Koruma Ama Nasıl?

BENZER MAKALELER

Bir taksidermi ustasının elinde soyu tükenmiş hayvanlar bile can buluyor. Ama bu koruma, doğa korumacılıktan çok farklı.[…]

Missouri, St. Charles’taki dev kongre merkezinde dişi aslanı beş metre havaya fırlatan bir zebranın ve bir yavru foku kovalayan büyük beyaz köpekbalığının arasında ilerliyorum. Koridorlarda hayvanlar dünyasının aslan, jaguar, leopar, kurt gibi büyük yırtıcıları ve Afrika mandası, kara antilop, çıngıraklıyılan ve çok daha fazlası yan yana. Dünya Taksidermi Şampiyonası’na gelen konuklar, kafasını su içer gibi eğmiş bir zürafanın yanından geçiyor. Hayvanın boynu ve kafası var ama bedeni yok. Boynunun içinde, mini ağaçların tepe yapraklarını keyifle yiyen üç minyatür zürafadan oluşan bir de küçük yerleştirme var.

Tüm taksidermi uygulamaları sanat olarak kabul görmüyor. Ayrıca, uzun yıllar öncesindeki başlangıcından bu yana varlığını sürdüren ve bu arada değişime uğrayan taksidermi sanatı, yaban hayatı korumacılığı açısından bir de paradoksa yol açmış durumda. Çünkü, öldürecek kadar tutkulu insanlar bazen koruyacak kadar tutkulu da olabiliyor.

Örnek mi? Theodore Roosevelt adlı genç taksidermi öğrencisi daha sonra usta bir büyük hayvan avcısı haline gelmişti (ki kendisi ABD’nin 26. Başkanı olacaktı). Bu arada, kurucuları arasında Roosevelt’in de yer aldığı Av Hayvanı Tahnit Derneği aynı zamanda günümüz ABD yaban hayatı korumacılığının da temellerini atmıştı.

Yıllardır uluslararası arenada yaban hayatına karşı işlenen suçları araştırıyor; makaleler, belgeseller –ve bir de kitap– yoluyla yapılan katliamı gözler önüne seriyorum. Ama aslında beni bu işe yönlendiren şey de, çocukken taksidermiye merak salmış olmam.

Avcıların ganimetlerini doldurulmak üzere döşemecilere götürdüğü 1800’lerden bu yana korumacılıkta önemli bir rol oynadı taksidermi. Doğru yapıldığında, doğada asla karşılaşma olanağı bulamayacağımız canlıları yakından izleme şansı veriyor bize. Onları hayvanat bahçesinin kafesleri olmadan, doğadaki halleriyle canlandırılmış kompozisyonlarda görüyoruz. Los Angeles Doğa Tarihi Müzesi taksidermisti Timothy Bovard’a göre “bu deneyimde doğal bir yan var.”


AMNH’deki Afrika Memelileri Akeley Salonu’nda yer alan 1900’lerin başından kalma “Alarm” adlı eserde bir erkek fil havayı koklamak için hortumunu kaldırmış, sahnedeki tüm Afrika filleri tedirginlik içinde. Bu hayvanlardan biri ABD Başkanı Theodore Roosevelt tarafından vurulmuştu.

Yasadışı yollarla sömürülen yaban hayatı konusunda yıllarca yazdıktan sonra, yaptığım işe biraz ara vermek için şampiyon taksidermistlerin dünya çapındaki bu buluşmasına gelmemin nedeni de bu. Oysa karşılaştığım şey, öfkeli bir kadın oluyor. Wendy Christensen’a, “Bu yaptığınız yasadışı!” diye bağırıyor.

Öfkeli ziyaretçi, doldurulmuş bir ova gorilini işaret ederken taksidermist Christensen devasa primatın parmakları arasındaki tüyleri taramakla meşgul. “Ruanda’da bulundum,” diye bağırmaya devam ediyor kadın. “Gorillerin koruma altında olduğunu biliyorum!”

Christensen, dikkat çekici sarı saçlarını aynen gorilinki gibi arkaya doğru taramış, etkileyici bir kadın. Kendisini suçlayan kişiyle yüzleşirken, sakin bir dille, Samson adlı gorilin 30 yıldır Milwaukee Hayvanat Bahçesi’nin yıldızı olduğunu açıklıyor. Ziyaretçi özür diliyor. Christensen’ın bir sonraki açıklamasını duyduğundaysa şaşkınlıktan ağzı açık kalıyor: Sadece Samson’un öyküsünü anlatan bir aracı olan bu hayvanda gerçek bir gorilin tek bir tırnağı dahi yok.

1800’lerin sonlarında, Amerikalıların batıya doğru genişlemeyi kendilerine hak gördüğü zamanlarda ülkenin yaban hayatı bolluğu büyük bir hızla yok edilmeye başlanmıştı. Profesyonel avcılar kürk yapımı, şapka imalatı, restoranlara malzeme tedariği gibi birçok nedenle büyük hayvanları endüstriyel ölçekte öldürüyordu. Gerek gelir elde etme, gerekse sportif avcılık amacıyla, sanki soylarının tükenmesi imkânsızmış gibi, milyonlarca bizon öldürülmüştü. Öyle ki 19. yüzyıl sonuna gelindiğinde geriye kalan bizon sayısı ancak birkaç yüz civarındaydı.

Ya da yolcu güvercinler. Bir zamanlar Amerika’da en yaygın varlık gösteren kuştu yolcu güvercin. Restoran endüstrisi adına çalışan avcılar 1878’de Michigan, Petoskey yakınlarında bir kuş sürüsünün üzerine çöreklendi ve sadece birkaç hafta içinde 1 milyar civarında kuş öldürdü. 1914’e gelindiğinde Amerika’nın en son yolcu güvercini de son nefesini vermişti –daha sonra Smithsonian’da bir taksidermist tarafından dolduruldu.

ABD’de katledilen türlerin listesi, aynen tehdit altındaki Afrika ve Asya türlerinin büyüyen listesi gibi uzayıp gidiyor…

Aslında 1887 sonlarında bir araya getirdiği 10 kadar arkadaşı gibi Theodore Roosevelt de hem doğa korumayla ilgiliydi, hem de avcıydı. Birlikte kurdukları Boone ve Crockett Kulübü’nün (kulüp, adını Roosevelt’in çocukluk kahramanlarından alıyordu) iç içe geçen amaçları vardı: Federal düzeyde yaban hayatını koruma çalışmalarını desteklemek ve bu arada kendilerine avlayacak hayvan kalmasını da garanti altına almak.

Bu kulübün tesis ettiği New York Zooloji Derneği daha sonra Yaban Hayatı Koruma Derneği’ne dönüşecekti. İskoç asıllı ünlü ABD’li doğa korumacı John Muir de, Sierra Kulübü’nü arkadaşı Roosevelt’in derneğini örnek alarak kurmuştu. Boone ve Crockett Kulübü’nün güçlü üyeleri arasında William T. Hornaday de yer alıyordu ve unvanları arasında Bronx Hayvanat Bahçesi’nde yöneticilik ve Smithsonian’da baştaksidermistlik de vardı.

Taksidermiye ilgi duyduğumda 12 yaşındaydım. Dünya Taksidermi Şampiyonası’nda yarışanların çoğu ve etkinlik başkanı Larry Blomquist gibi ben de bu işe Kuzeybatı Taksidermi Okulu’na kaydolarak başlamıştım. Nebraska, Omaha merkezli bu açıköğretim okulu izlemesi kolay dersler sunuyordu. (Birinci Ders: Tüm kitabı okuyun. İkinci Ders: Bir güvercin bulun. Üçüncü Ders: Alet edinin; bisturi, kemik kazıyıcı, beyin kaşığı, arsenik…)

Eline bir bisturi ve sincap alan herkesin kısa süre içinde öğrendiği gibi, modern taksiderminin babası Carl Akeley’di. New York doğumlu bu doğa korumacı kâşif, tahniti kötü kokulu bir hayvan doldurma –deriyi yüz, kemiklerini kaynat, iskeleti tellerle tuttur, deriden torbayı çaput ve samanla doldur– işi olmaktan çıkararak tamamen kendi çabasıyla bir sanat biçimine dönüştürmüştü.

Hayvanları doğal pozisyonlarında şekillendiriyor, deriyi tekrar üzerine geçirmeden önce kil ve kâğıt hamuru kullanarak hayvanın kaslarını ve damarlarını görülmemiş bir anatomik benzerlikte yeniden yaratıyordu. Sonra da, canlı gibi duran bu eserlerini, hayvanın bulunduğu yerdeki yapraklara kadar tüm ayrıntılarıyla doğal ortamı yeniden yaratarak tasarlanmış dioramalarda grup olarak sergiliyordu.

Akeley’in buluşları ölü hayvanlar üzerinde yeni teknikler uygulamanın çok daha ötesine geçmişti. Ölü hayvanları ele alırken kullanılmak üzere, bugün hâlâ kabul gören bir anlatım biçimi geliştirmişti o.

“Taksiderminin anahtarı tüm öyküyü anlatmak,” diyor şampiyonada yarışan 22 yaşındaki Jordan Hackl. Buradaki asıl meselenin geyik doldurmak olmadığını söylüyor. Önemli olan geyiğin öyküsü. Kış mıydı? O zaman kıl uzunluğu buna uygun bir erkek geyik gerekir. Kızışma döneminde miydi? Dişi bir geyik de var mıydı? Öyleyse burun deliklerini iyice açılmış şekilde yapmak şart. Akeley’in etkisi, hayvanlarının sonsuza kadar hareketsiz beklediği her yerde görülüyor. En tanınmış eserlerinin bazılarını, Şikago Field Müzesi’nde ve New York Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’nde (AMNH) görmek mümkün.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Eylül sayısında ve iPad/iPhone/Android edisyonlarında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikFildişi Takibi
Sonraki İçerikMes Aynak’ı Kurtarmak

Popüler Makaleler

Dünyanın En Gizemli Bitkisinin Sinsi Yaşamı

Nasıl da sıradan duruyor bu sarmaşık. Ama gerçekler hiç de öyle değil. Gizemli yeteneğiyle dünyanın en şaşırtıcı bitkisi bu. Adı Boquila trifoliolata, Şili...

İhtiyaç Hasıl Olunca

Yarısından çoğu Hindistan’da olmak üzere her gün 1 milyar kişi büyük tuvalet ihtiyacını dışarıda gideriyor. Sonuç: Milyonlarca ölüm ve hastalıkların baltaladığı hayatlar. Sorun: Sadece...

Nijerya İçin Savaş

Bitmek bilmez isyan, Afrika kıtasının en kalabalık ülkesini kana buluyor. Kano otogarında çalışan biletçinin arkası dönüktü. Daha gümleme sesini bile duymadan patlamanın etkisiyle savrulmuştu. Alevler...