Denali Ulusal Parkı

BENZER MAKALELER

Neredeyse iki buçuk milyon hektar nasıl yetmez? […]

Denali Ulusal Parkı ve Koruma Alanı’nın korucuları, buradaki yüksek sezona –yıllık 500 bin ziyaretçinin çoğunun ağırlandığı Haziran ile Eylül arasındaki dönem– “yüz günlük kaos” adını veriyor. Denali’nin 148 kilometrelik ünlü Park Yolu’nun girişinde yer alan Yabanıl Doğa Erişim Merkezi’nde bir yaz sabahı, işe gidiş saatlerinde Manhattan’da bir otobüs garındaymışsınız duygusuna kapılmanız oldukça mümkün. Hoparlörlerden otobüs kalkış saatleri anons ediliyor, çeşitli uluslardan ziyaretçiler gişelerin başına toplanıyor.

Denali’nin çoğu ziyaretçisi, parkı ve yaban hayatı zenginliğini büyük oranda otobüs camlarının gerisinden gören tur yolcuları. Sırt çantalı ziyaretçilere ve yürüyüş yapanlara macera hazırlığında yardımcı olan korucu Sarah Hayes, “Yalnızlık istiyorsanız hiç sorun değil,” diyor. “Hayvanların serbestçe dolaştığı, yolu olmayan 2,5 milyon hektarlık bir arazimiz var. Ve otobüsten inmek isteyen herkesin erişimine açık.”

Otobüsümüz yola koyuluyor. Burunlar cama yapışık, eller fotoğraf makinelerinde. Yarım düzine kadar farklı dil konuşan heyecanlı yolcular, karşılaşacakları yaban hayatı manzaraları konusunda tahminlerde bulunuyor. Birkaç yolcuya görmek istedikleri hayvanları soruyorum. “Sığın!” “Boz ayı!” “Karibu!” “Kurt!”

Sekizinci kilometrede ilk hayvanı görüyoruz. “Sincap!” diye bağırıyor çocuklardan biri ve tüm otobüsü kahkahaya boğuyor. 24. kilometreye işaret eden tabelayı geçtikten sonra asfalt, yerini toprak yola bırakıyor ve arabalar azalıyor. Birkaç kilometre ileride ağaçlar bitiyor. Alaska Sıradağları’nın uzaklardaki doruklarının görüş alanımıza girmesiyle birlikte, bu doğa krallığının boyutu netlik kazanıyor. Sürücü yavaşlıyor.

“İki haftadır saklanıyor,” diyor keskin bir dönüşü alırken. “Ama bugün şansımız yaver gidiyor…” Yüksek dağ, pusların arasından belirdiği anda bir düzine ses koro halinde bağırıyor: “Denali!”


Denali’nin ücra köşelerindeki yüzlerce bakir yamaçtan birine doğru kayan yolcu, Ruth Buzulu’nun tepesindeki safir renkli gölün yanından geçiyor.

Kuzey Amerika’nın, deniz seviyesinden 6 bin 190 metre yükseklikteki en yüksek dağının görüntüsü muhteşem, ancak sıcak havalarda yamaçları genelde bulutlarla kaplı oluyor. Dağ, Atabask dili konuşan ve kendisine “Yüksek Olan” anlamındaki Denali adını veren halkın efsane ve törelerinde önemli bir yer tutuyordu. 1896 yılında altın arayıcısı William Dickey, ABD’nin 25. başkanı olan Ohiolu politikacı William McKinley onuruna dağın adını McKinley olarak değiştirmişti. Ancak geçtiğimiz yaz Obama yönetimi, yürütme yetkisini kullanarak dağa orijinal adını geri verdi.

Denali’yi ziyaret etmeye gelenlerin aklındaki ilk üç neden dağı, boz ayıları ve kurtları görmek. 2010 gibi yakın bir tarihe kadar ziyaretçilerin doğada kurt görme şansı, yazın ancak üç günde bir ortaya çıkan “Yüksek Olan”ı görme şansından daha fazlaydı. Ancak 2010’dan bu yana kurt gözlem sayısında düşüş yaşanıyor. Park Yolu’nda yaban hayvanlarını görme olasılığı konusundaki bir araştırmaya göre, ziyaretçilerin 2010’da kurt görme şansı yüzde 45 gibi yüksek bir olasılıktan 2014 yılında yüzde 6’ya gerilemiş. Park biyologları, on yıl önce 100’ü aşan kurt sayısının, geçtiğimiz yıl 50’nin altına düştüğünü bildiriyor. Denali’ye gelişimin bir amacı da bunun nedenini araştırmak.

Kızaklı uçağımız park merkezinin karlı pistinden kalkarken, “Meteoroloğu yalancı çıkarmak istemem ama aşağıda havanın eksi 34 derece olması imkânsız,” diyor pilot Dennis Miller. Beş–altı kat giysiye bürünmüş olarak küçük pilot kabininde arkasına sıkıştığım Miller’ın kafasını sallayışını izliyorum. “Gün içinde bu kadar ısınıyorsa şaşarım,” diyor.

Birkaç dakika sonra uçağın sol tarafındaki anten sinyal alıyor ve günün ilk GPS vericili takip tasmalı kurdunu sol kulaklığımızdan duyuyoruz. Miller’ın uçağı döndürmesiyle bipleme solda ve sağda eşitleniyor. Park sınırını aşıp Stampede koridoru üzerinde uçarken ses güçleniyor. Eyalete ve ilçeye ait alanlar ve özel arazilerden oluşan bu dağ geçidi, Wolf Townships (Kurt Kasabaları) olarak da biliniyor.

Sinyali takip eden Miller, tek bir kurdun ayak izinin ağaçların arasına doğru gittiği nehir vadisi boyunca alçalıp zigzaglar çiziyor. Uçağı sol kanadı üzerine yatırıp aşağıya göz gezdiriyor. “Tek bir geçiş yapacağım,” diyerek uçağı biraz daha döndürüp gözlerini kısarak aşağıya bakıyor. “Buradaki evlerde yaşayanlardan bazıları beni dolanırken görürse dışarı çıkıp neye baktığımı bulmaya çalışır ve bulurlarsa da onu vururlar.”

Mart ayının bol ışıklı, karlı günlerinde dikkatlerini kurtlara veren Ulusal Park Hizmetleri biyologları ve Miller’la birlikteyim dört gündür. Parkın içinde GPS vericili takip tasması takmak istedikleri bir kurt gördüklerinde aşağı inip hayvanı iğneyle bayıltacak helikopterli bir ekibe haber veriyorlar. Hayvan uyuşturulduktan sonra biyologlar tasmayı takıyor. Aynı zamanda kan ve kıl örnekleri de alarak, dünyanın en yanlış anlaşılan hayvanlarından birinin sağlığı, davranışları ve genetiği konusundaki bilgi eksiğimizi tamamlamayı amaçlıyorlar.

Araştırma, Denali’deki kurtları doğada inceleyen ilk çevrebilimcilerden Adolph Murie’nin öncü çalışmalarının devamı niteliğinde. Murie’nin, o zamanki adıyla McKinley Dağı Ulusal Parkı’na yapacağı çok sayıda keşif gezisinin ilkini gerçekleştirdiği 1939 yılında kurtlar zararlı olarak kabul ediliyor ve Park Hizmetleri korucuları tarafından görüldükleri yerde vuruluyordu. Murie, araştırmasıyla kurtların ve besin zincirinin en tepesindeki diğer yırtıcıların sağlıklı doğal ortamlarda temel bir rolü olduğunu göstermiş, parkları belli türleri değil tüm ekosistemleri koruyarak yönetmemiz gerektiğini savunmuştu.


Yavrularını yeni av alanlarına götüren Iron Creek West sürüsünün doğurgan çifti taze karda yol açıyor. Çiftin boynunda biyologlar tarafından takılan GPS vericili takip tasmaları var.

Başka önemli bilim insanları ve düşünürler de Murie’nin izinden gitmiş ve göz alabildiğine uzanan, geneli ağaçsız, dağlık arazileriyle yaban hayatını gözlemlemek için ideal bir yer olan Denali’ye gelmişlerdi. Doğallığını koruyan bu geniş Amerikan coğrafyası, günümüzde Ulusal Park Hizmetleri DNA’sının bir parçası olarak kabul edilen yüce ülkülere esin kaynağı ve dayanak olmuş, parklar ve onları koruyanların rolü konusundaki anlayışı büyük oranda değiştirmişti. Doğa korumacılık değerlerinin çoğu ve bilimsel temelli karar mekanizması burada yeşermişti. Doğa Kanunu’nun kökeni burasıydı ve bir halkın en etkin çevre inisiyatiflerinin tohumları burada atılmıştı.

Her yıl yaban hayatıyla muhteşem bir buluşma hayal ederek buraya gelen ve doğal ortamla umduğundan çok daha derin bir ilişki kurarak buradan ayrılan, bilim insanı olmayan yüz binler üzerinde de büyük bir etkisi var Denali’nin. “Hep görüyoruz,” diyor Park Müdürü Don Striker. “Buraya birkaç fotoğraf çekmek ve boz ayılara 15 metre yaklaşmış olmakla övünmek için geliyorlar. Ama bu doğa gösterisine tanıklık ederken bazı şeylerin de farkına varıyorlar. Bu tür yerleri koruma isteğiyle ayrılıyorlar buradan.”

Ancak Denali her zaman kaygılı bir cennet oldu. 1917 yılında Dall koyunu ve diğer av hayvanları için bir koruma alanı olarak kurulan parkın ilk korucuları, madencilere ve demiryolu işçilerine et tedarik eden kaçak avcıları kovalarken bulmuşlardı kendilerini. Kullanım ve koruma arasındaki bu çekişme, ulusal parkların temel gerilimi haline gelmişti. Bugün bile, bu gerilimin Denali’de olduğu kadar yoğun hissedildiği ya da yaratıcı bir şekilde ele alındığı pek az yer var. Gerilim, Denali’nin kimi zaman kalabalıklaşan zirvesinden ücra köşelerdeki tuzak hatlarına kadar uzanıyor. Dağın etrafındaki manzara uçuşlarının yapıldığı gökyüzünden, aşağıdaki yolsuz vadilerde huzur içinde bir başına kalmak isteyen kişilerin kulaklarına ulaşıyor.

“Bu parkta insanların kafasını karıştıran çok şey var,” diyor korucu John Leonard. “Yabanıl alan olmasına rağmen insanlar bazı yerlerine uçakla iniyor, bazı yerlerinde avlanıp tuzak kuruyor. Denali’nin farkı burada; kapısına kilit vurulmuş değil. Yönetimini bu kadar zorlu kılan şey de bu.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat 2016 sayısında veya iPad/iPhone/Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Popüler Makaleler

Mars’tan Nasıl Geri Dönülür?

Mars’a nasıl gidileceğini biliyoruz. Mars’a nasıl inileceğini de biliyoruz. Asıl soru şu: Mars’tan nasıl geri döneceğiz? NASA mühendisleri Mars’a baktıklarında bir tuzak görüyorlar. Bilimsel keşif...

Her Şey Kaosla Başladı

Güneş Sistemi için yazılan yeni öyküde gelecek biraz şüpheli ve bildiğimiz gibi... Toz parçacığı, 350 milyon küsur kilometre uzaklıktaki bir kuyrukluyıldızın kuyruğundan koparılıp alındı. Ve...

2100 Yılında Dünyada 11 Milyar Kişi mi Olacak?

Tekrar gözden geçirilen tahminler, 2100'e gelindiğinde düşündüğümüzden daha kalabalık bir dünyada yaşayabileceğimizi söylüyor. Geçtiğimiz Perşembe Science dergisinde yayımlanan bir makale, dünya nüfusunun 2050’de...