<span>Isla Fernandina’daki deniz iguanaları, olasılıkla açlıktan ölmüş türdeşlerinin kuruyup kalmış cesedinden rahatsız olmuşa benzemiyor. Galápagos’a özgü bu sürüngenler, kıyı boyunca algle besleniyor; daha büyük erkekler okyanusa dalıyor. Darwin’in “cehennemin iblisleri” olarak tanımladığı tür, besin kaynağı algler sıcak suda öldüğü için iklim değişikliğinin tehdidi altında.</span><br /><br /><b>Thomas P. Peschak</b>
Isla Fernandina’daki deniz iguanaları, olasılıkla açlıktan ölmüş türdeşlerinin kuruyup kalmış cesedinden rahatsız olmuşa benzemiyor. Galápagos’a özgü bu sürüngenler, kıyı boyunca algle besleniyor; daha büyük erkekler okyanusa dalıyor. Darwin’in “cehennemin iblisleri” olarak tanımladığı tür, besin kaynağı algler sıcak suda öldüğü için iklim değişikliğinin tehdidi altında.

Thomas P. Peschak
Yerküredeki ısınma, Galápagos Adaları’nda yaşayan ve Darwin’in doğal seçilim kuramına esin kaynağı olan türleri tehdit ediyor. […]

Jon Witman manometresini kontrol ediyor, paletlerini ayarlıyor ve kendini sırtüstü Büyük Okyanus’un sularına bırakıyor. Az ötede okyanus, Ekvator çizgisi üzerinde konumlanmış Galápagos Takımadaları’nı oluşturan yüzü aşkın kayalık, adacık ve adalardan birinin, Isla Beagle’ın kıyılarını dövüyor. Ada topraklarının geri püskürttüğü sular, beyaz köpükler halinde geri çekiliyor.

Köpüklerin üzerindeki bir çıkıntıda mavi ayaklı sümsük kuşları mezuniyet balosuna katılan ergenlerin acemi hareketleriyle dans ediyor. Onların altındaki kayalıklarda iki Galápagos denizaslanı arasında bir anlaşmazlık patlak veriyor. Charles Darwin yaklaşık iki yüz yıl önce bu sulara yelken açtığında büyük olasılıkla görüntüde ve seste benzer bir sahneye tanık olmuştu. Zorlu ada koşularında yaşamaya uyum göstermiş bu canlılar her şeyin, hatta zamanın bile, üstesinden gelebilecek gibi görünüyor. Witman birden suyu yarıp yüzeye çıkıyor. “Başlıyor,” diyor, yüzünü ekşiterek.

Dalış botundan kamerasını alıp yeniden sualtında kayboluyor. Ben de peşinden dalıyorum. Yüzeyin beş metre altında Witman bana bir lob mercanını, Porites lobata, işaret ediyor. Normalde küf yeşili bir pagodayı andırması gereken mercan, deniz tabanını kaplayan sakız pembeleri ve çim saha yeşillerinin fonunda bembeyaz. Aşırı ısınan suya tepkime olarak ağarıyor. Yakında ölecek.

Witman ve ekibi, Isla Beagle gibi yerlerde değişim olup olmadığını araştırıyor. Bulmaları zor olmuyor. Bu deniz tabanı topluluklarının ateşini ölçüp nabzını yokluyorlar. 2016’da yaşanan ve son yirmi yıl içinde bölgede görülen en yoğun iklim olayı olan El Niño sırasında bu dalış noktalarındaki sıcaklık 31°C tavanına ulaştı. (Genel olarak Galápagos bölgesinde su sıcaklığı uzun süreli ortalamanın 2 derece üstüne çıktı.) Witman, mercanın önümüzdeki yıllarda yaşanacak bir ağarma patlaması ve bunun yanı sıra çevrede yaşanabilecek diğer dramatik değişikliklerin habercisi olmasından korkuyor.


Fotoğrafta görülen soluk formlu iki ipek köpekbalığının boyutu insandan daha büyük. Ama derilerindeki parazitlerden kurtulmak için sürtündükleri, filtreleme yoluyla beslenen balina köpekbalığının –dünyanın en büyük balığı– yanında minicik kalıyorlar. Isla Darwin yetişkin, sıklıkla da hamile balina köpekbalıklarının belli dönemlerde düzenli olarak görüldüğü birkaç yerden biri.

Ekvador’a bağlı Galápagoslar 13 ana adanın oluşturduğu bir takımada. Darwin’in 1835 yılında gelip, sonunda kendisine –ve bize– Dünya’da yaşamın nasıl evrildiğini gösterecek gözlemlerine başladığı, ispinoz kaynayan pastoral bir dünya. Evrim biyoloğu Ernst Mayr’ın ifadesiyle, “çağdaş insanın inanç sisteminin neredeyse her bileşkeni üzerinde etki sahibi” olan Darwin’in Türlerin Kökeni adlı çalışmasına temel oluşturan yer.

Ne kadar yalıtılmış görünürse görünsün Galápagos Adaları çağdaş yaşamın etkilerine karşı korunaklı değil: İklim değişikliği evrim teorisinin beşiğine doğru yol alıyor. Kaplumbağa, ispinoz, sümsük kuşu ve deniz iguanası gibi ikonik türler zarar görebilir. Dünyaya doğal seçilimi öğreten bu ünlü ekosistemler, diğer yerleri nelerin beklediğine ışık tutarak bize bir ders daha verebilir. Witman, Galápagos Adaları’nın, “türlerin iklim değişikliğine nasıl tepki verdiğini araştırmak için olağanüstü bir laboratuvar,” olduğunu söylüyor.

Buralar Galápagoslar diye anılmalarından önce Las Encantadas –“büyülü”– olarak adlandırılan köpükler, lav akıntıları ve garip hayvanlarla bezeli girintili çıkıntılı adalardı. “Ne insan ne kurt barınır,” diye yazmıştı Herman Melville. “Buradaki canlıların sesi tıslamadan ibarettir.”

Balina avcıları bu tıslayan kaplumbağaları daha sonra yemek üzere gemilerinin ambarına atıp su fıçılarını doldurduktan sonra yollarına devam ederdi. Garip bir yer olduğunu düşünmekte haklıydılar: Güney Amerika anakarasından yaklaşık 1000 kilometrelik bir su şeridiyle ayrılan bu adalarda doğa yabanıldı. Anakaradan adalara gelen hayvanların pek azı varlığını sürdürebilmiş; sağ kalmayı başaranlar, her adanın kendi koşullarına uyum sağlayarak farklı biçimlerde evrilmiş, uyum sağlamayanların ise nesli tükenmişti.

Ancak şimdi burada sadece evrimsel değil farklı değişimler de gerçekleşiyor. Dünya yüzeyinde pek az yer, uzmanlara bu denli kısa süre içinde böylesine şiddetli ve bazen de üst üste sarsılan ekosistemleri bu kadar yakından gözlemleme olanağı veriyor.

Bir yandan küresel ısınma yüzünü gösterirken, Brown Üniversitesi’nden Witman ve diğer biliminsanları da buranın nasıl bir geleceği olacağını anlamaya çalışıyor. Belki de dünyanın başka hiçbir yerinde, yaşam ve ölüm döngüsü El Niño ve La Niña olarak bilinen iklim olaylarından bu denli çarpıcı bir şekilde etkilenmiyor. Sıcaklık, yağış ve okyanus akıntılarında değişimlere yol açan bu doğa olayları, gerek kara gerekse denizdeki hava koşulları ve yiyecek miktarlarında çarpıcı dalgalanmalara yol açıyor. Ve iklim değişikliği etkisinin, beraberinde yoğun yağış getiren El Niño fırtınalarının sıklığını her yirmi yılda birden her 10 yılda bire çıkaracağı öngörüsü yapılıyor.

ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi fizikçilerinden Andrew Wittenberg’e göre, modellemeler aynı zamanda okyanusun Ekvator yakınlarındaki kesimlerinin tropik Pasifik’in diğer yerlerinden biraz daha hızlı ısınacağını gösteriyor. Deniz seviyelerinde de yükselme bekleniyor. Kimi öngörülere göre 2100 yılına kadar 55–76 santimetre civarında yükseliş olacak. Biliminsanları, serin mevsimde ısınan suların Galápagos’un ormanlık tepelerini 48 bin yıldır kaplayan yoğun sis örtüsü garúayı da azaltabileceğini düşünüyor. Böylesi bir durum, yaşamak için sisten kaynaklanan neme gereksinim duyan canlılar açısından bir felakete neden olabilir. Ayrıca okyanuslar salımına insanların yol açtığı karbondioksidi soğurmayı sürdürürken, Galápagos Adaları’nın, mercan ve yumuşakçaların karbonat iskeletlerini çözündürüp okyanusun besin ağını altüst edebilen okyanus asitlenmesinin sıcak noktalarından biri hâline geleceği düşünülüyor.

Bu arada Witman ve ekibi, El Niño’lar nedeniyle oluşan aşırı sıcak su yüzünden adaların etrafında gözlemledikleri mercan ağarmasında artış bekliyor. Söz konusu resiflerin olmadığı bir tropik okyanus, yüksek apartmanları olmayan bir kente benziyor. Evlerinin bir bölümü ortadan kalkınca yaşamlarını mercanlar üzerinden sürdüren balık ve diğer deniz canlılarının barınma ve beslenme için daha az yeri oluyor. Zengin bir ekosistem yoksullaşıyor ve iklim değişikliğinin getirdikleri dahil olmak üzere çeşitli sarsıntıları eskisi kadar rahat atlatamaz hâle geliyor. İşleri daha da kötüleştiren bir diğer unsur da adaların maruz kaldığı nüfus artışı. 25 bin kadar yerleşik sakinin yanı sıra yılda 220 bin civarında turist akınıyla karşı karşıyalar. Bugüne kadar Galápagos Adaları’nın hayvan ve bitkileri bu kırılgan denge içinde ayakta kalmayı başarmış. Ancak artık saldırılar uyum sağlamalarına şans vermeyecek kadar hızlı ve dört bir yandan geliyor olabilir.


Irak konumda bir ada olan Isla Wolf’taki ispinozlar diğer yerlerdeki kara kuşlarına oranla beslenmekte oldukça zorluk çekiyor. Zaten az olan tohum ve böcek kaynağı tamamen kuruduğunda, bu sivri gagalı yer ispinozları hayatta kalabilmek için vampire dönüşüyor; sümsüklerin kanat tüylerinin dibini gagalayıp kanını içiyor.

Balayı broşürlerinden fırlamış gibi görünen bir koya demirleyen Witman, çizgili sörf mayosunun üzerine yıllanmış bir dalış giysisi geçiriyor. Yıllar boyunca dalmanın getirdiği bir zindeliğe ve bronzluğa sahip Witman, üç dalgıçtan oluşan ekibine deniz tabanına doğru öncülük ediyor. Dalgıçlardan biri suya dayanıklı bir not panosunu sıkıca kavramış, yarıkları azimli bir nüfus sayım memuru gibi kolaçan edip kalem denizkestanelerini sayıyor. Witman’ın doktora öğrencisi Robert Lamb, civarda dolaşan Panama başçavuş balığı ve Meksika lipsozu gibi bölge yerli türlerinin davranışlarını kaydetmek için yerleştirilmiş kameraları topluyor. Witman deniz tabanı boyunca ilerleyip metodolojik bir şekilde video çekiyor. Oyunbaz denizaslanları dalgıçların ölçüm şeritlerini ısırarak ortama neşe katıyor.

Witman, son 18 yıldır on civarında noktayı yılda iki kez ziyaret edip deniz tabanı ve civarında yaşayan toplulukların –süngerler, mercanlar, kabuklular, balıklar– nasıl bir etkileşim içinde olduğunu gözlemliyor. Galápagos Adaları gezegenin en sağlıklı tropikal deniz sistemlerinden birine sahip. “Karadaki çalılar gibiler,” diyor Witman. Ama mercanlarda kuşlar değil de balıklar ve yanı sıra simbiyotik yengeç ve salyangozlar barınıyor.

Galápagos Adaları’nın eşsiz ve çok sayıda farklı tür barındırıyor olmasının –örneğin penguenlerle flamingolar aynı sahili paylaşabiliyor– nedenlerinden biri, değişik sıcaklıklara sahip dört farklı ana okyanus akıntısının adaları çevreliyor olması. Büyük Okyanus boyunca yaklaşık 13 bin kilometre yol alan derin ve soğuk Ekvator dip akıntısı adalara çarpıp, yükselip, etraflarında dönerek fitoplanktonların çoğalmasını sağlayan besleyici maddeleri yüzeye taşıyor. Bu da diğer tüm deniz besin ağına yakıt sağlıyor. Her şey bu taşıyıcı düzenek üzerine kurulu.

El Niño sırasında alize rüzgârlarının hızı kesiliyor. Bu durum, soğuk suyun ve besleyici maddelerin derinlerden yüzeye çıkmasını zorlaştırmanın yanı sıra, Büyük Okyanus’un batısındaki ılık su rezervinin Galápagos Adaları’na doğru yayılmasına neden oluyor. Taşıyıcı düzenek neredeyse işlemez hâle geliyor. Ziyafet sona eriyor. Deniz yaşamı ciddi hasara uğruyor. Bazı canlıların üremesi dururken bazıları açlıktan ölebiliyor.

Kimi popülasyonlar 1982–83 yıllarında yaşanan şiddetli El Niño’nun etkilerini hâlâ atlatabilmiş değil. Galápagos papaz balığının bu nedenle soyunun tükendiği düşünülüyor. Öte yandan El Niño’nun bu çölleşmiş adalara yaşam kaynağı sağanak yağışları getirdiği karada ise olaylar farklı gelişiyor.

La Niña işleri tersine çeviriyor. Deniz yaşamı canlanırken karasal hayat zayıf düşüyor. Witman, tekrarlanan bu doğal döngüyü lunaparklardaki hız trenine benzetiyor: Yoksunluk. İyileşme. Bolluk. Tekrar baştan. Witman’ın gözlemlediği süre boyunca Galápagos Adaları üç büyük El Niño geçirmiş. 2016’da sıcak sular deniz iguanalarının yemlendiği alg sayısında azalmaya neden olmuş.

Witman’ın merak ettiği şey şu: Bu bölgedeki sular genel olarak ısınıyor ve şiddetli El Niño fırtınaları daha sık yaşanır hale geliyorsa, kötü dönemler deniz tabanı topluluklarını iyi dönemlerde toparlanamayacakları kadar mı olumsuz etkileyecek?

Ve eğer böyle olursa bu topluluklar başka bir şeye mi dönüşecek?

Dalış sonrasında Witman, bu düşüncesini sağlamlaştırmak için aşağıda, deniz tabanında yer alan mercanın fotoğrafını gösteriyor. “Normalde pembe olması gerekiyor,” diyor. Oysa kötü, dökülmüş bir beton yığınına benziyor. Topluluğun geri kalanının üzerine kurulduğu, kritik öneme sahip tabakayı oluşturan mercan algleri yok olmuş. Niye? Witman, son El Niño’nun getirdiği ılık deniz sularının algle beslenen kalem denizkestanelerinin metabolizmasını körüklediği ve bunların dip kabuğunu çeşitli yerlerde biçtiklerinden şüpheleniyor.

Öte yandan siyah çizgili sarpan ile Pasifik hani balıklarının –köpekbalığı, denizaslanı ve diğer üst düzey avcıların besin kaynağı durumundaki, bir zamanlar bolca bulunan plankton yiyici balıklar– bu güçlü El Niño sırasında alışılmamış şekilde azaldığını söylüyor Lamb.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Haziran 2016 sayısında okuyabilirsiniz.