Kutlu, Lanetli, Sahipli

BENZER MAKALELER

Paul Salopek’in Cennetten Çıkış Yürüyüşü Ortadoğu’da devam ediyor. […]

Kudüs bir savaş kenti değil. Avner Goren bu konuda ısrarlı.

Levant’ta bir sabah, bulutsuz bir gökyüzü altında, Doğu Kudüs’ten köpükler oluşturan bir taşkın halinde akan lağım suyunun yarattığı bir nehrin izini sürerek yürüyoruz. “Günde 45 bin metreküp,” diye bilgilendiriyor Goren beni. Lut Gölü’ne kadar 36 kilometre boyunca akan bir atıksu… Bir tür kutsal yolculuğun izini sürercesine takip ediyoruz bu atıksuyu. Goren –İsrail’in en ünlü arkeologlarından biri– böyle düşünüyor. Eski Kent’i dolduran inanç sahibi turistler arasında kendine yol açmaya çalışırken, “Kudüs kurulduğundan bu yana burada 700 savaş yaşandı,” diyor omzunun üstünden. “Tabii arada savaşsız uzun dönemler de oldu. Ve insanlar bu dönemlerde birlikte barış içinde yaşadı.”

Üç kişiyiz.

Goren: Doğma büyüme Kudüslü, bir hayalperestin açık mavi gözlerine sahip dağınık saçlı bir entelektüel, bir Musevi. Bassam el–Mohor: Filistinli bir dost, bir fotoğrafçı, Batı Şerialı yorulmak bilmez bir yürüyüş rehberi. Afrika’dan, Etiyopya’nın Rift Vadisi’nden, insanlığın biyolojik beşiğinden çıkıp kuzeye, tarımın geliştiği, yazılı dilin icat edildiği, tektanrılı inanç sistemlerinin beşiği Bereketli Hilal’e doğru yaptığım 381 gün süren yürüyüşten sonra buluşuyorum onlarla.

Yavaş ilerleyen yolculuğum, Cennetten Çıkış Yürüyüşü projesinin bir parçası ve amacı, yaşadığımız dünyayı keşfeden Taş Devri atalarımızın geçtiği yolları adım adım takip etmek. Yedi yıl boyunca dolaşarak, türümüzün yeryüzünde ulaştığı en son yere, Güney Amerika’nın en güneyindeki noktaya gitmeyi planlıyorum. Planımı Goren’e anlattığımda şöyle yanıtlıyor beni: “Evet. İbrahim gibi sen de güneyden geliyorsun.”

Lağım yürüyüşümüz –Goren’in muhteşem fikri– tuhaf olduğu kadar ilginç de. Atıksuyu temizlemek (Almanya atıksu arıtma tesisi için destek sözü vermiş) ve 5 bin yıl önce Kudüs’ün kurulduğu ünlü vadi boyunca kilometrelerce uzunlukta “yeşil” yürüyüş yolları açmak istiyor. Eski Kent’in ruhani merkezinden çıkan yollar, kirli suyun sarı mı sarı bir güneş altında aktığı –Kitab-ı Mukaddes’te sözü edilen– çölden geçecek. İsrail ile Batı Şeria arasında uzanan duvarı aştığı için de, bu güzergâh Filistinlilerle İsraillilerin yaşamları arasında köprü kuracak.

Arıtılmış su, çorak havzadan hem kutsal hem de kirli olanı toplayacak ve Ortadoğu’nun iki can düşmanı arasında barış oluşturmaya katkıda bulunacak. “Bu hac yolculuğu birçok açıdan farklı olacak,” diyor Goren. “Kültürel ve dini açıdan önemli bir koridordan geçiyor, doğru. Ama bunun dışında Filistinliler ile İsraillileri gerçek anlamda birbirine bağlıyor. Ve tabii bir de temiz su var.”

Üç semavi dinin mabetlerinden yola çıkıyoruz: Mescid–i Aksa, Kutsal Mezar Kilisesi’nin sivri kuleleri ve kâğıda karalanmış dualarla dolu Ağlama Duvarı’nın kule gibi yükselen taş blokları… Filistin mahallelerinin gölgesiz sokaklarında terliyoruz. Çıplak tepelerde kirli suyun peşinde ilerliyoruz. Su bir noktada, altıncı yüzyıldan kalma bir manastırın etrafından tatsız bir hendek gibi dolanıyor. Bir askeri atış alanının ortasından geçiyor. Havasız kanyonlarda keskin kokusunu azaltmak için ağzımızdan nefes alıyoruz. Ve iki gün sonra hedefe ulaşıyoruz: İsrail ile Ürdün arasındaki tuz gölü.

“Tektanrıcılık burada doğdu,” diyor Goren, çelik rengi suya bakan bir yarın tepesinde dikildiğimiz sırada. “Tarımı icat ettikten sonra artık her baharda su perilerine ihtiyacımız kalmadı. Yabanıl doğanın eski tanrılarına gerek yoktu.”

Ve sadece en büyük gizemler kaldı geriye.

Goren’in hayali ne kadar olanaksız, gerçekleşmesi ne denli zor ve nasıl da naif. (Birkaç hafta sonra yeni bir Filistin–İsrail çatışması daha patlak verecek. Gökyüzü roket çizikleri içinde kalacak. İsrail, Gazze’yi istila edecek. “Bu, planımı iki yıl daha geciktirecek,” diye iç geçirecek Goren. “Ama bekleyeceğim,” diyecek.) Dünyanın seher vaktinde de bu şekilde gelişme göstermiş olmalıyız. Gülünesi olumsuzluklara rağmen. İki bin beş yüz kuşak boyunca yaşanan aksaklıklara, umutsuzluklara, felaketlere, inanç krizlerine rağmen.

Yine de, önemli olan arayışın kendisi…

Devamını National Geographic Türkiye’nin Aralık sayısında veya iPad Aralık 2014 edisyonunda bulabilirsiniz.

Önceki İçerikSofra Keyfi
Sonraki İçerikButona Bas ve Yarat

Popüler Makaleler

Kayıptan Sonra Yaşamak

Bazı kültürlerde dul bir kadın olmak dışlanmak, savunmasızlık ve suistimalle özdeşti. Ve şimdilerde eşlerini kaybeden kadınlar bu anlayışla mücadele yolunu seçti. Güneşin...

Aralık 2016

İnanç Bilimi Geleceğin Parkları Putin Kuşağı Tehdit Altında

Güneş Sistemi’nde Yeni Bir Gezegene Dair Kanıtlar Bulundu

Gerçekten var olduğu ispatlanırsa, bu yeni dünya diğer sekiz gezegene (ya da Plüton konusunda ne düşündüğünüze bağlı olarak dokuz gezegene) katılacak. Güneş Sistemi'nin...