansanız dahi, “en heyecan verici olaylar oralarda değil, ağaçların içinde gerçekleşiyor.”

Dolayısıyla Arndt, Şubat 2019’da, Alman orman işletme yetkililerine başvurmuş. Gövdesinde bir kara ağaçkakan tarafından açılmış bir kovuk –yani balarıları için değerli bir yuva– barındıran ve devrildiği için artık terk edilmiş durumda olan kayın ağacı kütüğünü taşımasına izin vermiş yetkililer. Gerekli parçası kesilip, evinin bahçesine taşınmış.

100 kilogramlık bu ağaç kütlesinin yanı başına kontrplaktan oluşan, aydınlatması ve bir de minik penceresi bulunan dört duvarlı bir kamuflaj alanı yaratmış kendisi için. Makro lensini oyuğun arkasından içeriye sokmasına da olanak tanıyan bir kamuflaj. Ardından, yakınlardaki bir balarısı kolonisinin kraliçesini alarak ağaçkakandan geriye kalan oyuğa yerleştirmiş. Ve geriye, parmak deklanşör üzerinde, pusuda beklemek kalmış.  

Dakikalar içinde, kraliçenin ana kolonisinden gelen öncü arılar oyuğun kenarında belirmiş. Sonra daha fazla arı gelmiş ve en sonunda kütüğün içi on binlerce yabanıl, sosyal böcekle uğuldamaya başlamış. Koloninin tamamının kendilerini ağaçkakan oyuğuna taşıması için çok da fazla beklemesi gerekmemiş.

Sonuç mu? Arndt’ın, altı aylık bir süre içinde 60 bini aşkın fotoğrafla oluşturduğu, daha önce görülmemiş bir yabanıl balarısı portresi. “Fotoğrafları özel kılan da bu,” diyor Seeley. Kuşbilimciler de benzer teknikler kullanıyor, ama Arndt’ın yaptığı, kendisinden önce yabanıl arıları inceleyen herkesi geride bırakıyor.

Kamuflajda geçirilen yüzlerce saat meyvesini layıkıyla vermiş. Havalar ısındığında Arndt arıların, yakınlara yerleştirdiği su kaynağına yaptıkları ziyaretleri ve pipet benzeri dilleriyle sıvıyı çekip kovana geri dönmelerini izlemiş. İçeriye girdiklerinde, taşıdıkları suyu, su yayıcı olarak bilinen ve görevleri, emdikleri suyu geri çıkararak peteklere koyup, buharlaşma yoluyla soğutucu bir etki yaratmasını sağlamak olan bir diğer arı grubuna veriyorlarmış. Bu süreç, diğer arıların suyun daha hızlı buharlaşması için hava akımını artırmak üzere kanatlarını çırpmasıyla hızlandırılabiliyormuş. 

Dışarıda hava sıcaklığı düştüğünde balarıları peteklerin yüzeyinde canlı bir battaniye oluşturmak üzere birbirlerinin bacaklarını yakalıyormuş. Tautz bu yapıyı bir uyku tulumuna benzetiyor, ama bu tulumun kumaşının –kenetlenmiş arılardan oluşan– dokusu sıcaklığa uyum sağlamak için gevşeyip sıkılaşabiliyor.

Bazı örneklerde, Arndt ile Tautz uzun süredir arıcıların kafasını karıştıran bazı davranışlara açıklama getirmeyi başarmış durumda. Gizemlerden biri de, böceklerin kayda değer herhangi bir etki olmaksızın, neden içinde bulundukları tahta kutuları kemirdiğiydi. Bulguları, doğal ortamlarında –ağaç kavuğu içindeyken– bu davranışların çok daha fazla anlam kazandığına işaret ediyor.

Tautz, “Kovuğun iç yüzeyinde bulunan tüm gevşek parçacıkları kazıyorlar,” diyor.

Söz konusu davranış, yalnızca biriken mantar tabakaları gibi potansiyel patojenleri yok etmekle kalmıyor, aynı zamanda diğer arıların propolis olarak bilinen bir arı reçinesini uygulamaları için pürüzsüz bir yüzey de yaratıyor.

“Propolis, baharda ağaç filizlerinin ürettiği bir salgı,” diyor Tautz. “Fazlasıyla yapışkan, ama arılar antifungal ve antibakteriyel olduğu için onu topluyor. Propolis, orman eczanesinin bir parçası.”

Gözlem sırasında farklı bazı anlar da ilk kez yakalanmış; örneğin Arndt’ın uçuş sırasında feromon yayan bir salgıbezini açığa çıkaran balarısı fotoğrafı gibi. “Daha önce hiç kimse bunu belgelememişti,” diyor Seeley. Ve bu samimi fotoğrafların insanların gözünü yabanıl balarılarının çoğunlukla gizli kalmış güzelliğine açmasını umuyor.

“Arıları dört köşe kutularda görmeye, buralarda yaşadıklarını düşünmeye alışığız,” diyor. “Aslında arıcılar için durum gerçekten de böyle. Ancak, milyonlarca yıl boyunca böyle yaşamadı ki onlar.”

Önceki İçerikChibok Kızları
Sonraki İçerikMart 2020

Popüler Makaleler

Sokak Köpekleri

Sokak köpekleri, insan jestlerini anlama konusunda doğal bir yeteneğe sahip. Yazı: Liz LangleyFotoğraf: ANNATAMILA/iSTOCK İnsanlar olarak...

Yılanlar Ağaca Nasıl Tırmanıyor?

Ağaca tırmanırken düşmekten çok korkan yılanlar “önce güvenlik” diye düşünüyor. Yılanlar azla yetinmiyor: Aşağı doğru kayıp düşmelerini engellemeye yetecek kadar güç kullanmıyor yalnızca;...

Sonbahar Fotoğraflarınızı İstiyoruz!

Ocak 2015 sayımızda yayımlamak üzere sonbahar temalı fotoğraflarınızı istiyoruz! Yapraklar önce sarardı, sonra döküldü ve kış kapıya dayandı. Sonbahar resmi olarak bitmek üzere. Ve biliyoruz...