<span>Fotoğrafta resmedilmiş Dünya benzeri gezegen, gezegenimsi bulutla çevrelenmiş muhteşem bir yıldızın etrafında dolanıyor. Daha genç dönemlerinde, yıldızlarının yaşam kuşağında yer alan bir yörüngeye oturmuş yeni keşfedilen sekiz gezegene benziyor olması muhtemel. </span><br /><br /><b>David A. Aguilar, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi</b>
Fotoğrafta resmedilmiş Dünya benzeri gezegen, gezegenimsi bulutla çevrelenmiş muhteşem bir yıldızın etrafında dolanıyor. Daha genç dönemlerinde, yıldızlarının yaşam kuşağında yer alan bir yörüngeye oturmuş yeni keşfedilen sekiz gezegene benziyor olması muhtemel.

David A. Aguilar, Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi

NASA’nın Kepler Uzay Aracı, Dünya benzeri bir grup gezegen keşfetti. Gezegen avı misyonu tarafından onaylanan sekiz yeni gezegen
arasında, şimdiye kadar dünyayla en çok benzerlik gösterenler de var.[…] 

NASA’nın ünlü gezegen avcısı Kepler uzay aracı, gökyüzünde
bininci gezegenini saptadı. Güneş sistemimiz dışındaki sekiz yeni gezegen,
Kepler’in doğrulanmış gezegenlerinin sayısını 1004’e çıkardı. Salı günü
açıklanan yeni keşifler arasında, şimdiye kadar dünyaya en çok benzeyen iki
gezegen de yer alıyor.

Amerika Astronomi Derneği’nin yıllık kış toplantısına
katılan gökbilimciler, sekiz yeni gezegenin Dünya’nın en fazla 2,7 katı
büyüklüğünde olduğunu bildirdiler. Yeni açıklanan 554 gezegen adayı arasında,
bilim insanlarını heyecanlandıran bir grup gezegen yer alıyor.

“Bu adaylar, Dünya-Güneş Sisteminin şimdiye kadar bulunmuş
en yakın örnekleri. Zaten Kepler’in aradığı şey de buydu. Şimdi bir Güneş
çevresinde dönen Dünya’nın ikizini bulmaya hiç olmadığımız kadar yakınız,”
diyor SETI Enstitüsü ve NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nden Fergal Mullally.

Kepler’in onaylanan sekiz yeni gezegeninin hepsi görece
küçük. Ve hepsi de Güneş’ten daha küçük ve daha soğuk yıldızların etrafında
dolanıyor. Bilim insanlarının hangi hesaplama yöntemini kullandığına bağlı
olarak, içlerinden en az üç tanesi –ve belki sekizi birden–yıldızların
yaşanabilir kuşağında yer alıyor. Bu kuşaktaki sıcaklık, gezegen yüzeyinde sıvı
su varlığını olanaklı kılıyor.

Gezegenlerin en az iki tanesinin (Kepler 438-b ve Kepler
442-b) dünya gibi kayalık olma olasılığı var.

 “Kepler’in bulduğu
onaylanmış, küçük boyutlu yaşanabilir kuşak gezegenlerinin sayısında büyük
artış var,” diyor SETI Enstitüsü ve NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nden Doug
Caldwell.

 “Evrende yaşamın
varlığını anlamak açısından özel bir popülasyon oluşturuyorlar. Dün bu özel
onur listesinde beş Kepler ötegezegeni vardı, bugün bu elit grupta sekiz
gezegen yer alıyor.”

Dünyanın İkizleri

Kepler’den gelen yeni liste, 554 gezegeni daha aday olarak
belirleyerek misyonun toplam aday sayısını –ötegezegen de olabilecek nesneler–
4175’e çıkarıyor. Bu 554 yeni adayın sekizi dünyanın iki katından küçük ve
yıldızlarının yaşanabilir kuşağında yer alıyorlar. (Bu adaylar, onaylanan sekiz
yeni gezegen haricinde bulunanlar).

Ve işte gerçekten vaatkar olan özellik: Bu potansiyel
gezegenlerin altı tanesi güneş benzeri yıldızların yörüngesinde dönüyor ve
Kepler’in henüz derinden incelemediği gerçek ötegezegenler sınıfını temsil
ediyor.

 “Sevinçten havalara
uçuyorum,” diyor NASA’nın Ames Araştırma Merkezi’nden Natalie Batalha. “Şimdi
elimizde [güneş benzeri] yıldızların yaşanabilir kuşağında yörüngeye oturmuş
bir grup küçük gezegen adayı var. Kepler araştırması ve dünya dışında yaşam
arayışı açısından olağanüstü olumlu bir haber.”

Kepler’in misyonu, galakside dünya benzeri gezegenlerin ne
kadar yaygın olduğunu belirlemek. Şu ana kadar gökbilimcilerin yaptığı en iyi
tahmin, güneş benzeri yıldızların yaklaşık yüzde 20’sinin yaşanabilir kuşağında
dünya boyutunda gezegenler olduğu yolunda.

Kepler: Bir Gezegen Avcısı

2009’da fırlatılan Kepler uzay aracı, 150 bin yıldızın
bulunduğu bir kuzey yarımküre gökyüzü parçasına gözünü dikmiş bir şekilde dört
yıl geçirdi. Görmeye çalıştığı şey, yıldızların önünden geçen gezegenlerin yol
açtığı periyodik kırpışmaydı. Bu kırpışma, geçiş sırasında yıldızın ışığında
bir azalma meydana getiriyor.

Kepler’in gökyüzü parçasından, dağıtılmış kozmik misketler
gibi yeni gezegenler dökülmeye başladı. İlk önceleri gezegenler büyüktü. Kepler
yıldızları silkelemeye devam ettikçe, daha küçük gezegenler boy göstermeye
başladı ve en sonunda da Dünya boyutunda (ve daha küçük) olanlar geldi.

Ancak Kepler 2013 yılında mekanik bir problem yaşadı. Aracı hedefe yöneltmek ve yıldız alanına gözünü dikmiş olarak kalmasını sağlamakta kullanılan dört reaksiyon tekerleğinden ikisi bozulmuştu. Ama bilim adamları K2 adlı farklı bir uçuşla uzay aracına yeniden hayat verdi.

Kepler şimdi güneş panellerine vuran ışığın gücünü üçüncü bir reaksiyon tekerleği olarak kullanarak istediği yere bakıyor. Daha şimdiden, bilim adamlarının varlığını Aralık ayında açıkladığı HIP 116454b adlı yeni bir gezegen bulundu bile.

Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Andrew Vanderbug’un geçtiğimiz hafta yapılan AAS toplantısında yaptığı açıklamaya göre,  K2 uçuşunun potansiyel gezegen sistemlerinden birinde 10, 24 ve 44 gün peryotlu Dünya’dan daha büyük üç gezegen bulunuyor.

 “Eğer gerçeklerse, bu gezegenler oldukça soğuk ve yakın bir yıldızın yörüngesinde dönüyor,” diyor Vanderburg. “Bunların önemli olmasının nedeni, parlak bir yıldızın yörüngesinde dönüyor olabilecekler ve daha sofistike gözlem yapma potansiyeline sahip olmaları.”

Tek bir araçla dört yıl gibi kısa bir sürede bu kadar çok sayıda gezegen bulunması, ana kol yıldızı etrafında dolanan ilk ötegezegeni bulmak için onlarca yıl bekleyen gökbilimciler açısından umut verici. 51 Pegasi b adı verilen Jüpiter benzeri bu büyük ve sıcak gezegen, 20 yıl önce Ekim 1994’te keşfedilmişti.

 “O tarihten hemen önce gökbilimcilerin oldukça kaygılı olduğunu hatırlıyorum. Bilim insanları uzun bir süredir –onlarca yıldır– ötegezegen arıyorlardı ama bir tane dahi bulamamışlardı,” diyor Yale Üniversitesi’nden usta gezegen avcısı Debra Fischer. “Biraz geri çekilip, ‘Evrenin Uzay Yolu tablosu belki de gerçek değil. Belki başka yıldızların etrafında dönen başka gezegenler yok, ya da belki çok nadir bir şey,’ konuşmaları yapmıştık.”

 “Şimdi artık evrenin gezegen dolu olduğunu biliyoruz,” diyor. “Bundan sonraki adım evrenin yaşam dolu olup olmadığını keşfetmek.”