Aşılar bizi binlerce yıldır ölümcül patojenlerden koruyor. Aşıların insan bedenine için nasıl birer kalkan görevi gördüklerini keşfedin.

Yazı: Amy McKeever
Fotoğraf:
Numstocker/shutterstock

Dünya genelinde bilimciler, aralık sonundan bu yana on binlerce insanın ölümüne sebep olan yeni koronavirüs için bir aşı geliştirme yarışında. Düzinelerce şirket ve enstitü rekor bir hızla araştırmalara önayak olurken, bazıları klinik deneylerin ilk aşamasına çoktan geçildi bile. Ancak araştırmacılar yine de aşının genel kullanıma girebilmesi için en az bir yıl ile 18 ay arasında bir süreye gereksinim olduğu konusunda insanları uyarmaya devam ediyor ve bu, birçok kişinin COVID-19’a sebep olan SARS-CoV-2 virüsünün yayılmasını önlemek için en iyi umut olarak gördüğü aşıyı beklemek için çok uzun bir zaman dilimi.

Aşıların birçoğu hastalıkları tedavi etmek yerine, hastalığın insanlara bulaşmasını önlüyor. Aşılar, insanları hasta etmemesi için öldürülmüş ya da zayıflatılmış olarak, hastalığa sebep olan mikrobun aynısını (ya da bir bölümünü), içeriyor. Bağışıklık sistemi patojeni tanıyıp onun hakkında bilgi depoluyor ve bir daha karşılaştıklarında onunla savaşabilmek için antikor üretiyor.

Aşılar yalnızca birkaç yüzyıldır kullanılıyor olsa da, bedenlerimizi hastalıklara karşı aşılama kavramının uzun bir geçmişi var.

Aşıların bulunuşu

Çiçek hastalığı insanlığın başına gelen ilk felaketlerden biriydi. Ve aşı kullanılarak ortadan kaldırılan ilk ve tek hastalık oldu. İnsanlar İÖ 430 yılına gelindiğinde çiçek hastalığı geçirip iyileşenlerin hastalığa bağışıklık geliştirdiğini fark etti. Sonraki 2000 yıl içinde bir noktada –bunun İÖ 200 yılı kadar erken olduğu söyleniyor– insanlar kendilerini çiçek hastalığına karşı aşılamayı öğrendi.

Çin ve Hindistan’dan bulunan ilk kayıtlar, insanların bu ölümcül hastalıkla variolizasyon adı verilen ve çiçek hastalığı nedeniyle ortaya çıkan yaraların kabuklarını öğüterek, bu tozları burundan çekmek ya da derinin üzerine döküp kaşımak yoluyla insanların kasıtlı olarak enfekte edildiği bir teknikle savaştığını belirtiyor. Variolizasyon, kişinin çok daha hafif bir hastalık geçirmesine sebep oluyordu ve mükemmel bir yöntem olmaktan çok uzaktı: Hastalığın buna rağmen yüzde 2 ile 3 arasında öldürücülük oranı olmasının yanı sıra, enfekte olan kişi başkasına çiçek bulaştırabiliyordu. Yine de 18. yüzyıla gelindiğinde bu teknik Avrupa ve Amerika’da yaygın hâle geldi. 

1796 yılında Edward Jenner adlı İngiliz bir doktor çiçek gibi hastalıklara olan yaklaşımımızda bir çığır açtı. İnek çiçeğinin –o dönemde genellikle ineklerden insanlara geçebilen ve hafif seyreden bir hayvan hastalığı– zayıflatılmış bir suşunun insanlarda görülen çiçek hastalığına karşı da koruma sağlayabildiğini keşfetti. Jenner’ın aşılama yöntemi aşamalı olarak variolizasyon uygulamasının yerini aldı. Bu keşif ve sonraki yıllarda kaydedilen gelişmeler sayesinde çiçek hastalığı yok olmaya başladı. 1980 yılında, bu keşiften neredeyse 200 yıl sonra, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) çiçek hastalığının tamamen ortadan kalktığını ilan etti.

Jenner’ın buluşu günümüzde grip, kızamık, çocuk felci, kuduz, tetanos, tifo, sarıhumma ve rahim ağzı kanseri gibi çeşitli hastalıkların salgına dönüşmesini önleyen aşıların önünü açtı.

Aşılar nasıl işe yarıyor

Bedeninizin bağışıklık sistemi istilacı patojenleri bulup yok etmek üzere tasarlanmış. Tabi söz konusu durum her zaman kolay değil ve patojenler de zeki olabiliyor. Örneğin, grip virüsü bedeninize girerken kendini gizliyor ve sonra bağışıklık sisteminiz onun içeride olduğunu fark etmeden önce kendini kopyalamaya başlıyor. Aşılar, bağışıklık sisteminize bir patojeni nasıl hızlıca tanıyacağını öğreterek onu destekliyor.

Aşıların birkaç farklı türü var, ama temelde hepsi mikropları ya da mikropların bir bölümünü, bağışıklığın geliştiği sırada görülebilecek yüksek ateş gibi küçük çaplı belirtilere neden olabilse de sizi hasta edemeyecek bir şekilde bedeninizle tanıştırıyor. Bazı aşılarda öldürülmüş ya da zayıflatılmış durumdaki patojenin tamamı yer alıyor, bazıları ise organizmanın, bağışıklık sistemini uyaracak bir bölümünü içeriyor. Bunun yanında bazı aşılarda mikrop tarafından üretilen bir toksin kullanılırken, bazıları patojenin genetik materyalinden yararlanıyor.

Aşı olduğunuzda, içeriğinde mikroplar bağışıklık sisteminizi onlarla savaşacak antikorlar üretmek üzere uyarıyor. Bağışıklık sisteminiz patojeni bir kez yendikten sonra, onu nasıl hızlıca öldürebileceğini öğrenmiş oluyor. Gerçek bir mikropla karşılaştığınızda bedeniniz onu tanıyor ve daha enfeksiyon başlamadan onu ortadan kaldırabiliyor.

Bazen aşıların sağladığı bağışıklık yıllar ya da ömür boyu sürebilirken, diğer aşıların düzenli aralıklarla tekrarlanması gerekiyor. Tüm çocuk ve yetişkinlerin, belli mevsimde yaygın olarak görülme olasılığı yüksek suşlara karşı her yıl grip aşısı olması gerekiyor. 

Yanlış bilgiler ve bilim ile hükümetlere olan güvenin azalması, aşıların güvenliğini sorgulayan kişiler arasında aşı-karşıtı bir hareketin başlamasına yol açtı. Yine de aşılar kızamık ve çocuk felci gibi tehlikeli hastalıklardan uzak durabilmek için her zaman olduğu kadar önemli. DSÖ aşıların her yıl iki ile üç milyon hayatı kurtarabileceğini tahmin ediyor.

Şimdilerde birçok kişi aynı şeyi yeni koronavirüs için de yapabilecek bir aşıya umut bağlıyor. Ancak söz konusu gelişmenin ne zaman gerçekleşeceğini ya da dünya çapında yayılmaya devam eden koronavirüse karşı hangi tür aşının daha etkili olacağını söylemek için henüz erken.