Pandemiler bizi nasıl değiştiriyor?
Tarih bize ne gibi dersler verdi?
Bu dersler günümüzde bize ne ifade ediyor?

Yazı: Richard Conniff

COVID–19 salgınının dünyaya hızla yayıldığı Mart başlarında bir Pazar günü, ABD Sahil Koruma botu Pike, Kaliforniya’nın 23 kilometre açıklarında bekleyen Grand Princess tur gemisine doğru bata çıka ilerliyordu. Bot, gemide bulunan 3 bin 500 kişiden sağlıklı görünenleri hasta olanlardan ayıracak ve sahile çıkarmak üzere hazırlayacak tıbbi afet 

ekibini taşıyordu. Dünyanın dört bir yanındaki “sıcak kuşaklarda” onlarca yıllık deneyime sahip bulaşıcı hastalıklar uzmanı Michael Callahan, ekibiyle birlikte kendi deyişiyle “yüreksizce” kusarak Pike’da bekliyordu.

Pike gün batımından hemen önce Grand Princess’tan indirilen filikaya yanaştı. Hâlâ deniz tutmasının etkisinde olan Callahan (57) ile ekibi, güvenlik giysileri içinde işitme ve görme yetilerini de yarı yarıya yitirmiş durumdaydılar. Teker teker önce filikaya, sonra da 57 metrelik tur gemisine geçiş yaparak görevlerine başladılar.

O sıralarda tüm dünya bir bilinmeze adım atıyordu. Epidemiler insanları her dönem etkiledi, pandemiler ise dünyaya ilk yayıldığımız zamandan bu yana etkiliyor. Bize önemli dersler verdiler ama keşke tehlike gelip geçtikten sonraki yorgunluk ve rahatlama duygusu içinde bu dersleri anımsamayı başarabilsek. COVID–19 gibi yeni pandemiler, hastalığı birbirimize, özellikle de sevdiklerimize bulaştırmamızın ne kadar kolay olduğunu bize anımsatıyor. Bulaştırma korkusunun bizi nasıl zorla ayırdığını… İzolasyonun ne kadar yıpratıcı olduğunu ve buna rağmen hastaların nasıl zavallı bir hâlde yalnız ölmek durumunda kaldığını… Yeni pandemi her şeyden önce, hastalıklarla mücadele etmek için hayatlarını tehlikeye atan Michael Callahan gibi –ona yeniden döneceğiz– küçük bir grup korkusuz insana nasıl bel bağladığımızı anımsatıyor.

COVID–19 pandemisi sırasında ölen bir yabancının tabutu, memleketine gönderilene kadar Milano’daki morgda tutuldu. Lombardiya bölgesindeki morglar o kadar doldu ki, ölüler yakılmak üzere başka bölgelere gönderildi. İtalyan yetkililer tüm ülkede cenaze törenlerini yasaklayarak, aileleri sevdiklerinin yasını evde tutmak zorunda bıraktılar. [Gabriele Galimberti]

Bu kişiler, çoğu zaman geleneksel kahraman kalıbına uymayacak kadar kusurlu, insani oluyorlar. Geçmiş pandemilerde, genel geçer düşünceleri umursamayanlar, önemsizmiş gibi görünen küçük ipuçlarından bir şeyler öğrenenler ya da beklenmedik sesleri dinleyenler onlar olmuştu. Ayrıca, dünyanın unutulmuş bir köşesindeki kederli bir semtte yaşananların kolayca yakına gelebileceğini kabullenmeye de hazırdılar. Pandemileri sonlandırmaya yardım eden bu kişileri anlamak için, konuya insanlık tarihinin en korkunç hastalıklarından biriyle başlamak gerekiyor.

Birinci Bölüm – 1721 – Boston – İnokülasyondan Aşıya
Çare Bulunuyor

Felaket tellalı Püriten papaz Cotton Mather, 1721 başlarında Boston’da yaptığı bir konuşmada ‘yok edici meleğin”, kenti tehdit eden korkunç bir hastalığın, gelişini ilan etmişti. Aslında İngiltere çoktan kuşatılmıştı. 

Yeni Dünya, 200 yıl boyunca beklenmedik dalgalar hâlinde gelip koloniciler arasında paniğe ve sefalete yol açan ve Amerika Yerli topluluklarını yok eden bu hastalığın korkunç etkilerini biliyordu. Ancak Boston’daki son epideminin üzerinden geçen 19 yıl içinde yeni bir kurban kuşağı yetişmişti.

Açık kırmızı noktalar ilk belirdiğinde, kızamık olmasını ümit ediyordunuz. Ama ardından noktalar içi sıvı dolu kabarcıklara dönüşüyor ve deri üzerinde volkanik adalar gibi yükseliyordu. Yüzlercesi gözleri, nefes yollarını ve tüm bedeni kaplıyor, soluk almayı dahi ıstırap hâline getiriyordu. İrin dolu kabarcıklardan çürüyen et kokusu yayılıyordu. Sağ kurtulanlar genelde kör veya sakat kalıyor ya da vücutlarında çok kötü şekil bozuklukları oluyordu. O Nisan, çiçek hastalığı sessizce Boston Limanı’na sızmıştı.

Bugün olduğu gibi o zaman da insanlar ilk önce salgını umursamadılar. Ancak 1721’den itibaren çiçek hastalığı Batı dünyasına yeni ve güçlü bir ders verdi: İnsanlar pandemilerin önüne geçebilir. Bu hastalıkları köşeye kıstırabilir ve hatta azmedersek ortadan kaldırabiliriz. O yıl üç umulmadık kahraman Boston’da mücadeleye başladı. Afrika doğumlu köle Onesimus ile Zabdiel Boylston adlı doktor ve cerrahi mucit bunlardan ikisiydi. Ama en umulmadık olanı Mather’dı. Duygusal açıdan dengesiz ve 29 yıl önceki Salem cadı mahkemelerinin ardındaki karanlık güç olarak hâlâ büyük oranda sevilmeyen sorunlu bir karakterdi o.

Mather, çocukluğundan beri iyi bir bilim ve tıp öğrencisi olmuştu ve olayın onun açısından kişisel bir yanı da vardı: İki karısı ve çoğu bulaşıcı hastalıktan olmak üzere 15 çocuğundan 13’ü kendisinden önce ölecekti. İngiliz bilim dergilerini okuyor ve Yerli ilaçlarını inceliyordu. “Oldukça Zeki bir Adam” olarak tanımladığı “uşağı” Onesimus, Afrika’da çiçeği önlemek için kullanılan bir yöntemden bahsettiğinde ve uygulama sonucu oluşan yara izlerini gösterdiğinde dikkatini vermişti. Bu yöntemin ayrıntıları, Türkiye’den gelen haberlere dayanılarak İngiltere’de de duyulmuştu.

Salgın yayılmaya başladığında Mather, “Son dönemde dünyanın çeşitli yerlerinde kullanılan Harika bir Uygulama” konusunda Boston’daki doktorların dikkatini çekti. Teknik, çiçek hastalığına yakalanan birini bulmak ve irini, yani “çiçek hastalığıyla ilgili maddeyi” akıtmak üzere olgunlaşmış kabarcıklardan birini patlatmayı gerektiriyordu. Sonra bu maddenin bir kısmı sağlıklı kişinin derisinde açılan kesiğin içine aktarılıyordu. “Variolizasyon” ya da inokülasyon (hastalık etkenini ekme) olarak adlandırılan yöntem, yeryüzünün en ölümcül hastalıklarından birini hafif atlatmanın ardından bağışıklık kazanma vaadi sunuyordu. 

Cotton Mather, Afrika doğumlu diğer Bostonlular arasında bu yöntemin varlığını “Önemli Sayıda” doğrulayan çok sayıda anekdot ile pek çok yara izine rastlamıştı. Boston tıp çevrelerinin tepkisi ise olumsuzdu. Ancak 19 yıl öncesinde bu hastalık nedeniyle ölüm tehlikesi geçiren Zabdiel Boylston, çiçek hastalığı korkusunu biliyordu ve doktorluk mesleğinin, sekiz çocuğunu “günbegün tehlikeye” attığından endişeleniyordu. Kanıtları tartmasının ardından 26 Haziran’da ilk variolizasyonu altı yaşındaki oğlu ile ailenin iki kölesine uyguladı. Sonuç “iyicil ve avantajlı bir çiçek hastalığı” olunca, ağır geçirmek istemeyen hastalara inokülasyon uygulamaya başladı. 

Kentin kimi sakinleri başlarda tedaviyi hastalık kadar ürkütücü bulmuşlardı. Variolizasyonun ardından tamamen iyileşmeyen hastaların bulaştırıcı olabileceği konusunda endişelilerdi. Doktorlar ise, hastalığın kötü kokular ve “miazma” denilen tanımı belirsiz kötü havanın sonucu bedensel hümorun (vücuttaki Dört Elementin metabolik unsurları) dengesizliğinden kaynaklandığını savunan 2 bin yıllık tıbbi kuralları hiçe saydığı için uygulamaya karşı çıkmışlardı.

Tacirler ve işçiler, inokülasyonun ve öncesi ile sonrasındaki bakım hizmetlerinin yüksek ücretlerini karşılayamadıkları için ailelerini hastalığa karşı koruyamıyorlardı. Korku ve sınıf ayrılıklarına karşı duyulan kızgınlık, cadı mahkemelerinin etkisinin sürmesinin de katkısıyla Mather’ın hedef hâline gelmesine neden oldu. Bir gece evinin yatak odası penceresinden içeri bir bomba atıldı. Şans eseri fünyesi düştüğü için gümbürtü koparmadan zararsız bir şekilde yere düştü. Üzerine bağlanmış bir not vardı: “COTTON MATHER, seni köpek, Kahrol: Ben seni bununla inokülasyon yapıyorum, al sana çiçek.”

Epidemi en nihayet sona erdiğinde Boston’ın 6 bin civarında sakini, bir başka ifadeyle kentin yarısından fazlası çiçek hastalığına yakalanmış ve bunların 844’ü, yani yüzde 15 kadarı yaşamını yitirmişti. Buna karşın variolizasyon yapılanlarda ölüm oranı yüzde 2 olmuştu. Gelişmeler sonucu bu oran kısa sürede yüzde 0,5’in altına düştü ve variolizasyon standart uygulama hâline geldi. Bir başka çiçek epidemisi 1792’de Boston’ı vurduğunda verilen yanıt bunun tamamen tersi oldu: 9 bin 200 kent sakini inokülasyon yapıldı ve bunların sadece 232’si doğal çiçek hastalığına yakalandı.

Variolizasyonu Kuzey Amerika’ya taşıyan üç erkekten hiçbiri onurlandırılmadı. Onesimus özgürlüğünü satın aldıktan sonra kayıtlarda bulunamadığı için Afrika katkısı gözlerden kaçtı. Zabdiel Boylston da büyük oranda unutuldu. Cotton Mather sonuçta Bostonluların kalbinde affı bulamadı. Ancak tıbbi konulara kafa yormayı sürdürerek sonuçta tüm epidemilerin gerçek nedeni üzerine yazdı: O sırada mikroskopla görülmeye henüz başlanan mini organizmalar, uygun koşullarda “kısa süre içinde olağanüstü çoğalıyor. Bunlar, hastalıklarımızın çoğunun ortaya çıkışında yaygın olarak düşünülenden çok daha büyük paya sahip olabilirler.” Bilim insanlarının bulaşıcı hastalık taşıyıcısı olarak mikropların oynadığı önemli rolü anlaması için 150 yıl daha geçmesi gerekti. 

1720’lere tarihlenen Japon elyazmasındaki illüstrasyon, çiçek hastalığının en belirgin özelliği olan döküntüyü tanımlıyor. Virüsün nasıl ortaya çıktığı bilinmese de 3 bin yıl kadar önce Mısırlıların başına dert olduğu düşünülüyor. Küresel aşılama kampanyasının ardından Dünya Sağlık Örgütü 1980’de hastalığın yeryüzünden silindiğini ilan etti.
[Wellcome Collection, 4.0 International]

Kuzey Amerika ve Avrupa’da variolizasyonun teşvik edilmesi bir başka beklenmedik sonuca yol açtı. 1757’de İngiltere’nin güneyindeki küçük bir kasabada, sekiz yaşındaki “yanağından kan damlayan erkek çocuğa” variolizasyon yapılmıştı. Çocuk ileride doktor olup kırsalda çalışmaya başladığında, sığır çiçek hastalığı olarak anılan rahatsızlığın “çiçekten koruyucu” olduğuna dair mandıralarda “müphem bir düşünce hakim” diye yazacaktı. Daha iyi bir yöntem olasılığı Edward Jenner’ın üzerinde güçlü bir etki yaratmıştı. Ancak yıllar boyunca hiç kimse söylentisi dolaşan tedaviyi uygulamaya koymadı; ta ki en sonunda Jenner’ın eline şans geçene kadar. 

14 Mayıs 1796 tarihinde, sekiz yaşındaki James Phipps üzerinde variolizasyon benzeri bir yöntem uyguladı. Ancak, sığır çiçeği bulaşmış olan genç bir kadından aldığı materyali kullandı. Modern aşılamanın başlangıcı sayılan uygulamanın İngilizcesi (vaccination), Latince sığır anlamındaki vacca kelimesinden geliyordu. İlk aşı karşıtları hemen öfkeli bir protestoya giriştiler. İnsanların sığırvari eğilimler göstereceği, hayvan hastalıklarına yakalanacağı ve hatta boynuz çıkaracağı gibi çeşitli korkuları vardı. Oysa variolizasyondan çok daha güvenli olduğu kanıtlanan aşılama kısa sürede tüm dünyaya yayıldı.

Çiçek hastalığı, yalnızca 20. yüzyılda yaklaşık 300 milyon kişi olmak üzere, insanları öldürmeye devam etti. Mayıs 1980 tarihinde Dünya Sağlık Örgütü başarılı bir küresel aşı kampanyası sonucunda çiçek hastalığının yeryüzünden silindiğini ilan etti. O tarihe kadar Jenner’ın aşısı birçok başka aşıya model oluşturmuştu. Aşılar hayatımızdan o kadar fazla bulaşıcı hastalığı çıkardı ki, kısa süren mutlu bir süre boyunca pandemi gibi bir şeyin tekrar yaşanabileceği olanaksız gibi görünüyordu.

Devamını National Geographic Türkiye’nin Ağustos sayısında okuyabilirsiniz.