Güzellikte Son Nokta

BENZER MAKALELER

Sosyal medya ve moda ekonomisi, birlikte, her kadını şemsiyesi altına alan yepyeni bir güzellik kültürü şekillendiriyor.

Yazı: Robin Givhan
Fotoğraflar: Hannah Reyes Morales

Kasım 1997’de Sudanlı model Alek Wek, Elle dergisi Amerikan edisyonu kapağında, Fransız kreatif direktör Gilles Bensimon’un imzasını taşıyan fotoğrafıyla yer aldı. Güzellik sektöründe genellikle geçerli olduğu üzere, bu kapak da küresel bir prodüksiyonun ürünüydü.

Kadifemsi teni ve katıksız Afrika buğusuyla Wek, beyaz bir arka plan önünde poz vermişti. Yine beyaz renkli olan Giorgio Armani ceketi neredeyse arka plana karışıp yok olmuş ve Wek, olabilecek en büyük yoğunlukla öne çıkarılmıştı.

Kameraya açılı yaklaşsa da o, geniş, belirgin ölçüde Afrikalı kıvrımlarının ortaya çıkardığı hoş gülümsemesiyle doğrudan gözümüzün içine bakıyordu. Ve bu kapakla Wek, geleneksel kapak kızlarının simgelemediği ne varsa tamamını temsil ediyordu.

Wek’in Elle kapağında yer almasının üzerinden 20 yılı aşkın bir süre geçti. Bugün hâlâ güzellik tanımı genişliyor ve şemsiyesi altında beyaz olmayan, obez, vitiligo, kel, kır saçlı ya da kırışık ciltli kadınlara yer açarak yoluna devam ediyor. Kapsamlı bir güzellik kültürüne doğru ilerliyoruz. Herkese kucak açan. Herkesin güzel olduğu. Herkesin idealleştirilmiş versiyonunun, dergi sayfalarında ya da Paris podyumlarında karşınıza çıkabileceği…

Daha kabullenici hâle gelmiş olmamızın nedeni mi? İnsanların bunu talep etmiş, bunun için başkaldırmış ve “güzellik bekçileri”ni utandırarak, zaten hafifçe aralanmış olan kapıları daha da açmalarını sağlamak için sosyal medya denen zorbalık kürsüsünü bu kez böylesi bir amaçla kullanmış olmaları.

Genç kadın São Paolo’da, bir kuaför ve kolektif olan Coletivo Cabeças’da saçlarını yaptırıyor. Bu alternatif kuaför, insanların modaya uyum sağlamasına yardımcı olmak yerine, bir aidiyet duygusu yaratmaya ve Brezilya’da özgür bir ifade platformu sağlamaya çalışıyor.

Wek güzelliğe, yani ezelden beri kadınla bağdaştırılan bir “değer”e dair yepyeni bir vizyondu aslında. Kadının toplumsal değeri güzellikle ölçülüyor. İnsanlar tarafından kullanılan ve manipüle edilen bir araç güzellik. “Bir kadın güzelliğini harcamamalı.” Kadının geleceğinin başarılı bir evliliğe dayandırıldığı dönemlerin yaklaşımını yansılayan görüş bu. Buna göre: “Kadın güzelliğini harcamamalı ve başarılı evliliği sağlayacak kocanın azmi ve potansiyeli de, kadının güzelliği kadar göz kamaştırıcı olmalı.”

Güzellik elbette kültürel bir olgu. Bir toplumun hayran olduğu özellikler bir diğerini etkilemeyebiliyor, hatta doğrudan itici bulunabiliyor. Bir bireyin karşı koyulmaz bulduğu bir özellik, bir başka bireyin omuz silkmesine neden olabiliyor. Güzellik kişisel. Ama aynı zamanda evrensel de. Uluslararası güzeller var –standardı temsil etme noktasına taşınan insanlar.

Nesiller boyunca güzellik, cömert bir göğüs bölgesi ve ince belin eşlik ettiği narin bir yapıya sahip olmayı gerektirmişti. Çene hattı belirgin, elmacık kemikleri çıkık ve burun da kalkık olmalıydı. Dolgun dudak makbuldü, ama dikkat dağıtıcı ölçüde dolgun olmamalıydı. Gözler ya mavi ya da yeşil; aynı zamanda da iri ve parlak olmalıydı. Saçlar uzun ve gür olup, bir şelale gibi gürül gürül dökülmeliydi omuzlara –tercihen de altın renkli. Simetri, aranan özellikti. Gençlik mi? Bu olmazsa olmaz noktaya değinmeye dahi gerek yoktu.

Kadın dergilerinin, güzelliğin yazılı kurallarının olduğu ve ticarileştirildiği ilk yıllarından bu yana standart buydu. Sözde kuğu kadar zarif muhteşem güzellikler –Catherine Deneuve, sosyetik C. Z. Guest ya da Grace Kelly gibi kadınlar– bu ideale en fazla yaklaşanlardı. Bir kadın mükemmelliğin bu versiyonundan ne kadar saparsa, o kadar egzotik hâle geliyordu. Bu sapmanın çok fazla olduğu durumlarda ise kadın basit bir yaklaşımla daha az çekici –daha az arzulanabilir ya da daha az değerli– kabul ediliyordu.

Ve bazı kadınlar –siyahi ve koyu tenli ya da şişman veya yaşlı kadınlar– içinse güzellik böylesi bir perspektifte imkânsız gibi bir şeydi.

Kadınlar açısından güzelliğin tanımı, 1990’ların ilk yıllarında, narin yapısı ve hafiften yaramaz bir çocuğu andıran estetiğiyle Kate Moss’un ortaya çıkışıyla birlikte biraz yumuşamaya başladı. 1.70 boyundaki Kate Moss bir podyum mankeni için oldukça kısaydı. Üstelik bu genç İngiliz pek de zarif sayılmazdı ve diğer birçok modele görkemli bir hava katan asil duruştan da yoksundu. Moss’un Calvin Klein reklamlarında parlayan yıldızı, geçmiş yılların uzun bacaklı ceylanlarından önemli bir ayrılışı temsil ediyordu.

Moss güzellik sisteminin ayarlarını bozmasına bozmuştu, ama sonuçta o da, endüstrinin güzelliği beyaz, Avrupai bir kibir olarak tanımlayan konfor alanının sınırları içindeydi. 12 yaşındaki bir oğlanın sıska, kıvrımsız fiziğine sahip Twiggy açısından olduğu gibi, 1960’ların çığır açıcı mankenleri için de durum böyleydi. 

Engelleri yıkan o ilk siyahi mankenler dahi gerçekte görece güvenli bir alan içinde yer alıyordu: Amerikan Vogue kapağında yer alan ilk Afroamerikan manken Beverly Johnson, Somali doğumlu Iman, Naomi Campbell ve Tyra Banks gibi kadınlar. Tamamının keskin yüz hatları ve hacimli saçları vardı –ya da öyleymiş gibi görünmeleri için peruk ya da postiş takıyorlardı. Iman, efsanevi moda editörü Diana Vreeland’in nefesini kesen alımlı, uzun bir boyna sahipti. Campbell arzu uyandırıcı bacaklar ve kalçalarıyla tanınıyordu –hâlâ öyle. Banks ise puantiyeli bikinisiyle göründüğü Sports Illustrated kapağında alımlı, cana yakın bir kız olarak üne kavuşmuştu.

Ama Wek yepyeni bir esindi. Güzelliği her yönüyle farklıydı onun.

Kıvırcık saçları, neredeyse sıfıra vurulmuştu. Cildi çikolata rengindeydi. Burnu geniş, dudakları dolgundu. Bacakları imkânsız ölçüde uzun, inanılmaz ölçüde inceydi.

Güzelliği Batı kültürünün lensinden bakarak anlamlandırmak üzere eğitilmiş gözler karşısında Wek uyumsuz bir tablo çiziyordu; üstelik siyahiler de buna dahildi. Wek’i güzel bulmayan birçok siyahi vardı. Aynaya bakınca aynı kömür karası cildi ve sıkı bukleli saçları gören kadınlar dahi bu Elle kapak kızını dikkate almakta zorlanıyordu.

Wek ani ve ısrarcı bir dönüştürücü görevi üstlendi. Devasa yükseklikte bir kültürel dağın sarp yamaçlarından dosdoğru zirveye tırmanılmıştı; zikzaklar çizmek için ne zaman, ne de sabrımız varmış gibiydi. Wek’in üne kavuştuğunu görmek keyifli bir gelişmeydi ve baş döndürücüydü. Ona dair her şey, öncellerinin tam aksiydi.

Bugün, bir nesil öncekinden çok daha iyi bir yerdeyiz;  ama henüz ütopyaya ulaşmış değiliz. Güzelliğin hareket alanlarından birçoğu hâlâ büyük beden, engelli ya da yaşlı kadınları içermiyor.

Ancak, dürüst olmak gerekirse, ütopyanın tam olarak neye benzeyeceğinden de emin değilim. Herkese salt yarışmaya katıldığı için dahi birer taç ve güzellik kraliçesi kuşağının verildiği bir dünya mı? Ya da güzellik tanımının iyice anlamsız kalacak kadar esnetildiği bir yer? Belki de ütopyaya giden yol, sözcüğün kendisini yeniden tanımlamak ve değişen anlayışımızı daha iyi yansıtmasını sağlamaktan geçiyordur –ve bu yeni anlayışımızda güzellik, estetik açıdan zevk verici bir olgudan çok daha fazlası anlamına geliyor.

Güzelliğin maddi bir karşılığı olduğunu biliyoruz. Güzel insanların çevresinde bulunmayı istiyoruz çünkü göze hitap ediyorlar. Ayrıca, doğal olarak daha iyi insanlar olduklarını da varsayıyoruz. Çekici insanların daha yüksek maaşlar aldığını sürekli duyuyoruz. Gerçek ise bundan biraz daha karmaşık. Daha iyi bir maaşın reçetesi aslında güzellik, zekâ, albeni ve dayanışma yeteneğinin bileşiminden oluşuyor. Yine de güzellik bu denklemin ayrılmaz parçası.

Duygusal bir düzlemden bakıldığında, çekici algılanmak kültürel sohbet dünyasına kabul anlamına da geliyor. Reklam ve pazarlama kitlesinin bir parçası oluyorsunuz. Arzulanıyorsunuz. Görülüyor ve kabul görüyorsunuz. Dolayısıyla bir bireyin görünüşünün sorgulanması aslında şu soruları sormanın bir diğer yöntemi: Bu kadın ne kadar kabul edilebilir? Konumuza ne kadar uygun? Herhangi bir önem taşıyor mu?

Bugün bir kişinin enfes görünmediğini ima etmek, toplumsal olarak dışlanma ya da en azından sosyal medyada topa tutulma riskini göze almak anlamına geliyor. Ne tür bir canavar, bir insanın çekici olmadığını söyleyebilir ki? Bu, temel anlamda söz konusu kişinin değersiz olduğunu söylemekle eşanlamlı. Öyleyse yalan söylemek daha iyi. Elbette güzelsin, tatlım; elbette öylesin.

Flávia Carvalho ve Júlia Maria Vecchi, São Paulo’da, çeşitliliğin tüm yönlerine adanmış bir parti sırasında eğleniyor. Carvalho, “Brezilya’da sosyal ağlar tarafından tetiklenen beden olumlama hareketi, insanları ‘bedenleri ile özgürce yaşamaya’ teşvik ediyor,” diyor.

Güzelliği, insanlıkla eş tutar hâle geldik. Eğer bir bireyin güzelliğini göremiyorsak, bu kişinin insanlığını göremiyoruz demektir. Güzelliğin bu kadar önemli kılınmış olması korkutucu. Artık güzellik olgusu, bir insanın can taşıyıp taşımadığını belirtir oldu.

Güzellik günümüzde o kadar önemli hâle geldi ki insanların güzel olmadığını söylemek onları oksijensiz bırakmakla eşdeğer.

Geçmişte kadınsılık idealini tanımlama konusunda bazı derecelendirmeler vardı: gösterişsiz, jolie laide, çekici, hoş ve son olarak, güzel. Gösterişsiz kadın elinden geleni yapıyordu. Görünüşünün, sahip olduğu en belirgin özellik olmadığı gerçeğine uyum sağlıyordu. Olağanüstü bir kişiliğe sahip olan kadındı bu. Çarpıcı kadınlarda ise onları diğerlerinden ayıran karakteristik bir özellik vardı: dolgun dudaklar, asil bir burun, muhteşem bir poitrine. Birçok kadın çekici olarak tanımlanabiliyordu. Hepsi çan eğrisinin ortalarındaydı. Hoşluk bambaşka bir düzeydi. Hollywood hoş görünümlü insanlarla dolu.

Güzellik özel durumlar için, genetik piyangosunun talihlileri için saklanan bir tanımdı. Hatta yük dahi sayılabilirdi, çünkü insanları tedirgin ediyordu. Göz korkutuyordu. Güzellik müstesnaydı.

Fakat plastik cerrahideki ilerlemeler, kişiselleştirilmiş ve etkili beslenme şekilleri, spor endüstrisindeki gelişmeler, şekillendirici korselerin icadı, Botoks ve dolguların yanı sıra akıllı telefonlardaki selfie filtrelerinin yükselişi el ele vererek daha güzel görünmemize –ve müstesna görünmeye biraz daha yaklaşmamıza– yardımcı oluyor. Terapistler, blog yazarları, sosyal medya ünlüleri, stilistler ve iyi niyetli arkadaşlar koro hâlinde seslerini yükselterek beden olumlama mantraları haykırıyor: Yürü be kızım! Harikasın! İşte bu! Acı gerçekleri dile getirmek ve kendimizin daha iyi versiyonları hâline dönüşmemize yardımcı olmakla yükümlü değiller. Rolleri yalnızca sürekli moral vermek ve bize mevcut hâlimizle mükemmel olduğumuzu söylemek.

Ve her şeyin küreselleşmiş olması, dünyanın bir yerlerinde sizi her şeyinizle kabul edecek bir izleyici kitlesi olduğu anlamına da geliyor; olduğunuz gibi, tüm muhteşemliğinizle, tüm… her neyse.

Hepimiz güzeliz.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Şubat sayısında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikŞubat 2020
Sonraki İçerikSon Köle Gemisi

Popüler Makaleler

Güçlü Dev

Artık yeryüzünün gelmiş geçmiş en büyük ve en korkunç etoburu Spinosaurus.Tarih 3 Mart 2013. Akşam saatleri. Genç paleontolog Nizar İbrahim, Fas’ın Erfud kasabasında...

Doğa, Huzur ve Sağlık Kaplankaya’da Birleşti

İlki 1979 yılında ABD’nin Arizona eyaletinde açılan sağlık ve zindelik merkezi Canyon Ranch, Amerika dışındaki ilk merkezini 1 Temmuz’da Türkiye’de Canyon Ranch® Wellness...

Başka Zamanlara Açılan Kapı

Yürek burkan ve hayranlık uyandıran bir yürüyüş, barış içindeki bir Afganistan’ı gözler önüne seriyor ve günümüz gerilimlerini yeniden hatırlatıyor. Kadının saçları mora...