Hayatta kalabilmeleri için kritik önem taşıyan buz sahanlıkları küresel ısınma nedeniyle bu hızla erimeye devam ederse imparator penguenler yok oluşa sürüklenecek.

Yazı: Helen Scales
Fotoğraflar: Stefan Christmann

Önce, uzaklarda siyah bir nokta görünüyor. Sonra başka siyah noktalar da ona katılıyor ve henüz beyaz kesmiş arazide dolanan çizgiler oluşturuyorlar. “Ve sonra, birdenbire, ilk çağrıları duyuyorsunuz,” diyor Stefan Christmann. Ve dudaklarından şu cümle dökülüyor: “Vay canına. Geri dönüyorlar.”

Antarktika… Afrika’nın güney ucunun 4 bin 325 kilometre güneybatısında, Kraliçe Maud Toprakları’nda yer alan Atka Körfezi’nde mart sonları. Christmann iki ayı aşkın bir süredir imparator penguenlerin –yaklaşık bir metre boyları ve 40 kilogramı aşabilen ağırlıklarıyla penguenlerin en büyükleri– denizdeki yiyecek arayışlarından geri dönmesini bekliyor. 

Planı, kış mevsimini ikinci kez Atka Körfezi’nin kabaca 10 bin penguenden oluşan kolonisiyle geçirmek. Beş yıl önce de buradaydı ve imparatorların üreme döngülerini kayıt altına alma uğraşını tamamlamak üzere yeniden bölgeye geldi. Sıcaklıkların en az sıfırın altında 45 dereceye düşmesi ve çığlıklar atan ve görüş mesafesini bir metrenin altına düşüren kar fırtınalarıyla Antarktika kışları herkese göre değil –özellikle de en soğuk aylar olan temmuz ve ağustos süresince.

Sonbaharda penguenler okyanustan Atka Körfezi’ndeki üreme sahalarına doğru kabaca 10 kilometrelik yolculuklarına başlıyor. Ancak, ısınan iklim eş bulmaları, üremeleri ve yavrularını büyütmeleri için gereksinim duydukları deniz buzunu eritiyor.

Düzenli bir üreme alanı ve çevre sularda ava çıkabilecekleri bir üs görevi üstlenen ve son yıllarda azalan deniz buzu, imparator penguenler için yaşamsal önemde. Antarktika genelinde 54 kolonideki ergin imparatorlar –üreyen, yaklaşık 256 bin 500 çift– harika yüzücüler olsalar da, bahar gelip buzlar erimeden yavrularını büyütüp deniz buzlarından sulara çıkarmaları gerekiyor. Antarktika’nın deniz buzlarının yüksek derecede değişkenlik göstermesi sıradışı bir şey değil. Ancak beş yıl önce buz tabakasında hızlı bir azalma baş gösterdi ve 2017 yılında da rekor düzeyde düşüş yaşandı. Deniz buzları şimdilerde toparlanıyor olabilir, ancak hâlâ uzun süredir koruduğu ortalamanın altında ve iklim modellemeleri, iklim değişikliğine karşı ivedi önlemler alınmaması hâlinde yüzyılın sonuna gelindiğinde kayda değer kayıpların devam edeceği öngörüsünde bulunuyor.

“Gidişatın değişmediği bir senaryoda imparator penguenler yok oluşa doğru ilerliyor,” diyor, Massachusetts Woods Hole Oşinografi Enstitüsü’nden deniz kuşu biyoloğu Stéphanie Jenouvrier. Ekibinin araştırmaları, karbon emisyonlarının önünün alınmaması hâlinde imparator kolonilerinin yüzde 80’inin 2100 yılında yok olabileceği ve türün hayatta kalma şansının fazlasıyla azalacağını gösteriyor. Ortalama küresel sıcaklık o döneme dek üç ile beş derece arasında artma yolunda ilerliyor, “Ama yükseliş 1,5 derecenin altında tutulabilirse,” diyor Jenouvrier, “belki de kolonilerin yaklaşık yüzde 20’si kaybedilirken, daha uygun deniz koşulları nedeniyle potansiyel imparator penguen sığınakları olabilecek Ross Denizi ve Wedell Denizi popülasyonları az da olsa artabilir.”

Deniz buzu platformunun kurulması ve Atka Körfezi penguenlerinin bölgeye yerleşmesiyle Christmann, yaşam döngülerinin yepyeni bir dönemecine giren penguenleri görüntülemek için işe koyuluyor. Penguenler o yılın partnerini seçerken birbirlerine zarifçe kur yapmaya başlıyor. Sonrasında kısa ve hantal bir çiftleşme gerçekleşiyor.

Ardından penguen partnerler birlikte vakit geçirmeye başlayarak birbirlerinin hareketlerini taklit ediyorlar. Yakın bağları yavrunun hayatta kalmasına yardımcı olacak –bu sezonda başka yavru yapmayacaklar. 

Mayıs sonu geldiğinde, her dişiden bir tane olmak üzere, ilk yumurtalar ortaya çıkıyor. Yumurtlamanın fiziksel bir bedeli var, bu nedenle dişiler yumurtalarını dikkatlice eşlerine veriyor ve ayrılmaya hazırlanıyorlar. Dişiler beslenmek üzere denize geri dönerken partnerler aralarındaki bağın güçlülüğünü test edecekler.

Kış, geride bırakılan erkeklerin üzerine çöküyor. Saatte 160 kilometre hızla esen rüzgârlar ve dibe vuran sıcaklıklar yüzünden kuşlar vücut sıcaklıklarını paylaşmak için bir araya toplanıyor. Bu tür işbirlikleri, babaları ve yumurtalarını canlı tutuyor –yiyecek hiçbir şey yok ve dişiler dönene dek neredeyse beden ağırlıklarının yarısını kaybedecekler. 

Altı ay süren kış boyunca Antarktika’nın bu bölümündeki insanların tamamı, Christmann dahil, 12 kişiden ibaret. Kendilerini Atka Körfezi’nin üzerinde, buz sahanlığındaki küçük bir Alman araştırma merkezinde soğuktan korunmaya çalışıyorlar. İçeride kaldıkları bu süreçte, penguenler kendilerine –en kötüleri hariç– fırtınalı havalarda bile yalnızca dik bir yokuştan inilip buz sahanlığına çıkılan bir kar aracı yolculuğu uzaklıkta… 

Yavru, temmuz sonunda saatler sürebilecek bir uğraşla kabuğunu kırmaya başlarken minik pençeler, bir göz ve nemli bir tüy yumağı açığa çıkıyor. Bu arada baba süreci takip etmek için vücudundaki kese benzeri tüylü yapının içine defalarca göz atıyor.

Temmuz sonlarında kutup gecesi sona eriyor ve kısa süre sonra doğan güneş kolonideki yeni sesleri selamlıyor. Anne zamanında yavru için yiyecekle birlikte dönmemişse, yavrular ilk yemeklerini babalarından yiyor –babaların gırtlaklarından gelen yapış yapış bir tür süt. Fakat bütün bir kışı geride bırakan erkeklerin hepsi başarılı olamıyor. Christmann içlerinden birinin ölü, donmuş bir yavruyu yerden alıp ayaklarının üzerinde dengelemeye çalışmasını izliyor. “Yavruyu aldı ve sanki her şey normalmiş gibi koloniye doğru yürüdü.” Bu “yürek parçalayan bir görüntü,” diyor Christmann.

Ve dişiler, açlıktan ölmek üzere olan partnerlerinin onlara en çok gereksinim duyduğu anda geri dönüyor. Anneler yavrularını ilk kez görüyor ve besleme görevini devralıyor. Ebeveynler aylar boyunca bir takım oluşturarak, büyüyen yavrular için yiyecek bulma görevini sırayla yerine getiriyor. Eylül ayı geldiğinde ise iki ebeveynin artık eskisinden de daha aç boğazları beslemek için birlikte balığa çıkması ve bu sırada yavruları oyalanmaları için kreşe bırakmaları gerekiyor. 

Gençler, beceriksizce, birbirlerine sokulmayı öğreniyor. Birkaçı bir araya geliyor, sonra diğerleri hızla yanlarına gelerek toplanan kümeye çarpıyor. 

Bazen tek başına kalan ebeveynler geride kalıp kreşlere göz kulak oluyor. Christmann iki yavrulu bir ergin görmüş. Yavrulardan yalnızca bir tanesi bakıcının kendi yavrusu olsa da, kuş eğilip ikisini de beslemiş. Bu bir kaza mı? Belki de değil. Ergin imparatorlar sıklıkla, diğerlerine yeni doğan yavrularını göstermek için tüylü bir deri parçası olan “kuluçka keselerini” kaldırmaktan oluşan bir ritüel sergiliyor. Bu kanıtlanmış bir gerçek değil, ama Christmann ebeveynlerin bunu aralarında yakın bağlar kurmak, birbirlerinin yavrularına göz kulak olmak ve çocuk bakımına yardım etmek için yapıyor olabileceklerini düşünüyor. 

Yılın sonlarına doğru yavrular neredeyse ebeveynleri kadar uzamış oluyor, ama henüz tehlikeden uzaklaşmış değiller. Deniz buzları erimeden önce yavrular gri tüylerini su geçirmeyen yetişkin tüyleriyle değiştirmek zorunda; aksi hâlde boğulurlar. Bu tür bir olay 2016 yılında, ekim ayından önce yavrular hâlâ kreş dönemindeyken çıkan bir fırtına buzları kırdığında Haley kolonisinde yaşandı. O dönemden bu yana buzlar yetişkinleri taşıyabilecek güce ulaşamadı ve hemen hemen hiçbir yavrunun büyütülemediği bir üreme başarısızlığına neden oldu. Geçmişte Antarktika’nın ikinci büyük kolonisi olan bu koloni şimdilerde çoğunlukla terk edilmiş durumda. Fırtına 60 yıldır görülen en güçlü El Niño olayına denk geldi –ki bu da gelecek yıllarda sıklaşması beklenen bir aşırı hava olayı. Kuşların son yıllarda Antarktika’da yaşanan deniz buzu kayıplarından ne oranda etkilendiğini ölçmek için uydu görüntülerinden elde edilen penguen sayıları henüz netleşmedi. Sonuçlar yüksek olasılıkla türün geleceği için bir uyarı işareti niteliğinde olacak.

Atka Körfezi’nde deniz buzu beklenenden erken bir tarihte, aralığın sonunda erimeye başlıyor ve Christmann tüy değiştiren yetişkinler ve yavruların güvende kalabilmek için, suda sürüklenen bir kar yığınını sal gibi kullanarak daha yüksekteki buz sahanlığına –çok daha kalın olan toprak üstü buzun bir uzantısı– tırmandıklarını görüyor.

Bir ay sonra, artık erginliğe gelmiş son yavruların beş–on metre yüksekliğinde sahanlıktan denize atlamalarını izliyor.

Yavrular baharda yeni kavuştukları bağımsızlıklarını kullanarak buzu keşfetmeye başlarken bir kar fırtınası baş göstermiş. İki ay içinde su geçirmez tüylere kavuşacak ve suya açılacaklar. Beş yıl sonra da bu kez kendileri yavrularını büyütmek üzere geri dönecekler –tabii, Atka Körfezi’nin suları kış mevsimlerinde donmaya devam ederse.

Antarktika’nın diğer yerlerinde imparator penguen kolonilerinin, sığındıkları deniz buzunda yaşanan erken erimeden sağ çıkabilmek için bu tür bir seçenekleri olmayacak. 

Buz sahanlıklarının birçoğu paytak yürüyüşlü penguenlerin tırmanamayacağı kadar yüksek. Yukarı çıkmayı başarsalar dahi, buzun üzeri ölümcül yarıklarla dolu ve acımasız rüzgârlardan kaçıp sığınabilecekleri hiçbir yer yok.

Sevdiklerini arkada bırakıp toplamda bir yılını donmuş kıtada geçirmek Christmann açısından hiçbir zaman kolay bir deneyim olmamış, ama imparator penguenler bu zorlu çalışmayı sürdürmesini sağlamış. “Uçamayan, komik yürüyüşlü, daima huysuz görünen bir kuş var ve bu kuş size nasıl yaşanacağını gösteriyor,” diyor. 

“En sert koşullardan sağ çıkabiliyorlar ve onları yok oluşa sürükleyenler bizleriz. Bu konuda çok, ama çok üzgünüm.”