Londra Yükseliyor

BENZER MAKALELER

Seçkin küresel kent Londra, artan sorunlara ve ufuktaki BrexIt’e rağmen zirvedeki konumunu koruyabilecek mi? […]

Kew’deki Kraliyet Botanik Bahçeleri, Londra merkezden nehir yukarı 11 kilometre ötede, Thames’in kıvrımlarından birinin kıyısına kurulmuş olup, bünyesinde imparatorluğun çok uzaklara dayanmış sınırları içinden toplanmış binlerce bitki barındıran, asfalt ve egzozdan uzak, pastoral bir mola. Himalaya ormangülleri ve Tasmanya çimleriyle dolu tarhların arasında dolaşırken, Britanya’nın uzak diyarlarla kurduğu bağlantıların nerelere kadar uzandığını da görebiliyorsunuz.

Yine de insan Kew’deyken modern hayatın karmaşasından tam anlamıyla kaçamıyor. Kew Bahçeleri, Heathrow’a giden uçuş rotasının hemen altında uzanıyor. Kraliçe Victoria döneminde Elbruz Dağları’ndan (İran) getirilip buraya dikilen ulu meşe ağacına hayranlıkla baktığım sırada, havada sırasını bekleyen bir dizi uçak iniş yapıyor. Ve birbirlerinden 27 ilâ 40 saniye arayla –Kew arboristleri bu zamanlamayı iyi biliyor– yeryüzünün en yoğun iki pistli havalimanına iniş için sıraya giriyorlar. Craig Taylor’ın modern Londra’nın sözlü tarihini aktardığı kitabında Heathrow’un vızır vızır trafiğini anlatan bir pilot, havalimanına inen uçakların özellikle günün bazı saatlerinde “bal çanağına üşüşen arılar gibi,” göründüğünü söylüyor.

“Fransa’dan bu tarafa dönüşe geçersiniz her şey sakindir ama telsizden Londra frekansına girdiğiniz anda birden herkes hep bir ağızdan konuşmaya başlar. Milyon tane kafadan ses çıkıyor olur ve hava trafik kontrolörünün nefes alacak beş saniyesi bile olmaz… Yoğunluk var, bekleyeceksiniz. Herkes Londra’ya inmek istiyor.”


250 yıldan uzun bir tarihi olan Kew’deki Kraliyet Botanik Bahçeleri, dünyanın en iyi botanik bahçeleri arasında. Temperate House adını taşıyan, Victoria dönemine ait serada, Güney Afrika kökenli, yabanda tükenmiş, palmiye benzeri E. woodii ağacının da aralarında olduğu bin 500 tür bulunuyor.

Evet, bal çanağına üşüşen arılar gibi: Çünkü Londra bugün 8,8 milyonu aşkın sakiniyle hiç olmadığı kadar büyük ve zengin –ve böyle giderse 2050’de nüfusuna iki milyonu aşkın insan daha eklenecek. Otuz yıldır süren nüfus artışları Londra’yı gücünü yitiren bir kraliçe olmaktan çıkarıp, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden birine sahip bir finans merkezi ve rakipsiz bir küresel kent konumuna taşıdı.

Büyüme, Avrupa’nın en büyük yenileme projelerinin birçoğunu barındıran bir inşaat patlamasını da besledi. Thames Nehri, atık suyu gelgit bataklıklarından uzak tutmak için yapılan bir “süper kanalizasyon” kanalıyla nehrin altından giden yeni bir kanalizasyon tesisatına kavuşturulacak. Gökdelenleri bağrına basmaya uzun süre yanaşmamış bu kente 500’ün üzerinde yüksek binanın eklenmesiyle Londra’nın silueti yeniden biçimlenecek. Aşırı yüklenmiş durumda olan Londra metrosundaki –dünyanın ilk metrosu– yığılmanın hafifletilmesi için 20 milyar dolara inşa edilmiş yüksek hızlı yeraltı raylı sistemi Crossrail’in (Elizabeth Hattı) önümüzdeki yıl açılması bekleniyor. Bu hat sayesinde, 10’u yeni olmak üzere toplam 41 istasyonla, Batı Londra ile gelişmekte olan Doğu Londra arasındaki bağlantının güçlendirilmesi ve bazı yolculuk sürelerinin yarıya indirilmesi amaçlanıyor.

Atıl kalmış sanayi bölgeleri geleceğe dönük tasarlanan semtlere dönüştürüldükçe, kent merkezinin bazı bölümleri de yeniden birbirlerine bağlanıyor. Bu yeni semtlerde yayalar ve kamusal alanlar odağa alınıyor ve yeni bir eğilime işaret eder doğrultuda, zincir mağazalardansa, yerel girişimcilerin dükkânları yeğleniyor.


30 St. Mary Axe’in (Gherkin) gölgesinde kalan St. Andrew Undershaft, Square Mile bölgesindeki çoğu açık alanın oluşmasından sorumlu olan savaş ve yangınları atlatıp ayakta kalabilmiş ender Ortaçağ yapılarından.

Kömür ve tahıl taşımacılığında terk edilmiş bir demiryolu sevkiyat noktası olan ama daha yakın zamanlarda fuhuş ve uyuşturucuyla ünlenen King’s Cross’ta, yirmi yıldır süren yenileme çalışmalarının sonuna yaklaşıldı. Çalışmalar, King’s Cross ve (Paris’e giden Eurostar trenine ev sahipliği yapan) St. Pancras demiryolu istasyonlarında yapılan yenilemeler, bir sanat ve tasarım okulunun yeni kampusu, konser mekânları ve çok lüks olanların yanı sıra uygun fiyatlı konutları da kapsıyor. Google, geçtiğimiz sonbaharda, yaklaşık 7 bin kişinin çalışacağı –Londra’nın en yüksek binası Shard’dan da uzun olacak– 11 katlı bir “yerdelen” için temel attı. Facebook, 6 bin kişinin çalışacağı ek ofisleri için yan binaya yerleşmeyi planlıyor.

Apple ise Thames’in güney yakasında, yedi kilometre kadar ötede, varlıklı bir semt olan Nine Elms’in merkezine konumlanacak biçimde yeniden yapılandırılan tarihi Battersea Elektrik Santrali’nin kazan dairesine yerleşecek. ABD Büyükelçiliği’nin de yeni adresi olan bu bölge, New York’taki High Line örnek alınarak düzenlenecek parkıyla fark yaratacak. Burası ayrıca New Covent Garden Pazarı’nın da işaret ettiği gibi, kendini kentin “gıda merkezi” olarak konumlandırıyor.

Google ve Apple’ın bu denli büyük ve ilgi çekici yerleşkelere yatırım yapması, Londra’nın elde ettiği teknoloji merkezi statüsüne verilmiş bir güvenoyu olarak değerlendiriliyor.

Londra’nın refahı, bildik birtakım kentsel sıkıntıları da beraberinde getirdi ve sorunlar derinleştikçe birçok insan muhteşem kentlerinin cazibesini yitirmesinden endişe duymaya başladı. Trafik korkunç bir hâl almış durumda. Hava kirliliği, astıma bağlı ölüm oranının çocuk ve yaşlılarda belirgin biçimde artmasından sorumlu tutuluyor. Yükselen arsa bedelleri konut fiyatlarını ortalama bir Londralının ulaşamayacağı düzeylere tırmandırdı ve iyi para kazanan çalışanları dahi çoluğu çocuğu alıp ailecek yaşamaya uygun, makul fiyatlı yerler aramak zorunda bıraktı.

Bu arada, belki de kentin talihinin ters döndüğüne işaret edercesine, Brexit (Birleşik Krallık’ın yürürlüğe girmeyi bekleyen AB’den ayrılma kararı) tedirginliği, o parlak günlerin sona erdiği yönünde karamsar değerlendirmelere yol açıyor.

Düşünce kuruluşu Centre for London’ın araştırma direktörü Richard Brown, “Brexit’in neye benzeyeceğini ya da Londra’ya ne gibi etkileri olacağını hâlâ tam olarak bilmiyoruz,” diyor. “Ciddi bir küresel istikrarsızlığın yaşandığı bir zamana denk geldi ve sorunsuz bir kalkınma süreci gibi görünen gidişatı belirsizlikle gölgeledi.”

Yükseliş gerçekten de yerini çöküşe bırakır mı? Londra karşı karşıya kaldığı güçlüklerin üstesinden gelip, yaşamak için cazip bir yer ve dünyanın o müthiş ticaret kenti olarak kalabilir mi? Kentin çözülmenin eşiğinde durduğunu düşünmek, özellikle de Londra’nın her yanında şantiyelerin tepesinde dönüp duran vinçlere, Heathrow’a ve tren istasyonlarına her gün akın akın gelenlere bakıldığında olanaksız. Bu tür bir düşünce, köylerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bu kentin genlerine işlemiş olan ve 2 bin yıldır onu ileriye taşıyan, tarihten gelen üstünlüklerini de hafife almak olurdu. Londralılar kentlerinin zorlukları yenme gücünden söz etmeyi seviyor. Tahmin edilebileceği gibi, kentin veba salgınlarından, 1666’daki Büyük Yangın’dan ve II. Dünya Savaşı sırasında Blitz adıyla bilinen Alman bombardımanlarından sağ çıkmış olmasını, Avrupa’yla yollarını ayırmaları gibi güncel sorunların da üstesinden gelebileceğinin kanıtı olarak sunuyorlar.


Kimileri, devasa Yeşil Kuşak’ın halka kapalı özel arazi olan bazı bölümlerinin yapılaşmaya açılabileceği görüşünde.

London School of Economics’te Kentler Programı’nın uygulama editörü olan Peter Griffiths, “Londra, bir anlamda dokunulmaz olduğu ayrıcalıklı bir konumda bulunuyor,” diyor. “Diğer kentlerden öyle ileride ki, onların başa çıkamayacağı şeylerin altından kalkabilir.”

İngilizce günümüzün küresel dili. İmparatorluk dünyanın dörtte birine hükmederken kurulmuş olan ilişkiler, günümüzde de varlığını sürdürüyor. Bu bağlantılar, özellikle de Asya’yla olanlar, Londra tökezleyecek olursa devreye girmeye hazır bekleyen Avrupalı rakiplerine karşı kente avantaj kazandırıyor.

Ve tabii, boylamların nasıl ölçüleceğini bulan ve böylelikle denizcilerin küresel saat dilimlerini haritalayabilmesini sağlayanların da Britanyalılar olduğu unutulmamalı. Londra dünyanın merkezinde duruyor, çünkü Doğu’nun Batı’yla buluştuğu başlangıç meridyenini çizerken o merkeze kendini yerleştirmiş.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Aralık 2018 sayısında okuyabilirsiniz.

Popüler Makaleler

Yunanistan’da Mali Kriz Yüzünden Yağmacılık Artıyor

Paraya sıkışan kimi Yunanlılar antik kaynaklara başvuruyor: Yunanistan’daki mali kriz, yasadışı kazıların ve yağmacılık yapan insanların sayısında artışa neden oluyor. ATİNA—Yunan polisine göre...

Geleceğe Dönüş’teki Hayallerimizi Gerçekleştirebildik Mi?

1989 tarihli filmin düşlediği gelecek kimi yönleriyle gerçeğe dönüştü. Bazılarımıza dün gibi gelebilir ama Geleceğe Dönüş II filminin gösterime girmesinin üzerinden 26 yıl geçti. Marty...

Derin İniş

Özbekistan’ın ücra bir köşesindeki sıradağların derinliklerine inen mağaracılar, yeraltının Everest’i olabilecek bir labirenti keşfediyor. “Korkma burada kaybolmazsın.” Larisa Pozdnyakova’nın ağır Rusça aksanıyla söylediği...