<span>Uyuşturucu taciri Pablo Escobar’ın kokain kaçakçılığında kullandığı uçak, Hacienda Nápoles’in girişini süslüyor. Bir zamanlar gösterişli bir yer olan mülkü, artık hayvan sergileri, su kaydırakları ve dinozor heykelleriyle dolu bir tema parkı.</span><br /><br /><b>Juan Arredondo</b>
Uyuşturucu taciri Pablo Escobar’ın kokain kaçakçılığında kullandığı uçak, Hacienda Nápoles’in girişini süslüyor. Bir zamanlar gösterişli bir yer olan mülkü, artık hayvan sergileri, su kaydırakları ve dinozor heykelleriyle dolu bir tema parkı.

Juan Arredondo
52 yıl süren içsavaştan hırpalanmış ama umutlu biçimde çıkan ülke, uzun süreli bir barışın ve kırsal kesiminde yeni olasılıkların peşinde. […]

“Kaçın!” diye bağırmıştı María Magdalena Padilla’nın ağabeyi, annesine. “Bu kez gerçek. Hemen uzaklaşalım buradan!”

Mayito olarak tanınan 10 yaşındaki María Magdalena, tepenin aşağılarından yükselen kara dumanı görebiliyordu. Paramilitares diye anılan sağ ideolojik görüşlü milisler, El Salado kasabasına doğru yaklaşırken küçük kızın komşularına ait evleri ateşe veriyordu. Mayito’nun annesi, bir çuval mısırı tavukların yeterli yiyeceği olması için boşaltıp içine birkaç giysi koymuş, o ve Mayito, ailenin tek eşeği üzerinde, iki ağabeyi de yanlarında yürüyerek yola çıkmışlardı. Tam bir hafta boyunca, çok az su ve yiyecek hemen hiçbir şeyleri olmadan çiftçilikle uğraşan köylülerin tarlalarında kurdukları kulübelerde saklanmışlardı.

“Çocukların tüm bu süre boyunca hep sessiz durduğunu hatırlıyorum,” diyor. “Sanki bebekler bile ağlamıyordu.”

Korku içindeki ailenin, bu kadar uzaktan El Salado’da tam olarak neler olup bittiğini tahmin etmesi olanaksızdı. Kırsal standartlara göre zengin sayılan kasaba, sol eğilimli gerillalar ile milisler arasında çatışma yaşanan bölgenin tam merkezinde yer alıyordu. Saldırı, Kolombiya’nın elli yıllık kanlı ideolojik savaşının en korkunç olaylarından biriydi.

Kaçacak zaman bulamayan köylülerin hepsi, normalde futbol oynamak için kullanılan meydana getirilmişti. Gerilla sempatizanı olmakla suçlanan kurbanlar, tek tek sahanın ortasına çıkarılıp işkenceye tabi tutulmuş, alaylara maruz kalmış, bıçaklanmış sonra da boğazlanarak ya da silahla vurularak öldürülmüş ve bu esnada akrabaları olan biteni izlemeye zorlanmıştı. Bu görüntüler karşısında ağlayanlar dövülmüştü. Genç kızlara tecavüz edip sonra da öldürmüşlerdi. Halk merkezini talan etmişler, müzik ve dansın kültürün önemli bir parçası sayıldığı Kuzey Kolombiya’daki bu yerleşimin orkestrasının enstrümanlarını alıp, tek tek her cinayeti bağırarak söyledikleri sarhoş şarkılarıyla kutlamışlardı.


Ayrılıkçı FARC örgütü, Şubat 2009’da Kolombiya’nın güneybatısında yerli Awá halkından ikisi hamile dokuz kişiyi öldürdü. FARC bu kişilerin Kolombiya Ordusu adına çalışan muhbirler olduğunu öne sürüyordu. 2014 sonlarında, öldürülenlerin kalıntıları gömü töreni için Awá’ya geri götürüldü.

El Salado ve civar kasabalardaki katliamlar 16–21 Şubat 2000 arasında altı gün sürmüştü. Her şey olup bittiğinde geride 66 ölü vardı. Ailesiyle birlikte kasabaya geri dönen küçük Mayito, yanmış evlerin görüntüsünden ve havada asılı ölüm kokusundan irkilmişti. Bu kez ölenler arasında ailesinden hiç kimse yoktu ama başlarından zaten bir travma geçmişti: Mayito’nun babası yıllar önce gerilla sempatizanı olarak suçlanarak öldürülmüştü. Katliamdan kurtulanlar akrabalarını dört toplu mezara aceleyle gömdükleri sırada, annesi neleri var neleri yok her şeyi toplamıştı. El Salado’nun 4 bin sakini bir hafta içinde oradan kaçmış; onlar da o dönemde aileleri, evleri, geçim kaynakları ve huzurları ellerinden alınıp ülke içinde yerlerinden edilen 2 milyon Kolombiyalı arasına katılmıştı.

Bu öyküyü Kolombiya’daki diğer korku ve acı olaylarından farklı kılan şey, El Salado halkının kasabaya tekrar geri dönmüş olması. Geri dönmeye kararlı El Saladolular, katliamdan iki yıl sonra kasabalarını geri aldılar; yolları, duvarları ve tüm boş odaları kaplayan tropik sarmaşıkları temizlediler; kerpiç evleri badanaladılar; çok da uzak olmayan bir dönemde orta hâlli bir gelir getiren tütün tarlalarını yeniden ektiler. Çocuklar için okul yoktu ama o sırada 12 yaşına gelmiş olan Mayito Padilla kendi okulunu kurmaya karar verdi. Okulda okuma yazma, çarpım tablosu ve 37 öğrencisinin yakın geçmişte yaşanan korkunç olayları unutmamak için kendi deneyimlerini anlattıkları tarih dersi öğretiliyordu.

Şimdilerde gerek El Salado, gerekse Kolombiya, kanlı mirasını dönüştürüyor. Artık “Mayito Hanım” olarak bilinen ufak kız, okul öncesi çocuk eğitimi diploması alarak doğduğu yerin halkla ilişkiler departmanının başına geçmiş. Savaşın kendini sürekli olarak yeniden ürettiği yarım yüzyıllık dönemin ve dört yıl süren zorlu pazarlıkların ardından ülkenin en eski gerilla grupu Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia –İspanyolca adından kısaltılmış ismiyle FARC– Haziran 2017’de elindeki son silahları Birleşmiş Milletler güçlerine teslim etti. Bu noktaya gelen süreçte, tüm ülke şiddetin etkisiyle biçimlendi. Şimdiyse kalıcı bir barışın yavaş yavaş kazanılması gerekiyor. Ve yeniden inşa etme sürecine erken başlayan El Salado, ülkenin de kendini toparlayabileceğine dair insanlara umut veriyor.

Gerçek şu ki, İspanya’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından geçen iki yüzyıl içinde Kolombiya’nın şiddet yüklü çatışmalar olmaksızın geçirdiği süre çok kısa. Bazı insanlar son kanlı katliam döngüsünün, 9 Nisan 1948’de geleneksel Liberal Parti’nin son derece popüler lideri Jorge Eliécer Gaitán’ın öldürülmesiyle başladığını öne sürüyor. Bu cinayet başkent Bogotá’da kanlı ayaklanmalara, kırsal kesimlerde ise 10 yıl boyunca partizanların öldürülmesine –La Violencia– yol açmıştı. Ama bundan çok daha önceleri Muhafazakâr Parti üyeleri Liberalleri katlediyor ve sık denebilecek miktarda olayda da tersi yaşanıyordu.

1957’de iki parti arasında dönüşümlü iktidar çözümüyle şiddete son veren bir anlaşma yapılması, on yıl süren görece barışçıl bir dönem yarattı. Bu sırada birkaç düzine Liberal köylü ailenin etkin bir komünist örgütçü tarafından radikalleştirilmesi, kentlerde yaşayan pek fazla kişinin dikkatini çekmedi. Olup bitenin farkında olanlar arasında ordu, o zamanki devlet başkanı ve köylüleri Kolombiya’nın içinde “bağımsız cumhuriyetler” kurmak istemekle suçlayan aşırı muhafazakâr bir senatör vardı. 1964’te binlerce askerin içinde yer aldığı bir operasyonda, Liberal grubun Kolombiya Andları’nın eteklerindeki küçük mevzilerine saldırı düzenlendi. Bombalama olayıyla birlikte daha da radikalleşen köylüler, FARC adını benimsedi ve yönetime karşı 52 yıl sürecek bir gerilla savaşı başlattı.

Ne söz etmeye değecek silahları, ne de gerçek askeri eğitimleri olan köktenci köylülerden oluşan küçük grup, yavaş yavaş komşularını ve civar köylüleri aralarına kattı, ta ki sayıları hayal ürünü olarak nitelendirilebilecek beklentilerin dahi üzerine çıkıncaya kadar. 1980’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nde başlayan ve büyük oranda koka bitkisinin yetiştirildiği Meksika ve And ülkelerinde geçen uyuşturucu savaşı sayesinde, FARC büyük bir büyüme gösterdi. Çalı görünümlü kokanın yaprakları tıbbi özellik taşıyor, Andlar’ın Yerli nüfusları için kutsal sayılıyor. Ayrıca, ilk olarak 19. yüzyıl ortasında Almanya’da geliştirilen kimyasal bir bileşim olan kokainin de temel malzemesi. Bu tarihten yüz yıl sonra koka yetiştirmek suç sayılır hâle gelince, And köylüleri açık ara en sağlam para getiren ürünlerini Kolombiya’nın uçsuz bucaksız iç bölgelerinin giderek daha ücra köşelerine taşıdılar. Bir noktada, kana susamış bir uyuşturucu mafyası, başka hiçbir şeye yaramayan bu bitkiye büyük paralar ödüyordu mutlaka.

New York’tan Şanghay’a kadar her yerde kendini gösteren eğlence amaçlı uyuşturucu talebi sonucu, uyuşturucu mücadelesi yalnızca fiyatların daha da yükselmesine yaradı. FARC burada bir olasılık görerek devreye girdi. Köylüleri gaddar kaçakçılardan koruma ve topladıkları koka yaprakları için standart bir fiyat almalarını sağlama karşılığında, işlenmiş kokaya kilogram üzerinden vergi koyarak bölgeleri kendi kontrolüne aldı.


Barış görüşmeleri sürdüğü sırada Kolombiya’daki şiddet ve suç olaylarında düşüş yaşandı. Devriye gezen ulusal polis, yerleşimlerde uyuşturucu ve silah araması yapmaya başladı. Quibdó kasabasındaki bu barda birden fazla silah ele geçirilmiş ve bar kapatılmıştı. [Fotoğraf: Sebastian Liste]

Bir süre sonra FARC birliklerinin üniforma ve botları –ve silahları– standartlaştı. Sayıları tahmini 20 bin kişiye yükseldi. Gerillalar para içinde yüzüyordu ve lider kadroları da kaçınılmaz olarak yoz, hırçın ve daha fazlasını ister hâle gelmişti. Gasp, insan kaçırma ve bombalama gibi devrimcilikten uzak faaliyetler gerçekleştiriyorlardı. FARC gerillalarının, onlara karşı koymak amacıyla oluşturulan milis grupların ilgisini üzerlerine toplaması da, aralarında yaşadıkları köylülerin büyük acılar çekmesi anlamına geliyordu. El Salado’daki katliamı gerçekleştiren katillerin köylüleri sempatizanı olmakla suçladıkları grup da FARC’tı; askeri anlamda köşeye sıkışıp 24 Kasım 2016’da Kolombiya hükümetiyle barış anlaşması imzalayan ve geçen yılın haziran ayında silahlarını bırakan da.

Yarımadadaki Guajira Çölü’nden, insanın başı bulutların içinde yürüdüğü Andlar’ın yükseklerindeki páramolara (platolar), Atlantik kıyısındaki tropikal ovalardan Pasifik’in koyu yeşil ormanlarına kadar burası müthiş bir ülke ve Fransa’nın yaklaşık iki katı büyüklüğüne rağmen nüfusu yalnızca 48 milyon. Kolombiya’da, dünyanın başka herhangi bir yerinden daha çok kolibri, kelebek, orkide, kurbağa ve insanın aklına gelebilecek her tür tropikal canlı çeşidi var.

Halkının çoğu inanılmaz derecede yoksul ve bu durum modern kentlerden çıkıp, örneğin Chocó’nun Pasifik bölgesine gittiğinizde özellikle belirgin bir hâl alıyor. Yolların yok denecek kadar az olduğu bu kesimin yoksul Yerli ve Afro–Kolombiya halkları, hâlâ büyük nehirlerde kanoyla yolculuk yapıyor. Tatil için Cartagena’ya giden turistlere, çoğunu Chocó ve El Salado gibi yerlerdeki vahşetten kaçan sığınmacıların oluşturduğu 40 bin kişinin utanç verici şartlar altında yaşadığı, Nelson Mandela’dan esinle isimlendirilmiş semtten pek söz eden olmuyor. Zümrüt yeşili ülkenin üzerinde uçtuğunuzda her yerde cam gibi parıldayan geniş nehirler, kahve çiftliklerinin yama gibi kapladığı dik vadiler, Amazon’a doğru kadife bir pelerin gibi açılan verimli otlaklar görüyorsunuz.

Ama kara mayınlarını görmüyorsunuz.

2000’lerin başlarında gerçekleştirilen bir tur barış görüşmesi sonuçsuz kaldığında, savaş dalgası FARC’ın aleyhine dönmüş ve ordunun yakın takibinden kurtulmak için daha fazla mayın –el yapımı oldukları için teknik açıdan emprovize cihazlar– kullanmaya başlamışlardı. Gerilla savaşlarının acı anıları niteliğindeki mayınların ortadan kaldırılması hükümetin karşısındaki önemli sorunlardan biri. Köylüler çok zaman önce döşenen mayınlara sık sık basıyor. Çocuklar şarapnel yüzünden kör kalıyor, ya da çiftçiler bacağını veya kolunu yitirerek ailesine bakamaz duruma geliyor. Dünya genelinde mayın temizleme kurumu HALO Vakfı’na göre, Kolombiya, mayına tüm dünyada en fazla kurban veren ülkeler sıralamasında Afganistan’ın ardından ikinci sırada yer alıyor. 1990’dan bu yana 11 bin 400’ün üzerinde Kolombiyalı mayın yüzünden öldü ya da yaralandı.

Mayın uzmanı Alvaro Jimenez, kara mayınlarının köylülere ordunun verdiğinden daha çok zarar verdiğini söylüyor. Kendisi de eski gerillalalardan. (İçinde yer aldığı M–19 adlı örgüt, 1990’da elindeki silahları hükümete teslim etmiş.) 18 yıl önce Kara Mayınlarına Karşı Kolombiya Kampanyası’nın lideri olarak seçilmiş. “Mayınlar büyük korkuya yol açtı,” diyor. “Bir hastanız varken gece karanlığında doktor aramak için dışarı çıkmaya, ya da çocuklarınızı okula götürmeye korkuyordunuz. Genelde köylüler çevreleriyle uyumlu ilişkiler içinde yaşıyor. Ama mayınlar bu yaşamı hasara uğrattı.”

Jiménez, Nariño bölgesine gitmemi öneriyor. Yama işini anımsatan yeşil alanlarla kaplı inişli çıkışlı tepelerin bulunduğu arazi, ardından Pasifik kıyılarının el değmemiş tropik alanlarına doğru dik bir şekilde iniyor. Kolombiya’daki çoğu kentsel yerleşim gibi kalabalık, çirkin ve motosiklet gürültüsünün hâkimiyetindeki ücra Ricaurte kasabasında, buradan pek uzak olmayan ormanlık bölgedeki koruma alanında yaşayan Awá Yerli halkından Cristian Marín ile tanışıyorum. İnce, koyu tenli ve hafif göbekli Marín, anlaşmazlıkları çözmesi ve dış dünyayla ilgilenmesi için Awálarca seçilen en genç liderlerden biri. Marín ağzında geveleyerek ve abartısız konuştuğu için, halkının yaşadığı zorlukların tablosunu çizme konusunda kaba sorulara başvurmak gerekiyor. Ve ancak böyle bir sorgulama sonucunda, ailesinin yaşadığı yerde askerlerle gerillalar arasında geçen ve her zaman olduğu gibi taraflardan hiçbirinin kazanamadığı bir çatışmadan söz ediyor.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ocak 2018 sayısında okuyabilirsiniz.