Himalaya’nın Hayaletleri

BENZER MAKALELER

Kar parsları binlerce yıldır Orta Asya’nın amansız uçurumları, derin koyakları, engin çöllerinde gezindi durdu. Bölgedeki ince hava, derin kar ve sıfırın altındaki sıcaklıklar bu gizemli kedilerin insanların gözünden kaçmalarına ve birer hayalet gibi araziye karışıp gözden kaybolmalarına olanak tanıdı. Ancak doğa koruma çalışmaları, fotokapanlar ve yakın dönemlerde de turizm sayesinde artık görünür olmaya başlıyorlar.

Yazı: Peter Gwin
Fotoğraflar: Prasenjeet Yadav, Frédéric Larrey ve Sandesh Kadur

Yaşlı kar parsı Kibber’de iyi tanınıyordu. Bu kadim Himalaya köyünü çevreleyen koyak ve uçurumları ne zaman ele geçirdiği belirsizdi, ama son birkaç yıldır köyün sakinleri kulağı çentilmiş bu büyük erkeği ayırt edebilir hâle gelmiş ve –bir insanın elinden gelebildiği ölçüde– onu takip etmeye başlamıştı. Diğer tüm kar parsları gibi bu birey de yarı hayaletti ve şekil değiştirerek köy bacalarından çıkıp soğuk, ince havaya dağılan duman bulutları gibi dağlarda kaybolabiliyordu. 

Asıl izlemeniz gerekenler yaşlı olanlardı. Kar parsları kireçtaşı kayalıklar arasında yaşayan dağkeçileri ve mavi koyunları avlayamayacak kadar yaşlandıklarında daha kolay avlar ararlardı: köyün keçi ve koyunları, genç atlar ve tibetsığırı buzağıları.

Şubatta, öğle vaktinin yakıcı soğuğunda açık bir yarığın buzla kaplanmış kıyısında çömelerek dürbünle yaşlı kar parsını izlemeye başladım. Tam karşıda, dimdik duvarları neredeyse 300 metre aşağıdaki Spiti Nehri’ne dek inen bir kayalığın çıkıntısında uyukluyordu. İncecik kar tanelerinden oluşan bir örtü koyağın içine süzülüyor ve arada bir dürbünümü salladığımda kedinin duman rengi kürkü kayaların kıvrım ve gölgelerinin arasında kayboluyordu. “Kahretsin, onu yine kaybettim,” diye fısıldıyordum. Prasenjeet kafasını kameradan kaldırıp bir yeri işaret ediyor ve ben de onun parmağını takip ederek hayvanın yattığı yeri buluyordum.

Sonuçta bu Prasenjeet’in kar parsıydı. Yerel rehberlerin bazıları ona bu adı takmıştı. Bir kedinin görüldüğünü duyduğumuzda, rehberlerden biri sol kulağına dokunarak, “Seninki,” demişti.

Fotoğrafçı Prasenjeet Yadav geçtiğimiz iki yıl boyunca bu erkek kediyi yaya olarak takip etmiş ve Kuzey Hindistan’ın Spiti Vadisi’ndeki bu yüksek rakımlı köşeye fotokapanlar yerleştirmişti. İzleyen haftalarda yaklaşık 50 kilometre yol alıp kanyonlara inecek, karla tıkanmış geçitlerde güç bela ilerleyecek, buzlu uçurumlara tırmanacaktık. Ama pars bugün –4200 metre yüksekliğe tırmandığım için hâlâ sersem bir hâlde olduğum, Kibber’deki ilk günümde– ortaya çıkmaya tenezzül etmişti.

Üniversite yıllarımda Peter Matthiessen’ın Snow Leopard adlı kitabını okuduğumdan beri bu zor bulunan yaratıklardan birini görmeyi kafama takmıştım. Matthiessen hiç kar parsı göremediği içindi belki. Kendisi 1973 yılında efsanevi biyolog George Schaller ile birlikte Nepal’de iki ay yürümüş ve kedilerin işaretlerini görmüştü –pati izleri, tırnak izleri, dışkı– ama gözüne hiçbir kar parsı ilişmemişti. O zamanlar Schaller’ın bir kar parsı gören iki Batılıdan biri olduğu söyleniyordu. 1970 yılında doğal habitatında, bir kar parsının ilk fotoğrafı olduğuna inanılan bir kare çekmişti. Ve bu fotoğraf yirmi yılı aşkın bir süredir, yalnızlığı seven bu gizemli hayvanın bilinen tek fotoğrafı olmuştu.

Bu nedenle, sonunda bir kar parsı görüyorken kulağımdaki en belirgin sesin, kedinin yüzlerce görüntüsünü yakalayan iki düzine kadar kameranın ısrarcı uğultusuna ait olması biraz ironikti. Kayalıkta Prasenjeet ve benim yanımda dünyanın dört bir yanından gelen, pahalı telefoto lenslerinin üzerine eğilmiş turistler vardı. 

Kibber geçtiğimiz birkaç yıldır kedilerin en yüksek olasılıkla görülebileceği yer hâline gelmişti. Ancak buraya yolculuk herkese göre değildi. Köye yalnızca olanaksız ölçüde dik dağlara oyulmuş tek şeritli bir yolda zikzaklar çizerek ulaşılabiliyordu. Ayrıca oraya kar parslarının, avlarının peşinden gelerek düşük rakımlara indiği, yani güzergâhın büyük bölümünün kar ve buzla kaplı olduğu kış mevsiminde gitmeniz gerekiyordu.

Bir önceki gün arabayla buraya yaptığımız yolculukta Prasenjeet buzlu dönemeçler ve keskin dönüşlerin arasında ilerlerken kendimi kapının koluna sımsıkı tutunmuş hâlde buldum. Ara sıra karşımızdaki yola bir çakıl yağmurunun düştüğünü görüyorduk ve Prasenjeet aracı durdurup bir çığın işaretlerini aramak için uçurumun tepesine bakıyordu. Bir süre sonra yolumuza devam ederken kapı koluna daha da sıkıca tutunuyordum.

Soğukkanlı bir sesle, bu güzergâhta düzenli olarak yolculuk eden tüm şoförlerin yoldan kayarak vadiye çakılan ya da büyük kayaların altında ezilen araçlara ilişkin hikâyeler anlattığını açıkladı. Yolculuğumuz, yollar toprak kayması nedeniyle kapandığı için iki gün gecikmeli başlamıştı. Karayolları Müdürlüğü yolu temizlemek için dinamit kullanmış ve patlama ikinci bir toprak kaymasını tetiklemişti. Prasenjeet, “Endişelenme,” diyerek beni rahatlattı. “Yol yüzde 95 güvenlidir.”

Kibber’de yaşayan köylülerin yakından tanıdığı bu yaşlı erkek, Hindistan’ın Himalaya bölgesinde, Spiti Vadisi’nde öldürdüğü bir koyunu yiyor. Kar parsları yabanıl avlara ulaşabildikleri dönemlerde bile, eğer fırsatını bulurlarsa besi hayvanlarını öldürebiliyor. [Fotoğraf: Prasenjeet Yadav]

Ama benekli kalın kuyruğunu savurarak kendi bölgesine göz gezdiren kar parsını izlediğimiz sırada tüm endişelerimi unutmuştum. Çok geçmeden fısıltılar turist ve rehberlerden oluşan sıraya doğru yayıldı. Üç dağkeçisi pala şeklindeki boynuzlarıyla kayalıkta, kar parsının yaklaşık yüz metre ötesinde görünmüştü. Kedi onların kokusunu duyar, gerilir ve kafasını yavaşça kaldırırken onları izledik. Pars acelesiz ve hesaplı hareketlerle sarp kayalığa tırmandı. Sıklıkla duraksayıp öylesine hareketsiz kalıyordu ki, tekrar hareket etmeye başlayıncaya dek dürbünümdeki görüntüsünü kaybediyordum. Prasenjeet, “Onları kayalığın kenarından aşağıya doğru kovalayabilmek için dağkeçilerinden daha yukarıya tırmanmak istiyor,” diye fısıldadı.

Yaklaşık 20 dakika sonra, güneş batar ve sıcaklık sıfırın epeyce altına inerken kedi, dağkeçilerinin 30 metre kadar yakınına gelmişti. Kamera uğultusu durmuş ve parsın depara kalkmasını bekleyen herkes nefesini tutmuştu. Ama sonra keskin bir ıslık sessizliği böldü ve dağkeçileri ürktü. Prasenjeet, “Bu onların uyarı çağrısı,” dedi. “Aralarından biri kedinin kokusunu almış olmalı.” Kar parsı sakince aşağıya indi ve gözden kayboldu.

Tanzin Thinley, “Lütfen, ateşe daha yakın oturun,” diye ısrar etti. Rüzgâr pencerenin dışındaki yıpranmış dua bayraklarının asıldığı ipi dövüyor, bizler ise Thinley’nin oturma odasındaki odun sobasının etrafında birbirimize sokulmuş hâlde oturuyorduk.

Karısı Kunzung benim üzerime titriyordu. Yeterince ısınamadığımdan kaygılandığı için bana baharatlı çay, tibetsığırı kılından yapılmış bir battaniye ve el örgüsünden bir çift yün çorap getirmişti. 

Köydeki herkesin soyadıyla tanıdığı Thinley’nin üzerinde yıpranmış bir ceket, bir beysbol kasketi ve tam 42 Himalaya kışı atlatmış bir adamın dinginliği vardı. Yüzündeki ifadeye bakılırsa onu hâlâ şaşırtmakta olan bir hikâyeyi anlatıyordu: Kibber sakinlerinin nasıl da kar parslarını yermeyi bırakıp onlara hürmet etmeye başladığını.

“Her şey Charu ile başladı,” dedi.

O zamanlar 25 yaşında Delhili bir öğrenci olan Charu Mishra, Kibber’e ilk kez 1996 yılında gelmişti. Burası Spiti Vadisi’ne bakan dik bir yamaçta, kerpiçten yapılmış evlerde yaşayan birkaç düzine aileden oluşan küçük bir köydü. Bir zamanlar Tibet krallığının bir parçası olan köy yüzyıllar boyunca, keşişlerin her gün öğle vaktini vadide yankılanan ilahilerle bildirdikleri bir Budist tapınağına ev sahipliği yaptı. Kibber halkı nesiller boyunca besi hayvanı yetiştirdi ve Himalayalar boyunca yaşayan tüm çobanlar gibi onlar da kar parslarını geçim kaynaklarına yönelik ciddi tehditler olarak gördü.

Charu’nun planı evcil hayvanların Spiti Vadisi’ndeki yaban hayatına etkisini araştırmaktı. Kendine bir oda kiraladı ve iki yıl boyunca günlerini yükseklerdeki otlakları gözlemleyerek geçirdi. Lisede matematik öğretmeni yoktu, bu nedenle akşamları orada matematik dersleri veriyordu. İnsanlar hastalandığında onları arabayla dağdan alıp aşağıdaki kliniğe götürüyordu. Günlük işlere yardım etti, kayıp hayvanları buldu, maçlarda kriket oynadı ve gençlik kulübüne katıldı. “Aileler çocuklarına, ‘Sen de Charu gibi olabilirsin,’ diyorlardı,” dedi Thinley. “Ona hayrandım.”

Charu bir süre Kibber’de yaşadıktan sonra köyün yaşlılarından dağlardaki otlakların bir bölümünü yabanıl hayvanlara ayırmalarını istedi. Yaşlılar bunu kabul etti ve rekabet ortadan kalkınca mavi koyunların sayısı dörde katlandı. Sonra onlara hayvanlarını tehdit eden kar parslarıyla baş etmeleri için öldürücü olmayan yollar önerdi. “Ama bu isteğini nazikçe geri çevirdiler,” dedi Thinley. “Hepsi Charu’ya saygı duyuyordu, ama kar parsları lanetlenmiş gibiydi. Kimse onlara karşı iyi niyet beslemiyordu.”

Yılmayan Charu, Kibber’in gençlerine yönelerek onlara besi hayvanları için bir sigorta programı önerdi. “Sigortanın ne demek olduğunu bilmiyorduk,” dedi Thinley. Charu onlara her katılımcının, erişkin hâlleri kabaca 340 dolar değerinde olan genç tibetsığırlarını –bir kar parsı nedeniyle kaybedilme olasılıklarına karşı– güvence altına almak için yılda beş dolara denk gelen bir para ödeyeceğini açıkladı. Sahte talepleri önlemek için hayvanın sahibinin, Dalay Lama’nın bir fotoğrafının önünde hayvanını bir kar parsının öldürdüğüne yemin etmesi gerekiyordu.

“Bunun işe yarayacağından pek emin değildik,” dedi Thinley. Fakat ilk yılın sonuna gelindiğinde, yaşanan dört zarar karşılanmıştı. “Ödemeler tüm köyün gözleri önünde yapılmıştı,” diye devam etti. “Bunu gören yaşlıların hepsi bize katıldı.”

O zamandan beri –Thinley’nin de aralarında bulunduğu yerel halktan oluşan bir kurulun yönettiği ve Hindistan’ın Doğa Koruma Vakfı (Nature Conservation Foundation; NCF) ile Kar Parsı Vakfı’nın desteklediği– sigorta programı Spiti Vadisi’ndeki diğer köylere de yayıldı.

Fotokapan, Spiti Vadisi’ne bakan dağlardan birinde yaşlı erkek kar parsını yakalamış. Fotoğrafçı Prasenjeet Yadav, mart ayında bir dağkeçisini uçurumdan aşağıya doğru kovalarken yaşamını yitiren bu kediyi ölümüne dek iki yıl boyunca gözlemlemişti.

Bu çabalar Kibber dolaylarında görülen kar parsı sayısının artmasını ve yolların kış mevsiminde açık olduğu ilk yıl olan 2015’te Kibber’e ilk turistlerin gelmesini sağladı. Geçtiğimiz yıl 200’ü aşkın turist burayı ziyaret ederek köyde yaklaşık 100 bin dolar harcadı. Şimdilerde Kar Parsı Vakfı’nın yöneten Charu hâlâ yakın temas hâlinde bulunduğu yerel halkın da hakkını vermeye özen gösteriyor. “Ben birkaç öneride bulundum, NCF biraz fon sağladı,” dedi onunla Bangalore’daki ofisinde buluştuğumuzda. “Ama bu bölgedeki doğa koruma çabalarının başarısı için asıl övgüyü hak edenler Kibber ve Spiti Vadisi halkı.”

Spiti Vadisi’ndeki kar parslarının sayısı hâlâ bilinmiyor. Aslında Schaller ve diğer birçok biliminsanının ısrarlı çabalarına rağmen, onları saymak hemen hemen olanaksız. Yayılım alanları 12 Orta Asya ülkesini kapsıyor ve söz konusu alan insanlar için en sert iklimlerden birine sahip olan yaklaşık iki milyon kilometrekareden oluşuyor. Akciğerleri aç bırakan rakımlar, yakıcı soğuklar ve –büyük bölümü erişilemez durumdaki– engebeli, kıraç araziler bilimsel alan çalışmalarının sayı ve niteliklerini sınırlandırıyor.

Son yıllarda Moğolistan’dan bir araştırma ekibi 32 kar parsına vericili tasma takmayı başardı ve Gobi Çölü’nde, Tost Dağları’ndaki kedilerin hareketleri hakkında pek çok şey öğrenildi. Örneğin erişkin bir erkek bireyin 220 kilometrekarelik bir alana gereksinimi varken, bir dişi birey yaklaşık 120 kilometrekareye gereksinim duyuyor.

Ancak bu tür sayılar kar parslarının yaşadığı çeşitlilik gösteren geniş alanın tümü için geçerli değil. Bir kedinin yüksek rakımlı bir çölde gereksinim duyduğu arazinin genişliği olasılıkla Sibirya gibi bir yerde gereksinim duyacağı genişlikten farklı. Av hayvanlarının miktarı, insanlara olan yakınlık ve diğer etmenler kedinin gereksinim duyduğu arazi genişliğini artırıp azaltabiliyor. Kar Parsı Vakfı gezegende yaklaşık 3 bin 500 ile 7 bin arasında kar parsı olduğunu öngörüyor olsa da, konuşmamız sırasında Charu bunun yalnızca bilgiye dayalı bir tahmin olduğunu kabul etti. “Kar parsı habitatının yüzde 1,5’ini inceleyebildik. Gerçekten kaç tane olduklarını bilemeyiz.”

“Açık olan şey ise,” dedi Charu, “çevrecilerin kar parslarını incelediği birçok yerde, kedilerin gittikçe artan tehditlerle karşı karşıya kalıyor olduğu,” –izinsiz avlanma, habitatlarını yok eden maden işletmeleri, çobanlardan gelen misillemeler ve av hayvanlarının yok oluşu. “Spiti ve diğer yerlerdeki başarı sevindirici,” diye devam etti. “Fakat daha fazlasına gereksinimimiz var.”

Prasenjeet ile birlikte, karlı manzarayı bir elmas tarlası gibi ışıldatan sabah güneşinin erken ışıklarıyla bir dağ geçidine tırmandık. 

Fotokapanlara yardımcı olan yerel rehber Namgyal önümüzde, neredeyse belimize kadar gelen taze kar örtüsünün arasından ilerliyordu. Sıcaklık sıfırın altındaydı ve benim üzerimde yün tişört, kapüşonlu bir üst, oduncu gömleği, yün kazak ve hepsinin üzerinde de bir şişme mont vardı. Karların arasında şişman bir penguen gibi hareket ediyordum. Öte yandan, Namgyal’ın üzerinde en fazla üç kat var gibiydi ve bu katlardan biri eski tüylerinin çoğunu kaybetmiş olan bir şişme monttu. Fakat Namgyal soğuktan etkilenmişe benzemiyor ve karların arasında adeta bir kar parsı kadar hızlı ilerliyordu. 

Prasenjeet’in kış boyunca peşinde olduğu fotoğrafı çekmek için en iyi olanağı sunduğuna inanarak üç kamera yerleştirdiği bir uçuruma gidiyorduk: Peşinde olduğu şey ise üç yavrulu bir dişinin fotoğrafıydı.

Konu Hindistan’ın büyük kedileri olduğunda, 31 yaşındaki Prasenjeet’in bazı özel sezgileri vardı. Orta Hindistan’ın ova ormanlarında, Rudyard Kipling’in Orman Kitabı’na esin kaynağı olan yerlerin arasında olduğu söylenen Pench Kaplan Koruma’nın yakınlarındaki bir çiftlikte büyümüştü. 

Prasenjeet yaygın görülen pars türlerinin kekremsi kokusunu ayırt etmeyi ve ormanın gölgeleri arasında şekillerini seçebilmeyi küçük yaşta öğrenmişti. “Köpeklerimize asla isim vermezdik,” dedi bana. “Her altı ayda bir parslara yem olurlardı.” Söylediğine göre üniversitede arkadaşları ona Mowgli diyerek takılırdı.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Temmuz sayısında okuyabilirsiniz.

Popüler Makaleler

Silahınızı Seçin

Çifttoynaklılar uzamış dişlere, çatallı ve normal boynuzlarına nasıl sahip oldu? Hayvanlar âlemi pençeler, çeneler, iğneler ve dikenlerle dolu tehlikeli bir yer. Ama...

Neden Sevimli Hayvanları Mıncıklamak İstiyoruz?

Şirin bir hayvan ya da bebek görünce mıncıklamak, dişlerinizi sıkarak sarılmak mı istiyorsunuz? Yalnız değilsiniz. İlk önce bir sorununuz olduğunu kabul etmeniz gerekiyor....

Bukalemunlar Nasıl Renk Değiştiriyor?

Bukalemunların renk değiştirdiğini herkes biliyor, fakat bunu nasıl yaptıkları oldukça şaşırtıcı. Kelimenin tam anlamıyla renkten renge giren leopar bukalemun, derisindeki rengârenk tonlar ortaya çıkaran küçük...