Çöpün Sonu

BENZER MAKALELER

Atıksız bir dünya kucağa imkansız gibi gelebilir. Ancak, kaynakların tutumlu kullanıldığı ve eldeki materyalin durmaksızın geridönüşüme girdiği bir döngüsel ekonomi vizyonu, günümüzde gerek iş dünyası gerekse çevreciler arasında tartışma konusu. Peki ama bu, gerçekleştirilebilir bir vizyon mu? Ya da gerçekleştirmemek gibi bir seçeceğimiz var mı?

Yazı: Robert Kunzig
Fotoğraflar: Luca Locatelli

İlk önemli buluşma yeri Amsterdam’dı diyebilirim. Bana yaşamlarımızın görünmeyen yüzündeki devasa nehirleri gösteren adamla orada tanıştım. 7,7 milyar insanın görünüşte inanılmaz güzel, ama bir o kadar da zarar verici bir müdahaleyle dünya genelinde şekillendirdiği bir hammadde ve ürün deryasını gözlerimin önüne serdiği yerdi Amsterdam. Bu deryayı ortak metabolizmamız olarak da adlandırabiliriz. Bir sonbahar sabahında, Oosterpark’ta; dolambaçlı koridorlar, görkemli merdivenler ve işlevsiz kulelerden oluşan bir sarayın eski ve muhteşem yığma tuğla binası içindeyim. Bu yapı bir asır önce, Hollandalıların hâlen Endonezya’daki kolonilerinden kahve, petrol ve kauçuk çıkardığı dönemde, bir sömürge araştırma enstitüsü olarak inşa edilmiş. Günümüzdeyse reform yanlısı çeşitli kuruluşlara ev sahipliği yapıyor. Marc de Wit’in çalıştığı Döngüsel Ekonomi adlı kuruluş, son iki yüzyıldır –“kesin bir tarih isterseniz,” buhar makinelerinin icat edildiği dönemden beri, diyor de Wit– hemen her konuda izlediğimiz tüm tutumların yeniden biçimlendirilmesini hedefleyen ve harıl harıl faaliyet gösteren
uluslararası bir akımın parçası. 

Kimya eğitimi almış 39 yaşındaki de Wit güler yüzlü, biraz dağınık görünüşlü, gözlüklü biri. Önüme bir kitapçık koyarak, “küresel ekonomimizin röntgen filmi” olduğunu söylediği bir diyagram gösteriyor bana. Döngüler hâlinde işleyen doğal ekosistemlerin aksine –bitkiler toprakta yetişiyor, hayvanlar bitkileri yiyor, gübre toprağı yeniliyor– endüstriyel ekonomi büyük oranda doğrusal ilerliyor. Diyagramda dört tür hammaddeyi gösteren değişik renklerdeki tombul nehirler –mineraller, cevherler, fosil yakıtlar ve biyokütle– soldan sağa doğru fışkırıyor ve yedi insani gereksinimi karşılayan ürünlere dönüşürken dallara ayrılıp yeniden birbirlerine sarılıyor. Her birimizin beslenmesi için sadece bir yıl içinde hasat ettiğimiz biyokütle 20,1 milyar ton. Fosil yakıtlar bu araçların çalışmasını sağlıyor, bizi ısıtıyor, plastik ve diğer birçok şekle bürünüyor. 2015 yılında ekonomiye dahil olan toplam fosil yakıt miktarı mı? 92,8 milyar ton.

Artık kaynar sıcaklıkta olmayan Mavi Lagün’ün jeotermal suları, popüler bir turizm bölgesi haline gelmiş. Suyun yüksek silika içeriği, lav yataklarına sızmasını engelliyor ve ona göze hoş görünen mavi bir renk kazandırıyor.

Eğer insan çabası ve ustalığı karşısında hayrete düşenlerden biriyseniz, buraya kadar hiçbir sorun yok; her şey harika. Asıl sorunu, hatta tüm çevresel sorunların kaynağını ise, tüm bunların ardından, gereksinimlerimizin tamamı karşılandıktan sonra yaşananlar oluşturuyor. De Wit, diyagramın sağ kenarındaki sisi işaret ediyor. Gri renkteki bu sis bulutu, atıklarımızı temsil ediyor.

2015 yılında, gezegenden kazıyıp çıkardığımız hammaddenin üçte ikisinin parmaklarımızın
arasından kayıp gittiğini söylüyor de Wit. Bin bir güçlükle elde ettiğimiz 61 milyar tonu aşkın madde yitirilmiş ve pek çoğu da geri döndürülemez bir şekilde sağa sola saçılmış durumda. 

Plastik atıklar nehir ve okyanuslara karıştı; gübreli tarlalardan sızan nitrat ve fosfat da öyle. Üretilen tüm yiyeceklerin üçte biri çürüdü, hem de daha fazla gıda üretebilmek için Amazon bölgesi ormansızlaştırılırken. Aklınıza gelebilecek herhangi bir çevresel sorun, olasılıkla atık sorunuyla ilintili. Ve iklim değişikliği de buna dahil: İklim, fosil yakıt kullandığımız ve atıklarımızı –karbondioksit– atmosfere saçtığımız için değişiyor. 

Kulağa gülünç gelebilir ama de Wit sabah saatlerinde bana bu sayıları aktarırken, kendimi birden bire aydınlanmış hissediyorum. Bu biçimsiz diyagramın yapılması gerekenleri açıklama biçiminde fazlasıyla birleştirici, hatta çoşku verici bir netlik var. De Wit’in söylediğine göre, elbette karşı karşıya olduğumuz tehditler çok ağır ve çok çeşitli. Elbette bu sorunlar küresel ölçekte. Ama aslında, bu gezegende uyum içinde yaşayabilmemiz için yapmamız gereken tek bir şey var: Dünyanın kaynaklarını bu denli acımasızca israf etmeyi bırakmak. De Wit, diyagramın en altında sağdan sola doğru bir çember çizen, geridönüşüm ve kompost gibi yöntemlerle geri kazanmayı başardığımız tüm maddeleri temsil eden ince bir oku işaret ediyor. Çemberin gösterdiği miktar 8,4 milyar ton. Yani genel toplamın yalnızca yüzde 9’u.

De Wit ile meslektaşlarının, 2018’de Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptıkları sunumda “döngüsellik açığı” olarak adlandırdıkları bu önemli nokta, insanlık tarihinde görece yeni bir kavram. Ortaya çıkışı, 18. yüzyılda sanayide fosil yakıt kullanmaya başladığımız tarihe denk geliyor. Söz konusu döneme dek insanların yaptığı birçok şey, –insan ya da hayvan– kas gücüne dayanıyordu. Bir şeylerin yetiştirilmesi, üretilmesi ve nakilleri ağır işgücü gerektiren şeylerdi ve işgücü bu nedenle değerliydi. Sınırlı fiziksel enerjimiz, gezegenin kaynaklarını tüketme kapasitemizi kısıtlıyordu. 

Kömür damarları ya da petrol yataklarındaki ucuz fosil enerji kaynakları tüm bunları değiştirdi. Herhangi bir yerden hammadde çıkarılmasını, hammaddenin fabrikalara aktarılmasını ve üretim malzemelerinin dört bir yana gönderilmesini kolaylaştırdı. Özetle, fosil yakıtlar, olanaklarımızda bir patlama yarattı –ve bu patlama hâlen şiddetini artırarak sürdürüyor. Son yarım yüzyılda dünya nüfusu iki katın üzerinde artış gösterirken, ekonomide dönen hammadde miktarı üçe katlandı.

“Artık sınıra ulaşıyoruz,” diyor de Wit.

Bu saydıklarımız yaşanırken, yine söz konusu yarım yüzyıllık süreç içinde, çevreciler bizi büyümenin sınırları konusunda ara vermeksizin uyarmayı sürdürdü tabii. Günümüzün “döngüsel ekonomi” hareketi ise daha farklı bir olgu: Bir araya geldiklerinde, atıkları ortadan kaldırarak küresel ekonomiyi yeniden şekillendirmesi beklenen bir stratejiler bütününe işaret ediyor. Ve bu stratejiler bütününün bir bölümü tüketimi azaltmak, yeniden kullanım ve geridönüşüm gibi eski; bir bölümü de bir şeyler satın almak yerine kiralamak gibi yeni yöntemler içeriyor. Döngüsel ekonominin amacı, büyümeyi sona erdirmek değil. Amaç, büyümenin sürdürülebilmesi için alışkanlıklarımızın değiştirilmesi ve yeniden doğayla uyumlu kılınması. Avrupa Çevre Komiseri Janez Potočnik’in işaret ettiği üzere, döngüsel ekonominin amacı, “sınırlı kaynaklara sahip bir dünyada refahı sağlamak.” 

Ve bu görüş de özellikle Avrupa’da; küçük, kalabalık, varsıl, ama kaynak yoksulu kıtada tutulmaya başlıyor. Avrupa Birliği söz konusu stratejiye milyarlar yatırıyor. Hollanda 205o’ye dek tamamen döngüsel ekonomiye geçiş yapmış olma hedefinde. Amsterdam, Paris ve Londra planlarını yapmış durumda. Londra Atık ve Geridönüşüm Heyeti Başkanı WayneHubbard, kendisine, döngüsel ekonominin gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini sorduğumda, “Gerçekleşmek zorunda,” diyor.

Aerofarms tarafından Newark’daki (New Jersey) genel merkezde işletilen, dünyanın iç mekânda bulunan en büyük dikey çiftliği, sürdürülebilir tarımla kent merkezlerinde yıl boyu sebze yetiştirmeyi amaçlıyor. Yeşil yapraklı sebzeler geri dönüştürülmüş plastik şişelerden yapılan, yeniden kullanılabilir substratlarda yetiştiriliyor. Su, alttan köklere püskürtülüyor ve bu sayede dış mekânda sebze yetiştirmek için gereken miktara oranla sudan yüzde 95 oranında tasarruf ediliyor. Pestisit kullanılmıyor. Gübre ve takviye gıda sadece gerekirse kullanılıyor. Işıklandırma ise tam olarak sebzelerin gereksinim duyduğu dalga boylarından olu- şuyor. Firma bu tesiste, tarlalarda yapılan üretimin 390 katı kadar ürün aldıklarını ifade ediyor.

Kesinlikle gerçekleşebileceğini düşünen ve çalışmalarıyla diğer birçoklarına esin kaynağı olan bir diğer isim de Amerikalı mimar William McDonough. 2002’de Alman kimyacı Michael Braungart ile birlikte Cradle to Cradle (Beşikten Beşiğe) başlığı altında, ürünler ve ekonomik süreçlerin, tüm atıkların bir diğer üretim sürecinin besini hâline getirilebilecek şekilde tasarlanabileceğini savunan yenilikçi bir kitap kaleme aldı McDonough. 

Avrupa’ya doğru yola çıkmadan önce, McDonough’ın Charlottesville’deki (Virginia) ofisine bir ziyaret gerçekleştirdim. Ve kafamı kurcalayan soruyu yönelttim kendisine: Atıkların sonunu getirme konusunda yürütülen tüm bu fikirler, olmayacak dualara dönüşebilirler mi? 

“Kesinlikle olmayacak dualar, buna şüphe yok,” dedi McDonough. “İlerleyebilmek için, olmayacağını düşündüğünüz dualarınız da olmalı.”

Bu konuşmanın üzerinden çok geçmeden, yıpranmış tekerlekli eski bavulumu tamire götürdüm (yeni bir bavul almaya kıyasla fazlasıyla döngüsel bir hareketti), McDonough’ın bana verdiği sertifikalı beşikten beşiğe kot pantolonumu bavula koydum ve döngüsel ekonominin olası varoluşu hakkında ne tür kanıtlar bulabileceğimi görmek üzere uzun bir yolculuğa çıktım…

Devamını National Geographic Türkiye’nin Mart sayısında okuyabilirsiniz.

Popüler Makaleler

Bir Deniz Tükeniyor

Çin’in güç gösterisi, uluslararası önemdeki bir balık yatağını tehlikeye atıyor. Christopher Tubo bir defasında Güney Çin Denizi’nde 300 kiloluk bir mavi yelkenbalığı...

Manzaralı Odalar

Fotoğrafçı Abelardo Morell karanlık kutusuyla, karanlık odaları büyülü manzaralarla süslüyor. Işık küçük bir delikten karanlık bir alana girdiğinde tuhaf ve harika bir şey olur. Aristo...

Mayıs 2016

Pîrî Reis Neden Öldürüldü? Tuhaf Şeyler Adası Afrika'nın Can Damarı Amerika’nın Yaban Düşüncesi