Nereye Gittiler?

BENZER MAKALELER

Böcekler korkutucu bir hızlı yok oluyor. Sırada, bu yok oluşun gezegenimiz açısından barındırdığı yokucu etkilere tanıklık etmek var.

Yazı: Elizabeth Kolbert
Fotoğraflar: David Liittschwager

Durmaksızın geliyorlardı –önce binler, sonra on binler ve hatta yüz binlercesi. Kanatlarının altı kahverengi, üstü capcanlı bir turuncuydu –ve yanımızdan günışığı parçacıkları gibi uçup gidiyorlardı. Görüntü harika, büyüleyici ve aynı zamanda da azımsanamayacak ölçüde kaygı vericiydi. 

Bu kelebek (Nymphalis californica) bulutuna Sierra Nevada’da (ABD), masmavi bir gökyüzünün hüküm sürdüğü ışıl ışıl bir yaz gününde denk gelmiştim. Nevada Üniversitesi’nden (Reno) biyolog Matt Forister’a, Tahoe Gölü’nün kuzeybatısında, Castle Peak’te yaptığı doğa yürüyüşü sırasında eşlik ediyordum. Bu dağın kelebekleri, dünyanın en yakın takip altındaki böcek popülasyonlarından biri. Yaklaşık 45 yıldır her yaz boyunca, iki haftada bir buradaki kelebeklerin sayımı yapıldı. Ve verilerin büyük çoğunluğu, Kaliforniya Üniversitesi (Davis) profesörlerinden Art Shapiro tarafından toplandı. Forister’ın akıl hocası olan Shapiro, elde ettiği bilgileri küçük fişlere kaydederek kayıt altına aldı.     

Forister ve ekibi söz konusu gözlemleri bilgisayara geçirip analiz ettiğinde, Castle Peak kelebeklerinin 2011 yılından bu yana düşüşte olduğu sonucuna ulaştı. Biz de, turuncu bir sisle çepeçevre kuşatılmış bir hâlde, 2775 metrelik zirveye yaklaşırken bunun neden olabileceği konusu üzerinde tartışıyorduk.

“Böceklerin zor durumda olmaları düşüncesi insanlara şaşırtıcı geliyor ki bunu anlayabiliyorum,” dedi Forister, yanımızdan geçip giden kelebekleri işaret ederek. “Sundukları görüntü bu işte. Bu nedenle de bu gerçek kulağa biraz tuhaf geliyor.”

Antroposen’de yaşadığımız söyleniyor. İnsanların gezegen üzerindeki etkileriyle tanımlanan bir çağda. Yine de, birçok açıdan, dünyaya hükmeden canlılar aslında böcekler. Herhangi bir anda uçan, sürünen, havada dönen, yürüyen, çukur kazan ve yüzen böceklerin sayısının 10 kentilyon olduğu tahmin ediliyor. Çeşitlilik bağlamında da karşımıza çıkan sayı etkileyici. Farklı hayvan türlerinin yaklaşık yüzde 80’ini böcekler oluşturuyor. Dünyanın bildiğimiz hâliyle kalmasını onlar sağlıyor. Onları tozlayan böcekler olmasaydı, papatyalardan kızılcığa kadar birçok çiçekli bitki ölürdü.

Arkadan aydınlatmalı bir çarşaf, Ekvador Amazonu’nda bulunan bir saha istasyonunda geceleri uçan çok sayıda böcek topluyor. Bu denli ücra olmayan alanlarda ışık kapanları böcek sayılarında çarpıcı düşüşler olduğunu gösteriyor. İklim değişikliği, habitat kaybı ve pestisitlerin bu yaşananlarla ilintili olduğu düşünülüyor. (GOMATAON IYARINA MERKEZİ’NDE FOTOĞRAFLANMIŞTIR.)

Biyolog Edward O. Wilson’ın ünlü gözlemine göre, insanlar yok olsaydı, Dünya “10 bin yıl önce var olan zengin denge konumuna geri dönerdi.” Ya böcekler yok olsaydı! “Doğa kaosa sürüklenirdi.”

Biliminsanlarının yakın dönemlerde baktıkları çoğu yerde böcek sayılarının düştüğünü görüyor olmaları bu nedenle şaşırtıcı ve oldukça kaygı verici. Gerek tarımsal alanlar, gerekse Castle Peak gibi yabanıl yerlerde durum bu.

Almanya’nın Krefeld Böcekbilim Topluluğu, koleksiyonlarını, Hollanda sınırından çok da uzakta olmayan bir yerde, Rhine Nehri kıyısındaki eski bir okul binasında depoluyor. Bir zamanlar çocukların ders sırasında kıpırdanıp durdukları sınıflarda artık, içlerinde etanolde yüzen ölü böcek kümelerinin bulunduğu şişelerle dolu kutular var. Böcek sayılarındaki azalma konusunda giderek artan kaygıların bir merkez noktası olsaydı eğer, orası işte bu okul binası olurdu.

Koleksiyon baş küratörü Martin Sorg, “Şişeleri saymıyoruz, çünkü sayı her hafta değişiyor,” dedi. Tahmini, “on binlerce” olduğu yönünde.

Sorg ve meslektaşları, 1980’lerin sonlarında, böceklerin Almanya’daki farklı koruma alanlarında ne durumda olduklarını belirlemek için yola koyuldu. Malayz tuzağı olarak bilinen, eğimli küçük çadırları andıran tuzaklar kurdular. Sinekler, eşekarıları, güveler, balarıları, kelebekler ve sinirkanatlılar dahil, içlerine giren her şeyi yakalayan türden tuzaklardı bunlar. Ve yakalanan her şey bir şişeye koyuldu.

Bu toplama süreci 20 yılı aşkın bir süre boyunca, önce bir noktada, sonra bir diğerinde, çoğu Krefeld’in bulunduğu Kuzey Rhine–Westphalia eyaletinde olmak üzere, toplam 63 koruma alanında devam etti. Böcekbilimciler 2013 yılında, ilk olarak 1989’da örnek topladıkları iki noktaya geri döndü. Tuzağa düşürülen böceklerin toplamının, 24 yıl önceki sayının çok altında olduğuna tanıklık ettiler bu yolculuklarında. 2014 yılında yine aynı noktalardan ve yanı sıra da bir düzineyi aşkın farklı noktadan örnek topladılar. Örnek aldıkları her yerde benzer sonuçlar bekliyordu kendilerini.

Topluluk, söz konusu sonuçları yorumlamak üzere, verileri titizlikle gözden geçiren diğer böcekbilimciler ve istatistikçilerin yardımına başvurdu. Ve yaptıkları analiz, Almanya’nın koruma alanlarında bulunan uçan böcek biyokütlesinin 1989’dan 2016’ya kadar yüzde 76 gibi inanılmaz yüksek bir oranla azalma gösterdiğini kanıtladı.

PLOS One dergisinde yayımlanan bulgu dünyanın her yanında manşete taşındı. Bir zamanlar pek az tanınır durumdaki Krefeld Böcekbilim Topluluğu, bilim dünyası ve medya talepleri yağmuruna tutuldu ve günümüzde hâlâ aynı durumda. “Bunun sonu gelmeyecek,” dedi Sorg iç geçirerek.

Krefeld makalesinden bu yana dünyanın birçok yerindeki böcekbilimciler, eldeki kayıtlar ve koleksiyonlar üzerine kafa yoruyor. Bazı uzmanlar yayımlanan yazılarda yanlılık olduğunu öne sürüyor; çarpıcı değişimler gösteren bir araştırmanın yayımlanma olasılığının, göstermeyen bir araştırmadan daha fazla olduğunu söylüyorlar. Yine de, elde edilen bulguların soğuk duş etkisi yarattığı bir gerçek. New Hampshire’da koruma altındaki bir ormanda çalışan araştırmacılar, bölgedeki kınkanatlı sayısının, 1970’lerin ortalarından bu yana yüzde 80’i aşkın bir oranda azaldığını, böcek çeşitliliğinin –farklı türlerin sayısının– ise neredeyse yüzde 40 oranında düştüğünü saptadı.

Hollanda’da kelebekler üzerinde yapılan bir araştırma, kelebek sayısının 19. yüzyılın bitiminden beri neredeyse yüzde 85 oranında düştüğünü, yukarı Ortabatı ABD’deki birgün böceklerini inceleyen bir diğer araştırma ise bölge nüfuslarının yalnızca 2012’den bu yana yarıyı aşkın oranda azaldığını buldu. 

Almanya’da araştırmacılardan oluşan ikinci bir  ekip, Krefeld sonuçlarının anafikrini doğruladı. Bu ekip, 2008–2017 arasında, ülkenin çayırlıkları ve ormanlarındaki –birbirinden oldukça uzakta bulunan üç koruma alanında yüzlerce farklı noktada defalarca örneklenen– böcek türü sayısının yüzde 30’u aşkın bir oranda azaldığını ortaya çıkardı. 

Söz konusu araştırmacılar arasında yer alan, Münih Teknik Üniversitesi profesörlerinden Wolfgang Weisser’in ifadesiyle, “Bu, korkutucu,”ydu. Ama “sayıları gittikçe artan araştırmaların ortaya koyduğu resme uyuyor”du.

Kelebeklerden hoşlanıp sivrisineklerden tiksiniyor olabiliriz, ama aslında böceklerin birçoğunu basitçe görmezden geliyoruz. Ve bu durum altı bacaklı yaratıklardan çok, biz iki bacaklı yaratıklar sınıfı hakkında bir şeyler söylüyor.

Böcekler gezegendeki açık ara en fazla çeşitlilik arz eden yaratıklar, öyle ki uzmanlar kaç farklı böcek türü olduğunu belirlemekte hâlâ zorlanıyor. Bugüne dek adlandırılan yaklaşık bir milyon böcek türü var. Ancak, genel ortak görüş, çok daha fazlasının –son tahminlere göre yaklaşık dört milyon kadarının– henüz keşfedilmemiş olduğu yönünde. Yalnızca tek bir parazitoid yabanarısı ailesi olan ve bazen Darwin yabanarısı olarak da adlandırılan Ichneumonidae, 100 bin kadar tür içeriyor –ve bu sayı bilinen tüm balık, sürüngen, memeli, amfibi ve kuş türlerinin toplamından daha fazla. Diğer böcek aileleri de benzer şekilde kalabalık; örneğin genelde ekinbiti olarak bilinen Curculionidae ailesinde belki de 60 bin kadar böcek türü var.

Böcekler bu olağanüstü çeşitliliklerine ayak uydurmak üzere temelde her tür karasal habitatta varlık gösteriyor; en aşırı koşullar da buna dahil. Himalayalar’da 5 bin 600 metre yükseklikte taşsineklerine, Dünya’nın 900 metreyi aşkın derinliklerindeki mağaralarda gümüşçünlere rastlandı. 

Böceklerin bu muazzam çeşitliliğinin nedeni ne olabilir? Bu konuda öne sürülen çok sayıdaki açıklamadan biri, böceklerin kökeninin çok eskiye dayandığı. Hem de çok çok eskiye. 

Böcekler, yaklaşık olarak 400 milyon yılı aşkın bir süre kadar önce karasal arazilerde kolonileşen ilk hayvanlardan biriydi –ilk dinozorların ortaya çıkışından neredeyse 200 milyon yıl önce. Böylesine uzun bir geçmiş, böcek çeşitliliğinin süreç içinde artmasına olanak tanıdı.

Ancak, olasılıkla, doğada birçok farklı ortamda yaşayabilme yetisi de bu konuda önem taşıyordu. Böcekler o kadar küçük varlıklar ki tek bir ağaç, bazıları ağaç kabuğunu delen, kimi yaprakların içine giren, kimi ise köklerle beslenen yüzlerce farklı böcek türüne ev sahipliği yapabiliyor. 

Çevrebilimcilerin deyimiyle, bu türde bir “kaynak paylaştırma” uygulaması, birçok böcek türünün aşağı yukarı aynı alanı paylaşabilmesine olanak tanıyor. Buna ek olarak böceklerin, en azından tarihsel olarak, düşük bir yok oluş oranına sahip olması gibi bir durum da var. Birkaç yıl önce uzmanlar kınkanatlıların en kalabalık alttakımı olan ve gübreböcekleri, taklaböcekleri ve ateşböceklerini de içeren Polyphaga’ya ait fosil kayıtlarını inceledi. Gruptaki ailelerden hiçbirinin, evrimsel tarihleri boyunca, 66 milyon yıl önceki Kretase döneminde dahi yok olmadığını buldular. Ki söz konusu bulgular son dönemlerdeki düşüşlerin daha da kaygı verici görünmesine neden oldu.

Her sonbaharda binlerce araştırmacı Amerika Böcekbilim Topluluğu’nun yıllık toplantısı için bir araya geliyor. Geçtiğimiz sonbaharda toplantı St. Louis’de gerçekleşti; en fazla katılım sağlanan oturum ise,  “Antroposen Çağında Böcek Nüfusunun Azalması” başlığını taşıyordu. 

Kasvetli kanıtlar, birçok konuşmacı tarafından izleyicilere sunuldu. Sorg, Krefeld grubunun çalışmalarını anlattı, Forister, Sierra Nevada sıradağlarındaki kelebek nüfusundaki düşüşten söz etti. Aarhus Üniversitesi’nden (Danimarka) araştırmacı Toke Thomas Høye, Kuzeydoğu Grönland’daki çiçekleri ziyaret eden sineklerin sayısındaki azalmanın kroniğini sundu ve “küresel tozlayıcı krizi”nin altını çizdi.

Connecticut Üniversitesi’den böcekbilimci David Wagner da, oturum organize eden isimler arasındaydı. Mikrofonu devralma sırası kendisine geldiğinde, bir “ikilem”e değindi. Ve konuşmacıların tümü, böceklerin başının belada olduğu konusunda hemen hemen bir anlaşmaya varmış durumda olsalar da bunun nedenlerine gelince ortada bir fikir birliğinin olmadığı şeklindeki saptamasını dile getirdi. Bazıları iklim değişikliğini suçlarken, diğerleri tarım uygulamalarını ya da böcek habitatlarına yapılan ihlalleri sorumlu tutuyordu. Wagner, “Sorunu inceleyen birçok biliminsanı olmasına rağmen, stres etkenlerinin ne olduğundan tam olarak emin olamamamız inanılmaz,” gözleminde bulundu. 

UCLA’de doktora öğrencisi olan Graham Montgomery, 70 yıl önce yapılan bir araştırmayı tekrarlama umuduyla, Great Smokey Dağları’nın Tennessee tarafında, yapraklardan böcek topluyor. Böcek popülasyonları konusundaki uzun süreli verilerin sayısının az olması nedeniyle, azalmanın derinliği henüz belirsiz. Geçmişte böcekbilimciler böcekleri pek saymazdı. “Hep çok fazla böcek vardı.”

Oturumdan birkaç hafta sonra New York’ta, Amerika Doğa Tarihi Müzesi’nde Wagner ile buluştum. Müze, dünyanın en geniş kapsamlı böcek koleksiyonlarından birinin ev sahibi. Wagner, üzerinde çok da düşünmeksizin, bir Bombus –ya da tüylü yabanarıları– dolabının kilidini açtı. Çekmecelerin birinde Patagonya yabanarısı olarak bilinen Bombus dahlbomii örnekleri vardı. Gezegenin en büyük arılarından biri olan bu tür, eskiden Şili ve Arjantin’in büyük bölümünde yaygın olarak görülüyordu. Son yıllarda onların da nüfuslarında büyük bir çöküş yaşandı.

Bir diğer çekmece, pas yamalı yabanarısıyla (Bombus affinis) doluydu. Ortabatı ve Kuzeydoğu ABD yerlisi bu tür de geçmişte yaygın görülüyordu, ancak sayılarında öyle büyük düşüşler saptandı ki artık tehlikede olarak listeleniyorlar.

Wagner, “Artık bunlardan bulamıyorsunuz,” dedi. Wagner’a böcek nüfuslarındaki azalmanın ardında hangi nedenlerin olduğunu düşündüğünü sordum. Bir açıdan, yanıt çok açıktı: “Gezegende yedi milyar insan varken bazı şeylerin azalıyor olması beklenir bir durum.” İnsanlar beslenme, giyinme, barınma ve kendilerini bir yerden bir yere ulaştırma sırasında gezegeni esaslı şekillerde değiştiriyor –ormanları biçiyor, çayırları sürüyor, tek tür tarım yapıyor, havaya kirleticiler saçıyor. Bunların her biri böcekler ve diğer hayvanlar için birer stres etkeni. Neredeyse tüm hayvan gruplarının nüfusu azalıyor.

“Bir biyoçeşitlilik krizinde olduğumuzu biliyoruz,” diye devam etti Wagner.

Bu noktada şaşırtıcı olan durum ise, yakın tarihli araştırmalarda rapor edilen böcek kaybındaki hız. Krefeld dolaylarındaki gibi bazı sonuçlar, böcek nüfuslarının diğer hayvan gruplarına oranla kayda değer ölçüde daha hızlı düştüğünü gösteriyor. Peki, neden? Olasılıklardan biri pestisitler; “Zararlı” böcek türlerini hedef almalarına rağmen bu kimyasallar ekinlere zarar veren böceklerle onları tozlayanlar arasında bir ayrım gözetmiyor. (Almanya’daki koruma alanları dahi pestisitlerden etkilenmiş olabilir, çünkü bu bölgelerin birçoğu tarımsal arazilere bitişik.) Ancak, bu çarpıcı düşüşlerin rapor edildiği bazı yerlerde –örneğin, New Hampshire’daki White Dağları– pestisit kullanımı en düşük düzeyde. Açmaza neden olan da işte bu durum. “Şu anda asıl sorun, böceklerin diğer türlere oranla ne kadar fazla tehlikede olduğunu belirlemek,” dedi Wagner. “Bu acil olarak çözümlenmesi gereken bir sorun.”

Devamını National Geographic Türkiye’nin Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.

Önceki İçerikVahşi Fikir
Sonraki İçerikPanik Bilimi

Popüler Makaleler

İnsanın Nasıl İnsan Olduğuna Dair 12 (Yanlış) Teori

Katiller mi? Hippiler mi? Alet yaptıkları için mi, yemek pişirdikleri için mi aradan sıyrıldılar? Bilim insanları, insanın ne zaman ve nasıl insan olduğu konusunda...

Küçük Ada, Büyük Balıkçılara Karşı

Ufak bir ada devleti olan Palau, balık avlamak için sularına giren büyük ülkelerin kaçak avlarına son vermekte kararlı. Büyük Okyanus'taki ada ülkelerinden biri...

Nedir Bu Kara Panter Dedikleri?

Kısa cevap: Ayrı bir tür olmayan, koyu renkli pigment üreten bir gene sahip olan bir büyük kedi. Öncelikle şunu bir belirtelim: “Kara panter” başlı başına ayrı...