Denizlerin amansız avcısı Sivriburun Harharyas, kıyılarımızda orantısız bir korku yaratıyor. Oysa insan–köpekbalığı çekişmesinin kaybedeni bu balıklar oluyor.

Yazı: Hakan Kabasakal
Kapak Fotoğrafı: Alessandro De Maddalena/iSTOCK

Birkaç yıldır olduğu gibi bu yaz da sosyal medyada dolaşan birkaç dakikalık bir video, ülkemizde gelenekselleşen mevsimlik köpekbalığı korkusunun fitilini yeniden ateşledi. Videoda Akdeniz güneşinin pırıl pırıl aydınlığını gümüş bir ayna gibi yansıtan sütliman denizin sükûneti aniden bozuluyor. Avcının alametifarikası üçgen yüzgeç sakin denizi ikiye bölüyor. İri kıyım cüssesi, mekik şeklindeki bedeni, sipsivri burnu ve kuyruk sapında bulunan –ve bir roketin denge kanatçıklarını andıran– karinaları, avcının büyük olasılıkla sivriburun harharyas (Isurus oxyrinchus) olduğunu ele veriyor. Yıldızımız, daha iyi bir görüntü almak için kendisine yaklaşan tekneden kıvrak manevralarla uzaklaşıyor…

Bu görüntüler uzak sularda kaydedilmiş olsaydı ortada hiçbir sorun olmayacaktı. “İyi ki burada değil…” deyip geçecektik belki. Oysa kameranın açısı bir an değişince, kıyı yakınına demirlemiş olan bir mavi tur guleti birkaç saniyeliğine görüntüye giriyor. Bu da yetmezmiş gibi, görüntüyü kaynak göstererek haberleştiren yerel bir haber portalı, mevsimlik korkuyu tetikleyen karşılaşmanın Marmaris açıklarında yaşandığını bildiriyor. Çoğu zaman adını duymaya bile tahammül edemediğimiz sivriburun harharyas –veya dünya genelindeki daha yaygın adıyla mako– ve diğer iri kıyım yırtıcılar ne diye kıyılarımızda dolanıyorlar? 

Köpekbalıkları içimizde çok ilkel bir korkuyu tetikliyor. Dalgıçlığa başladığım yıllarda benim de içimi –kökenleri meşhur Jaws’ta yatan– anlamsız bir köpekbalığı korkusu sarmıştı. Kafamda sürekli senaryolar üretiyor, eninde sonunda gerçekleşmesini beklediğim karşılaşmada yapmam gerekenleri bir sıraya koymaya çalışıyordum. Jaws’ın yanına ilerleyen yıllarda elime geçen eski bir kitap da eklendi. Üniversiteye yeni kayıt olduğum dönemde en fazla zaman geçirdiğim yerlerden biri olan fakülte kütüphanesinin raflarında About Sharks and Shark Attacks (Köpekbalıkları ve Köpekbalığı Saldırıları Üzerine) adlı bir kitap dikkatimi çekmişti. Yazar David Dawies’in Güney Afrika sularında yaşanmış saldırıları anlattığı satırlara kolsuz, bacaksız, hatta yarı belinden koparılmış kurbanların görüntüleri eklenince, uzun bir aradan sonra yeniden korkuya kapılmıştım. Bu yeni korku sağanağı öylesine ani ve güçlüydü ki yeni yetme bir dalgıç olarak gerektiğinde kendimi korumak için “patlayan çubuk” bile yaptırmıştım. 

Aslında köpekbalıklarından korkmakta haksız değiliz. Keskin dişleri, güçlü çeneleri, görünmeyen avları görünür kılan hassas duyuları ve iri cüsseleriyle köpekbalıkları denizdeki besin zincirine hükmeden tepe yırtıcılar. Dürüst olmam gerekirse, sivriburun harharyas saldırgan bir köpekbalığı türü. 1845 yılından günümüze kadar olan dönemde 7000’e yakın köpekbalığı saldırısının kayıt altına alındığı Küresel Köpekbalığı Saldırıları Dosyası (Global Shark Attack File – GSAF) veritabanında sivriburun hazretlerinin adı sıkça geçiyor. GSAF’ta kayıtlı saldırılardan 54’üne sivriburun harharyasın adının karışmış olması, Marmaris açıklarında yaşanan karşılaşmadan doğan tedirginliğe hak vermek için yeterli bir sebep. Yine de bu sayı, insan etinin tadına 326 kez bakan büyük beyaza, kaplan köpekbalığına (129 saldırı) veya boğa köpekbalığına (116 saldırı) kıyasla pek yüksek değil.

Köpekbalıklarına duyduğu hayranlığı insanlara verebildikleri zarardan ayırabilen biri olarak, bu hayvanları araştırarak geçirdiğim uzun yıllar boyunca onlara bir kez bile sırtımı dönmedim. Ancak, deniz yaşamının bir denge içinde devam etmesinde köpekbalıklarının kilit rol oynayan canlılar oldukları gerçeğini de göz ardı edemem. Denizlerdeki ekolojik dengenin korunmasında önemli işleve sahip olan köpekbalıklarının, besin zincirlerinin sağlıklı kalmasında yaşamsal rolleri var. Denizel ekosistemleri dengeleyen, düzeni sağlayan bir unsur olarak karşımıza çıkan köpekbalıkları yok olursa, ekosistemi dengeleyen güç odağı da yok olmuş olur.

Okyanuslarda dört dönen sivriburun harharyasın dünyada gitmediği yer yok gibi. Akdeniz’in yanı sıra, her iki yarıkürede tüm deniz ve okyanusların ılıman, sıcak ve tropikal kuşaklarında karşınıza çıkabiliyor. Birleşik Krallık Deniz Biyolojisi Cemiyeti tarafından yayınlanan Marine Biodiversity Records dergisinde 2015 yılında yayınlanan bir makalenin satır aralarını okuduğumuzda, sivriburun harharyasın kıyılarımızda düzenli olarak görüldüğü anlaşılıyor. Sularımızda yakalanan sivriburunların uzunlukları, bir metreden kısa yenidoğanlardan beş metreyi aşkın devlere kadar geniş bir aralıkta çeşitleniyor. Ancak, sularımızda bugüne kadar yakalanmış olan sivriburunların hiçbiri, 1950’lerde yine Marmaris’te yakalanmış olan dev yırtıcının ihtişamıyla yarışamaz. Burnuna saplanmış kocaman çengelin ucunda Yavuz zırhlısının bordasından denize sarkan devasa sivriburnu gösteren fotoğraf üzerinde yapılan görüntü analizleri, uzunluğu 585 cm olarak tahmin edilen bu devin bir zamanlar aynı sularda dolaştığına işaret ediyor. Günümüzde bu büyüklükte sivriburun harharyaslara rastlanmasa da, 2012 yılında İskenderun Körfezi’nde yakalanmış olan 380 cm uzunluğundaki sivriburun, hatırı sayılır bir yırtıcı olarak dikkat çekiyor.

Olasılıkla hedef dışı av olarak yakalanan bir sivriburun, Fas’ın Agadir kentindeki balık pazarındaki yerini almış. Ağ ve paraketalara takılan sivriburunlar, birçok Akdeniz ülkesinde dilimlendikten sonra başka bir balık olarak etiketlenip satılıyor. [Fotoğraf: Andreas Wolochow/shutterstock]

Son 60 yılda Türkiye kıyılarında yakalanmış olan sivriburunları haritada işaretlediğimizde, bu avcılara Saros Körfezi’nden İskenderun Körfezi’ne kadar tüm Ege ve Akdeniz kıyılarımızda rastlayabileceğimizi görüyoruz. 19 Mayıs 2015’de Foça’da ağlara takılan 65 cm uzunluğundaki yeni doğmuş yavru, Ege kıyılarımızda sivriburun harharyasın da –yakın akrabası büyük beyaz köpekbalığı (Carcharodon carcharias) gibi– bir üreme bölgesi de bulunabileceğini akla getiriyor. Hatta kıyılarımızın tamamında yenidoğan ve yavruların da yakalanmış olması, bu üreme ve büyüme alanlarının birden fazla olabileceğine işaret ediyor. 

Fakat bu kadar geniş bir coğrafyada kol gezen sivriburun harharyasların çok kalabalık bir nüfusa sahip olduklarını düşünmemek gerek. Büyük köpekbalığı türlerinin denizlerimizdeki dağılımlarının ele alındığı çok yakın tarihli bir çalışmanın sonuçlarına göre, son 60 yılda sularımızda sadece 21 tane sivriburun yakalandı. Tabii bu, kıyıya çıkarılan bireyleri temel alan resmi rakam. Denize geri atılan ya da tanınmayacak hâle gelinceye kadar parçalanmış olan kim bilir daha kaç sivriburun var? Dahası, Yunanlı araştırmacıların doğu Akdeniz’de 1998’den 2005’e kadar yürüttükleri gözlemlerin sonuçları da, bölgede sivriburun nüfusunun alarm veren azalışına dikkat çekiyor. Yunanlıların resmi rakamlarına göre 7 yıllık araştırma süresince yalnızca 25 bireyin yakalanmış olması, kıyıda şöyle bir yüzgeç göstermesiyle yürekleri ağızlara getiren sivriburunların içine düştükleri acınası durumun bir başka kanıtı. 

Sivriburun harharyas 2018 yılından bu yana Türkiye denizlerinde koruma altında. Bu sevindirici bir haber olsa da, yasal düzenleme çoğu zaman kâğıt üzerinde kalıyor. Kılıçbalığı yakalamak için denizde akışa bırakılan kilometrelerce uzunluktaki ağların ya da paraketaların başlıca hedef dışı avları arasında sivriburun harharyas da var. Sayıları giderek artan balık yetiştirme kafeslerinin bakımından sorumlu dalgıçlar zaman zaman sivriburun harharyasla tehlikeli yakınlaşmalar yaşasalar da, neyse ki şu ana kadar can kaybı meydana gelmedi. Bu ölümcül karşılaşmaların tek kaybedeni de yine sivriburun harharyas.

Zengin doğal kaynaklara ve uygun koşullara sahip deniz alanlarının üreme ve büyüme bölgesi olarak kullanılmaları ihtimali, sivriburunların kıyılara neden yaklaştıklarını yanıtlarken kullanabileceğimiz makul bir doğal sebep. Her ne kadar kusursuz bir avcı olsa da, sivriburun da kolay yemek fırsatlarına hayır demez. Sıradan bir tur gününden dönüş yolunda denize dökülen çöpler, livarı daha fazla kokutmasın diye denize geri atılan olta yemleri, kıyı yakınına kurulmuş su ürünleri çiftliklerinden çevreye yayılan yem kokuları, ölü balıklar… Köpekbalıklarının iştah kabartan kokuları kilometrelerce uzaktan almalarını sağlayan mükemmel bir koklama duyusuna sahip olduklarını düşünürsek, bunların hepsi sivriburnun yanı sıra diğer köpekbalıklarını da kıyılara çekebilecek mükemmel birer koku izi bırakırlar geride.

Bizde yarattıkları orantısız korkuya rağmen aslında köpekbalıklarının dünyasına çöken bizleriz. Doğal nedenlerle kıyasladığımızda, sivriburun harharyasın kıyılarda kol gezmesine neden olabilecek insan kaynaklı ne kadar çok neden var! İzlerimizi takip ederek kıyıya yaklaştılar diye sivriburunları –ve diğer köpekbalıklarını– suçlamaya hakkımız var mı? Sonuçta izi bırakan biziz, onlarsa doğalarının gerektirdiği şekilde davranıyorlar. 

Ve bu işten köpekbalıkları zararlı çıkıyor. Temmuz 2019’da yayınlanan WWF raporuna göre, deniz ürünü sahteciliğinde köpekbalıkları özel bir yer işgal ediyor. İtalya ve İspanya başta olmak üzere Akdeniz’deki balık pazarlarında satılan kılıçbalıklarının yüzde 56’sının aslında köpekbalığı olması durumu çok güzel özetliyor. Sahteciliğe alet edilen köpekbalığı türleri arasında sivriburun harharyas da var. Akdeniz’de ticari balıkçılığın hedef dışı kurbanlarından biri olan sivriburun harharyasın üzerindeki av baskısı o kadar ağırlaştı ki, uzmanlar türün neslinin Akdeniz’de “Kritik Tehlikede” olduğuna dikkat çekiyor!   Akdeniz’de yaşam savaşı veren 49 köpekbalığı türünün 12’si çoktan son durağa geldi bile. Kıyılarımızda ya da dünyanın diğer kıyılarında, köpekbalıklarının doğal yaşam alanlarına giderek daha fazla giriyoruz. Serinlemek için onlarla aynı sularda yüzüyoruz, aynı sularda balık avlıyoruz ve onlarla aynı sularda bulunmaktan ölesiye korkuyoruz. Her yaz mevsimi zirveye ulaşan bu korkudan dolayı onları öldürmeye hakkımız olduğunu düşünüyoruz. Korkumuz aklımıza baskın çıktığı için, onların denizin gerçek sahipleri olduğunu, dünyalarında misafir olduğumuzu hep unutuyoruz. 

Köpekbalığı araştırmacısı Hakan Kabasakal, daha önce National Geographic Türkiye’nin Temmuz 2016 sayısında Türkiye’nin büyük beyaz köpekbalıkları ile ilgili bir yazı kaleme almıştı.