<span></span><br /><br /><b></b>


Buzulların genişlemesi ya da geri çekilmesi gibi değişimlerin, oldukça yavaş hızlarda gerçekleşmesi gerekir. Ama onlar, gözümüzün önünde yitip gidiyorlar.

Buzullar vahşi hayvanlardır. Sanayileşme öncesi dönemde buzullardan, kurttan korkar gibi korkardık; çünkü, buzullar köyleri bütün olarak yutardı. On dokuzuncu yüzyıl sonlarına gelindiğinde, buzullar turistik yerlere dönüştü; İsviçre’de, her yaz Belvedere Oteli’nin yanından kazılan bir tünelle, Rhône Buzulu’nun göbeğine ulaşmak mümkündü. Yine o günlerde, ileride belki de hiç buzul barındırmayacak bir dünyanın inşasına da başlamıştık. Ama buzullar bugün hâlâ birer canavar.

Buzullar nefes alır. Bir buzulun yüksek rakımlarında kar yığılıp buz haline gelir; burna yakın yerlerdeyse erir. İsviçre’deki Fribourg Üniversitesi’nden genç buzulbilimci Matthias Huss’a göre, “Buzullar kışın nefes alır, yazınsa verir.” Ağustos ayında, Rhone Nehri’nde akan suyun dörtte biri, eriyen buzullardan gelir. Buzullar hareket eder. Aslında taşıdığı yük yeterince ağırlaştığında, buz da akmaya başlar. Montana’da, Ulusal Buzul Parkı’ndaki iyice büzülmüş beyaz alanı işaret eden Dan Fagre, “Hareket etmiyorsa, söz konusu olan buzdur,” diyor, “buzul değil.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ekim 2013 sayısında veya iPad Ekim 2013 edisyonunda okuyabilirsiniz.