İklim değişikliği, gen düzenleme ve aşı… Pek de güldüren konular değil. Ancak bu konularla ilgili espriler yapmak, insanların fikirlerini değiştirebilir.

Yazı: Paul R. Brewer ve Jessica McKnight
İllüstrasyon: Javier Jaén

Esprileri yapan Stephen Colbert, John Oliver, Jimmy Kimmel veya ABD’de televizyonlarında gece yayınlanan komedi programlarının sivri dilli sunucularından herhangi biri olabilirdi. Ama bu sefer sahnede, sunduğu Full Frontal adlı programda çocuk aşısı karşıtlığıyla ilgili bir stand–up gösterisi yapan Samantha Bee vardı. “Aşı karşıtlığı, Lejyoner hastalığının Playboy Malikanesi’nde yayılışından bile daha hızlı yayılıyor,” diye iddia ediyordu Bee. İzleyicilerin kahkahaları için neredeyse duraksamıyordu bile. Söz konusu aşıların zararlı olduğuna dair iddiaların uydurma bir bilime dayandığını, Dünya Sağlık Örgütü’nün ve ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri’nin aşıları güvenli bulduğunu söylüyordu. “Kime inanacaksınız?” diye soruyordu Bee. “Tıp biliminin önde gelen otoritelerine mi yoksa kuzeninizin Facebook sayfasındaki 800 paylaşıma mı?” 

İletişim alanında çalışan akademisyenlerin araştırmalarına göre bilimle ilgili espriler yapmanın ciddi etkileri olabilir. Bizler de bu araştırmacılardanız. 2013’ten bu yana Paul, iklim değişikliği, genetiği değiştirilmiş gıdalar ve aşı gibi meselelerde hicivin insanların görüşlerini nasıl değiştirebildiği üzerine üç araştırma yürüttü. Bu araştırmalardan ikisinde birlikte çalıştık; Jessica’nın yakın zamanda diğer meslektaşlarımızla birlikte yürüttüğü bir deney ise televizyonda gece yayınlanan komedi programlarının aşılarla ilgili yanlış algıları nasıl çürütebileceğini test etti. Hem bizim çalışmalarımız hem de diğer araştırmalar, insanların bilime ilgi duyması ve gündemdeki bilimsel meselelerle ilgili görüşleri şekillendirme konularında hicivsel mizahın ciddi bir yaklaşımdan daha fazla işe yaradığını gösteriyor.

Birçok Amerikalı bilime pek de aldırış etmiyor. Yaygın olarak izlenen televizyon kanallarında yayınlanan haberleri düzenli olarak takip eden insanların medya aracılığıyla edindiği bilimsel bilgi yalnızca “kırıntılar”dan ibaret, çünkü ana akım medya kuruluşları bilimsel konulara çok az yayın süresi ayırıyor. Üstüne üstlük bazı Amerikalılar bilimin göz korkutucu ve anlaşılması zor olduğunu görüşünde, bu nedenle bilimin konusu dahi açılmıyor.

Hicivsel mizah ise, hiç bilim programı izlemeyen –ya da örneğin National Geographic okumayan– izleyicilere dahi ulaşabiliyor. Milyonlarca insan, gece yayınlanan televizyon programlarını canlı izliyor ve bu programların videoları YouTube gibi çevrimiçi yayın hizmetleri aracılığıyla on milyonlarca kez görüntüleniyor. 2016’da Paul, meslektaşı Barbara Ley ve Delaware Üniversitesi Siyasi İletişim Merkezi işbirliğinde, bütün ABD’yi temsil eden örnekleme anketi gerçekleştirdi. Yaklaşık olarak her 10 kişiden biri The Late Show ve Last Week Tonight gibi geceyarısı programları aracılığıyla bilim öğrendiğini belirtmişti. Söz konusu oran gençler arasında daha yüksekti.

Gece yayınlanan televizyon programları, onlarca yıldır bilimden mizah malzemesi çıkarıyor. Carl Sagan 1980 tarihli televizyon serisi Cosmos ile tanınmadan önce komedyen Johnny Carson’a konuk olmuş, Carson da gökbilimcinin “billion” kelimesini telaffuz etme biçimini tiye almıştı. Geceyarısı programlarına çıkan diğer biliminsanları arasında Neil deGrasse Tyson, Michio Kaku ve Jane Goodall yer alıyor.

Hiciv ve bilim arasındaki ilişkinin neden iki tarafın da işine yarayacağını görmek pek de zor değil. Geceyarısı programlarının sunucuları zaman zaman biliminsanlarına takılıp, onları anlaşılması güç projeler üzerinde çalışan tuhaf insanlar olarak gösteriyor olabilir. Ancak sunucular aslında bilim için iyi bir imaj yaratıyor. Mesela Colbert’ı ve Kimmel’ı ele alalım. Colbert’ın NASA’yla ilgili yaptığı esprilerden sonra Uzay Ajansı, sıfır yerçekimi için yapılan koşu bandına komedyenin adını verdi. Kimmel ise patlayan balkabakları ve uçan masa tenisi toplarıyla programında bilimsel gösterilere yer veriyor. Geceyarısı programları bilimi, konu hakkında az bilgisi olan izleyiciler için eğlenceli hâle getirerek bilime ilgi duyulmasına yardımcı olacak güce sahip. Ancak bu izleyiciler bilimsel konulara ilgi gösterdiklerinde düşünceleri değişir mi?

2013’teki ilk deneyimiz, The Daily Show veya The Colbert Report’tan bir video klip izlemenin izleyicilerin iklim değişikliği ile ilgili görüşlerini nasıl etkilediğini test ediyordu. Jon Stewart’ı küresel ısınmanın gerçek olduğunu söylerken izleyenler, deney sonuçlandığında iklim değişikliğinin gerçek olduğu konusunda daha emindi. İzleyicilerden bazıları ciddi bir tavırla yaptığı mizahı yanlış anlayıp Colbert’ın gerçekten iklim değişikliğine inanmadığını sansa da, onun programı da benzer bir etkiye sahip olmuştu. 

Bu deneyin bir devamı olarak 2015’te yaptığımız bir diğer araştırmada, geceyarısı programı mizahının izleyicilerin iklim bilimi konusunda sahip olduğu algılar üzerinde etkili olduğunu bulduk. Bu araştırma sırasında Last Week Tonight programından bir kesitin etkilerini test ettik. Sunucu John Oliver ve konuk Bill Nye, meseleyle ilgili fikir birliğini sergilemek için “konuyu istatiksel olarak doğru temsil eden bir münazara” gerçekleştiriyordu. Söz konusu “münazara”, Nye ve 96 diğer biliminsanının küresel ısınmaya inanmayan üç kişiyi bastırdığını gösteriyordu. Bu kesiti izlemek, araştırmaya katılanları biliminsanlarının insan kaynaklı iklim değişikliğine inandığına ikna etti –bu da katılımcıların küresel ısınmanın gerçekleştiği konusundaki fikirlerini güçlendirdi. Kesitin en çok etkilediği insanlar, katılımcılar arasında bilime en az ilgi duyanlardı.

Diğer araştırmalar da benzer şekilde sonuçlandı. Ashley Anderson ve Amy Becker tarafından gerçekleştirilen bir araştırma, daha önceden konuya kayıtsız olan insanların The Onion tarafından hazırlanan hicivsel bir videoyu izledikten sonra iklim değişikliğinin gerçekleştiği ve ciddi bir sorun olduğu konusunda daha sağlam fikirleri olduğunu ortaya koydu. Chris Skurka, Jeff Niederdeppe ve Robin Nabi, diğer bir araştırmada Jimmy Kimmel Live!’dan bir kesitin izleyicileri iklim değişikliğinin büyük risklerini görmeye yönlendirdiğini buldu.

Gece programı sunucuları, aşıların otizme yol açtığını kanıtlamak amacıyla tartışmalı bir araştırmayı öne süren veya evrimin yığınla kanıtı olmasına rağmen devlet okullarında yaratılışçılık öğretilmesini talep eden grupları da alaşağı ediyor. Kimmel, GDO’lara karşı olan tüketicilere, kamera karşısında bu kısaltmanın ne anlama geldiğini sorduğunda ve zorlayıcı yanıtlarla karşılaştığında genetiği değiştirilmiş gıdalarla ilgili korkularla dalga geçmişti –birçok biliminsanı, bu gıdaları tüketmenin zararlı olmadığını söylüyor. Sözü edilen Full Frontal bölümündeki bir skeçte ise hayal ürünü lise öğrencileri aşı karşıtlarının iddialarıyla alay ediyordu (öğrencilerden biri “Vay, aşıları çok havalı gösteriyorsunuz; Ortaçağ’dan kalma hastalıkları kapmak belki de kötü bir şeydir,” diyor). 2016’da Paul’ün Barbara Ley ile birlikte yürüttüğü bir anket, bilime yaklaşımı şekillendiren diğer etkenler göz önüne alındığında dahi, gece programı izleyenlerin izlemeyenlere göre hem GDO hem de aşı konularında biliminsanlarının görüşlerine daha yüksek oranda katıldıklarını ortaya çıkardı.

Gece programlarının kullandığı mizah, bilimi kitlelere ulaştırmak için kullanılan alışılagelmiş yöntemlerin neden olduğu ters tepkileri tetiklemekten kaçındığı için bilimle ilgili yanlış görüşleri çürütmekte daha etkili olabilir. Bu mizah türü, bilime ilgi duyulmasını da teşvik edebilir. Lauren Feldman, Anthony Leiserowitz ve Edward Maibach’ın gerçekleştirdiği ulusal bir anket, hiciv yapan komedi programlarını izlemenin bilim haberlerine daha fazla ilgi gösterilmesiyle yakın bir ilişkisinin olduğunu buldu. Dahası, araştırmacılar bu programların en az eğitimli izleyicileri en fazla etkilediği, böylece bilime gösterilen ilgi ile diğer konular arasındaki uçurumu azalttığı sonucunu çıkardı.

Gece programlarının hicivsel mizahı bilime yönelik ilgiyi ve farkındalığı artırabilse de, söz konusu etkinin de sınırları var. Bilim, karmaşık bir konu. Bu karmaşıklığı espriler patlatarak birkaç dakika içinde aktarabilmek zor olabiliyor. 

En iyi olasılıkla gece programlarının hicvi, izleyicileri yalnızca bilimden geri kalmamaya değil, bilimle ilgili sorgulamalar yapmaya da yönlendiriyor. Last Week Tonight’ın bir bölümü, haber kuruluşlarının bilimsel araştırmaları nasıl ele aldığını tiye alarak bu konuya değinmişti. John Oliver, “bir araştırmayı beğenmediğinizde hiç endişelenmeyin, başka bir tanesi yakında çıkar,” diyerek bilimin “bir açık büfe” olduğunu düşünmeye karşı uyarmıştı. Bulguları aşırı basit ve çarpıcı kılan, istatistikleri yanlış kullanan ve sonuçları keyfine göre seçen medyada bilimin nasıl yer bulduğuyla alay etmişti. Bilimin böyle sunulmasını, kendisinin –açılımı trendler, gözlemler ve tehlikeli saçmalıklar anlamına gelen– “TODD Talks” konuşmalarıyla taklit etmişti.

Görünüşe göre izleyiciler hem eğleniyor, hem öğreniyordu.

Aşıyı mizahla savunmak

Aşıların güvenilirliği hakkındaki yanlış görüşler, 2014–2015’te Kaliforniya’da ve 2019’da Washington’da yayılan kızamık gibi, aşının önleyebileceği hastalıkların yeniden salgınlara dönüşmesine neden oldu. Geçtiğimiz yıl, The Daily Show’dan bir kesitin anne–babaların aşıyla ilgili edindikleri yanlış algılarını nasıl etkilediğini test etmek için meslektaşlarım Emily Moyer–Gusé ve Melissa Robinson ile işbirliği yaptım. 

Araştırmaya katılanları rastgele iki gruba böldük ve bir gruba aşıyı savunan kesitin esprisiz bir hâlini verdik. Diğer grupta ise sunucu Jon Stewart’ın mizah ve kızamık virüsünün ciddiyetiyle ilgili bilgileri harmanladığı komik bir kesit vardı. Stewart’ın esprilerinden biri: “ABD, korkunç bir hastalık salgınıyla sarsıldı. Hangisi olduğunu size söylemiyorum. Şunu söyleyeyim, hastalığın adı kıymık ile kafiyeli.” Stewart bir diğer kesitte, ünlü bir hip–hop parçasının sözlerini değiştiriyordu: “Kızamık inanılmaz bulaşıcı. Büyük akciğerleri sever ve hiç şakası yoktur!” Ayrıca çocuklarını aşılatmaktan kaçınan anne–babalara “bilimi inkar eden tuzu kuru Kaliforniya liberalleri” diyerek onlarla dalga geçiyordu.

Araştırma sonuçları, mesajın komik hâlini izlemenin katılımcılar arasında, özellikle de daha önce aşının zararsız olduğundan kuşkulananların aşı hakkında sahip oldukları çekincelerini azalttığını gösteriyordu. Kesitin komik hâli, en fazla kuşkulanan izleyicilerde aşı çekincesini yaklaşık yüzde yedi oranında azaltmıştı.

Kuşkuculara aşı yanlısı veriler göstererek yalnızca şüphelerini sağlamlaştıran alışılagelmiş aşı mesajları, genellikle bir bumerang etkisi yaratıyor. Bulgularımız mizahın, benzer bir geri tepkiyi tetiklemeden bilimle ilgili yanlış görüşlerin üzerine gitmek için benzersiz bir fırsat sunduğuna işaret ediyor. —Jessica McKnight

Hiciv Klasikleri
Tarih boyunca önemli sosyal, kültürel ve siyasi noktalara değinmek ve kamuoyunu etkilemek için hiciv kullanıldı.

Alçakgönüllü Bir Öneri (1729) kitabında Jonathan Swift, İrlanda’nın yoksulluğuna sahte bir çözüm sunuyordu. 

Voltaire’in eseri Candide (1759), acımasızlık ve felaket karşısında gösterilen körü körüne iyimserlikle dalga geçiyordu.

Hayvan Çiftliği (1945) ile George Orwell, Stalinizm’i üstü kapalı eleştiriyordu. 

Stanley Kubrick, 1964 tarihli kara komedisi Dr. Strangelove Or: How I Learned to Stop Worry–ing and Love the Bomb ile nükleer korku politikasını ele alıyordu.

Delaware Üniversitesi’nde iletişim dersleri veren Paul R. Brewer, International Journal of Public Opinion Research’ün baş editörlerinden biri. Araştırmaları, bilim iletişimi ve kamuoyuna odaklanıyor. Jessica McKnight, Ohio State Üniversitesi’nde doktora adayı. Araştırmaları, halk sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik gibi, bilimde ve izlenen politikalarda gözlenen ve insanların günlük yaşamlarında önemli etkileri olan sorunları merkez alıyor.